1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Dil Sınavları İçin En Önemli 1000 Kelime

Konusu 'Yabancı Dil Eğitimi-The Foreign Language Education' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 12 Ağustos 2010 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    1. abandon = (1) (birini) terk etmek (= leave) (2) bir şeyden vazgeçmek (= give up)
    2. abbreviate = (1) kısaltmak, özetlemek (2) (matematikte) sadeleştirmek
    3. abolish = (toplumdaki tabuları) yıkmak, sona erdirmek (= do away with)
    4. absorb = içine çekmek, emmek
    5. abstain from = (alkol, ilaç vb) --- den sakınmak/ uzak durmak (=avoid from) !
    6. abundance = bolluk, bereket
    7. abundant = bol, bereketli
    8. accelerate = hızlandırmak, ivme kazandırmak *** accelerator = gaz pedalı
    9. accept = kabul etmek, razı olmak
    10. access = erişmek, ulaşmak
    11. accessible to = ulaşılabilir, erişilebilir
    12. accommodate = (misafir, konuk vb) ağırlamak (= put up)
    13. accompany = (1) eşlik etmek, arkadaşlık etmek (= escort) (2) beraber bulunmak ya da bir arada gözükmek (* Pain and fever accompany inflammatory diseases)
    14. accomplish = başarmak (= achieve)
    15. accumulate = (1) birikmek, çoğaltmak (2) biriktirmek, yığmak
    16. accuracy = doğruluk, kesinlik
    17. accurate = doğru, hatasız, eksiksiz bir şekilde (= precise, correct)
    18. accurately = doğru, hatasız, eksiksiz bir şekilde (= precisely, correctly)
    19. accuse (of) = birini bir şeyle suçlamak, itham etmek
    20. achieve = başarmak, yerine getirmek
    21. acknowledge as = (1) kabul etmek, --- olarak tanımak (2) (mektup, mesaj vb) aldığını gönderen kişiye bildirmek
    22. acquainted with = aşina olmak, haberdar olmak (= familiar with)
    23. acquire = (dil, miras, huy vb) edinmek, kazanmak (= obtain, attain) (*She acquired a huge fortune.) (* I acquired Turkish but I learned English in school.)
    24. acquisition = edinim
    25. activity = faaliyet, aktivite *** activist = bir fikrin aktif destekçisi (= supporter)
    26. adapt = bir şeye uyarlamak, uydurmak ( = adjust)
    27. addict = bağımlı, tiryaki *** drug addict = eroin bağımlısı
    28. addiction to = bağımlılık, tiryakilik
    29. addition = ilave, ek
    30. additionally = ayrıca, bunun yanı sıra, buna ilaveten (= furthermore, moreover)
    31. adequately = yeterli bir şekilde (= sufficiently)
    32. adjust = (1) uyarlamak (= adapt) (2) alışmak (= get used to)
    33. adjustment = düzeltme,intibak, uyma
    34. administer = (1) idare etmek, yönetmek (2) (damardan ilaç vb) vermek, sağlamak
    35. admire = hayran olmak
    36. admit = kabullenmek, itiraf etmek
    37. adopt = (1) evlat edinmek (= take up) (2) (önlem, tedbir vb) almak (adopt measure) (3) (başkasına ait bir şeyi) benimsemek (dil, din vb)
    38. adore = çok sevmek, tapmak
    39. adverse = zıt, kötü
    40. advocate = (1) savunmak (= defend) (2) desteklemek (= support)
    41. affect = etkilemek (= influence)
    42. aggravate = gittikçe kötüye gitmek, fenalaşmak (= deteriorate, worsen)
    43. aggressive = saldırgan
    44. aid = yardım etmek (= help)
    45. alien (to) = yabancı
    46. alongside = yanında, bitişiğinde (beside, next to)
    47. alter = değiştirmek (= change)
    48. alteration = değişiklik
    49. amazing = şaşırtıcı, hayran bırakıcı (= astonishing)
    50. amend = değişiklik yapmak (kanunda düzenleme yapmak anlamındaki gibi)
    51. amendment = değişiklik, (kanun vb) üzerinde değişiklik yapmak (= alteration)
    52. amusing = eğlenceli, zevkli
    53. announce = anons etmek, ilan etmek (= give out, declare)
    54. anticipate = ummak, beklemek
    55. apologize = özür dilemek (apologize to someone for something)
    56. appalling = korkunç (= dreadful, horrendous)
    57. appointment = (1) atama, tayin (2) randevu (= rendezvous)
    58. appreciate = (1) takdir etmek, değerini bilmek (2) anlamak, farkına varmak
    59. approach = (1) (zaman/ mesafe bakımından birine/bir şeye) yaklaşmak (* Do not approach with fire! (2) (bankaya/yüksek bir mevkiye vb) müracaatta bulunmak, ricada bulunmak (* She approached the bank for a loan)
    60. appropriately = uygun olarak (= suitably)
    61. approve of = onaylamak, uygun bulmak, tasvip etmek
    62. arrange = düzenlemek, ayarlamak (toplantı, randevu vb)
    63. artefact = insan eliyle yapılmış (sanat)
    64. ascend = yukarı çıkmak, yükselmek, tırmanmak (= go up / climb up)
    65. ask for = ricada bulunmak, bir şey istemek
    66. aspire = şiddetle arzu etmek, çok istemek (* I've always aspired to be a singer)
    67. assemble = (1) bir araya getirmek, toplamak (= gather) (2) monte etmek (= put up)
    68. assess = değerlendirmek (= evaluate)
    69. assign = atamak, tayin etmek, görevlendirmek (= appoint)
    70. assist somebody in something = birine bir konuda yardım etmek
    71. associate = (zihninde insanlar/eşyalar arasında) çağrışım yapmak, çağrıştırmak (* I always associate the smell of baking with my childhood.) (2) (kötü yolda olan veya kötü alışkanlıkları olan insanlarla) arkadaşlık yapmak, düşüp kalkmak (* Don't associate with those glue-sniffers.)
    72. assume = (1) elinde delil olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek veya kabul etmek, farz etmek (= conclude) (2) (sorumluluk/vebal vb) üstlenmek, üzerine almak (= take on) (* I temporarily assumed the responsibility for her)
    73. assure = birine teminat vermek, emin kılmak, garanti vermek
    74. astonishment = şaşırtmak, şaşırmak (= amazement, bewilderment)
    75. attach = iliştirmek, eklemek (= enclose)
    76. attack = saldırmak, saldırı
    77. attain = elde etmek, erişmek (= gain, obtain)
    78. attainment = ulaşmak, erişmek
    79. attend = iştirak etmek, katılmak
    80. attribute = (bir sebebe/nedene) dayandırmak (= base on/upon)
    81. auditorium = dinlenme/izleme salonu, seyircilerin oturduğu bölüm
    82. available = mevcut, var olan
    83. avert = (1) olmasını önlemek (2) başka yöne çevirmek (trafik akışını vb)
    84. avoidable = kaçınılabilir, engellenebilir
    85. award = ödül
    86. backward = geri kalmış, geriye doğru
    87. badly in need of = bir şeye/birine çok muhtaç olmak
    88. barely = (1) hemen hemen hiç, neredeyse hiç (2) güçlükle (= hardly, scarcely)
    89. bargain = (1) pazarlık, anlaşma (2) pazarlık etmek (3) kelepir, ucuz eşya
    90. barren = kurak, verimsiz (= infertile, arid)
    91. basic = temel (= essential, fundamental)
    92. bazaar = pazar, alışveriş yeri
    93. behave = davranmak
    94. believe = inanmak
    95. belongings = birinin kişisel eşyaları (= possessions)
    96. beloved = sevgili, hazret
    97. bitingly satirical = aşırı alaycı, insafsızca eleştirme
    98. bizarre = tuhaf, acayip (= strange, weird)
    99. blanket = battaniye
    100. blaze = (1) ateş, alev, yangın (2) parlamak
    101. bolt = fırlayıp kaçmak, tabanları yağlamak
    102. branch = dal, branş
    103. break off = (nişan, nikah vb) bozmak, ayrılmak
    104. breed = (1) (hayvan için) doğurmak, yavrulamak (2) hayvan yetiştirmek
    105. bribery = rüşvet *** offer bribes = rüşvet teklif etmek
    106. bride = gelin
    107. brief = kısa, öz *** in brief = kısaca, öz olarak
    108. bring up = (1) çocuk büyütmek (2) kusmak (3) ortaya (konu vb) atmak
    109. broadcast = (radyo, televizyon, hava durumu için) yayın
    110. Broadly speaking = Genel konuşmak gerekirse (= generally, mostly)
    111. broil = ızgara yapmak, kavurmak
    112. bullfight = boğa güreşi
    113. bully = (1) kabadayı, zorba (2) kabadayılık yapmak, zorbalık yapmak
    114. burial = gömü, gömme
    115. burn = (1) yakmak (2) yanmak
    116. button = düğme
    117. calculator = hesap makinesi
    118. call for = talep etmek, istemek (= demand)
    119. calm = sakin
    120. can't take one's eyes off = gözlerini birinden veya bir şeyden alamamak
    121. cancel = iptal etmek (= call off)
    122. captivating = büyüleyici (= enchanting, fascinating)
    123. captive = tutsak, esir
    124. captivity = tutsaklık, esaret
    125. capture = yakalamak, ele geçirmek, tutsak etmek (= apprehend)
    126. careless = dikkatsiz
    127. carry out = (çalışma, deney, anket vb) yürütmek, icra etmek (= fulfil, conduct)
    128. carve = (1) (tahta vb) oymak (2) (et vb) kesmek
    129. casually = günlük, sıradan, havadan sudan
    130. caution = uyarı, dikkat
    131. cease = sona erdirmek, durdurmak ( cease-fire= ateşkes)
    132. ceaseless = aralıksız, durmadan (= non-stop)
    133. celebration = kutlama
    134. celebrity = ünlü
    135. census = nüfus sayımı
    136. ceremony = tören
    137. charge (with) = --- ile yargılamak (mahkemede) (= try)
    138. circulate = dolaşmak, dolaştırmak, deveran etmek (vücuttaki kan vb)
    139. circulation = (1) dolaşım (2) gazete tirajı, günlük satış oranı
    140. cite = örneklemek, adından bahsetmek, değinmek (= refer to, mention)
    141. citizen = vatandaş *** Citizenship = Vatandaşlık
    142. clarify = açıklamak (= explain)
    143. claw = pençe, hayvan pençesindeki kıvrık tırnak
    144. clearance = (1) mağazayı boşaltma, malları elden çıkarma, tasfiye (2) izin, yeşil ışık
    145. close = (sıfat) yakın
    146. closed = kapalı
    147. closure = (1) kapanış (2) iflas
    148. coincide with = aynı zamana denk gelmek/tesadüf etmek (= fall on the same date)
    149. collapse = (1) (bina vb için) çökmek (2) bayılmak
    150. collapsible = katlanabilir (kanepe vb)
    151. collar = (1) yaka (2) tasma
    152. colleague = iş arkadaşı
    153. collide with = çarpışmak (= crash into)
    154. commence = başlamak (= start) *** commencement speech = açılış konuşması
    155. comment on = yorum yapmak (= interpret)
    156. commercial = ticari
    157. commit = (1) (intihara vb) kalkışmak, yeltenmek (2) (suç, cürüm) işelemek (3) (kendini işine, ailesine vb) adamak (= devote)
    158. commit = kalkışmak, yeltenmek *** commit suicide = intihar etmek
    159. common = (1) ortak (2) sıradan, yaygın *** in common with = --- ile ortak nokta
    160. commonplace = yaygın, sıradan (= ordinary, usual)
    161. commuter = ev ile iş arasında mekik dokuyan/gidip gelen
    162. companion = dost, arkadaş
    163. company = (1) arkadaşlık, dostluk (2) şirket
    164. compel = zorlamak, mecbur bırakmak (= force, oblige)
    165. compensation for = (1) tazminat ödemek (2) telafi etmek
    166. compete = rekabet etmek, yarışmak ***competition = müsbaka, yarış
    167. compete against = başkasıyla yarışmak, rekabet etmek
    168. compete with = başkasıyla aynı yerden beslenmek/geçim sağlamak (kangurular koyunların otlaklarından otlanan rakip hayvanlar olması gibi)
    169. competition = (1) rekabet (2) müsabaka, yarış
    170. compile = derlemek, bir araya getirmek (bilgi, delil vb)
    171. complain to somebody about something = şikayet etmek
    172. completely = tamamen, bütünüyle (= entirely)
    173. comply (with) = --- e uymak,--- e itaat etmek (= abide by)
    174. compose = oluşturmak, meydana getirmek *** be composed of = --- den oluşmak
    175. compound = bir sürü binanın bulunduğu etrafı çevrili mekan
    176. comprise = içermek (= include)
    177. compute = hesap yapmak, bir notu bilgisayara girmek(= calculate )
    178. conceal = gizlemek, saklamak (= hide)
    179. conceive as = (1) --- olarak algılamak/düşünmek (2) conceive of = bir şeyi ilk kendisi akıl etmek (= senaryonun konusu vb) (3) gebe kalmak
    180. conclude = sonuç çıkarmak (= assume)
    181. conclusion = sonuç, netice, yargı
    182. condition = durum, hal / koşul,şart
    183. conditionally = şartlı olarak, belli şartlara bağlı
    184. conduct = (1) (deney, anket vb) idare etmek, yürütmek (= carry out) (2) (isim hali) davranış (= behaviour)
    185. conduct = (1) (deney,çalışma vb) yürütmek,icra etmek (2) davranış (= behaviour)
    186. confess = itiraf etmek (= speak out)
    187. confident (of) = emin
    188. confine to = (1) sınırlamak, bir yere mahkum etmek (2) hapse atmak (= imprison)
    189. confirm = (1) onaylamak, doğrulamak (= verify) (2) (bir iddiayı, davayı vb) güçlendirmek, pekiştirmek (= strengthen)
    190. conflict = (1) çatışma, savaş (2) anlaşamama, tartışma
    191. conflict with = çatışmak, çarpışmak, savaşmak
    192. conform to = uymak, uyuşmak (= obey the rules)
    193. confront = (1) karşılaşmak, yüz yüze gelmek (2) confront about = yüzleştirmek
    194. confuse = karıştırmak, şaşırmak
    195. conquer = (1) fethetmek (2) yenmek, galip gelmek
    196. consent = (1) razı olmak (2) izin,rıza (= permission)
    197. consent to = razı olmak
    198. consequence = sonuç, netice (= result)
    199. conserve = korumak, muhafaza etmek
    200. considerable = büyük ölçüde, önemli miktarda, azımsanamaz X negligible(=neglicıbıl)
    201. considerably = önemli ölçüde, oldukça
    202. considerately = düşünceli/nazik bir şekilde
    203. consideration = göz önünde bulundurma/düşünme
    204. consist of = ibaret olmak, meydana gelmek
    205. conspire against = birine komplo kurmak (= plot against)
    206. constantly = 1-sürekli 2- aralıksız
    207. constantly = sürekli
    208. constitute = oluşturmak, meydana getirmek (= make up)
    209. constrain = zorlamak (= restrain, force)
    210. construct =inşa etmek, yapmak (= build)
    211. consult = danışmak (= check with)
    212. consume = tüketmek (= use up)
    213. contact with = birisi ile kontak/temas kurmak, irtibata geçmek
    214. contemporary = çağdaş, aynı çağda yaşayan
    215. content with = --- den memnun
    216. contest = yarışma, müsabaka *** beauty contest = güzellik yarışması
    217. continent = kıta
    218. contract = (1) sözleşme yapmak (2) küçülmek, büzülmek (= shrink) (3) hastalık kapmak
    219. contradict = çelişmek
    220. contradictory = çelişkili, tutarsız, kendini yalancı çıkaran (= inconsistent)
    221. contribute to = katkıda bulunmak
    222. controversial = tartışmalı, fikir ayrılığına sebep olan (= disputable, debatable)
    223. controversy = anlaşmazlık, fikir ayrılığı
    224. conventional = geleneksel, alışılagelen
    225. converse = (1) karşıt, zıt (2) konuşmak
    226. convert into = dönüştürmek (= change)
    227. convict = mahkum, tutuklu
    228. convince = ikna etmek
    229. correctly = doğru bir şekilde, düzgünce (= accurately, precisely)
    230. correspond to = bir şeyle uymak, uygun düşmek, tekabül etmek (= agree, match)
    231. correspond with = birisi ile yazışmak
    232. counterpart = karşılığı, dengi (“Sultan” kelimesinin counterpart'ı “Kral” dır)
    233. couple = çift
    234. course = (1) gidişat, ilerleme (zaman/mekan içinde) *** in the course of = ---nın esnasında (2) (nehir için) akış yönü (3) öğrenim, kurs
    235. cramped = hijyenik olmayan
    236. crash = (1) kaza, şiddetli ses, iflas (2) yere düşme , çarpma
    237. crawl = emeklemek
    238. create = yaratmak
    239. credibly = inanılır bir şekilde (= believably)
    240. criminal = ciddi bir suç/cürüm işlemiş,suçlu
    241. crippled = felçli, kötürüm (= paralysed) (2) engellenmiş, gerilemiş (ekonomi vb)
    242. crocodile = timsah (= alligator)
    243. cross out = üstünü çizmek, silmek (= delete)
    244. crumble = ufalanmak, parçalanmak (= disintegrate, fall apart)
    245. cultivate = tarım yapmak, tarlayı vb sürüp ekmek
    246. curator = sanat galerisi/müze/kütüphane görevlisi
    247. currency = döviz
    248. curve = eğim, eğmek
    249. custom = gelenek, görenek *** customs = gümrük
    250. customary = geleneksel (= traditional)
    251. debate = tartışmak
    252. debt = borç
    253. deceit = kandırmak *** deceitful = hilekar, hileci
    254. deceive = kandırmak, kafaya almak (= take in)
    255. decipher = şifresini çözmek
    256. decipher = şifresini çözmek, anlamını meydana çıkarmak
    257. declare = ilan etmek, beyan etmek
    258. decline = (1) azalmak, gerilemek (2) kibarca reddetmek (= turn down)
    259. dedicate = kendini adamak (= devote to, commit oneself to)
    260. dedicate to = kendini adamak (= devote to)
    261. deduce = sonuç çıkarmak (= conclude, assume)
    262. deduction = tümevarım, sonuç (= conclusion)
    263. deepen = derinleştirmek, derinleşmek
    264. defeat = yenmek, bozguna uğratmak (= beat)
    265. defect = bozukluk, kusur, hata, sakatlık *** speech defect = konuşma özrü
    266. defend = savunmak
    267. define = tanımlamak
    268. degeneration = yozlaşma, aslını kaybetme
    269. delay = geciktirmek
    270. delightful = zevkli, hoş
    271. deliver = (1) siparişi teslim dağıtmak/teslim etmek (= distribute) (2) doğurmak vermek (3) deliver speech = konuşma yapmak
    272. demand = (1) talep, istek (2) talep etmek, istemek ***in demand = revaçta
    273. demobilize = askerden terhis etmek
    274. demolish = yıkmak, parçalamak (= do away with)
    275. demonstrate = (1) uygulamalı bir şekilde göstermek (= show) (2) gösteri yapmak, protesto düzenlemek
    276. deny = (1) inkar etmek (2) yapmasını yasaklamak (deny somebody to do something)
    277. depress = (1) üzmek (= sadden, upset) (2) bastırmak (= press down)
    278. derive from = çıkarmak, gelmek
    279. descend = inmek, azalmak
    280. desert = çöl
    281. deserve = hak etmek
    282. design = plan çizmek, tasarlamak
    283. design = tasarlamak, dizayn etmek
    284. desire = (1) istek, arzu (2) istemek, arzu etmek (= wish)
    285. desolate = mutsuz, kederli (= depressed) (2) terkedilmiş (= deserted)
    286. dessert = tatlı
    287. destination = hedef, varılacak yer
    288. destiny = kader, kısmet
    289. destroy = yıkmak, yok etmek (= damage, ruin)
    290. detain = alıkoymak, göz altında tutmak (= take into custody)
    291. detect = meydana çıkarmak, işin aslını ortaya çıkarmak (= discover, notice)
    292. detection = teşhis etmek, belirlemek
    293. deter (someone) from = caydırmak, engel olmak (= discourage)
    294. deteriorate = kötüleşmek, kötüye gitmek (= aggravate, worsen)
    295. determination = (1) azim, kararlılık (= ambition) (2) inat (= stubbornness, obstinacy)
    296. devastate = yıkmak, tahrip etmek (= destroy)
    297. develop = (1) geliş(tir)mek, genişle(t)mek, ortaya atmak (teori, fakir vb) (2) (foto) film banyo ettirmek (3) (vücudun ürettiği bir hastalığa) yakalanmak “develop cancer”
    298. deviate = sapmak, yönünü değiştirmek (= diverge, stray)
    299. devote = adamak
    300. diagnose as = teşhis etmek
    301. differentiate = ayırmak (= distinguish)
    302. diminish = azalmak (= decline)
    303. direct = (1) yönetmek (2) (turiste vb) yol göstermek (guide)
    304. disappearance = ortadan/gözden kaybolmak (= vanish)
    305. disclose = açığa çıkarmak, gün ışığına çıkarmak (= reveal, display)
    306. discover = keşfetmek
    307. discriminate (against) = (ırk, yaş, cinsiyet vb) ayrımcılık yapmak
    308. discriminate against = ayrımcılık yapmak
    309. discuss about = tartışmak (= argue)
    310. disease = hastalık, maraz (= illness, ailment)
    311. dismiss = kovmak (işten), kafasından çıkarmak
    312. dismissal = kovma, başından savma
    313. dispatch = göndermek, yollamak (= send, submit)
    314. display = göstermek, sergi *** on display = sergide
    315. displeased = hoşnut kalmamış, memnun olmayan (= discontented, unsatisfied)
    316. dispose of = başından atmak, --- den kurtulmak (= get rid of)
    317. dispute = (1) tartışmak, anlaşamamak (= disagree) (2) anlaşmazlık (= controversy)
    318. disqualify = diskalifiye etmek, elemek, yetersiz görmek
    319. disseminate = (bilgi, fakir vb) yaymak, dağıtmak
    320. distinct = (1) farklı, ayrı, bağımsız (= different) (2) açık seçik, net (= clear)
    321. distinguish = ayırmak, farkını söylemek (= differentiate)
    322. distort = (1) (olayın aslını) çarpıtmak, farklı bir anlam yüklemek (= misrepresent) (2) (şeklini/biçimini vb) bozmak, tahrif etmek (= disfigure)
    323. distress = (1) tehlike (2) acı, ıstırap
    324. distribute = dağıtmak (= deliver, hand out)
    325. divert = (trafik yönünü vb) saptırmak, başka yöne çevirmek
    326. dizzy = başı dönen, kendini bayılacak gibi hisseden (= giddy)
    327. docile (dosayl) = uysal, evcil
    328. dominate = egemen/baskın olmak, hakim olmak, idaresi altına almak
    329. donate = (para, kan vb) bağış yapmak (= contribute)
    330. donation = (para, kan vb) bağış yapmak (= contribution)
    331. dowry = çeyiz
    332. dramatic = (1) tiyatro ile ilgili (= theatrical) (2) önemli, kayda değer (= drastic) (3) ani, çok hızlı (fiyatlarda ani ve hızlı artış gibi)
    333. draw = (1) (resim vb) çizmek (2) (perde vb) çekmek, kenara almak (3) (sonuç) çıkarmak (***draw a conclusion) (4) bir maçın berabere bitmesi
    334. dress code = (bir işyerinde veya okulda) kıyafet genelgesi
    335. drug addict = eroin bağımlısı
    336. drug dealer = eroin ticareti yapan kişi
    337. dustbin = çöp kutusu (= trash can)
    338. earth***** = deprem
    339. edit = bir kitabı basılabilir hale getirmek, editörlük yapmak
    340. edition = (kitap için) basım, baskı, yayın
    341. educate = eğitmek (= train)
    342. effect = etki (= influence, impact) *have an effect on = üzerinde etkisi olmak
    343. elect = seçmek (= vote for)
    344. eliminate = elemek, den kurtulmak (= get rid of) (2) yok etmek, yıkmak (= destroy)
    345. elimination = (1) ortadan kaldırma, yok etme, bertaraf etme (2) hesaba katmama
    346. embarrass = utandırma (= humiliate)
    347. embrace = (1) kucaklamak (= hug, cuddle) (2) (fikir, din vb) benimsemek
    348. emerge = ortaya çıkmak (= come out)
    349. emphasize = vurgulamak
    350. employ = (1) işe almak (2) (metot, yöntem vb) uygulamak
    351. empty = (1) boşaltmak (2) boş
    352. emulate = taklit etmek,(= imitate, copy)
    353. enable = olanaklı kılmak
    354. enclose = çevresini sarmak
    355. encounter = karşılaşmak ( to face)
    356. encourage = teşvik etmek
    357. endure = dayanmak
    358. enhance = büyülemek
    359. enhancement = yükseltme, artırma, çoğaltma (= improvement, enrichment)
    360. enlarge = büyütmek, genişletmek
    361. enquire = soruşturmak
    362. enslave = köleleştirmek, esir etmek
    363. ensure = birini temin etmek/emin kılmak, birine garanti vermek
    364. entertain = eğlendirmek
    365. entirely = tamamen (= completely)
    366. entrance = giriş
    367. envy = kıskanmak, imrenmek
    368. epic = destan
    369. epic = destansı (şiir vb)
    370. equal = eşit, adil
    371. equality = eşitlik (= parity, fairness)
    372. equate = eşitlemek
    373. equip = donatmak
    374. equip = donatmak ***equipment = donanım, teçhizat
    375. erode = yıpratmak, aşınmak
    376. erupt = patlamak
    377. establish = kurmak, doğruluğunu kanıtlamak, kabul etttirmek
    378. estimate = tahmini bir şey/rakam söylemek, tahminde bulunmak (= guess)
    379. eternal = kalıcı, ebedi
    380. evaluate = değerlendirmek (= assess)
    381. evaluation = değerlendirme (= assessment)
    382. evidently = açık ve şüphe götürmez bir şekilde, delillere dayanarak (= obviously)
    383. evolve = (1) geliş(tir)mek (= develop) (2) (Biyolojide) evrim geçirmek
    384. evolve = değişmek, evrim geçirmek
    385. exaggerated = abartılı, mübalağalı
    386. excavate = kazı yapmak
    387. exceed = aşmak
    388. excessive = aşırı, abartılı (sayıda, miktarda)
    389. exchange = takas etmek, değiş tokuş etmek (= swap)
    390. exclude = çıkarmak
    391. exclusive to = herkese açık olmayan, özel (otel, tatil yeri vb)
    392. exclusively = sadece, yalnızca
    393. excursion = keşif gezisi
    394. exhibit = sergilemek
    395. exist = var olmak, mevcut hale gelmek
    396. existence = var oluş, mevcut olma
    397. expand = genişlemek, büyümek, nüfuz olarak artmak
    398. expect = ummak, beklemek
    399. expectation = umut, beklenti
    400. expense = masraf
    401. experience = (1) tecrübe (2) tecrübe etmek, yaşamak (3) olay, vukuat
    402. expire = (yiyecek, ilaç vb için) son kullanma tarihi gelmek, miadı dolmak
    403. expire = süresi dolmak
    404. Expiry Date = Son Kullanma Tarihi
    405. explode = patlamak
    406. exploit = patlatmak, sömürmek
    407. explore = keşfetmek,araştırmak
    408. export = ithal etmek
    409. expose = (1) açıklamak, arz etmek (= reveal) (2) (tehlikeye vb) maruz bırakmak
    410. express = (1) ifade etmek, iletmek (2) çabuk, hızlı (= fast)
    411. extend = (1) (tatilin, ödevin vb) süresini uzatmak (= prolong) (2) ekleme yapmak (eve birkat daha çıkmak veya balkon eklemek gibi) (= make bigger) ***extension
    412. extract = elde etmek, çekip çıkarmak (üzümden sirke elde etmek gibi)
    413. extraordinary = (1) fevkalade, olağanüstü (= exceptional) (2) tuhaf, alışılmadık
    414. fabricate = (1) uydurmak (= make up) (2) (raf vb) monte etmek (= put up)
    415. facilitate = kolaylaştırmak
    416. fade = (1) solmak (2) solgun
    417. failure = başarısızlık
    418. faint = (1) bayılmak (= pass out) (2) solgun (ses, renk vb)
    419. fairly = oldukça (= quite, rather)
    420. falsify = (1) hesaplar üzerinde oynamak (2) sahtekarlık yapmak (= fake)
    421. familiar (with) = aşina, tanıdık
    422. famish = aç kalmak, açlıktan ölmek (= starve)
    423. fare = (otobüs, uçak vb için) fiyat
    424. fatal = ölümcül ***fatally injured = ağır yaralı, ölümcül yarası olan
    425. favourable = olumlu, yapıcı (= positive, constructive) (2) uğurlu (= auspicious)
    426. fearful for = --- için korkan/endişelenen
    427. fertilize = (toprağı vb) verimli hale getirmek, verimli kılmak
    428. fetch = gidip getirmek
    429. fiancé = (erkek) nişanlı
    430. fiancée = (kız) nişanlı
    431. field trip = kır gezisi, arazi gezisi
    432. fierce = (1) şiddetli, kıyasıya, çetin (rekabet vb) (2) azgın, azmış (köpek vb)
    433. figure = (1) şekil, figür (2) rakam, sayı (3) figure out = anlamak (= make out)
    434. filthy = (1) pis, kirli (2) dayanıksız, sağlam olmayan
    435. finance = finanse etmek, paraca desteklemek
    436. fine = (1) ince ince/küçük doğranmış (et, patates vb) (2) iyi, güzel (3) para cezası
    437. firework = havai fişek
    438. fit = (1) sağlıklı, zinde, sıhhati yerinde (= robust, healthy) (2) (bir kıyafetin şıklık bakımından değil de bedene oturması anlamında) yakışmak (3) sara nöbeti (= seizure)
    439. flatmate = ev arkadaşı
    440. flattery = birine yağ çekme
    441. flee = kaçmak (= escape)
    442. fleece = koyun postu (yünlü) *** hide = yünsüz post
    443. flight = (1) uçuş (2) uçak (= airplane = aeroplane)
    444. flow = (nehir vb için) akmak *** overflow = taşmak
    445. fluctuate = dalgalanmak, istikrarlı gitmemek, bir artmak bir azalmak
    446. fluctuate = dalgalanmak
    447. focus on = odaklanmak, yoğunlaşmak (= concentrate on, centre on)
    448. fold = (1) katlamak, kıvırmak, bükmek (2) bir şeyin --- katı, --- misli (twofold, tenfold = iki katı/misli, on katı/misli)
    449. force = zorlamak
    450. forceful = (1) güçlü, zorlu (2) etkili, ikna edici
    451. forecast = önceden tahmin etmek (= predict)
    452. forge = taklidini yapmak, sahtesini çıkarmak
    453. forgery = sahtekarlık (= counterfeit, fake)
    454. forgery = sahtekarlık, kalpazanlık
    455. former = önceki (iki şeyden bahsederken ilk söylenen kişi veya şey)
    456. formerly = evvelki, önceki
    457. formulate = formülleştirmek, formüle dökmek
    458. forthcoming = yakınlaşmakta olan, gelmekte olan ( Christmas vb.)
    459. fortify = takviye etmek, sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek (= strengthen, enrich)
    460. fracture = kırılmak, çatlamak ( kemik, kolon vb)
    461. frail = zayıf, cılız (= feeble)
    462. frame = çerçeve
    463. freed = serbest kalmış, özgür (= at liberty, at large)
    464. fulfil = (görev, sorumluluk vb) yerine getirmek, icra etmek (= carry out)
    465. fundamental = esas, temel, zorunlu (= essential)
    466. funeral = cenaze töreni
    467. fussy = aşırı titiz (= fastidious, meticulous, diligent)
    468. fuzzy = tüylü
    469. gather = (1) toplamak, bir araya getirmek (2) bir araya gelmek
    470. gender = cinsiyet (= ***)
    471. generate = (1) (ısı, elektrik vb) üretmek (2) (tartışma vb) ortaya atmak
    472. genre (= canr) = tür, çeşit, nevi (= type, sort)
    473. get rid of = başından atmak, defetmek
    474. giant = dev X dwarf
    475. give up = vazgeçmek, bırakmak (= abandon, abort)
    476. glance = göz atmak
    477. gloom = karanlık ***gloomy = üzüntülü, hüzünlü
    478. glorify = yüceltmek, övmek (= praise)
    479. goal = amaç, gaye (= aim)
    480. govern = yönetmek
    481. government = hükümet
    482. grab = kapmak, el koymak (= snatch)
    483. gradually = yavaş yavaş, kademeli olarak
    484. grant = vermek, bahşetmek (burs, bağış vb)
    485. grasp = (1) (bir nesneyi) kavramak (2) (bir konuyu) kavramak, anlamak
    486. graveyard = mezarlık (= cemetery)
    487. groom = damat
    488. grow tired of = --- den yorulmak
    489. growl = köpek ve benzeri hayvanların çıkardığı hırlama sesi
    490. guide = rehber, rehberlik etmek
    491. harass = saldırmak, taciz etmek ******ual harassment = cinsel taciz
    492. harbour = (1) liman (2) barındırmak, sağlamak
    493. hardship = zorluk
    494. harshly = (1) sert bir şekilde (2) kabaca
    495. hasten = acele etmek
    496. havoc = hasar, yıkım (= destruction)
    497. hazard = tehlike
    498. hazardous = tehlikeli (= perilous)
    499. hectic = heyecanlı, telaşlı, hareketli (program, ofis vb)
    500. hesitate = duraklamak
     
  2. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    501. highly = oldukça, epey (= extremely)
    502. hinder = (1) engel, mani (2) engel olmak, mani olmak
    503. hire = (1) kiralamak (2) işe almak (= employ)
    504. hitchhiker = otostopçu
    505. hollow = oyuk, boşluk (ağaç kovuğu vb) *** hollow promise = boş vaat
    506. hopefully = inşallah (= with any luck)
    507. horrible = korkunç
    508. huge = iri, büyük (= enormous, immense)
    509. humiliate = aşağılamak, rezil etmek, utandırmak (= embarrass)
    510. hunter = avcı
    511. hurricane (hörikeyn) = kasırga
    512. iceberg = buz dağı (= glacier)
    513. identify = teşhis etmek, kimliğini belirlemek, sınıflandırmak
    514. idle = tembel (= lazy, indolent) X (= hardworking)
    515. ignore = görmezden kalmak, kale almamak (= take no notice)
    516. illusion = hayal,hülya, kuruntu
    517. illustrate = örneklemek
    518. imagine = hayal etmek
    519. imitate = taklit etmek
    520. immediate = (1) derhal, acele, çabuk (2) (akraba için) en yakın
    521. immobilize (immmobilayz) = hareketsiz/sabit kılmak
    522. impact = çarpmak
    523. impeach = suçlamak, itham etmek (= accuse)
    524. implement = gerçekleştirmek (realize)
    525. implicate = bulaştırmak
    526. imply = ima etmek
    527. impose = zorla kabul ettirmek, koymak( vergi), yük olmak
    528. imprisonment = hapse atmak (= incarceration)
    529. improve = geliştirmek
    530. inaudible = duyulamaz, işitilemez (ses vb)
    531. incapable of (inkepıbıl) = kabiliyetsiz, yeteneksiz (= unskillful)
    532. incapacitate = yetersiz bırakmak, olanak tanımamak, aciz bırakmak (= debilitate)
    533. incessant = aralıksız, sürekli
    534. incline = eğmek, eğilimi olmak, fikrini vermek
    535. include = dahil etmek, içermek (= consists of, incorporate) x exclude
    536. incorporate into = dahil etmek (= include, integrate)
    537. incredible = inanılmaz ( = unbelievable)
    538. indicate = göstermek, belirtisi olmak
    539. indifference to = kayıtsız, ilgisiz olmak
    540. induce = -e neden olmak, ikna etmek
    541. inevitable = kaçınılmaz (= inescapable)
    542. infer = anlamak, sonucunu çıkarmak
    543. influence = (1) etki (= impact, effect) (2) etkilemek
    544. influential (influwenşıl) = nüfuzlu, sözü geçer, çevresi geniş (= well-connected)
    545. inherit = mirasa konmak, miras olarak almak (= come into)
    546. inhibit = göz dağı vermek
    547. initially = başlangıçta, ilk etapta (= at first)
    548. initiate (inişiyeyt)= başlatmak (= start, commence)
    549. injure = incitmek
    550. injustice = eşitsizlik, adaletsizlik (= inequality, unfairness)
    551. innovate = yeni bir şey icat etmek, yenilik getirmek (= invent)
    552. innovation = yenilik, yeni bir şey icad etmek
    553. innovative = yenilikçi, icatçı
    554. insatiable (inseyşıbıl) = (1) gözü doymaz, doyumsuz, aç gözlü (2) obur, pisboğaz
    555. insignificant = (1) ehemmiyetsiz, önemsiz (2) anlamsız, manasız
    556. insist (on) = ısrar etmek (= persist in)
    557. inspect = incelemek
    558. instantaneously = anlık, bir anda olan, aniden (= immediately, instantly)
    559. institute = kurmak
    560. instruct = talimat vermek
    561. insulate (against) = yalıtmak, (soğuğu/sesi vb) kesmek (hırkanın soğuğu kesmesi gibi)
    562. integrate = bütünleşmek, kaynaşmak
    563. intelligence = (1) zeka, akıl (2) haber ajansı
    564. intention (intenşın) = niyet
    565. intentional = kasıtlı,maksatlı,bilebile (= deliberately)
    566. interaction (with) = etkileşim
    567. interfere = başkasının işine burnunu sokmak
    568. interfere with = karışmak, müdahale etmek
    569. interpretation = yorum, çeviri
    570. interrogate = sorguya çekmek
    571. interview = (1) röportaj, röportaj yapmak (2) mülakat, mülakat yapmak
    572. intimate = (1) samimi (2) tanıdık, aşina (alışılan plaj, trafik manzaraları vb)
    573. introduce = (1) tanıştırmak (2) yeni bir icadı/fikri ortaya atmak
    574. invade = işgal etmek, istila etmek (= attck, occupy)
    575. invaluable = paha biçilmez, çok değerli (= priceless)
    576. invent = icat etmek (= make up)
    577. invest (in) = para yatırımı yapmak
    578. investigate = araştırmak, incelemek (= search, look into)
    579. invoke = dilemek
    580. involve = (1) dahil etmek (2) gerektirmek
    581. involvement = dahil olma, karışma (= association, participation)
    582. irregularity = (1) yolsuzluk, hile (2) düzensizlik
    583. isolate = izole etmek, (iki şeyi vb) birbirinden ayırmak, tecrit etmek
    584. jeopardize (ciopidayz) = tehlikeye atmak (= endanger, imperil)
    585. join = katılmak, iştirak etmek
    586. joint = (1) eklem, mafsal (2) ortaklaşa yapılan (= mutual)
    587. justify = doğrulamak
    588. kennel = köpek kulübesi
    589. keyhole = anahtar deliği
    590. kidnapper = adam/çocuk kaçıran (= abductor)
    591. knock = (1) devirmek (2) (kapı vb) çalmak
    592. knowledge = bilgi
    593. label = etiketlemek
    594. lamb = (1) kuzu (2) kuzu eti
    595. latter = sonraki x former = önceki
    596. lawyer = avukat (= solicitor)
    597. leak = (1) (su, yağ vb) sızmak (2) (bilgi, gizli sırlar vb) medyaya sızmak
    598. legend = efsane (= myth)
    599. legislate = yasamak
    600. leisure = boş vakit
    601. lessen = azaltmak (= diminish)
    602. levy = zorla toplama (haraç)
    603. Likewise = Buna benzer şekilde, Aynen bunun gibi (= Similarly)
    604. listless = yorgun, bitkin (= exhausted)
    605. literacy = okur yazarlık
    606. litter = çöp (= trash, garbage, rubbish)
    607. loathe = nefret etmek (= abhor, hate)
    608. locate = yerleştirmek
    609. location = mevki, yer
    610. loose = gevşek, sıkıca bağlanmamış, gevşemiş X tight
    611. lovely = sevecen, sevimli
    612. luggage (lagiç) = bagaj
    613. magical (mecikıl) = sihirli
    614. mainstream = pek çok kişi tarafından kabul gören inanış veya düşünce
    615. maintain = korumak
    616. make a decision = karar vermek
    617. manage = (1) başarmak, üstesinden gelmek (2) yönetmek, idare etmek
    618. management = yönetim idare
    619. manipulate = elinde oynatmak
    620. manner = davranış, tutum (= attitude)
    621. manufacture = fabrikada üretmek
    622. march = ilerleme, ilerleyiş, marşla yürümek
    623. massacre (messekı=r) = soykırım, katliam (= genocide)
    624. master = (1) efendi, sahip (2) hakim olmak, bir şeyi detaylarıyla bilmek (= govern)
    625. masterpiece = şaheser, baş yapıt
    626. mature (maçu=) = olgun
    627. meadow = çayır, otlak, mera (= pasture)
    628. meander = (1) dolambaçlı yol (2) avare avare dolaşmak
    629. measure (mejı=r) = (1) ölçü, ölçmek (2) tedbir, önlem (= precaution)
    630. mediate between = arabuluculuk etmek, arasını bulmak
    631. meet = (1) (ihtiyaç, talep vb) karşılamak (2) tanışmak (3) (bir yolcuyu) karşılamak
    632. memorial = anıt
    633. memory = hafıza
    634. merge = birleşmek, bir araya gelmek ( iki şirketin birleşmesi vb)
    635. migrate = göçmek
    636. minor = (1) az (2) önemsiz, küçük *** minority= azınlık
    637. miraculously = mucize eseri
    638. misbehave = terbiyesizlik yapmak, kötü davranışlar sergilemek
    639. mischief = yaramazlık, haşarılık (= misbehaviour)
    640. misunderstanding = yanlış anlaşılma (= misconception)
    641. mix up = aklını karıştırmak,karıştırmak
    642. mock at = dalga geçmek, alay etmek (= tease, make fun of)
    643. modify = değiştirmek (= change)
    644. mood = ruh hali, moral ***in a bad mood = morali bozuk olmak
    645. mourning = yas, keder (= lamentation) ***mournful = yaslı, yas tutan
    646. move = (1) hareket etmek, taşımak (2) (bir yerden bir başka yere) taşınmak
    647. movement = (1) hareket (2) (edebiyatta vb) akım
    648. multinational = çok uluslu
    649. municipality = belediye
    650. murder = (1) öldürmek, cinayet işlemek (= kill) (2) cinayet
    651. mystery = gizem, sır (= enigma)
    652. narrowly = kıl payı (= She narrowly escaped death yesterday.)
    653. native to = yöreye has/özgü
    654. neglect = ihmal etmek (= ignore)
    655. nervous = gergin (sınav öncesi vb..) *** nervous attack = sinir krizi
    656. neutrality (nötraliti) = tarafsızlık (= impartiality)
    657. notice = (1) ilan (2) fark etmek
    658. obese = şişman, obez
    659. obey = uymak, itaat etmek ( kurallara vb)
    660. objection = itiraz
    661. obligation = zorunluluk, mecburiyet
    662. obscure = (1) silik (2) anlaşılmaz hale getirmek, karışık hale getirmek (= confuse)
    663. observe = gözlemlemek
    664. obsolete = modası geçmiş, eskide kalmış
    665. obtain = elde etmek (= gain, attain)
    666. occasion = (1) özel olay, önemli gün (2) durum, hal
    667. occasional = ara sıra, nadiren (= infrequent)
    668. occupy = (1) (ülke/şehir vb) işgal etmek (2) bir mekanı doldurmak, yerleşmek
    669. occur= meydana gelmek
    670. occurrence = vukuat, olay
    671. odd = (1) tuhaf (=strange, weird *(wiyırd) (2) odd numbers = tek sayılar (1,3,5 ..)
    672. Oddly enough! = Ne tuhaftır ki …!
    673. odour = koku ***odourless = kokusuz X (aromatic = hoş kokulu)
    674. offend = (1) gücendirmek, kırmak (2) (hafif) suç işlemek
    675. offer = (1) teklif, teklif etmek (2) (imkan, fırsat vb) sağlamak, sunmak
    676. officially = resmen, resmi olarak
    677. opportunity = fırsat *** opportunist = fırsatçı
    678. opposition = karşıtlık, muhalefet,zıtlık
    679. oppress = zulmetmek (= persecute)
    680. ordinary = sıradan, alışılagelmiş (= commonplace, mundane, average)
    681. originally = ilk başta, ilk önceleri (= initially, at first)
    682. ornament = (1) süs, süs eşyası (2) süslemek
    683. orphan = yetim bırakmak
    684. outcrop = yeryüzüne çıkmış katman
    685. outcry = feryat figan, çığlık
    686. outdo = birini geride bırakmak, sollamak, ekarte etmek (= surpass)
    687. outing = gezi, gezinti
    688. outlet = (sadece bir çeşit ürün veya sadece bir firmanın ürününü satan) şube
    689. overlap = üstüste binmek
    690. overlook = (1) göz ardı etmek, görmezden gelmek (= ignore) (2) (bir evin denize bakması, bir ofisin otoparka bakması gibi) --- e bakmak
    691. overtake = (arabasıyla bir başka arabayı) sollamak
    692. overtake = sollamak, bastırmak
    693. partially = kısmen
    694. participate in = katılmak, iştirak etmek (= take part in, join, attend)
    695. participation = iştirak, katılım ***participatory = katılımcı
    696. particular (pıtik=ulır) = özel, önemli *** in particular = özellikle
    697. particularly = özellikle
    698. passenger = toplu taşıt yolcusu
    699. passionately = ihtirasla, tutkuyla
    700. patiently = sabırla, sabırlı bir şekilde (= uncomplainingly)
    701. pavement = kaldırım (= side-walk)
    702. peace and quiet = huzur ve sükunet
    703. peak = doruk, zirve *** at peak = zirvede, dorukta
    704. peculiar = tuhaf, acayip (= odd, weird, strange)
    705. pedestrian = yaya
    706. penalize = ceza vermek, cezalandırmak (= punish)
    707. perceive = algılamak
    708. permission = izin, müsaade
    709. persevering = sebatkar, gayretli
    710. persist = ısrar etmek, sürüp gitmek
    711. persuade = ikna etmek
    712. pessimism = kötümserlik ***pessimist = kötümser ***optimist = iyimser
    713. pet = ev hayvanı
    714. pioneer = öncü, yol açan, öncülük eden (= forerunner)
    715. placement = yerleştirme
    716. plague (pleyg) = (1) veba (2) öldürücü salgın hastalık (3) (bela vb) musallat olmak
    717. plain = (1) düz, sade (2) ova, düzlük
    718. plead = yalvarmak , rica etmek
    719. please = (1) memnun etmek, tatmin etmek (= satisfy) (2) Lütfen!
    720. pledge (plec) = ciddi bir söz vermek, ciddi bir vaat
    721. poem = şiir ***poetry = şiir
    722. point = (1) anlam, mana ***pointless = anlamsız (2) (zamanda/mekanda vb) nokta
    723. policy = tutum, kural, prensip, ilke
    724. polio = çocuk felci
    725. pose = ortaya çıkarmak, poz vermek
    726. possess = sahip olmak, etkilemek
    727. possession = eşya, mal mülk
    728. post = (1) vazife, görev, iş (2) posta
    729. postpone = ertelemek (= put off)
    730. practically = 1-hemen hemen 2-uygun olarak, pratik olarak
    731. praise = övmek (= glorify, compliment)
    732. precede = - den önce gelmek
    733. predict = tahminde bulunmak
    734. predictable = tahmin edilebilir, sağı solu belli
    735. prejudice = ön yargı (= bias)
    736. present = (1) sunmak, tanıtmak (2) mevcut, var olan (= existing)
    737. preserve = korumak, muhafaza etmek
    738. pressure = baskı, basınç ***under pressure = baskı altında
    739. prevent = engel olmak, mani olmak
    740. previously = önceden, eskiden (= formerly)
    741. prior (to) = --- den önce, --- den evvel
    742. prison = hapishane (= jail)
    743. probability = olasılık
    744. process = (bir malzemeyi) işlemek
    745. progress = ilerlemek ***in progress = devam eden, ilerlemekte olan
    746. promote = (1) terfi etmek, makamını yükseltmek (2) reklam yapmak
    747. prompt = çabuk, ivedi, acele, vakit geçirmeden (= punctual, immediate)
    748. promptly = derhal, hemen
    749. proofread = bir metni inceleyip üzerindeki yanlışları düzeltmek
    750. properly = adam akıllı
    751. property = mal, mülk
    752. proportion = oran ***in proportion to = ---e oranla
    753. protection against = koruma
    754. provoke = kışkırtmak, tahrik etmek
    755. publish = (kitap, kaset vb) yayımlamak
    756. purchase (pö=çıs) = (1) satın almak (2) satın alınan eşya
    757. purchase = satın almak (= buy)
    758. purpose = amaç, gaye
    759. pursue = takip etmek (= follow, chase) ***in pursuit of = ---nın peşinde
    760. push = itmek X pull = çekmek
    761. put forth = öne sürmek, ortaya atmak (= put forward, bring up)
    762. queue = sıra, kuyruk
    763. race = (1) ırk (2) yarış
    764. racism = ırkçılık, milliyetçilik (= nationalism)
    765. raid = yasadışı işlere yapılan baskın (= seizure)
    766. raise = (1) artırmak, yükseltmek, kaldırmak (su seviyesini, maaşları vb) (2) (hayvan/insan) yetiştirmek, büyütmek (3) (sorun, konu, fikir vb) ortaya atmak
    767. rate = oran, hız
    768. receive = almak, kabul etmek
    769. reckless = = dikkatsiz, pervasız (= irresponsible, thoughtless)
    770. recklessly = dikkatsizce, pervasızca (= irresponsibly, thoughtlessly)
    771. recognize = (daha önce gördüğü birini veya bir şeyi gördüğünde) tanımak
    772. recommendation = tavsiye, öneri
    773. referee = hakem (= arbitrator)
    774. refreshing = canlandırıcı, serinletici (aperatif yiyecek, temiz hava vb)
    775. refugee = mülteci
    776. refund = parayı iade etmek
    777. regard = (1) saygı (= respect) (2) göz önünde bulundurmak
    778. regional = bölgesel
    779. register = (1) sicil,kütük (2) kaydetmek
    780. regret = (1) pişmanlık (2) üzüntü
    781. regretful = pişman, üzgün (= remorseful)
    782. regrettable = üzücü, üzüntü/keder/esef verici
    783. regularly = düzenli bir şekilde *** on a regular basis = düzenli bir şekilde
    784. rehearse (rihörs) = prova yapmak ***rehearsal = prova
    785. reject = red etmek (= turn down)
    786. rejection = ret, kabul etmeme (= refusal)
    787. relate = (1) rivayet etmek, anlatmak, aktarmak (2) ilişkili/alakalı olmak
    788. release = serbest bırakmak,salmak (= let out)
    789. relentless = (1) merhametsiz (2) amansız, hummalı, aralıksız devam eden
    790. relief = rahatlama, ferahlama ***relief work = afet kurtarma ekibi
    791. relocate = yerini değiştirmek, yerinden etmek (= displace)
    792. reluctant (rilaktınt) = isteksiz (= unwilling)
    793. remain = kalıntı
    794. remark = (1) söylemek, belirtmek (2) düşünce, fikir
    795. remembrance = anma, hatırlama, yad etme (= commemoration)
    796. reminiscent of = andıran, hatırlatan, anımsatan (= suggestive of)
    797. remote = (1) uzak, ırak (2) ıssız, ücra ***remote control = uzaktan kumanda
    798. removal = (1) (leke vb şeylerin) çıkarılması, sökülmesi (2) (evin vb) taşınması
    799. remove = (1) (leke vb) çıkarmak, temizlemek (2) sökmek
    800. repeatedly = defalarca, tekrar tekrar (= continually, constantly)
    801. repetitive = monoton, sıkıcı
    802. replace (with) = (1) eski yerine koymak (2) --- ile değiştirmek
    803. replica = aslına çok benzeyen kopya
    804. request = rica etmek
    805. require = gerektirmek (= necessitate)
    806. requirement = ihtiyaç, gereksinim
    807. resentful = alıngan, darılmış
    808. reside = ikamet etmek, yerleşmek
    809. resident = bir yerde ikamet eden, halk (apartman, mahalle sakini vb)
    810. resign from = --- den istifa etmek ***resignation = istifa
    811. resolve = (1) çözmek (= sort out) (2) karar vermek
    812. resort = (1) son çare olarak bir şeye başvurmak (2) tatil yeri/beldesi
    813. response = karşılık, cevap
    814. restlessness = huzursuzluk, içinin rahat olmaması X calmness
    815. result = sonuç (= outcome)
    816. reveal = açığa çıkarmak, gün yüzüne çıkarmak (= disclose, display)
    817. revenge = intikam, intikam almak *** take revenge on = intikam almak
    818. revolve = (1) dönmek (2) döndürmek, çevirmek
    819. reward = (1) ödül (2) ödüllendirmek *** rewarding = tatmin edici (iş vb)
    820. ride = (at, bisiklet vb) binmek
    821. rightfully = haklı olarak, haklı yere X wantonly = durduk yere, sebepsiz yere
    822. rise = ortaya çıkmak, artmak, yükselmek
    823. rob somebody of something = birini soymak ***robbery = soygun
    824. robust (rıbast) = turp gibi, sapasağlam
    825. rough (raf) = (1) kaba pürüzlü (zemin, yüzey vb) (2) nazik olmayan, sakar bir şekilde (3) (deniz/okyanus için) dalgalı, fırtınalı
    826. rubble = enkaz, yığın (= wreckage)
    827. sacrifice = adamak, kurban adamak
    828. salute = selamlamak (= greet)
    829. satisfaction = tatmin, memnuniyet
    830. savage = vahşi
    831. scald = kaynar suyla yakmak/haşlamak (el, kol vb)
    832. scalp = kafa derisini yüzmek
    833. scarce = seyrek, az
    834. scarcely = hemen hemen hiç (= barely, hardly)
    835. scatter = saçmak, serpmek
    836. sceptical = şüpheci (= cynical)
    837. scratch = (1) kazımak, tahriş etmek (2) tırmalamak
    838. sculpture = heykel ***sculptor = heykeltırtaş
    839. seam = (1) kıyafetlerin dikiş yerleri (2) (yara için) dikiş yeri
    840. seasonal = mevsimine uygun
    841. secure = güvenli, emniyetli (= safe)
    842. sedate = (1) sakinleştirmek, yatıştırmak (2) sakin, soğukkanlı (= composed)
    843. seed = tohum
    844. seize = (1) baskınla ele geçirmek (= raid) (2) (birinin kolunu vb) kavramak
    845. sense = (1) duygu **sensitive = hassas, duygusal (2) mantık **sensible = mantıklı
    846. sentence = (1) birini hapse/cezaya mahkum etmek (2) cümle
    847. sentimental = duygusal (= emotional)
    848. session = toplantının her bir oturumu
    849. sewage = lağım, kanalizasyon
    850. shade = (1) gölgelik (2) renk tonu
    851. shortcoming = kusur, eksik, noksan
    852. shorten = kısaltmak
    853. show off = hava atmak
    854. shuffle = karıştırmak ( iskambil kağıtlarını); ayak sürüyerek yürüme
    855. sigh = iç çekmek *** a sigh of relief = derin/rahat bir nefes
    856. significant = (1) önemli, kayda değer (2) manalı, anlamlı
    857. silent = sessiz, sakin
    858. simply = (1) basit bir şekilde (2) sadece, yalnızca (= only, solely, merely)
    859. simulate = taklit etmek *** simulation = taklit
    860. sink = (1) batmak (2) lavabo, musluk taşı
    861. situate = konuşlandırmak, yerleşmek, yerleştirmek (= locate)
    862. size = (1) (insan için) kıyafet bedeni (2) ebat, boyut
    863. skill = beceri, yeti, istidat (= talent, ability)
    864. slaughter = (1) kurban etmek, kesmek (2) öldürmek, cinayet işlemek (= murder)
    865. slavery = kölelik
    866. sleeve = gömlek, gömlek kolu *** buy on the sleeve = veresiye satın almak
    867. slight = hafif, az
    868. slip = kaymak *** slip of the tongue = dil sürçmesi
    869. smash = (cam, kapı vb) paramparça etmek, kırıp parçalamak
    870. smother (smadır) = (1) (yastık vb ile) boğmak (2) üzerini örtmek, kamufle etmek
    871. snap = (fotoğrafçılıkta) poz
    872. soap = sabun ****soap opera = pembe dizi
    873. sociable = sıcak kanlı, insanlarla çabuk kaynaşan
    874. solely = yalnızca, sadece
    875. soothing = yatıştırıcı (= comforting, calming)
    876. spectacular = görkemli, harikulade
    877. spectacular = görkemli, muhteşem (= impressive, stunning)
    878. spend = harcamak ( para vb)
    879. spillage = (yere vb) dökülen şey, döküntü (su vb)
    880. spin = (1) fırıl fırıl dönmek (2) (ip için) eğirmek
    881. spine = omurga, belkemiği
    882. spiritual = manevi, ruhani
    883. spoiled = şımarık (= mischievous (=misçivıs)
    884. spouse = eş (karı veya koca)
    885. spread = yaymak, yayılmak ***widespread = geniş çaplı, yaygın
    886. spring = (1) bahar mevsimi (2) su kaynağı
    887. stability = istikrar, denge
    888. staff = personel
    889. stage = (1) sahne (tiyatro) (2) aşama, merhale
    890. stage = sahne, derece
    891. startle = (1) korkutmak, ürkütmek (2) şaşırtmak, affalatmak
    892. statement = (1) söz, ifade (2) demeç *** give statement = ifade vermek
    893. statue (steyçu) = heykel
    894. steadily = sabit bir şekilde, istikrarla (= constantly)
    895. steal = çalmak, hırsızlık yapmak
    896. stealthily (steltili) = hırsız gibi, sinsi bir şekilde (= sneakily (snikili)
    897. stem = ağaç gövdesi *** stem from = --- den kaynaklanmak
    898. stimulate = (1) teşvik etmek, motive etmek (= encourage) (2) (beyni) uyarmak
    899. stir = (1) karışıklık, kargaşa (2) karıştırmak ( çorba vb) ***Stir up = Kızıştırmak
    900. store = depo, depolamak
    901. storm = fırtına ***blizzard = kar fırtınası
    902. stranger = yabancı, ecnebi
    903. stray = (1) başıboş aylak kimse (2) sokakta yaşayan kedi, köpek vb
    904. stress = (1) buhran, bunalım, stres (2) vurgulamak (= emphasize)
    905. stretch = (1) uzamak, uzanmak (2) germek
    906. strike = (1) grev *** on strike = grevde (2) darbe, vuruş
    907. stroll = ağır ağır dolaşmak (= go for a stroll = dolaşmaya çıkmak)
    908. subject to = (1) (ölüme, yalnız kalmaya vb) maruz kalmış (2) olası, muhtemel
    909. substantial = çok önemli, önemli ölçüde
    910. sue = dava açmak
    911. sufficiently = yeterli miktarda
    912. suffrage = oy kullanma hakkı
    913. suggestion = öneri, tavsiye
    914. suggestive of = manalı, imalı, insanın aklına bir şey getiren
    915. suit = yakışmak (kıyafetin vb.)
    916. supply = (1) tedarik etmek,sağlamak (2) kaynak *** supply of water= su kaynağı
    917. support = desteklemek
    918. supportive = (1) destek veren, anlayış gösteren (2) yardımsever, şefkatli
    919. suppress = (duygularını, bağışıklık sistemini vb) baskılamak
    920. surpass = üstün olmak, geride bırakmak, üstün olmak
    921. surrender = teslim olmak X surround
    922. suspend = askıda , muallakta bırakmak, okuldan uzaklaştırma
    923. suspicion = şüphe
    924. symptom = semptom, belirti (hastalık vb için)
    925. take off = (1) havalanmak (2) taklit emek
    926. take on = (sorumluluk vb) üstlenmek
    927. tame = evcil hayvan (= docile, domesticated)
    928. tapestry = duvar halısı
    929. tasteful = (1) zevkli, zevkine düşkün kişi (2) zevkle yapılan/hazırlanan (desen vb)
    930. tasty = lezzetli
    931. temple (tempıl) = tapınak, mabet (= shrine, sanctuary)
    932. tenderness = şefkat, merhamet, anlayış (= affection)
    933. terminal = (1) ölümcül (hastalık) (= perishing) (2) uçta/sonda bulunan, son, nihai
    934. terminate = (1) (sözleşme, kontrat vb) sonlandırmak, bitirmek (2) yok etmek
    935. territory = bölge, arazi
    936. the rest of… = --- nın geri kalanı
    937. thoughtless = düşüncesiz, patavatsız, kaba (= tactless, rude)
    938. throughout = boyunca
    939. throw = atmak, fırlatmak
    940. throw out = (çöp vb) dışarı atmak
    941. thunderstorm = yıldırımlı fırtına
    942. tomb = mezar, kabir, türbe (= grave)
    943. tough = (1) sert, katı, dayanıklı madde (2) (yiyecek vb) çiğnenmez, iyi pişmemiş (3) (insan için) çetin, dayanıklı, çok hayat tecrübesiyle yoğrulmuş
    944. trace = iz, izini sürmek
    945. trade = (1) ticaret yapmak, alım satım yapmak (2) ticaret
    946. traditional = geleneksel
    947. trail = iz, patika
    948. train = (1) eğitmek, eğitim görmek (= educate) (2) idman/antrenman yapmak (3) stajyerlik/çıraklık yapmak
    949. transmit =(1) göndermek, iletmek (mesaj vb) (2) (hastalık vb) bulaştırmak
    950. trash = çöp (= garbage)
    951. treasure (trejı= )= hazine
    952. treat = (1) tedavi etmek *** treatment = tedavi (2) davranmak
    953. trick = hile, tuzak, çeldirme ***play a trick on = kandırmak, kötü şaka yapmak
    954. trim = (1) (ağaç) budamak (2) (saç) kırpmak, kesmek
    955. tripe = işkembe
    956. truthful about = (1) sadece doğruyu söyleyen (2) gerçeklere uygun, doğru (söz)
    957. turn in = (1) (yetkili kişiye) teslim etmek (2) uyumaya gitmek
    958. unattended = sahipsiz, sahibi ortada gözükmeyen (eşya, çocuk vb)
    959. unbearable = katlanılmaz, dayanılmaz (baskı, sıcaklık, soğuk vb) (= intolerable)
    960. uncultured = kültürsüz, tahsilsiz, cahil (= uncultivated, boorish, unsophisticated)
    961. undermine = zayıflatmak, baltalamak, temelini çürütmek (= weaken)
    962. undertake = (zor ve üzün sürebilecek bir işi) üstlenmek, sorumluluğunu almak
    963. undertake = üstlenmek (= take on)
    964. unfortunate = talihsiz, şansız (= unlucky)
    965. unlimited = sınırsız (= unrestricted)
    966. unreliable = güvenilmez
    967. untimely = vakitsiz, yersiz, olmadık zamanda (= at an awkward time)
    968. unusual = sıra dışı, alışılmamış (= extraordinary, exceptional)
    969. unwind = (1) (özellikle işten sonra) rahatlamak, dinlenmek (2) düğüm/sargı çözmek
    970. upgrade = (bilgisayar gibi makineleri) güncellemek, modelini yenilemek
    971. urgent = acil (= pressing)
    972. vacation = tatil
    973. vague (veyg) = (1) belirsiz, üstü kapalı (2) net hatırlanamayan şey X vivid
    974. valley = vadi
    975. vanish = 1- ortadan kaybolmak 2-yok olmak
    976. variety = değişiklik, çeşitlilik
    977. vast = büyük, engin, muazzam (= immense, tremendous, huge)
    978. vet = veteriner
    979. vigorously = gayretle (= diligently)
    980. violate (vayoleyt) = (kural, kanun, hak vb) ihlal etmek, çiğnemek (= abuse)
    981. violent = şiddetli, şiddet içerikli
    982. virtually = hemen hemen, neredeyse (= practically, nearly, almost)
    983. vocation = meslek
    984. volunteer = gönüllü, ücret almadan yardım eden
    985. vote for/against = (1) oy (2) oy vermek
    986. voyage = deniz yolculuğu
    987. wantonly = (1) durduk yere, sebepsiz yere (2) ahlaksızca, şehvetle
    988. wear = takınmak( gözlük, kolye, kıyafet),giymek
    989. weep = ağlamak, sızlamak (= cry, sob)
    990. whirl = (1) hızla dönmek (2) girdap
    991. wholly = tamamen, tümüyle, bütünüyle (= entirely)
    992. widely = geniş çapta, oldukça
    993. widow = kadın dul ***widower = erkek dul
    994. withdraw from = (1) (savaştan,seçimlerden vb) geri çekilmek (= pull out of) (2) (bankadan, hesaptan vb) para çekmek
    995. withdrawn = içine kapanık (= reserved, inhibited)
    996. witness = (1) şahit olmak (2) tanık, şahit, görgü tanığı
    997. worthless = değersiz (= valueless)
    998. yard = avlu, bahçe
    999. yield = (1) ürün meyve vermek (2) ürün kazanç
    1000. zip = fermuar
     

Sayfayı Paylaş