1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Dikkat Dikkat Alkolsüz-Alkollü-alkolizm

Konusu 'Öğrenci Salonu' forumundadır ve duurm68 tarafından 18 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. duurm68

    duurm68 Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2008
    Mesajlar:
    82
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    180
    Yer:
    ankara
    Banka:
    0 ÇTL
    Her Şey İlk Kadehle Başlar

    HERKES çok içki içmenin vücuda zararlı olduğunu kesinlikle kabul eder. Ama Ancak bazıları; “Evet, şüphesiz içki içmek zararlıdır. Ancak bu çok fazla içilirse meydana gelir. Az içilirse zararı olmaz” derler. Böyle söyleyenler ve buna inananlar, ancak kendilerini aldatırlar. Bugün kesin deliller göstermiştir ki, içki az miktarda da alınsa, kesinlikle vücuda zararlıdır. Hatta beyin hücrelerinde ve vücudun diğer taraflarında bulunan hücrelerdeki tahribat ilk alınan içki ile başlamaktadır.
    Alkolün vücuttaki akıbeti

    Bir yudum bira veya şarap içen bir şahsa en çok tesiri olan unsur, içkinin yapısında bulunan ve suda çok çabuk eriyen etil alkoldür. Etil alkol o kadar süratle erir ki, içilen her yudum alkolün bir kısmı, daha yutmadan önce, dil ve diş etleri arasından doğruca kana karışır. Alkolün geri kalan kısmı da ne parçalanır, ne de normal yiyecekler gibi hazmolur. O da mideden ve ince bağırsaklardan süratle kana karışır. Alınan alkolün kalın bağırsaklara geçişi pek enderdir. Bu emilme o kadar çabuk olur ki içki ile doldurulan bir midedeki alkolün % 9O’ı, bir saatte kanın içerisindedir. Kanda erimiş olan alkol, kısa bir zamanda vücudumuzdaki bütün organlara, bilhassa beyin gibi yüksek su ve kan içeren organlara gider.

    Fizyoloji bilginleri uzun süreden beri içkinin birçok bilinen tesirlerinin, alkolün beyindeki faaliyetlerinden ileri geldiğini biliyorlardı. Hatta onlar, kana karışan alkolün miktarı ile beyinde etki ettiği alan arasında bir alâka olduğunu buldular. Meselâ 70 kiloluk bir adam, aç karnına iki şişe bira içerse, kanında eriyen alkolün miktarı % 0.05’i (onbinde beş) bulur. Kandaki bu miktar alkol ile beynin dış yüzeyinin, bilhassa endişe ve merakla alâkalı merkezlerin normal faaliyeti zarar görür. İçki içen kimseye yalancı bir iyilik hâli verir. Tıpta buna ‘öfori’ denir. Bu durumda şahsın kendi kendisini kontrol mekanizması kaybolmuştur. Sarhoş gelişigüzel ve abuk sabuk konuşmaya başlar. Yaptığı her işin en iyisini yaptığına emindir. Meselâ bir sarhoşa daktiloda yazı yazdırsanız, (sarhoş olmadan önce iyi yazsa da); hatalarla dolu bir yazıyı önümüze getirecektir. Ama o, en hatasız bir yazı yazdığını zanneder. Ayrıca bu devrede otomobil kullanan şoförlerin kaza yapma ihtimali artmıştır. Bu ihtimal, sarhoşluk arttıkça daha da artacaktır.

    fiayet bir sarhoş, kanındaki alkol nisbeti binde bir yükselecek kadar içki kullanırsa, beynin arkasında bulunan motor merkezlerdeki faaliyet bastırılacaktır. Bu ise şahsın adalelerine hâkim olabilme kabiliyetinin yavaş yavaş kaybolmasına yol açacaktır. fiayet kandaki alkol nisbeti binde iki yükselirse, orta beynin daha derin kısımları tesir altında kalacak ve sarhoşu bir rehavet basacaktır. Alkol nisbeti binde beş’i geçerse, beynin en alt kısmındaki solunum merkezleri felce uğrayacak ve sarhoş baygınlığın ardından hayatını kaybedecektir.

    Kılcal damarların tıkanması

    Alkolün beyin üzerindeki bu zincirleme tesirlere ne şekilde sebep olduğu meselesi fizyoloji bilginleriniuzun müddetten beri uğraştırıyordu. 1940 yılından bu yana sayıları çoğalan araştırmacılar, alkolün bu tesirlerinin direkt değil, dolayısıyle olduğunu anladılar. fiöyle ki, beyin hücreleri, normal faaliyetlerinin devamı için, bütün vücut hücrelerinde olduğu gibi, oksijene muhtaçtırlar. İşte alkol, beyin hücrelerini oksijenden mahrum ederek, beynin farklı kısımlarına etki eder. Bu teori kuvvetli desteğini şu misâlde bulur: Çeşitli çalışmalar göstermiştir ki, bir pilot 2700 metrenin üzerine çıkınca, âdeta sarhoş bir şahsın hâline benzer uyuşukluk hâlini hissedebilir. Aynı pilot, oksijen maskesi takmadan 5400 metrenin üzerine çıkacak olursa, oksijensizlikten solunum merkezinin faaliyeti duracak ve pilot hayatını kaybedecektir.

    Güney Carolina Tıp Üniversitesinden Prof. Dr. Melvin H. Knisley ve çalışma arkadaşları, yaptıkları çeşitli tecrübelerle alkolün beyin hücrelerini nasıl oksijenden mahrum ettiğini göstermişlerdir.

    Normal ve sıhhatli bir insanda kalb, kanı atar damarlardan geçirerek vücudun bütün organlarına yayılan çok ince kılcal damarlara kadar pompalayacak biçimde yaratılmıştır. Kılcal damarlarda seyreden alyuvarların taşıdığı oksijen, dokulara verilir ve dokularda birikmiş artıklar ve karbondioksit kana geçer. Bu oksijen ve karbondioksit alış verişinin devamı ile dokuların hayatiyeti devam eder. Sıtma ve tifo gibi elliden fazla hastalık tipinde ise, bazı sebeplerden dolayı alyuvarların kümeler hâlinde pıhtılaşmasından dolayı ince olan kılcal damarlar tıkanır. Neticede dokular oksijensiz kalır ve dokulardaki hücreler ölürler.

    İçki ve göz

    İşte alkol, yukarıda bahsi geçen hastalıklardakine benzer mekanizma ile, kapillerde tıkanmaya, dolayısıyle oksijensiz kalan o bölgelerdeki dokularda bulunan hücrelerin ölümüne yol açmaktadır. Dr. Knisley, çalışmasında göz küresi saydam tabakasının hemen altında yayılmış bulunan kılcal damarları ışıklandırmıştı. Böylece, bu araştırmacı, insanda görülen elliden fazla hastalıklarda, kanda pıhtılaşma ve kılcal damarlarda tıkanma olduğunu tesbit etti. Araştırıcının en enteresan tesbiti ise, alkolle ilgili idi. Dr. Knisley, alkol verdiği hayvanlarda da bu pıhtılaşmayı gördü. Öyle ki, hayvana verilen alkol yüzdesi arttıkça, gözün kılcal damarlarında deveran eden kandaki alyuvarlarda da, pıhtılaşma oranı artmakta idi.

    Dr. Knisley ve arkadaşları, özel bir hastanede yatan alkol ile zehirlenmiş hastaları 17 ay gibi uzun bir zaman süresince incelemeye tâbi tuttular. Hasta yatırıldığı zaman araştırmalarda objektif olabilmek ve sonra kandaki alkol yüzdesini ölçmek için, hastadan kan aldılar. Gruptan iki kişi, hastanın göz kılcal damarlarını dikkatle incelediler. Netice olarak da, kandaki alkol miktarı arttıkça, gözdeki kılcal damarlarda kan akış hızının yavaşladığını buldular. Kandaki alkol yüzdesi arttıkça, tıkanmış kılcal damar sayısı da artmaktadır. Alkol yüzdesi en yüksek olanlarda, önemli sayıda kılcal damarlar tahrip olmakta ve gözde kanlanmalar oluşmaktadır.

    Beyin ne durumda?

    Normal olarak bir insan beyninde, milyarlarca sinir hücresi (nöron) bulunur. Bu hücrelerin bir özelliği doğumdan sonra, ölüme kadar sayılarının sabit kalmasıdır. Yani sinir hücreleri doğumdan sonra sayıca çoğalmazlar. İşte, yukarıda bahsedildiği gibi, alkol göz yuvarlağındaki kılcal damarları tıkayıp hücrelerde ölüme sebep olduğu gibi, beyinde de aynı neticeye sebep olmaktadır. İlk kadeh içkide dahi, beyinde bazı kılcal damarlarda tıkanmaya, dolayısıyla de birkaç bin sinir hücresinin oksijensizlikten ölümüne yol açmaktadır. Bu içki alışkanlığı devam ederse, alkol, beyinde telâfisi kesinlikle mümkün olmayan, milyonlarca sinir hücrelerinin ölümüne yol açacaktır.

    Dr. C. B. Courville isimli meşhur bir nöropatolog, alkolün sinir sistemi üzerindeki tesirlerini, Effects of Alcohol on the Nervous System of Man isimli kitabında neşretmiştir. Bu araştırıcı, kendi otopsi incelemelerine dayanarak, uzun seneler alkol almış şahısların beyinlerinin, adeta içine su çekilmiş sünger gibi ödemli (sıvı birikmiş) olduğunu söylemiştir. Ayrıca aynı kişilerin beyinlerinde çok sayıda küçük kanama odakları olduğunu, damarlarda fazlaca bir kan birikimi bulunduğunu da belirtmiştir. Dr. Courville, alkolik şahısların beyinlerinin kanamaya daha müsait olduğunu, normal şahısları öldürmeyecek darbelerde bile alkoliklerin öldüğünü kaydediyor.

    Alkolizm ve delilik

    Norveçli psikiyatrist Dr. Otto Haugh, kendi geliştirdiği çalışmalarıyla, alkolik şahısların beyinlerindeki tahribatı açıkça göstermiştir. Bu şahıs, özel bir metodla, lokal anestezi altında omurilikten az miktarda beyin omurilik sıvısı almakta ve bunun yerine beyine zararı olmayan hava vermektedir. Hava, beyin boşluklarındaki sıvının yerini almakta, beyin hudutları görülmektedir. Alkolik şahıslarda beyindeki bu boşlukların büyüdüğü, röntgen filminde farkedilmektedir. Bu alkolik beyninin tükenmesi değil de nedir? fiaşırtıcı bir sonuç, bira içenlerde beyin hasarının, alkol yüzdesi en fazla içkilerden olan viski içenlerdeki kadar, hatta daha fazla olması idi.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde akıl hastanelerine yatırılan hastaların büyük ekseriyeti orta veya uzun müddet içki içtiklerine dair hikâye vermektedirler. Psikiyatrik hastalardan, alkolizm hikâyesi olanlar kesinlikle bilinmemekle beraber, % 25-33 oranında olarak tahmin edilmektedir. Alkol alanlar, kendi kendilerini deliliğe hazırladıklarını unutmasınlar.

    Karaciğer ve diğer organlar

    Hekimler, karaciğer siroz hastalığının alkoliklerde, içki içmeyenlere göre, sekiz misli daha fazla görüldüğünü çoktan beri biliyorlardı. Ancak bunun sebebi Dr. Knisley’in grubunun çalışmalarıyla anlaşılmıştır. Alkol beyinde yaptığı gibi, karaciğer ve diğer organlarda da kılcal damarların tıkanmasına yol açmaktadır. İşte devamlı içki kullanan şahısların organları, oksijen yokluğundan dolayı hücrelerin ölmesine sebep olmakta, bu da çeşitli bozukluklar hâlinde kendisini göstermektedir.

    SONUÇ

    Bütün bu anlatılanlar bize ne söylüyor: “Alkolün azı da çoğu da zarardır” demiyor mu? Ve dinimizin, “Çoğu haram olanın azı da haramdır emrini” hatırlatmıyor mu?
     

Sayfayı Paylaş