1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Diatom (Bacillariophyceae)

Konusu 'Canlılar Dünyası - Doğa' forumundadır ve Suskun tarafından 21 Mayıs 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Diatom (Bacillariophyceae)

    Vikipedi, özgür ansiklopedi



    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    "Deniz Diatomları"

    Diatomlar (Latince: Bacillariophyceae) (Yunanca: διά (dia) = "içinden" + τέμνειν (temnein) = "kesmek",vb. "yarın kesilmek"), ökaryotik su yosunlarının fitoplanktonları oluşturan temel gruplarındandır.

    Çoğu diatom tek hücrelidir, fakat koloni veyaz zincir oluşturanları da vardır. Diatomlarda tek hücrelilerinin temel özelliği silisten oluşan dış kabuklarıdır. Bu dış katmanları nedeniyle diatomların şekilleri büyük farklılıklar gösterir, onlara değişik ve ilginç görünümler kazandırır.

    Diatomlar mükemmel mimarlardır. Kendilerine denizin içinde opalden evler inşa ederler. Bu evler, bazen parıldayan bir kozalağı, bazen bir spirali, bazen de ışıldayan kristal bir avizeyi andırır. İlginç olan ise, yirmibeşbinden fazla diatom türü olmasına rağmen hiç birisinin kabuğunun bir diğerine benzememesi.

    Tıpkı bir kar tanesinin diğerine benzememesi gibi.
    Diatomlardaki ihtişam sadece bir mücevheri andıran görünümleri ile kısıtlı değildir. Yeryüzündeki yaşamın devamı için son derece önemli görevlerde üstlenmişlerdir: Hatta yeryüzündeki en yaşamsal canlılar oldukları dahi söylenebilir...

    Dünyadaki pek çok su kitlesinin içerisinde inanılmayacak sayılarda dolanır, salınır ve yuvarlanırlar. Bir litre deniz suyundaki diatomların sayısı, on milyondan fazladır. Bu nedenledir ki denizdeki en temel yemek kaynaklarının arasında yer alırlar.
    Denilebilir ki "karada yaşayan canlılar, insanlar da dahil olmak üzere, diatomlara borçludurlar".

    Diatomlar yaptıkları fotosentez sayesinde bizim soluduğumuz oksijenin büyük bir kısmını üreten minik bitkilerdir.

    Bu altın sarısı, kahverengi renkli minik canlılara, ışık, su, karbondioksit ve gerekli besinlerin olduğu her yerde rastlayabilirsiniz. Bunun yanında bütün diatomlar suda bulunmaz. Bazları toprak üstünde, yosunlara tutunarak ağaçlarda ve hatta tuğla duvarlarda yaşayabilirler. Tabi nem varsa.

    Büyüklükleri açısından değişkenlik göstermekle beraber en büyüğü 1 milimetre çapındadır. Eğer çıplak gözle bakarsanız bir mücevhere benzeyen fiziki yapısını farkedemezsiniz. Diatomlar, fitoplankton olarak adlandırılan bitkilerin en sık rastlanan türüdür ve özellikle soğuk okyanuslarda çok sayıda bulunurlar.

    Bazıları denizin kıyısında dolaşırken içlerinden bazıları çamura dahi yerleşebilirler. Ancak çoğunluğu ışığı emebilmek için yüzeyde dolaşırlar.

    Baştada değindiğimiz gibi diatomların en etkileyici özellikleri kabuk inşa etmeleridir. Estetik değeri büyük olan bu inşaatlar önemli bir kimyasal süreç sonunda gerçekleşir: "Çözünmüş silikonu kıymetli bir taş olan opale benzeyen silikaya çevirirler". Bu dönüşüm sonucunda ortaya çıkan kabuklar inanılmaz çeşitliliğe ve mükemmel bir mimariye sahiptirler.

    Şimdi tasarım yeteneği çok iyi olan bir mimarı düşünün. Ancak bu mimarın malzeme bilgisinin yetersiz olduğunu ya da mimari tasarım yapması için gerekli malzemeyi bulamadığını düşünün. Tek başına tasarım yeteneği bir anlam ifade eder mi? Şüphesiz hayır. Oysa diatomlar ancak "simyacı hikayeleri"nde rastlanabilecek bir maharetle bir takım kimyasal düzenlemeler yapmakta ve bunların sonucunda da mükemmel eserler ortaya çıkmaktadır. Dikkat edin, burada önce kimya, ardından da mimarlık fakültesini bitirmiş üstün başarılı bir insandan bahsetmiyoruz. Bahis konusu, toplu iğne başı büyüklüğünde, sinir sistemi veya beyin oluşumu olmayan mikroskobik bir canlı.

    Bu durumda bir birinden farklı iki dalda eğitimli bir insanın bile gerçekleştirmesi şüpheliyken, diatomların tüm bunları tesadüfen gerçekleştirebilmesi mümkün müdür?

    Bir takım kimyasal dönüşümler yapıp bunlardan mimari şahaserler yapmak için gerekli bilinç, akıl ve muhakeme yeteneği herşeyin yaratıcısı olan Allah tarafından diatomlara ilham edilmektedir. Aslında ihtişam diatomlarda ya da onların yaptıklarında değil, her şeyi kusursuzca var edenindir.

    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    1702 yılında Anton van Leeuwenhoek bu küçük canlıları keşfettikten sonra, fotosentez yapıp oksijen ürettikleri için onların bitki olarak sınıflandırılmışlardı.

    Oksijen Üreten Mikro Fabrikalar

    Aslında diatomları şekilleri nedeniyle, sadece mimari harikalar olarak tanımlamak eksik bir değerlendirmedir. Üzerlerinde çok sayıda gözenek bulunur. Bu gözenekler bir yandan mimari yapıya bir incelik katarken diğer yandan da besinlerin içeriye girip gaz değişimine olanak sağlarlar. Trilyonlarca sayıdaki diatom, bu gaz değişimi sonunda kendi ihtiyaçlarının çok çok üzerinde oksijen üreterek atmosferimize bizler için değeri son derece önemli bir katkıda bulunurlar.

    Acaba diatomlar gözeneklerinin nasıl bir yapıda olması gerektiğini nereden bilmektedir? Dahası, hangi gazı hangi gaza çevireceklerini ve ürettikleri gazında diğer canlıların ihtiyacını karşılayacağını nasıl tesbit etmektedir?

    Elbette, diatomların böyle bir seçimi kendi aklı ve iradesi ile yapabilmesi mümkün değildir. Ona bu seçimi yapmayı öğreten; herşeye gücü yeten, bütün canlıları yönlendirerek, onlara yapmaları gereken şeyleri ilham eden Allah'tır.

    Denizlerdeki Besin Zincirininin En Önemli Halkası

    Besin zinciri içerisinde de yaşamsal bir rol oynarlar. Diatomlarda dünya üzerinde yaşayan başka herhangi bir canlıdan daha fazla organik madde başka bir deyişle yiyecek mevcuttur. Bazen denizin çimenleri diye adladırılan diatomlar, zooplanktonlar adlandırılan küçük canlıların temel besin kaynaklarıdır.

    Zooplanktonlar Ringa balıkları tarafından tüketilirler. Daha büyük canlılar ise ringa balıklarını tüketirler. Bunun yanında Kambur balina gibi devasa canlılar diatomları doğrudan yiyebilirler.
    Kambur bir balinın birkaç saat tok kalabilmesi içinse birkaç yüz milyar kadar diatomu yemesi gereklidir.

    Hassas Bir Planlama

    Bir diatomcunun izleyebileceği en büyüleyici anlar üremedir. Öncelikle ilaç kapsülüne benzeyen kabuk ikiye ayrılır. Daha sonra diatomun çekirdeği ikiye ayrılarak her biri yarım kabuğun içine girer. Yeni diatomlar daha sonra eksik kalan yarılarnı tamamlarlar. Kabuğun bir yarısından oluşan diatomlar biraz daha küçüktürler. Onlar bölündükçe daha da küçülürler.

    Diatomlar inanılmaz hızlarda, bazıları sekiz hatta dört saatte bir bölünerek ürereler. Bu nedenle 10 gün içerisnde bir diatomdan 1 milyar kadar diatom ortaya çıkabilir. Şüphesiz bu sonderece isabetli bir planlamadır. Şöyle ki: Bir an için diatomların dünyadaki en önemli oksijen kaynaklarından biri olmasına rağmen hızlı üreme özelliklerinden yoksun olduklarını düşünün. Şüphesiz bu durumda toplamda üretilen oksijen miktarı hep kısıtlı kalacağı için diatomların bu özellikleri hiç bir anlam ifade etmeyecekti.

    En basit bir fabrika da bile malların üretim miktarı ve hızı bir planlama gerektirir. Aksi durumda fabrika, piyasaya ya yetersiz miktarda ya da fazla fazla mal sevkettiğinden, üretim için gerekli yeni kaynak yaratamayacak ve kapanacaktır. Sırf bu nedenle Üniversitelerde üretim organizasyonu ve planlaması eğitimi verilmektedir.

    Diatomlar dünyadaki oksijen ihtiyacını karşılamak için sayılarını ne hızla arttırmalarının gerektiğini bile bilirler mi? Dahası bir ya da işletme mühendisi gibi Üre(t)me hızını, bir endüstri mühendisi gibi de bir üre(t)me yöntemi geliştire bilirler mi? Şüphesiz hayır! İnsanların bile uzun süren bir uzmanlık eğitiminden sonra ulaştığı bilgilere, diatomların evrimcilerin ileri sürdüğü tesadüfi yöntemlerle ulaşması imkansızdır.

    Akıla sahip olmayan bir mikroskobik canlının, uzun incelemeler sonucu bunu keşfettiği elbette söylenemez. Diatoma diğer canlıların oksijen ihtiyacını karşılamak için gerekli üreme hızı ve yöntemini kendisine ilham eden bir "irade sahibine" ihtiyacı vardır. Bu irade diatomun kendisine ya da doğaya ait değildir. Bu iradenin sahibi; herşeyin sahibi olan, herşeye gücü yeten, bütün canlıları yönlendiren, yapmaları gereken işleri onlara ilham eden Allah'a aittir.

    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    Diatomun bölünmesi

    Üremede Birinci Aşama


    • Stephanopyxis turris cinsi daitom üremeye aseksüel (cinsiyetsiz) bölünmeyle başlar. Tek bir çekirdeği birbirinin içine geçen kabukları vardır.
    • Çekirdek bölünürken kabuklarda ayrılır ve her bir yarım kendi içine geçek kapak kabuğu üretir.
    • Yavrulardan biri anneyle aynı büyüklükteyken diğeri daha küçüktür ve yavrularda giderek daha küçüleceklerdir.
    • Bu küçülme süreci orijinal anneden yüzde 60-80 küçülene kadar devam eder. Daha sonra eğer çevresel şartlar uygunsa seksüel çevrim başlar. Ancak şartlar olumsuzsa yavrular bölünmek imkansız hale gelene kadar küçülmeye devam eder ve sonunda o hat ölür.

    Üremede İkinci Aşama
    • İkinci üreme çevrimine giren diatomlar dişi veya erkek olabilirler. Her iki cinsinde zarla kaplı uzun kapsülleri vardır. Dişide üç yumurta oluşur ama sadece biri yaşar. Erkekte ise spermatogenia adı verilen parçacıklarda sperm üretilir.
    • Çiftleşme spermlerden birisi olgun dişiye ulaşınca başlar. Dişi kıvrılarak zarını açar ve giriş için yer açılır.
    • Döllenmiş yumurta içindeki çekirdekle küresel bir şekil alır.
    • Zarfın içerisinde çekirdeğin etrafında kabuk oluşur.
    • Zarf yırtılır, anneye çok benzeyen olgun diatom d ışarı çıkarak çevrimi tamamlar.

    İnsanların Kullanması İçin Yaratılmış İdeal Hammadde


    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    Diatomlar hızlı üremelerinin bir sonucu da okyanusların rengini yüzlerce kilometrelik alanlarda değiştirebilirler. Böyle bir durumda zamanla mevcut silikonu ve besin maddelerini tüketirler. Ve sonunda da büyük bir kısmı ölerek dibe batar. Nitekim Kuzey Pasifik ve Antartik Denizinin 30 milyon kilometre kare kadarlık bir alanının dibi ölü diatom tabakalarıyla kaplıdır. Bu tabakalar zamanla fosilleşerek diatomitleri oluşturur.

    Diatomitler ise endüstriyel amaçla kullanılırlar. Diatomid hafif ağırlığı ve gözenekleri ile ideal bir filtre yapısına sahiptirler. Bu nedenle uzay endüstrisinde kullanılabildikleri gibi, böcek öldürücü üretiminden, boya dolgusuna kadar farklı amaçlarla kullanılabilmektedir.

    Diatomların kendi besinleri bile insanlık için çok önem taşımaktadır. Fotosentez sayesinde ürettikleri minik yağ parçacığı şeklindeki besinlerini, kendi hücreleri içerisinde saklarlar. Antik zamanlardaki diatomlar öldükçe denizdeki trilyonlarcasının altına gömüldüler. Jeolojik ve biyolojik kuvvetler ise içlerindeki minik yağ parçacıklarının bir araya gelerek petrol yataklarını oluşturmalarına neden oldular.

    Bugün kullandığımız petrolün çoğu tarihöncesi denizlerde ölen diatomlar tarafından oluşmuştur.
    Diatomlar mükemmel mimarlardır. Kendilerine denizin içinde opalden evler inşa ederler. Hem de parıldayan kozalaklar, spiraller, yıldızlar ve avizeler şeklinde. 25 binden fazla diatom türü olmasına rağmen hiç birisinin kabuğu bir diğerine benzemez. Her biri adeta yaşayan bir mücevherdir.

    Diatomlar o kadar enfestirlerdir ki aynı zamanda muhteşem önemli olduklarına inanmak çok güçtür. Hatta yeryüzündeki en yaşamsal bitkiler oldukları dahi iddia edilebilir. Dünyadaki pek çok diatom su içerisinde inanılmayacak sayılarda dolanır, salınır ve yuvarlanırlar. Bir 1 cm3 deniz suyunda, bu minik canlılardan on bin tanesi yaşar.

    Karada yaşayan canlılar, insanlar da dahil olmak üzere, hayatlarını bir anlamda diatomlara borçludurlar. Çünkü onlara yaptıkları fotosentez sayesinde bizim soluduğumuz oksijenin büyük bir kısmını üretirler.
    Bu altınsarısı, kahverengi algler ışık, su ve karbondioksit ve gerekli besinlerin olduğu her yerden fırlarlar. Tüm diatomlar suda bulunmaz. Bazları toprak üstünde, yosunlara tutunarak ağaçlarda ve hatta tuğla duvarlarda bile nem varsa yaşarlar.
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    Diatomlar büyüklükleri açısından değişkenlik göstermekle beraber en büyüğü 1 milimetre çapındadır. Çıplak gözle bakıldıklarında görünüşleri pek etkileyici değildir. Diatomlar soğuk okyanus sularında da çok sayıda bulunurlar. Hatta bazıları denizin kıyısında dolaşırken içlerinden bazıları çamura dahi yerleşerek burlarda yaşayabilirler.

    Ancak büyük çoğunluğu ışığı emebilmek için yüzeyde dolaşırlar.
    Diatomların en etkileyici özelliği inşa ettikleri kabuklarıdır. Simyacılar gibi çözünmüş silikonu kıymetli bir taş olan opale benzeyen silikaya çevirirler. Bu cam benzeri kabuklar inanılmaz çeşitliliğe ve mükemmel bir mimariye sahiptirler.

    Bazılarını üzerinde hem yapıyı incelten hem de besinlerin içeriye girip gaz değişimine olanak sağlayan gözenekler mevcuttur. Trilyonlarca sayıdaki diatomlar kendi ihtiyaçlarının çok çok üzeinde oksijen üreterek atmosferimize önemli katkıda bulunurlar.
    Besin zinciri içerisinde de yaşamsal bir rol oynarlar.

    Diatomlarda dünya üzerinde yaşayan başka herhangi bir canlıdan daha fazla organik madde başka bir deyişle yiyecek mevcuttur. Bazen denizin çimenleri diye adladırılan diatomlar zooplanktonları oluşturan küçük vejeteryan canlıların temel besin kaynaklarıdır. Zooplanktonlar da daha büyük türler için besin kaynağı olan ringa balıkları tarafından tüketilirler.

    Kambur bir balinın birkaç saat tok kalabilmesi içinse birkaç yüz milyar diatom gereklidir.
    Diatomların kendi besinleri bile insanlık için çok önem taşımaktadır. Fotosentez sayesinde ürettikleri minik yağ parçacıkları şeklindeki besinlerini hücreleri içerisinde saklarlar. Antik zamanlardaki diatomlar öldükçe denizdeki trilyonlarcasının altına gömüldüler.

    Jeolojik ve biyolojik kuvvetler ise içlerindeki minik yağ parçacıklarının bir araya gelerek petrol yataklarını oluşturmalarına neden oldular. Bugün kullandığımız petrolün çoğu tarihöncesi denizlerde üzerlerine güneş ışıdığı için ölen diatomlar tarafından oluşmuştur.

    Ditaomlar ilk kez 1702 yılında oları küçük hayvancıklar olarak düşünen mikroskopinin ilk liderlerinden olan Anton van Leeuwenhoek tarafından keşfedilmişlerdir. 19 yüzyılda ise biologlar fotosenez yaptıkları için onların bitki olduklarına karar vermişlerdir.

    Bir diatomcunun izleyebileceği en büyüleyici anlar üremedir. Öncelikle ilaç kapsülüne benzeyen kabuk ikiye ayrılır. Daha sonra diatomun çekirdeği ikiye ayrılarak her biri yarım kabuğun içine girer. Yeni diatomlar daha sonra eksik kalan yarılarnı tamamlarlar.
    Ancak bir sorun vardır.

    Kabuğun bir yarısından oluşan diatomlar biraz daha küçüktürler. Onlar bölündükçe daha da küçüleceklerdir. Bu şekilde kabuklar gerekli hücre parçalarını barındıramayacak kadar küçüleceklerdir. Bu nedenle pek çok tür nadiren seksül üremeyi de gerçekleştirirler.

    Diatomlar inanılmaz hızlarda, bazıları sekiz hatta dört saatte bir bölünerek ürereler. Bu nedenler 10 gün içerisinde 1 milyar sayıya ulaşabilirlar. Sayılarından dolayı okyanusların rengini yüzlerce kilometrelik alanlarda değiştirebilirler.

    Zamanla mevcut silikonu ve besin maddelerini tüketirler. Büyük bir kısmı ölerek dibe batar. 300 metre derinliğinde bir tabakayı deniz yüzeyinde oluşturabilirler. Kuzey pasifik ve antartik denizinin 30 milyon kilometre kare kadarlık bir alanının dibi ölü diatom tabakalarıyla kaplıdır.

    Milyonlarca yıl içerisinde . okyanuslar yükselir ve kıtalar kayar. Bu tabakalar ise zamanla fosilleşerek diatomitleri oluşturur.
     

Sayfayı Paylaş