1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Dini Hikayeler 10 adet...2

Konusu 'Kıssadan Hisse' forumundadır ve Suskun tarafından 13 Kasım 2009 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    - Allah, verdiği sözden döner mi?
    Harezm bölgesi velilerinden “Alaeddin Harezmî” hazretleri, bir gün sevdiği bir talebesiyle oturmuş sohbet ediyordu ki;
    - Allah, verdiği sözden döner mi? diye sordu gence.
    Delikanlı;
    - Hâşâ hocam, dedi, Allah sözünden döner mi hiç?
    - İnsan bile sözünden dönerse ne kadar ayıp olur değil mi evladım?
    - Tabii efendim. Dönek derler adama.
    - Ama insanoğluna bak ki, Allah’ın verdiği söze güvenmiyor, buyurdu. Güvenmiş olsa, günahlardan kaçar, ibadete sarılır.
    Daha iyi anlatmak için;
    - Bak evladım, buyurdu. Allahü teâlâ kullarını Cennete davet ediyor. Emrettiğim gibi yaşarsanız size sonsuz Cenneti vereceğim, buyuruyor. Ama kullar kabul etmiyor bu daveti. Ne garip değil mi?

    Pişman olacaklar!
    Delikanlı anlamıştı meseleyi.
    - Evet efendim, dedi.
    Şöyle bitirdi mübarek:
    - Ama böyle kullar, yarın çok pişman olacaklardır ahirette.
    ***
    Bir gün de sevdikleriyle sohbet ediyordu ki;
    - İşin başı kalptir, buyurdu.Ama kalplerimiz hasta. Bu hastalık tedavi edilmezse, ateş onu düzeltecektir ahirette.
    Ve ekledi:
    - Kur’an-ı kerimde, böyle kullar için “Kalplerinde hastalık vardır” buyuruluyor.
    Dinleyenler;
    - Bu, ne hastalığı efendim? diye sordular.
    - Dünya sevgisidir, buyurdu.

    Bu nasıl düzelir?
    - Dünya sevgisi mi?
    -Evet. İçinde dünya sevgisi olan kalp, hasta demektir. Bu kalbin düzelmesi lazım.
    - Bu nasıl düzelir? dediler.
    - Kalbi düzgün olanlarla beraber olmakla, buyurdu.Kalbinde dünya sevgisi olanlardan uzak durun. Yoksa siz de bozulursunuz.
    Ve izah etti:
    - Bir çürük üzüm tanesi, sepetteki bütün sağlam üzümleri bozar. Ama bütün sağlam üzümler, bir çürüğü düzeltemezler.
    Hikmetini sordular.
    - Çünkü kötülük çabuk bulaşır, buyurdu. İyilikse o kadar zor yayılır.
    - Tavsiyeniz nedir? dediler.
    - O çürük üzümü ayırmak lazım, buyurdu. Başka yolu yoktur bunun.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    - Allah sevgisi kalbe nasıl girer?

    Anadolu’da yetişen büyük velilerden “Ankaravî İsmail Rusuhî Efendi”ye bir gün bazı sevdikleri gelip;
    - Allah sevgisi kalbe nasıl girer? diye sordular.
    Cevabında;
    - Kalpten dünya sevgisi çıkınca, Allah sevgisi kendiliğinden girer, buyurdu.
    Ve sordu onlara:
    - Su dolu bir şişe düşünün mesela.Suyu boşaltırsanız ne olur?
    - Yerine hava girer.
    - Yani hem su, hem de hava bir arada bulunamaz değil mi?
    - Evet efendim, bulunamaz.
    - İşte kalp de böyledir, buyurdu. Orada iki sevgi bir anda bir arada bulunamaz. Onda ya “Dünya sevgisi” vardır, ya da “Allah sevgisi”. Kalpten dünya sevgisi çıkarsa, Allah sevgisi kendiliğinden gelir.

    Kalpten nasıl çıkar?
    Dinleyenler;
    - Peki efendim, kalpten dünya sevgisi nasıl çıkar? diye sordular.
    - Kalbinde dünya sevgisi olmayan bir mübarek zatın sohbetiyle, buyurdu.
    - Öyle zatlar yoksa? dediler.
    - O zatların hayatta olmaları şart değil ki, buyurdu. Vefat etmiş olsalar da onları sevmek, kalpten söküp atar dünya sevgisini.
    Ve ilave etti.
    - Onları sevebilmek için de tanımak lazım tabii.
    - Nasıl tanıyacağız? dediler.
    - Kitaplarını ve hayat hikâyelerini okumak suretiyle, buyurdu. Bunlar okununca, sevgileri kalbe yerleşir.
    ***
    Bir gün de, cemaatine;
    - İnsanın en büyük düşmanı kimdir, biliyor musunuz?diye sordu.
    - Bilmiyoruz, dediler.

    Nefsin düşmanı!..
    - En büyük düşman nefs-i emmaredir, buyurdu. Ama bu, ölmez ve yok olmaz. Çünkü nefis lazım.
    - Nefis lazım mı? dediler.
    - Evet, buyurdu.Çünkü o işe yarıyor.
    - Ne işe yarıyor efendim?
    - Mesela insan neslinin devamı ve düşmanla harp ve cihat, nefisle oluyor, buyurdu. Hem bu cihat sayesinde insan melekten bile yüksek olabiliyor.
    - Peki efendim, nefis ölmese de zayıflamaz mı? dediler.
    - Tabii zayıflar, buyurdu.
    - Ne ile zayıflar efendim?
    - İbadet yapmakla. Nefsin en büyük düşmanı ibadettir çünkü.
    - Hangi ibadet mesela?
    - Nefse en zor gelen ibadet, namazdır. Nefis kahrolur her namazda. Öyle zayıflar ki, insanı aldatamaz olur.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    - Efendim, eski büyükler de çok ağlarmış öyle mi?

    Tabiinin büyüklerinden “Atâ bin Ebu Rebah” hazretleri, bir günkü sohbetinde;
    - “Allah için dökülen gözyaşları, günahları temizler”, buyurdu.
    Dinleyenler;
    - Efendim, eski büyükler de çok ağlarmış öyle mi? dediler.
    - “Evet”, buyurdu. “Bu, bütün velîlerin ortak özelliğidir zaten. İmam-ı âzam hazretlerinin de çok ağladığı meşhurdur.
    - İmam-ı Azam mı dediniz?
    - Evet. Onun ağlamasından komşuları müteessir olurlardı hatta. Gecenin belli bir saatinden sonra, “İşte İmam yine başladı ağlamaya” derlerdi.
    - Neden ağlardı ki efendim?
    - Son nefes korkusundan.

    Söğüt yaprağı gibi...
    İmam-ı Rabbani hazretleri de Mektubat kitabında, “İmanımın gitmesinden söğüt yaprağı gibi titriyorum” buyuruyor.
    ***
    Bu zat, devlet adamlarından kaçar, zenginlerle görüşmezdi. Zamanın sultanı, bir gün bir torbaya “Altın” doldurup bir adamıyla gönderdi bu büyük veliye. Sultanın adamı gelip çaldı kapısını. Açtığında, o keseyi uzatıp;
    - Efendim, bunu size gönderdiler, lütfen kabul buyurun, dedi.
    Mübarek;
    -”Hayır, kabul edemem”, buyurdu.
    - Neden? deyince;
    - “Çünkü bu altınlardan sultanın kokusu geliyor” buyurdu. “Alamam”.
    Adam, mecburen itiraf etti:
    - Evet efendim, bunu sultan gönderdi size. Ne olur kabul edin.

    Biz garip kimseleriz
    Buyurdu ki:
    - Kardeşim, biz garip kimseleriz. Dünya adamlarıyla işimiz olmaz bizim.
    ***
    Bir gün de;
    - “Efendim, günahımız çok. Yarın ahirette hâlimiz ne olacak?” diye sordular bu zata.
    - Merak etmeyin, buyurdu.
    - Neden? dediler.
    - Çünkü bu gemi selametle sahile çıkarsa, yalnız kaptanını değil, gemide kim varsa hepsini çıkarır, buyurdu. Siz bu gemiden düşmemeye bakın.
    - Biz hangi gemideyiz ki efendim?
    - “Ehl-i sünnet gemisi”ndeyiz. İmam-ı azam hazretlerinin gemisindeyiz yani. Buna, “Kurtuluş gemisi” diyor âlimlerimiz.
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    Dünyada olmasa da ahirette

    Büyük velilerden “Atâ bin Meysere” hazretleri, her fırsatta kendi hocasından bahsediyor, her nimete onun sayesinde kavuştuğunu söylüyordu yakınlarına.
    Bir gün;
    - Efendim, hocanızdan çok bahsediyorsunuz, dediler.
    - “Evet öyle”, buyurdu.
    -Onu çok mu seviyorsunuz?
    - Nasıl sevmem. Ne biliyorsam hepsini ondan öğrendim. Bu nimetin şükrünü yapmam mümkün değil. “Yüz sene” ömrüm olsa, bu ömrümün tamamında onun kapısında “hizmetçilik” yapsam, yine hakkını ödeyemem.
    - Pekii ondan neler öğrendiniz ki, böyle çok seviyorsunuz?

    Bir tek şey öğrendim
    - Neler öğrenmedim ki! Ama bir şey var ki, o hepsine bedeldir. O da, “Hak” nedir? “Batıl” nedir? Bunu öğrendim.
    - Bu, o kadar mühim mi ki?
    - Elbette. Dünyada en zor şey, hakkı batıldan ayırmaktır. Peygamber Efendimiz bile, “Yâ Rabbî, bana hakkı batıldan ayırmayı nasib eyle” diye dua ederlerdi.
    ???
    Bir gün de bazı sevdikleri bu zata gelip;
    - Efendim, Allahü teâlâ, “Dua edin, kabul edeyim” buyuruyor. Ama dua ediyoruz, kabul olmuyor. Acaba sebebi nedir? diye sordular.
    Onlara;
    - “Duanızın kabul edilmediğini nereden biliyorsunuz?” diye sordu.

    İsteklerimiz olmuyor
    - İstediklerimiz olmuyor da ondan, dediler.
    - Bu, duanızın kabul edilmediğini göstermez ki.
    - Göstermez mi?
    - Evet göstermez. İhlasla yapılan her dua, mutlaka kabul olur. Ancak zamanı var. Hem sonra Allahü teâlâ sevdiği kullarının duasını bazan geciktirir.
    - Neden?
    - Çünkü onun, kendisine yalvarmasını sever de ondan. Sıkıntısını hemen gidermeyip, daha çok yalvarmasını ister. Karşılığında da ona çok sevap verir.
    - Yani duaya devam mı edelim efendim?
    - Elbette. Dua etmeye devam edin ve kabul olunduğundan da hiç şüphe etmeyin. Dünyada olmasa da ahirette verilir karşılığı.
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    “Mümin, müminin aynasıdır”


    Anadolu evliyasından “Atâ Efendi”ye, bir gün mahalleden birkaç kişi gelip,
    - Efendim, “Mümin, müminin aynasıdır” deniyor. Bu ne demek? diye sordular.
    - “Anlatayım”, buyurdu.
    Ve şöyle anlattı:
    Bir gün, Peygamber Efendimiz, Eshabın büyükleriyle bir yerde otururken yanlarına edepsiz biri gelip hakaret etti.
    - Efendimize mi hakaret etti?
    - Evet. “Senin kadar kötü, senin kadar çirkin birini görmedim”dedi Efendimize.
    - Eshab-ı kiram ne yaptılar peki?
    - Efendimize baktılar. Bir işaret etse, parçalayacaklardı adamı.

    “Doğru söylüyorsun!”
    Sordular yine:
    - Efendimiz bir şey buyurdular mı?
    - Evet, “Doğru söylüyorsun”buyurdular.
    Ve devam etti anlatmaya:
    O edepsiz adam gitti. Az sonra hazret-i Ebu Bekir geldi oraya. Efendimizi görünce,
    - “Yâ Resulallah! Ömrümde senin kadar güzel, senin kadar sevimli bir kimse görmedim”dedi.
    - Efendimiz ne buyurdular peki?
    - Yine “Doğru söylüyorsun”, buyurdular.
    - Çok şaşırdık efendim, ikisine de “Doğru söylüyorsun” buyurmuşlar.
    - Evet. Eshab-ı kiram da şaşırdılar ve “Yâ Resulallah! O adama da doğru söylüyorsun dediniz, Ebu Bekir’e de. Hikmeti nedir?” diye sordular.
    - Efendimiz ne buyurdu peki?
    - “Ben aynayım”, buyurdular. “Bana bakan, kendini görür. İkisi de kendilerini görüp, gördüklerini söylediler”.

    Kul hakkı mühimdir
    Bir gün de cemaatine;
    - “Ahirette her şeyden hesap var”, buyurdu. “Hele kul hakkı çok mühimdir.”
    - Efendim, kul hakkı, sadece maddî şeylerde mi olur? diye sordular.
    - “Hayır, manevî de olabilir”, buyurdu. Mesela “gıybet”.
    - Gıybet kul hakkına girer mi ki?
    - Elbette. “İftira” da kul hakkıdır, “Su-i zan” da. Hatta “Mümine sert bakmak” bile kul hakkına girer.
    - Peki ne tavsiye edersiniz efendim?
    - Ölmeden önce helallaşın. Yoksa çok zor olur ahirette, çaresi bulunmaz. Çünkü cenab-ı Hak kul hakkını affetmiyor. Helallaşmaktan başka çare yoktur.
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    “Öyleyse tövbe et”

    Ebu Hafs-ı Haddad hazretlerine, bir gün sevdiği bir genç gelip; - Efendim, etrafımdaki insanlardan hep sıkıntı görüyorum, ne yapayım? diye sordu.
    Büyük veli cevaben;
    - “Öyleyse tövbe et”, buyurdu.
    - Tövbe mi edeyim, neden?
    - Çünkü kula gelen her sıkıntı, işlediği bir günah sebebiyledir evladım. Derhal Allah’a dön ve tövbe et.
    - Peki efendim, insanlardan iyilik görmek nedendir acaba?
    Buyurdu ki:
    - Bu da, yapılan bir “İyi iş”in, bir “Hayırlı amel”in neticesidir. Sen de mümkün olduğu kadar herkese iyilik yap oğlum. Zayi olmaz. Mutlaka karşına çıkar.

    En mesut insan
    Bir gün de sohbetinde;
    - “Dünyada en mesut insan kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu cemaatine.
    - Bilmiyoruz, dediler.
    Buyurdu ki:
    - En mesut insan, “Peki” diyendir.
    - Kime peki diyeceğiz efendim?
    - Tabii ki “Hak söz”e. Yani “Allah adamları”na, “Ehl-i sünnet alimleri”ne. Büyüklere “Peki” diyen kazanır. Eshab-ı kiram niçin bu kadar çok yükseldiler dersiniz?
    - Niçin efendim?
    - Resulullaha “Peki” dedikleri için.
    Sordu yine:
    - Ebu Cehil ve yandaşları niçin kaybettiler acaba?
    - Resulullaha “Hayır” dedikleri için mi?
    - Evet. Ona itiraz ettiler. Hak sözü dinlemediler ve kaybettiler.

    Peki deyin, kazanın!
    Şöyle bitirdi:
    - “Peki demek” melek sıfatıdır. “İtiraz etmek” ise şeytan sıfatı. Siz melekliğe özenin. Peki deyin ve kazanın. Rahat edersiniz.
    ***
    Bir gün de;
    - Başarının sırrı nedir? diye sordular bu zata.
    Cevabında;
    - “Birlik beraberlik, dürüstlük ve iyi hedef seçmektir” buyurdu.
    - Hedefimiz ne olmalı? dediler.
    - “Bir kişinin daha hidayetine sebep olup, onu Cehennemden kurtarmak olmalı” buyurdu. “Yanan bir evden birini kurtarmak, çok büyük sevaptır. Fakat bu bile bir insanı “Cehennem ateşi”nden kurtarmanın yanında hiç kalır yine de.”
     
  7. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    “marifet, zoru başarmak”

    Buhara evliyasından “Ebu Hafs-ı Kebir” hazretleri, bir günkü sohbetinde;
    - “Kardeşlerim, mim’li konuşmayın. Böyle konuşmak nefsanidir”, buyurdu.
    Dinleyenler;
    - Nasıl yani? dediler.
    Buyurdu ki:
    - Yani hayırlı bir iş yapınca, “Ben yaptım, ben ettim” demeyin. Böyle konuşmak, kula yakışmaz.
    - Peki efendim, mesela çok çalışıp uğraşarak zor bir işi başarsak, yine mi “Ben yaptım” demiyeceğiz?
    - Evet. Çünkü siz o işi Allahın yardımıyla başardınız. Cenab-ı Hak fırsat, imkân ve kabiliyet vermeseydi, siz o işi yapamazdınız.

    Sen nasib etmeseydin...
    - Peki, ne dememiz lazım efendim?
    - “Yâ Rabbî, sana sonsuz şükürler olsun ki, bu hayırlı işi bana nasib ettin. Sen bu imkânı vermeseydin, ben bu işi yapamazdım” demeliyiz.
    ***
    Bir gün de bazı gençler bu zata gelip;
    - Bize nasihat eder misiniz? dediler.
    Onlara;
    - “İki şeye dikkat edin” buyurdu. “Birincisi, ibadetleri seve seve yapın. İkincisi de kul hakkına girmeyin. Varsa, helallaşın hemen”.
    -Ya biz haklıysak? dediler.
    - “Olsun, yine de helallaşın” buyurdu. “Çünkü hiç belli olmaz. Belki de sen haksızsın. Karşıdaki haklıdır. Her şeyin doğrusu ahirette ortaya çıkacak”.

    Haklı olduğu halde...
    Ve ekledi:
    - Haklı olduğu halde haksızlığı kabul edene Cennette büyük bir köşk verilecektir. Bunu Peygamberimiz haber veriyor ve “Kefili de benim” buyuruyor.
    ***
    Bir gün de sevdiği bir gence;
    - “Evladım, sana tavsiyem, fütüvvet sahibi ol” buyurdu.
    Delikanlı;
    - O nedir ki? deyince;
    - “Fütüvvet” gücendiğin kimseye iyilik etmek, sevmediğine ihsanda bulunmak ve sıkıldığın insana güleryüz göstermektir, buyurdu.
    Genç adam;
    - Ama bu çok zor, dedi.
    Buyurdu ki:
    - Evet, gerçekten zor iş. Ama unutma ki, “marifet, zoru başarmak”tır.
     
  8. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    “O beğensin yeter!”


    Ebu Hamza Bağdadî hazretleri, birkaç sevdiğiyle sohbet ederken; - “Kardeşlerim, meleklerin size imrenmesini ve size dua etmelerini ister misiniz?” diye sordu.
    - Tabii efendim, çok isteriz, dediler.
    - “Öyleyse şu iki şeyi yapın”, buyurdu. “Birincisi, birbirinizi çok sevin. İkincisi de bir araya geldiğinizde faydalı şeyler konuşun”.
    - Ne konuşalım efendim?
    - Mesela islâmiyetten konuşun. Allah’tan bahsedin. Açın bir “İlmihal kitabı” okuyun.
    Ve ilave etti:
    - Allah rızası için üç beş kişi bir araya gelir de “dînî sohbet” ederlerse, gökteki melekler onlara imrenir ve dua ederler onlar için.

    “Kendinizi sevmeyin!”
    Bir gün de, bir genç gelip;
    - Efendim, ben Allahü tealayı sevmek istiyorum, ne yapayım? diye sordu.
    Cevaben;
    - “Öyleyse kendini sevme” buyurdu. “Çünkü kendini seven, Allah’ı sevemez. Allah’ı seven de nefsini sevemez. Ayrıca nefsini seven, büyüklerden istifade edemez.
    Genç sordu yine:
    - Büyüklerden istifade etmenin alameti nedir ki efendim?
    Buyurdu ki:
    - Onlar, kimseye yük olmaz. Üstelik herkesin yükünü çekerler.
    ???
    Bir gün de sevdikleriyle sohbet ederken;
    - “Kardeşlerim, her işi Allah için yapın” buyurdu. “İnsanların takdirini değil, Rabbimizin rızasını düşünün.

    “O beğensin yeter!”
    - İnsanların beğenmesi mühim değil mi? dediler.
    - “Hayır” buyurdu. “Onlar bugün över, yarın söverler. İnsanların takdirini bekleyenler, kime benzer, biliyor musunuz?”
    - Kime efendim?
    - Alışveriş için pazara giden şu insana benzer ki, para kesesini açtığında, içinin “Çakıl taşı”yla dolu olduğunu görür. Hiçbir işe yaramaz tabii”. İşte “İhlassız ameller” de bir işe yaramazlar ahirette.
    Şöyle bitirdi:
    - Ahirette, sadece “Allah için” yaptığımız amellerden fayda göreceğiz. İhlassız amellerimiz “Kirli paçavra” gibi çarpılacak yüzümüze
     
  9. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Horasan evliyasından Ebu Hamza Horasanî hazretleri, nasihat isteyen bir kimseye;
    - “Görüyorum ki henüz gençsin” buyurdu. “Her istediğini yapabilecek bir haldesin, öyle değil mi?”
    O kimse;
    - “Evet efendim” dedi. “Genç sayılırım”.
    - İnşallah sıhhatin de yerindedir?
    - Çok şükür efendim.
    - O halde hiç durma. Seni, “sonsuz saadet”e kavuşturacak sebeplere yapışmaya bak.
    - O nedir ki? deyince;
    - “Allaha ibadet etmek” buyurdu. “Bunu yarına bırakma sakın!”
    - İbadeti yaşlanınca yapsam olmaz mı efendim?

    “Garantin var mı?”
    Büyük veli;
    - “Yaşlanacağına garantin var mı?” buyurdu. “İnsan ömrünün en kıymetli zamanı gençliktir. Bu en kıymetli zamanı, en kıymetli şeylerle geçir!”
    - Ne ile mesela?
    - En kıymetli şey “İslâmiyete uymak”tır kardeşim. Yani Rabbimizin emirlerini yapıp, yasak ettiklerinden sakınmak. Bu ikisinden daha mühim iş yoktur.
    ***
    Bir gün de;
    - Efendim, ahirette ilk sual neden olacak? diye sordular.
    - “Îman”dan olacak, buyurdu. “Çünkü Cennete girmek îman ile olur. Ama bir şartla. Doğru ve sağlam olması lazım o îmanın”.
    - Hangi îman doğrudur hocam?
    - Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiğine uygunsa, o îman doğrudur.
    -Îman doğru olmazsa?dediler.

    “Ateşle temizlenir!”
    - Îmandaki bozukluk, ancak “Cehennem ateşi”yle temizlenir, buyurdu.
    - Şefaat yok mudur efendim?
    - Var ama îtikat bozukluğu şefaatle affolmaz. Şefaatle ancak ameldeki noksanlıklar affedilebilir.
    ***
    Bir gün de;
    - İnsan, sevdiğine isyan eder mi? diye sordu cemaatine.
    - Etmemesi lazım, dediler.
    Buyurdu ki:
    - Evet. İnsan, sevdiğinin sözünü dinler. Zira sevmek, itaati gerektirir. İtaat etmeyen, sevmiyor demektir. Öyleyse Rabbimize itaat edelim. Edemiyorsak, bari sevdiğimizi iddia etmeyelim.
     
  10. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Bağdat evliyasından “Ebu Haşim-i Sofî” hazretlerine, bir gün sevdiklerinden biri gelip;
    - Efendim, ben malımın artmasını istiyorum. Ne yapayım? diye sordu.
    Cevabında;
    - “Öyleyse malını dağıt” buyurdu.
    Adam anlayamadı cevaptaki inceliği.
    - “Efendim, yanlış anladınız galiba” dedi. “Ben malımın artmasını istiyorum, azalmasını değil”.
    Mübarek gülümsedi.
    - Yanlış anlamadım kardeşim. Sen malının artmasını istemiyor musun?
    - Evet, hem de çok istiyorum.
    - İyi ya, artmasını istiyorsan dağıt malını. Yediğinden ve giydiğinden muhtaçlara ver. Sevindir garipleri.

    “Verirsem azalmaz mı?”
    - Verirsem azalmaz mı efendim?
    - Hayır kardeşim, bilakis artar.
    - Nasıl artar hocam?
    - Bak kardeşim. Sen verirsen, Allah sana daha çok verir. Vermezsen, vermez. Bu iş böyledir.
    ***
    Bir günkü sohbetinde de;
    - “Kardeşlerim, bizler aciz kullarız” buyurdu. “Kendimize ait hiçbir şeyimiz yoktur”.
    Dinleyenler;
    - Nasıl yani? dediler.
    Buyurdu ki:
    - Öyle insan var ki, akşam sağlam yatıyor. Sabah bir de kalkıyor ki felç olmuş, öyle değil mi?
    - Evet efendim.

    Yahut deli olmuş
    - Yahut aklı gitmiş, olamaz mı? Yahut da ölmüş. Kim mani olabilir? Bunun misallerini hepimiz görüyoruz. Kalbimiz çalışıyor, durdurmaya gücümüz yetiyor mu?
    - Yetmiyor tabii efendim.
    - Pekii duracak olsa, çalıştırabiliyor muyuz?
    - Hayır.
    - Diğer iç organlarımız da öyle değil mi? Yani bizim, kendi vücudumuza bile hükmümüz geçmiyor. Dış şartlara hiç geçer mi? Nitekim bir zelzele olacak olsa, kim mani olabilir?
    - Hiç kimse.
    - O halde biz neyiz? “Hiç”. İnsan “Hiç”tir kardeşlerim. İnsanın tek sermayesi var. O da “Aciz” olmasıdır.
     

Sayfayı Paylaş