1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Diksiyon Bozukluklarının Nedenleri

Konusu 'Dilimizi Doğru Kullanalım' forumundadır ve Suskun tarafından 24 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Diksiyon Bozukluklarının Nedenleri​


    a. Telâffuz (söyleyiş/boğumlanma) Bozuklukları
    Seslerin uygun çıkaklarına göre söylenmemesiyle oluşur. Konuşma dilinin sesleri, İstanbul ağzının seslerinden oluşmalı; yöresel (mahallî) sesler çıkartılmamalıdır.
    Örneğin: Üç tip "k" sesinden söz edilebilir. Bunlardan ön damakta oluşan "k" (teK) ve art damakta oluşan "q" (taQ) seslerinden başka Anadolu ağızlarında gırtlağa yakın bir yerde boğumlanan bir "q'" sesi de vardır.
    Yazı dilinde (Standart Türkçe) yalnız ilk iki "k" sesi vardır. Doğal olarak bu seslerin yanlış yerlerde kullanılması bir diksiyon bozukluğudur.


    b. Vurgu Yanlışları
    Vurgunun yanlış yere kaymasıyla ortaya çıkar. Vurgu, söze değer katar; dinleyicinin dikkatini çekerek anlamın kavranmasını kolaylaştırır; sesi, söyleyişi, sözdeki ezgiyi canlandırır. Vurgusuz bir konuşmada anlam yeterince belirmez ya da gereken etki sağlanamaz.
    Vurgu yanlışlığı, anlamı değiştirebilir. Dilin en karmaşık ve keşfedilemeyen gizemlerinden biri olan vurgu konusunda var olan kurallar, şu ana kadar bütünüyle ortaya konulamamıştır.

    c. Yanlış Tonlama
    Ses titreşimlerinin yükselip alçalması anlamına gelen tonun, cümle akışında uygun biçimde kullanılmamasıdır.
    Tonlama, konuşma dilinde vardır, yazı dilinde yoktur. Çünkü tonlama, sese dayanan bir söyleyiş kuralıdır. Konuşmanın anlamını belirginleştirmek, duygulara açıklık kazandırmak için kelimeler, daha çok da ilk heceler; ezgili, canlı söylenir. Bu tür söylenişe Ton denir.

    Tonlama, özellikle şu cümlelerde kendini daha çok belirginleştirir:

    (1) Emir cümlelerinde
    "Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
    Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır" (Tevfik Fikret'ten)

    (2) Soru cümlelerinde
    "Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım?"
    "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ" (Mehmet Âkif ERSOY'dan)

    (3) Ünlem cümlelerinde
    "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!"
    "Ne mutlu Türküm diyene!.." (Kemal ATATÜRK'ten)
    Beş çeşit tonlama yapılabilir:
    (1) Düz
    (2) Yükselen
    (3) Alçalan
    (4) Yükselip alçalarak dalgalanan
    (5) Alçalıp yükselerek dalgalanan
    "En iyi, denizde yüzme öğrenilir.",
    "Sağlam, lâstik tamiri yapılır."

    Yukarıdaki cümlelerde ortaya çıkabilecek "en iyi deniz", "sağlam lâstik tamiri" gibi bir algılamayı, ancak doğru yapılmış bir tonlama önleyebilir.

    ç. Ulama Yanlışları
    Söz içindeki heceler arasında belli belirsiz duraklar vardır. Sesler, heceler hâlinde çıkarılmasına karşılık bu duraklar konuşma esnasında hissedilmez. Türkçede temel kural, ünsüzle biten hecelerden sonra ünlü ile başlayan bir hecenin gelmesi durumunda, hecenin sonundaki ünsüzün sonraki heceye ulanmasıdır:
    Örnekler:
    dü-şün- > dü-şü-ne-rek
    ça-lış-kan > ça-lış-ka-nın
    Doğal olarak, yazıda ayrı kelimeler hâlinde görülen cümleler de, söyleyişte farklı biçimlerle ortaya çıkar.

    "İşinden eve dönen Ali yemekten önce duş aldı." cümlesinin söylenişi
    "İşinde/ neve/ döne / nAli/ yemekte/ nönce du/ şaldı." şeklindedir.

    Bir cümle içinde söylenen kelimeler arasındaki duraklar ve ulamalar ancak o dilin konuşurları tarafından hissedilebilir. Birkaç kelimenin birleşerek tek bir kelime hâline gelmiş gibi işitilmesi ulamanın sonucudur.
    Açık ve net konuşabilmek endişesiyle her sözden sonra duraklanması, ulama yapılmaması kesik kesik bir konuşmaya yol açmaktadır. Bu da dilin doğal yapısına aykırıdır ve dolayısıyla bir diksiyon bozukluğudur. Nitekim, böyle bir konuşma, dinleyenlerde olumsuz ve rahatsız edici bir tepki yaratır.

    d. Tekdüzelik
    Sesin cümledeki anlama göre perdelenmemesi, iniş çıkışlar göster-memesidir.

    e. Yersiz Durgu ve Duraklar
    Vurgunun, anlamın, tonlamanın gerektirmediği yerlerde yapılan duraklamalardır.

    f. Sesleri ve Heceleri Yutma
    Türkçe’de yazılan bütün harfler, kendi ses değerleriyle seslendirilmelidir. Bu seslerden bazılarını yutmak, söylememek bir diksiyon hatasıdır. Standart Türkçe'de (İstanbul ağzında) kalıplaşmış kimi kelimeler dışında genellikle acelecilikten kaynaklanan seslerin ya da hecelerin söylenmemesi yanlıştır.

    Örnekler:
    "dağa" yerine "daa"
    "yağı" yerine "yayı"
    "daha" yerine "daa"
    "geliyor" yerine "geliyo"


    6. KONUŞMADA HIZ

    Olağan konuşmalarda konuşma hızı (tempo) dakikada 125-175 kelime arasında değişir. Konuşmadaki ünlü sesler tonu meydana getirir. Bir ünlünün telâffuzu sırasında geçen süreye hece uzunluğu adı verilir. Hece uzunluğuna dikkat eden bir konuşmacı doğru yoldadır.
    Konuşurken yapılan duraklamalar da büyük önem taşır. Dinleyenlere anlama fırsatı vermek, söyleneni vurgulamak, dinleyicilerden tepki beklemek amacıyla duraklanabilir. Bu duraklar, normal olarak kelime aralarında ve cümle sonlarında yapılan duraklardan daha uzun sürelidir. Konuşmacı, bunların süresini istediği gibi ayarlayabilir. Bütün bunlar da konuşma hızını etkiler. Sonuçta, 125-175 kelime / dakikalık bir hız normal kabul edilir. Bunun üzerindeki ya da altındaki hızlar, iyi bir konuşmacıya ait özellikler değildir.

    7. KONUŞMADA TARTIM
    Söz, duraklama, hece uzunluğu ve vurgunun birleşmesiyle ortaya çıkan düzenlemeye tartım adı verilir. Herkesin kendisine özgü bir tartımı vardır. Tartım, hareketi ve canlılığı ya da tersine durgunluğu ve cansızlığı ortaya koyabilir. Kelimelerin; yaya yaya, uzata uzata ya da kesik kesik, kopuk kopuk söylenmesi bir tartım kusurudur.

    8. SOLUNUM VE SESLENME
    Doğru bir solunum, iyi bir seslendirmenin temel şartıdır. Üç türlü soluma vardır:
    a. Üst göğüsten soluma
    b. Göğüs boşluğundan soluma
    c. Diyaframdan soluma
    İyi bir seslendirme için en elverişsiz soluma, üst göğüsten yapılandır. Akciğerlerin en büyük ölçüde genişlemesini sağlayan, en çok hava depolayan, denetimi kolay ve ses mekanizması üzerinde olumsuz hiçbir etkisi bulunmayan soluma, DİYAFRAMDAN SOLUMA' dır.

    9. VÜCUT DİLİNİN KULLANILIŞI
    “İyi bir görünüş, sessiz bir tavsiyedir.”
    Vücut dilinin iyi kullanılmasında dikkat edilecek özellikler:
    a. Aşırı derece dikkat çekici olmamak kaydıyla temiz ve güzel giyime sahip bulunma.
    b. Konuşma yerine, izleyicilere ruhen yaklaşma yöntemini benimseme.
    c. Konuşma boyunca sakin ve rahat bir duruşu koruma.
    ç. Sıkıcı hareketlerden kaçınma.
    d. Konuşurken alçakgönüllü olduğunu hissettirme.
    e. Konuşurken dinleyici ile göz temasında bulunma.
    g. Jest ve mimikleri uyumlu olarak kullanma.

    “Konuşma ruhun aynasıdır;
    insan ne olduğunu konuşurken gösterir.”
     

Sayfayı Paylaş