1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Dini Hikayeler...10 adet

Konusu 'Kıssadan Hisse' forumundadır ve Suskun tarafından 11 Kasım 2009 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    İSLAM VE ÎMAN

    Hazreti Ömer bin Hattâb radıyallahü anh anlatıyor: Bir gün biz, Peygamber aleyhisselâmın yanında iken birden, elbisesi bembeyaz sakalının kılları ile saçları kapkara, üzerinde yolculuk eseri görünmeyen, hiçbirimizin tanımadığı bir adam geliverdi. Peygamber aleyhisselâmın tâ yanına oturdu. Diz kapaklarını O'nun diz kapaklarına dayadı. Ellerini dizlerine koydu Ve:

    — Ey Muhammed, bana islâm'dan haber ver? dedi. Allah'ın Peygamberi:

    — islâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed aleyhisselâmın Allah'ın Resulü olduğuna şehâdet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan ayında oruç tutman, yol bakımından gücün yettiği takdirde hacc etmenden ibarettir, buyurdu.

    Adam:

    — Doğru söyledin, dedi.

    (Hazreti Ömer) Biz buna hayret ettik. Hem soruyor, hem de Hazreti Peygamberi tasdik ediyor.

    Adam devam ederek:

    — Bana îman nedir? anlat, dedi. Allah'ın Peygamberi:

    — iman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve bir de hayır ile şer (herşey) in Allah'ın takdiri ile olduğuna inanmandan ibarettir, diye cevap verdi.

    Adam:

    — Doğru söyledin, dedi ve:

    — İhsan nedir? diye sordu.

    Allah'ın Peygamberi: .

    — İhsan, Allah'ı görür gibi kendisine ibadet etmendir. Çünkü sen O'nu görmesen de, O seni görür, buyurdu. Adam:

    — Bana kıyametin zamanından haber ver? dedi. Peygamber aleyhisselâm:

    — Bu meselede kendisine sorulan kişi, sorandan daha bilgili değildir, dedi. Adam son olarak:

    — O'nun (kıyametin) alâmetlerinden bana haber ver, dedi. Peygamber aleyhisselâm:

    — Cariyenin efendisini doğurması; yalın ayaklıları, çıplakları, fakirleri ve koyun çobanlarını yapılarının yüksekliği ile övünür ve yarış eder oldukları halde görmendir, buyurdu.

    (Hazreti Ömer) Sonra bu adam gitti ve ben, bir süre Peygamber aleyhisselâmın huzurundan ayrıldım; sonra kendisine vardığımda; Peygamber aleyhisselâm:

    — Ey Ömer, soranın kim olduğunu biliyor musun? diye sordu.

    — Allah ve Resulü en iyi bilir, dedim. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm:

    — O, Cebrail'dir; dininizi öğretmek üzere size geldi, buyurdu.


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Neseî)
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    FAKİRİN KEFARETİ


    Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:

    Bir adam Peygamber aleyhisselâmın huzuruna gelerek şöyle dedi

    — Helak oldum, Ey Allah'ın Resulü! Peygamber aleyhisselâm:

    — Seni ne helak etti? diye sordular. Adam:

    — Ramazanda hanımıma yaklaştım, dedi. Peygamber aleyhisselâm:

    — Azad edilecek kölen var mı? diye sordular. Adam, hayır cevabını verince:

    — Aralıksız iki ay oruç tutabilir misin? dedi.

    Adam, hayır cevabını verdi, oturdu. Bu esnada Allah'ın Resulüne bir zenbil kuru hurma getirmişlerdi. Resulûllah:

    — Al şu hurmaları sadaka olarak dağıt, buyurdular. Adam:

    — Bizden daha fakir olanlara mı, ey Allah'ın Resulü? Allah'a yemin ederim ki şu iki siyahtaşın arasında (Medine'de) buna, bizden daha fazla muhtaç kimse yoktur, deyince Peygamber aleyhisselâm ön dişleri gözükecek nisbette güldü ve sonra şöyle buyurdu:

    — Bunu alıp git, çoluk çocuğunu doyur.


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmîzî, Neseî)
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    DEVAMLI ORUÇ


    Ashabın büyüklerinden Amr ibni As radıyallahu anh'ın oğlu Abdullah radıyallahu anh, muttaki ve âlim bir kişiydi, Resulûllah aleyhisselâmın vahiy katipliğini yapar, duyduğu hadisleri de yazardı. Kendisini çok fazla bir şekilde de ibadete vermiş; her gününü oruçlu, her gecesini de ibadetle geçirmeyi âdet edinmişti. Bir gün babası Amr ibni As radıyallahu anh, onlara gelince, oğlunun ailesine:

    — Kocan nerede, hâli nasıldır? diye sormuştu. Kureyş kabilesinden güzel bir kadın olan ailesi cevap olarak dedi ki:

    — Abdullah ne iyi bir kimsedir. Geceyi uyumayıp ibadetle geçirir, gündüzleri de devamlı oruçludur. Kendisine geldiğimizden beri, ibadet etmekten dolayı bizimle alâkadar olacak zaman bulamamaktadır.

    Bunun üzerine Abdullah radıyallahu anh'ın babası Amr ibni As radıyallahu anh öfkelendi; oğluna bu şekilde davranmamasını tenbih ederek, «Hanımın müslüman bir kadındır, sen ise ona sıkıntı veriyorsun» dedi. Fakat Abdullah radıyallahu anh bu sözlere aldırmamıştı. Babası ikinci bir defa kendisine çıkıştı. Ancak oğlu yine dinlemeyince, bu defa onu Peygamber aleyhisselâma şikâyet etti. Peygamber aleyhisselâm da, oğlunu kendisine getirmelerini emir buyurdular.

    Abdullah radıyallahu anh, babası ile beraber Allah'ın Resulünün huzuruna gelince, Peygamber aleyhisselâm:

    — Sen misin, gecelerini devamlı ibadetle, gündüzlerini de devamlı oruçla geçiren ve geçireceğini söyleyen? diye sordular.

    Abdullah radiyallahu anh'ın, «Evet, ey Allah'ın Resulü» şeklinde cevap vermesi üzerine şöyle buyurdular:

    — Bunu yapamazsın, bunun için hem oruç tut, hem tutma. Hem uyu, hem de ibâdet yap ve ayda üç gün oruç tut. Çünkü iyi amel, on misli ile mükâfatlanır. Bu;, ayda üç gün oruç tutmak, bütün seneyi oruç tutmak gibidir.

    Fakat bu ayda üç gün oruç, Abdullah radıyallahu anh'e az gelmişti. Peygamber aleyhisselâm bir gün oruçlu, iki gün oruçsuz olmasını tavsiye etti. Bu da az gelince, bir gün tutup, bir gün bozmasını söyledi. Bu da az geldiyse de Peygamber aleyhisselâm «Bu Davud aleyhisselâmın orucudur ve en güzel oruç budur, bundan fazlası olmaz» buyurdular. Bununla beraber Resulûllah aleyhisselâmın bu nasihati, kesin bir emir olmayıp tavsiye mahiyetinde bulunduğundan; Abdullah radıyallahu anh bunu ifa edememiş ve hayatının sonlarında çökmüştü. Bunun üzerine şöyle demişti:

    — Peygamber aleyhisselâmın bana tavsiye buyurduğu, ayda üç gün orucu kabul etseydim, bana çoluk çocuğumdan ve bütün malımdan daha sevgili olurdu...


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî)
    Aişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edilir ki:

    Resulûllah aleyhisselâm, kendisinin süt kardeşi olan. Osman bin Maz'ûn radıyallahu anh'ı huzuruna çağırtmış ve şöyle demişti:

    — Sen benim sünnetimden ayrıldın mı? Osman bin Ma'z'ûn radıyallahu anh;

    — Hayır, vallahi, ey Allah'ın Resulü! Ben ancak senin sünnetini taleb ediciyim, cevabında bulununca, Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdular:

    — Ama ben hem uyuyor, hem de namaz kılıyorum; hem oruç tutuyor, hem de (devamlı) tutmuyorum ve kadınlarla da nikahlanıyorum. Şu halde Allah'tan kork, yâ Osman! Çünkü senin üzerinde ailenin hakkı var, misafirlerinin hakkı var, nefsinin hakkı var. Bu bakımdan devamlı değil, bazen oruçlu ol, bazen de oruçlu olma, geceleri de hem namaz kıl, hem de uyu!..


    (Ebû Davud)
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    İHLASLI KELİME-İ TEVHÎD



    İbni Abbas radıyallahu anh anlatıyor:

    — iki adam Allah'ın Resulüne gelip dâvâlaştılar. Resûlullah aleyhisselâm alacaklı kişiden delil ve şahit göstermesini istedi. Alacaklının ise delil ve şahidi yoktu. Bundan sonra borçlu kimseye yemin etmesini teklif etti. Borçlu da «Kendisinden başka ilâh olmayan Allah»'a yemin etti. Adamın yemin etmesinden sonra Peygamber aleyhisselâm kendisine:

    — Hayır, sen alacaklının iddia ettiği gibi yapmışsın. Fakat «Lâilâ-he illallah» sözünü ihlâs ile söylediğin için, Allah seni mağfiret etti, buyurdu.

    (Çünkü o anda Cebrail aleyhisselâm gelmiş ve Peygamber aleyhisselâma borçlunun yalan yere yemin ettiğini, fakat kelime-i tevhidi ihlâsla söylediği için Allahü Teâlâ'nın kendisini affettiğini haber vermişti.)


    (Ebû Davud, Neseî)
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    HİCRET EMRİ


    Hazreti Aişe radıyallahü anhâ anlatıyor:

    — Biz Hazreti Ebû Bekir'in evinde, gündüzün şiddetli sıcak vaktinde otururken, biri Ebû Bekir radıyallahü anha:

    — İşte, başı ve yüzünün büyük bir kısmı örtülü bir halde Allah'ın Resulü! Hem de gelmesi, âdetinden olmayan bir saatte! deyiverdi. Ebû Bekir radıyallahü anh:

    — Anam, babam ona feda olsun! Allah'a yemîn ederim ki, onu bu saatte mühim bir hâdise buraya getirmiştir, dedi.

    Buna müteakip Peygamber aleyhisselâm girmek için izan istedi, izin verilip, içeriye girince Hazreti Ebû Bekir'e:

    — Yanındakileri dışarıya çıkar, buyurdu. Ebû Bekir radıyallahu anh de:

    — Anam, babam sana feda olsun! Onlar senin ailen, ey Allah'ın Resulü, istediğini söyleyebilirsin, diye cevap verdi. Peygamber aleyhisselâm:

    — Hicret etmek için bana izin verildi, buyurdu. Bunun üzerine Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anh:

    — Anam, babam sana feda olsun! Hicretinde ben de sana arkadaşlık ediyor muyum? diye sordu. Allah'ın Resulü:

    — Evet, cevabında bulununca da:

    — O halde şu iki hayvandan birini al, ey Allah'ın Resulü, dedi. Resûlüllah aleyhisselâm:

    — Karşılığını vermek şartı ile, dedi.

    En güzel bir şekilde her ikisini de hazırladık. İkisi için lâzım olan azığı bir dağarcığa yerleştirdik. Kız kardeşim Esma radıyallahu anhâ kuşağından bir parça kesip bu dağarcığın ağzını bağladı. Bu sebeple kendisine «Zatu'n nitak - kuşaklı» diye isim verildi.

    Sonra Peygamber aleyhisselâm, Hazreti Ebû Bekir ile beraber Sevr dağındaki mağaraya vardılar. Üç gece orada gizlendiler. Ebû Bekir radıyallahu anh'ın oğlu Abdullah da yanlarında kalmıştı. Abdullah oldukça dikkatli ve zekâ sahibi bir çocuktu. Seher vaktinde onların yanından ayrılır ve Mekke'de kalıyormuş gibi, Kureyş ile beraber orada sabahlamış görünürdü.

    Kureyş'lilerin düşündüğü hile ve tuzakları dinler, hepsini iyice kafasına yerleştirir, karanlık basınca da gelip bu duyduklarını Peygamber aleyhisselâm ile Hazreti Ebû Bekir'e bildirirdi.

    Hazreti Ebû Bekir'in kölesi Âmir bin Füheyre o civarda bol sütlü, sağmal koyun otlatır ve akşam vaktinden bir süre geçince Resûlüllah aleyhisselâm ile Hazreti Ebû Bekir'e getirirdi. Onlar da sağıp taze süt içerek geceyi geçirirlerdi. O süt kendi sağmal koyunlarının sütü idi. İçine kızgın taş konulup ısıtılmış idi. Nihayet Âmir bin Füheyre sağmal koyuna seslenir ve alıp geri götürürdü. Allah'ın Resulü ile Ebû Bekir radıyallahu anh'ın mağarada bulundukları üç gece Âmir onların gıdasını bu şekilde temin ederdi.

    Peygamber aleyhisselâm ile Hazreti Ebû Bekir Mekke'de bulunurken, ed-Diyl oğullarından yol kılavuzluğu hususunda tecrübe ve mahareti olan Abdullah bin Ureykıt adında birini kiralamışlardı. Bu şahıs Asbin Vâil oğullarına dostluk sözü vererek elini akid kanına da batırmıştı. Kendisi Kureyş kâfirlerinin dini üzerinde bulunuyordu. Peygamber aleyhisselâm ile Hazreti Ebû Bekir bu adamın doğruluğuna itimad ederek, develerini kendisine teslim etmişler ve üç gün sonra Sevr mağarasında buluşmak üzere kendisi ile anlaşmışlardı. Bu şahıs Peygamber aleyhisselâm ile Hazreti Ebû Bekir'in develeri ile üçüncü gecenin sabahında geldi. Resûlullah aleyhisselâm Hazreti Ebû Bekir ile beraber Âmir bin Füheyre ve kılavuzları Abdullah bin Ureylut da yola çıktılar. Kılavuzla alışılmış olmayan sahiller yolunu takip etmek suretiyle Medine'ye doğru yürüdüler.


    (Buharı)
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    HAYA ÖRNEĞİ HAZRETİ OSMAN


    Hazreti Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor:

    Allah'ın Resulü bacakları açık bir vaziyette benim odamda oturmakta iken, Hazreti Ebû Bekir içeriye girmek için izin istedi. Peygamber aleyhisselâm halini değiştirmeden girmesine izin verdi. Kendisi ile konuştu. Sonra Hazreti Ömer izin istedi. Ona da, aynı hal üzerine, girmesi için izin verdi ve konuştu. Sonra Hazreti Osman girmek için izin istedi. Bu defa Peygamber aleyhisselâm kalkıp oturdu. Elbisesini düzeltti. Bundan sonra Hazreti Osman'ın girmesi için izin verildi ve kendisi ile konuştu.

    Sonra Hazreti Âişe, Allah'ın Resulüne dedi ki:

    — Ya Resûlallah, Ebû Bekir geldi, fâzla bir davranışta bulunmadın. Hazreti Ömer girdi, Ona da aynı şekilde davrandın. Fakat Hazreti Osman girince, kalkıp oturdun ve elbiseni düzeltip vaziyetini düzelttin, dedi.

    Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdular:

    — Ey Âişe, Meleklerin bile kendisinden haya ettiği bir kimseden haya etmiyeyim mi?

    Bir rivayette ise: Osman utangaç bir kimsedir. Bulunduğum hal üzerine kabul etseydim, utancından istediklerini arzedemeyecek diye endişe ettim, buyurdular.


    (Müslim)
     
  7. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    KAFİRLERİN KORKUSU



    Hazreti Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor:

    Anne - babamı îslâm dini üzerine sarılmış vaziyette biliyor, îslâm öncesini asla hatırlamıyorum. Allah'ın Resulünün sabah ve akşam bize gelmediği bir gün geçmezdi. Müslümanların başı belâya uğramaya başlayınca Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anh, Habeş diyarına hicret etmek üzere yola çıktı. Yemen'deki Berkü'l Gimad denilen yere geldiği zaman, memleketin efendisi Ibnu'd Dugunne kendisine rasgeldi ve:

    — Nereye gitmek istiyorsun, Ey Ebû Bekir? diye sordu.

    Hazreti Ebû Bekir de:

    — Kavmim beni memleketimden çıkmaya mecbur bıraktı. Bu sebepten dolayı yer yüzünde dolaşmaya ve Rabbime ibadet etmeye niyetlendim, diye cevap verdi.

    Ibnu'd Dugunne.:

    — Ey Ebü Bekir, senin gibi bir zat memleketinden ne çıkar, ne de çıkarılır. Sen fakiri giyindirir, akrabaya yardımda bulunur, aciz ve zayıfların yükünü üzerine alır misafire ikram eder, musibetlerde yardımını esirgemezsin, işte ben senin kefilin ve yardımcınım. Memleketine dön ve arzu ettiğin şekilde Rabbine ibadet et, dedi.

    Bunun üzerine Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anh, memleketine döndü ve Ibnu'd Dugunne de kendisiyle beraber geldi. O gece Kureyş'in ileri gelenleri ile görüştü ve:

    — Ebû Bekir gibi bir zat memleketinden ne çıkar, ne de çıkarılır. Yoksulu giydiren akrabaya yardım eden aciz ve zayıfların yükünü üzerine alan, misafire ikramda bulunan ve musibetlerde yardımını esirgemeyen bir zatı memleketten nasıl çıkarırsınız? dedi.

    Kureyşliler, Ibnu'd Dugunne'nin bu kefalet ve teminatı karşısında, Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anhe eziyet vermekten vazgeçti.

    Ancak Ibnu'd Dugunne'ye dediler ki:

    — Ebû Bekir'e söyle: Rabbine evinde ibadet etsin, namazını evinde kılsın, dilediğini okusun, bunlarla bize eza etmesin, bunları açıktan yapmasın. Çünkü onun bu şekilde çocuklarımız ve kadınlarımızı kandıracağından endişe ediyoruz.

    Ibnu'd Dugunne onların bu söylediklerinin hepsini, Ebû Bekir radıyallahu anh'e bildirdi. Bundan sonra da Hazreti Ebû Bekir evinde ibadet etmeye, açıktan namaz kılmamaya ve evinden başka bir yerde Kur'an okumamaya başladı. Bir süre bu şekilde devam ettikten sonra, aklına başka bir düşünce geldi. Evinin avlusu içerisinde bir namazgah inşa etti ve orada namaz kılıp Kur'ân okumaya başladı. Bu defa müşriklerin kadın ve çocukları, onu dinlemek için namaz kıldığı yerin yanında toplanmaya başladı. Hazreti Ebû Bekir'i seyrediyor ve okuyuşuna hayranlık duyuyorlardı. Hazreti Ebû Bekir, Kur'ân okuduğu zaman göz yaşlarını tutamayan ve çok ağlayan bir zat idi. Bu durum, Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerini endişelendirdi ve îbnu'd Dugunne'yi çağırdılar ve geldiği zaman, kendisine dediler ki:

    — Biz, Ebû Bekir'in ibadetini evinde yapılması şartı ile senin himayen altında kalmasına razı olmuştuk. O ise bu haddi aştı. Evinin avlusunda kendisine mescid yaptı. Açıktan Kur'ân okumaya ve namaz kılmaya başladı. Biz ise, onun kadınlarımızı ve çocuklarımızı aldatmasından endişe ediyoruz. Bundan dolayı, onu bundan böyle bu şekilde yapmaktan vazgeçir. Eğer evinde sessizce Rabbine ibadet etmek isterse, bunu yapabilir. Bu davranışını terketmediği takdirde verdiğin himayeden vazgeçmesini iste. Çünkü biz senin verdiğin sözü bozmak istemedik ama Ebû Bekir'in açıkça kılmasını'da kabullenmedik.

    Bunun üzerine îbnu'd Dugunne Hazreti Ebû Bekir'e geldi ve:

    — Sana hangi şartlar içerisinde taahhüdde bulunduğumu hatırlıyorsun. Ya bu şarta uyacaksın, yahut himayem altında olmaktan vaz geçeceksin. Çünkü ben, kendisine himaye edeceğime dair söz verdiğim bir kimseye karşı sözümde durmadığımı, Arab'ın duymasını istemem, dedi.

    Buna karşılık olarak Ebû Bekir radıyallahü anh:

    — Başka yapılacak bir şey yok, himayeni iade ediyor ve Allah'ın himayesine sığınmayı tercih ediyorum, diye cevap verdi.

    Allah'ın Resulü ise o gün Mekke'de bulunuyordu. Müslümanlara şöyle buyurdular:.

    — Sizin hicret edeceğiniz yer bana gösterildi. Orası iki kayalık arasında hurmalık bir yerdi.

    Bunun üzerine hicret edenler Medine'ye hicret ettiler. Habeşistan'a hicret etmiş bulunanlarda oradan dönerek Medine'ye hicret ettiler. Hazreti Ebû Bekir de Medine'ye hicret etmek üzere hazırlığa başlamıştı. Bunu gören Peygamber Aleyhisselâm kendisine:

    — Acele etme, bana da hicret etmek için izin verileceğini ümid ediyorum, buyurdu.

    Hazreti Ebû Bekir radıyalahü anh:

    — Anam, babam sana feda olsun, bunu ümid ediyorsun demek ? diyerek sevincini gösterdi.

    Peygamber aleyhisselâmın «Evet» diye cevap vermesi üzerine Hazreti Ebû Bekir, Allah'ın Resulüne arkadaşlık etmek için, o anda hicretten vazgeçti. Dört ay, binek atını bu iş için «semur» denilen ağacın yaprağı ile beslemeye başladı.


    (Buharî)
     
  8. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    PEYGAMBERİN KARDEŞLERİ



    Ebû Hüreyre radıyallahü anh şöyle anlatıyor:

    Peygamber aleyhisselâm kabristana gelip buyurdu:

    — Selâm sizlere ey müminler topluluğunun diyarı! Ve biz de,,—Allah dilerse— muhakkak size ulaşacağız. Kardeşlerimizi görmeyi arzu ediyorum.

    — Ey Allah'ın Resulü, biz senin kardeşlerin değil miyiz? dediler. Peygamber aleyhisselâm:

    — Siz arkadaşlarımsınız. Kardeşlerimiz ise, henüz gelmemiş olanlardır.

    Bunun üzerine:

    — Ey Allah'ın Resulü, ümmetinden henüz gelmemiş olan kimseyi nasıl bilir ve tanırsın? diye sordular. Peygamber aleyhisselâm:

    — Bilmiyor musun ki, siyah atlar arasında yüzleri ve ayakları beyaz olan bir atın sahibi kendi atını bilmez, tanımaz mı? buyurdu.

    — Evet, Allah'ın Resulü tanır, dediler. Peygamber aleyhisselâm:

    — Çünkü onlar abdest sebebiyle yüzleri, el ve ayakları bembeyaz, parlak olarak gelirler. Ve ben de onları Havzın kenarında beklerim. Dikkat! Bazı kimseler benim Havzıma yaklaştırılmayacaktır. Haydi geliniz! diye çağıracağım. >

    — Onlar senden sonra değiştirdiler, denilecektir.

    Ben de:

    — Yazık onlara! diyeceğim.


    (Müslim, Neseî)
     
  9. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    ÜÇ KİŞİNİN DAVRANIŞLARI



    Ebû Vâkıd el Leysî anlatıyor: Peygamber aleyhisselâm insanlarla birlikte mescitte otururken hemen üç kişi yanına geliverdi. Bunlardan ikisi Peygamber'in huzuruna doğru yürüdü. Birisi ise dönüp gitti. Bu ikisi Peygamber aleyhisselâmın huzuruna gelince, bunlardan biri, cemaat arasında bulduğu boş yere oturdu, ikincisi ise, cemaatın arkasına oturdu. Üçüncüsü de oturmayıp döndü ve gitti. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm mescitten ayrıldıktan sonra:

    Bu üç kişiyi size anlatayım mı, dedi. Ve ilâve etti: — Birincisi, Allah'a sığındı. Allah da onu ilim mescidinde oturmakla mükâfatlandırdı, ikincisi, Allah'tan haya etti, Peygamber'in meclisinde bulunanları sıkıştırıp rahatsız etmekten kaçındı. Allah da ,onu cezalandırmaktan kaçındı ve ona, ihsanda bulundu. Üçüncüsüne gelince, o yüz çevirdi. Allah da ondan yüz çevirdi, buyurdu.


    (Buharı, Müslim. Tirmizî, Neseî)
     
  10. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Peygamberimizin en çok sevdiği kişi


    Yeni müslüman olan sahabilerden Amr b. As' ı Peygamberimiz İlam orduzunun başında Zatü's-Selasil'e gönderdi.
    Orduda Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer de vardı. Bu büyük sahabelere kumandan olduğuna göre Peygamberin kendisini çok sevdiğini düşündü Amr bin As.

    Hemen Peygamberin yanına gidip, bu düşüncesini sordu.

    " Ya Resulallah! Halkın sana en sevimlisi kimdir?"

    Peygamberimiz Amr' a: "Aişe" dedi.

    Amr tekrar sordu: "Sonra kim?"

    " Aişe'nin babası."

    Amr yine sorduğunda peygamberimiz:

    "Ömer" demiş ve sonra ve daha pek çok kişinin ismini saymıştı. Şimdiki insanların anlamakta güçlük çekeceği bir şey...

    " En çok kimi seviyorsun?" dendiğinde "eşimi" diyebilmek.

    Mahrem sınırı içinde, kadının ismini bile gizleyen bir anlayaşın karşısında Peygamberiz, Aişe'sini her an ismiyle anıyor, her zaman yanında taşıyordu.
    Onun, tüm insanlar içinde en çok sevdiği kişi olduğunu, söylemekten çekinmiyordu.
     

Sayfayı Paylaş