1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Diyarbakır Antik Kentleri (Güneydoğu Anadolu Bölgesi)

Konusu 'Turizm Rehberi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 19 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.787
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.079 ÇTL
    Diyarbakır Antik Kentleri (Güneydoğu Anadolu Bölgesi)


    Amida (Diyarbakır) Antik Kenti

    [​IMG]Dicle Nehrinin yukarı havzasında, Anadolu, İran ve Mezopotamyadan gelen tarihi ticaret yollarının kavşak noktasında yer alan kent, çok eski çağlardan beri surlarla çevrili önemli bir yerleşim yeridir.

    M.Ö. 3.000'de kente, Hurri-Mitanilerin egemen oldukları görülmektedir.

    M.Ö. 1260a kadar egemenliklerini sürdüren Hurri-Mitanilerden sonra sırasıyla Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Büyük Tigran İdaresi, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar Diyarbakıra egemen olmuşlardır.

    [​IMG]
    Diyarbakır, Eski ve Yeni Kent olmak üzere iki kesimden oluşmaktadır. Eski Diyarbakır surlarla kuşatılmış olup, dört kapılı bu surlar Anadoluda ayakta kalan benzer yapıların en büyüğü ve en sağlamıdır. Kentin önemli tarihi yapıları bu surlar içindedir.

    Diyarbakır ve çevresi, tarih öncesi dönemlerden itibaren her devirde önemini korumuş, Anadolu ile Mezopotamya, Avrupa ile Asya arasında doğal bir geçiş yolu, bir köprü görevini üstlenmiştir.

    Tarihinde, Amida, Amid, Kara-Amid, Diyar-Bekr, Diyarbekir, Diyarbakır adlarını alan kentte, Kalkolitik ve Tunç Çağında, yerleşimin olduğu, bölgede yapılan arkeolojik araştırmalardan anlaşılmıştır. Eğil-Silvan yakınlarındaki Hassun, Dicle Nehri ve kolları üzerinde Ergani yakınlarında Hilar mağaralarında bu dönemden kalma kalıntılarla karşılaşılmıştır.

    [​IMG]
    Ergani yakınlarındaki Grikihaciyan Tepesinde M.Ö. 5.000 yılları başına tarihlenen "Gelişkin Köy Evresi" ya da Kalkolitik Çağ olarak adlandırılan Halaf Kültürünün sonlarına tarihlenen tek bir kültür evresi görülmüştür. Halaf Kültürü, Kuzey Irak, Suriye ve Güneydoğu Anadoluda görülen yuvarlak planlı kubbeli evleri zengin boya bezeli çanak-çömleği ile ünlüdür.

    Diyarbakırın Bismil İlçesi yakınlarındaki Üçtepe Höyükte yapılan ve henüz bitirilmemiş olan kazı çalışmalarında ise 2. Bin, Yeni Asur, Helenistik ve Roma İmparatorluk dönemine tarihlenen önemli bir merkez ortaya çıkarılmıştır.
    Lice yakınlarındaki Birkleyn mağaraları ve Eğildeki Eğil Kalesi ve kayalardaki kitabeler Asurlardan kalan önemli eserler bulunmuştur.


    Diyarbakır Kalesi ve Surları

    [​IMG]
    Kalenin, Dicle yatağından 100 metre yükseklikte bulunan "Fis Kayası" adlı kayalığın İçkale kesiminin buranın ilk yerleşim yeri olduğu ve küçük çapta bir kalenin Hurriler zamanında inşa edildiği sanılmaktadır.

    İçkalede kubbeli bir bazilika (Nesturi Kilisesi, 6.yüzyıl), Kale Camisi, Sahabeler Türbesi, Artuklu Sarayı ve resmi binalar bulunmaktadır.

    Diyarbakır şehrini baştan başa kuşatan surlar, Çin Seddinden sonra dünyanın en uzun surlarıdır. Yapısı, sağlamlığı, taşıdığı yazıtlar, kabartmalar ve şekillerle surlarda 12 uygarlığın kitabelerini okumak mümkündür. Kalenin ilk yapılış tarihi bilinmemektedir. M.S. 349 yılında Roma İmparatoru Konstantininus tarafından genişletilerek bazı kısımları onarılmıştır. Kalede bulunan dört kapı dört ana yöne açılmaktadır. 5 km uzunluğundaki surların, duvar yüksekliği 12 metre, genişliği 3-5 metre olup 82 adet burcu vardır.

    Dışkale
    [​IMG]
    Hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı bilinmeyen Dışkale, M.S. 349 yılında Roma İmparatoru II. Constantius zamanında kalesi yeni baştan onarılıp, güçlendirilerek etrafı surlarla çevrilmiştir. Böylece genel şeklini alan Diyarbakır Kalesi daha sonra kente egemen olan uygarlıklar tarafından yapılan eklenti ve onarımlarla günümüze kadar gelebilmiştir.

    Kuşbakışı görüntüsü ile kenti çevreleyen surların üzeri, kente egemen olan otuza yakın uygarlığın izlerini taşıyan oyma ve kabartma motiflerin yanı sıra onu bir kuşak gibi çevreleyen yazıtlarla bezelidir.

    Bu nedenle A. Gabriel tarafından "Açık Hava Yazıtlar Müzesi" olarak nitelendirilmiştir. 5 Km. uzunluğundadır. Yüksekliği 10-12 m., Kalınlıkları 3-5 m. Arasında değişmektedir. Kare, çokgen ve yuvarlak planlı olup, toplam 82 burcu bulunmaktadır.

    Bunlardan en önemlileri; Keçi Burcu, Yedi Kardeş Burcu, Ben-u Sen Burcu, Nur Burcudur.

    [​IMG]
    Dışkalenin dört yöne açılan, mimarlık tarihi açısından birbirinden önemli dört kapısı vardır. Kuzeyde Dağ Kapı (Harput Kapısı), Batıda Urfa Kapı (Rum Kapısı), Güneyde Mardin Kapı (Tel Kapısı), Doğuda Yeni Kapı (Dicle veya Su Kapısı) yer almaktadır.

    Bugünkü Dışkale surlarının dışında ikinci bir sur daha bulunmaktaydı. Ancak 1232 yılında kente egemen olan Eyyubi hükümdarı Melik Kamil tarafından yıktırılarak taşları bugünkü surların onarımda kullanılmıştır.

    Günümüzde kalıntıları, Mardin Kapı ve Ben-u Sen taraflarında görülebilmektedir.


    İçkale
    [​IMG]
    Dışkalenin Kuzeydoğusunda yer almaktadır.

    Dışkaleden surlarla ayrılmaktadır. İçkalede yer alan Viran Tepe kentin ilk yerleşme noktasıdır ve bu tepenin etrafı da surlarla çevrilidir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1524-1526 yapılan surlarla genişletilmiştir. 16 burçlu İçkaleninde dört kapısı bulunmaktadır. Fetih ve Oğrun Kapıları dışa, Saray ve Küpeli kapıları da kente açılmaktadır.

    Diyarbakır surları; volkanik Karacadağdan çıkan bazalt taşlar ile yapıldığı için hala önemli derecede bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş, taşlar üzerindeki işlemelerde zarar görmeden günümüze kadar gelebilmiştir.

    Diyarbakır surları 20. yy.a kadar mimari bütünlüğünü ve fonksiyonunu korumuştur. Diyarbakır surlarının kuzeydoğusundaki İçkalenin tarihi büyük bir olasılıkla bu bölgenin ilk yerleşik halkı olan Hurri-Mitaniler (M.Ö. 4-3 bin) dönemine kadar iner.

    [​IMG]
    İç Kale, Romalılar tarafından bugünkü şehir surlarının yapılması ile özel bir önem kazanmış ve her devirde yönetim merkezi olmuştur. İç Kaleyi saran ve şimdiki Artuklu Kemerinden geçen ilk surlar daha sonra yıkılmış, Kanuni Sultan Süleyman zamanında (1521-1527) şimdiki 16 burç ve surlar yapılmıştır. İç Kalenin Saray Kapı, Küpeli Kapısı, Fetih ve Oğran Kapıları bulunmaktadır. İç Kalede çok değerli yapılar bulunmaktadır.

    Saint George
    İçkalenin Kuzeydoğu köşesinde yer alır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, yapım, mimari tarzı ve yapıda kullanılan malzemeden dolayı Roma dönemine M.S. 2. yy.a ait olduğu düşünülen kilise, Artuklular döneminde sarayın hamamı olarak kullanılmıştır.

    Virantepe Höyüğü ve Artuklu Sarayı
    [​IMG]
    Diyarbakır surlarının kuzey doğusunda, İçkalenin sur duvarları içerisinde yer alan Artuklu Sarayını Prof. Dr. Oktay Aslanapa l96l-l962 yıllarında burada yapmış olduğu kazılarda ortaya çıkarmıştır. Bu sarayın Artukoğullarından Nasirüddin Salih bin Muhammed tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Sarayın mimari kesin olmamakla beraber İbrahim bin Cafer ile oğlu Yahya İbrahim ve Cafer bin Mahmut olmalıdır. Ayrıca sarayın yapım çalışmalarını büyük olasılıkla Nasirüddin Salih Mahmut yönetmiştir.

    Diyarbakır Viran Tepede (Top Tepe) iki yıl üst üste yapılan kazılar sonunda bu sarayın, XIII. yüzyıla ait bir Artuklu Sarayı olduğu anlaşılmıştır. Burada bulunan çift başlı siyah kartal figürünün benzeri Artuklu Meliki Mahmutun h.614 (1221) ve h.617 (1220) tarihli sikkelerinde görülmektedir. Bu benzerlik de sarayın tarihlendirilmesinde büyük rol oynamıştır.Böylece sarayın mimari yapısının yanı sıra bu kartal figürüne dayanılarak XIII,yüzyılın ilk yarısına ait olduğu kesinleşmiştir.

    Kazılarda sarayın divanhane bölümünün haçvari düzende, dört eyvanlı bir plan şemasında yapıldığı da anlaşılmıştır. Eyvanların birleştiği kare planlı bölümde bir de fıskiyeli bir havuz ortaya çıkmıştır. Bu bölümün sarayın en görkemli yeri olduğu ilerleyen kazılar sonunda anlaşılmıştır. Ortaya çıkan ilginç bir nokta da havuzun zemininde cam bir mozaik süslemenin oluşudur. Anadoluda benzeri örneklerde bu tür süsleme ile karşılaşılmamıştır. Buradaki şekillerde ördek, balık gibi suyla ilgili hayvanlar kullanılış, diğer bezemeler de onları tamamlamıştır.

    Sarayın üst örtüsü ile ilgili olarak yeterli bilgiler kazı sırasında edinilememiştir. Havuzun bulunduğu yerin üzerinin açık, diğer bölümlerinin ise tuğla kalıntılarına dayanılarak tonoz ile örtülü olduğu sanılmaktadır. Saray duvarlarının büyük bir bölümünün çinili olduğu da duvar kalıntılarından anlaşılmaktadır. Sarayın bulunduğu yerde, sonraki yıllarda yapılan iki büyük su deposu divanhane bölümüne büyük ölçüde zarar vermiştir. Yapının temelleri düzgün muntazam taşlardan yapılmıştır.

    Güney eyvanında yaklaşık 30 cm yüksekliğinde çini kaplı bir kerevet ve onun önünde de fıskiyeli bir havuz bulunmaktadır. Sarayın duvarlarındaki ve buradaki kerevetteki çiniler renkli sır tekniğinde yapılmış olup bunlar Selçuklu çinileri ile tam bir benzerlik göstermektedir. Sarayın batıya ve doğuya açılan yan eyvan kollarının iki yanından yan mekanlara geçişler bulunmaktadır.

    Diyarbakırda Artuklu devrinden kalan bu Saray Anadoludaki diğer saraylar arasında ayrı bir yeri vardır. Kalan izlere dayanılarak sarayın surlarla çevrili olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda bu saray Karahanlılar, Gazneliler, Anadolu Selçuklulardan beri gelişen tüm özellikleri burada bütünleştirmiştir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  2. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.787
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.079 ÇTL
    Erkanikana (Ergani) Antik Kenti

    [​IMG]Yukarı mezopotamyanın sayılı yerleşim birimlerinden biri olan Ergani, Akranya, Erkenin, Erkanikana, Yanari, Zülkarneyn, Arsania, Urhana, Aşat isimleri ile anılmıştır. M.Ö.1220 tarihinde Büyük Hitit İmparatorluğu dağılınca, bir takım beyliklere ayrılmıştır. Asur Krallığı devrinde Ergani Asur devletine bağlı kendi başına egemen bir şehir olarak kalmıştır.

    Ergani,Yukarı Mezopotamyanın sayılı yerleşim birimlerinden biri olup, Akranya, Erkenin, Erkanikana, Yanari, Zülkarneyn , Arsania, Urhana, Aşat isimleri ile anılmıştır.

    Ergani yöresinde arkeolojik kazılar XIX.yüzyılda başlamış ve günümüze kadar da devam etmiştir. İlçenin 7 km. güneybatısındaki Sesverenpınar (Hılar) Köyündeki Çayönünde yapılan araştırmalar yöredeki yerleşimin MÖ.7250-6750 yılları arasında başladığını göstermiştir. Burası insanın yerleşik düzene geçiş sürecini en iyi yansıtan bir arkeoloji merkezidir. İstanbul Üniversitesi Prehistorya Kürsüsünden Prof.Halet Çambel ile Chicago Oriental Institute adına Prof.Dr.Robert J.Braidwood, 1963 yılında kazı çalışmalarına başlamış, 1986'dan sonra da Prof. Mehmet Özdoğan tarafından sürdürülmüştür. Bu bölgede, günümüzden 10.000 ile 5.000 yıl öncesi arasında kalan 5.000 yıllık dönemi ortaya koymuştur. Burada Neolitik Çağa ait örme yuvarlak evler, basit kulübeler ortaya çıkarılmıştır. Çayönü kazılarında bulunan en görkemli yapı Saltaşlı Yapı olarak bilinen yaklaşık 10 metre genişliğinde, yüzeyleri düzletilerek parlatılmış, iri kalker bloklarından olan anıtsal yapıdır.

    M.Ö.1220 tarihinde Büyük Hitit İmparatorluğu dağılınca, bir takım beyliklere ayrılmıştır. Asur Krallığı devrinde Ergani Asur devletine bağlı kendi başına egemen bir şehir olarak kalmıştır.

    Ergani MÖ.XI.yüzyılda Asurluların egemenliğinden sonra, Makedonyalılar buraya hakim olmuş, İskender'in ölümünden sonra da yöre, Seleukosların, Partların ve Romalıların arasında el değiştirmiştir. Bizanslılar ve Araplar çoğu kez burasını ele geçirmek için karşı karşıya gelmişlerdir. Malazgirt Savaşından (1071) sonra, 1240da Anadolu Selçukluları buraya egemen olmuştur. Timurun Anadolu istilasından sonra Ergani Akkoyunluların başkenti olmuş, XVI.yüzyılda kısa bir süre Safevi egemenliğinde kalmış, 1515te de Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. XIX.yüzyılın sonlarına doğru bugünkü kentin yerinde Osmaniye ismiyle yeni bir kent oluşmuş ve eski Ergani sönükleşmiştir. Ancak buraya verilen Osmaniye ismi Adanadaki Osmaniye ile karışmış ve Cumhuriyetin ilânından sonra yeniden Ergani ismi verilmiştir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  3. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.787
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.079 ÇTL
    Çayönü Örenyeri

    [​IMG]Güneydoğu Anadolu Projesinin temel noktalarından birisi de Çayönü’nde yapılan kazılardır.
    Bu bölge, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olup, insanın yerleşik düzene geçiş sürecini en iyi yansıtan bir yerdir.
    Çayönü’nde ilk defa İstanbul Üniversitesi Prehistorya Kürsüsü’nden Prof.Halet Çambel ile Chicago Oriental Institute adına Prof.Dr.Robert J.Braidwood, 1963 yılında kazı çalışmalarına başlanmış, 1986’dan sonra da Prof. Mehmet Özdoğan tarafından sürdürülmüştür. Çalışmalar 1991 yılına kadar sürmüştür. Bu bölgede, günümüzden 10.000 ile 5.000 yıl öncesi arasında kalan 5.000 yıllık dönemi ortaya koymuştur.
    Çayönü’nde yaklaşık 8000 m2’lik bir alanda çalışılmıştır. Neolitik Çağa ait örme yuvarlak evler, basit kulübeler ortaya çıkarılmış ve burada duvar üst örtü, kapı, kerpiç gibi Anadolu mimarisinin geleneksel ögelerinin nasıl ortaya çıktığı ve geliştiği açıkça izlenebilmektedir.
    Çayönü kazılarında bulunan en görkemli yapı Saltaşlı Yapı olarak bilinen yaklaşık 10 metre genişliğinde, yüzeyleri düzletilerek parlatılmış, iri kalker bloklarından olan anıtsal yapıdır. Bu yapıda hücreler ve iskeletler bulunmuştur. Ele geçen eserler arasında çok sayıda ve değişik türlerde obsidyenden yapılmış aletler bulunmaktadır.
    Burada ortaya çıkan ilginç bir nokta da madenciliğin, kilden yapılmış eserlerden önceki tarihlere ait oluşudur. Bunun nedeni de Çayönü yerleşmesinin doğal bakır yataklarına yakın konumda oluşu, ilk neolitik insanının bunları kullanmış oluşudur.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  4. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.787
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.079 ÇTL
    İngilene Antik Kenti

    [​IMG]Roma İmparatorluğu döneminde "İngilene" olarak adlandırılan Eğil’ deki ilk uzun süreli uygarlık Asur uygarlığı olmuştur.
    Kentin şu anki tarihi dokusu Asur uygarlığının derin izlerini taşımaktadır. Asurlulardan günümüze kalan en önemli eser tarihi Eğil Kalesidir.
    Bunun yanında Asur Kral mezarları ve tarihi mağaralar ile yer altı tünelleri de önemli eserler arasındadır.
    Asurluların M.Ö. 1260- 606 yılları arasında Eğil’ de hüküm sürdükleri tahmin edilmektedir.
    Eğil M.Ö. 2000 yıllarından beri önce Asurlular ve daha sonra Romalılar ve Bizanslılar hüküm sürmüştür. Ardından bölgeye Abbasiler, Büyük Selçuklu Devleti, Nisanoğulları Beyliği, Akkoyunlular ve Sefeviler egemen olmuşlardır. Pek çok kavime yurtluk etmiştir.
    Eğil Kalesi’ne çivi yazılı Asur yazıtları ile kabartmalardan anlaşıldığına göre burası M.Ö.715-606 yılları arasında Romalılar tarafından "İngilene" olarak anıldığı öğrenilmektedir. Eğil 1515 yılında da Osmanlıların egemenliğine girmiştir.

     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  5. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.787
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.079 ÇTL
    Silvan (Martiropolis, Mafarkin) Antik Kenti

    [​IMG]Geçmişte Meyyafarikiyn, Mafarkin, Martiropolis adlarıyla bilinen Silvan, Asurlular zamanında kurulmuştur. Yontma taş devrinden günümüze kadar bir çok milletler burada hükümran olmuştur.
    Yöredeki ilk yerleşimin MÖ.3000’lerde Asurlular tarafından başladığı sanılmaktadır. Meyyafarikin, Mafarkin, Martiropolis adlarıyla bilinen Silvan, Asurlular zamanında ileri bir düzeye ulaşmıştır. Urartu döneminde Martiropolis isimli kentin burada olduğu söylenmektedir. General Mortge anılarında buraya değinmiştir. Romalı komutan Lukullus sonra da Nero’nun komutanı Karbulo (Corbulo) döneminde ele geçirilen ve VII.yüzyıl sonlarına kadar önemini koruyan, Büyük Tigran’ın İÖ 80’lerde kurduğu Tigranokerta kentinin Mayyafarikin ile aynı kent olduğundan söz etmiştir.

    Silvanlı tarihçi İbn ül-Ezrak ise, Silvanlı piskopos Mar Maruthan’ın (Marusa) Bizans İmparatoru ve İran Hükümdarı Yezdiğirt’ten aldığı izinle Hıristiyan şehitlerini bu yöreye gömerek bir kent kurduğundan ve kentin Martyropol (Şehitler Kenti) olarak adlandırıldığından söz etmektedir.

    Kent, VI. yüzyılda Bizans İmparatoru Iustinianus’ın en önemli askeri merkezlerinden biri durumunda olup, kentin etrafı surlarla çevrilidir.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Türkmen boyları yöreye yerleşmiş, Mervaniler, Selçuklular, Artuklular ve Eyyubiler döneminde önemli bir kültür merkezi olmuştur. XII. yüzyılda yaşamış olan tarihçi İbnü’l-Ezrak orijinal nüshası British Museum’da olan Tarihi-i Meyyafarkin isimli yapıtıyla yöre tarihini anlatmaktadır.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  6. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.787
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.079 ÇTL
    Lice Antik Kenti

    Çok eski bir yerleşim yeri olan Lice, tarihi kaynaklara göre dört büyük deprem geçirmiştir. Bölgede ilk kez Asurlular, daha sonra sırasıyla Urartular, İskitler, Medler, Persler, Büyük İskender (Makedonyalılar), Partlar, Romalılar, Sasaniler, Akkoyunlular, Bizanslılar, Emeviler ve Abbasiler egemenlik kurmuşlardır.

    [​IMG]

    Lice’de geçmişten günümüze gelebilen bazı tarihi eserler şunlardır: Birkleyn Mağaraları, Çepe, Mele ve Atak kaleleri, Fis Ovası’ndaki Dakyanus Harabeleri, Eshab-ı Kehf Mağarası, Artuklu Valisi Melik Adil’e ait Minare, Çeper Köyü’ndeki 4. Murat Kervansarayı.

    Birkleyn Mağaraları Diyarbakır Lice ilçesinde Diyarbakır-Bingöl yolunun doğusunda olup, Dicle Nehri’nin iki ana kolundan biri bu mağaranın olduğu yerdedir. Bırkleyn Suyu’ndan Anadolu ile Kuzey Mezopotamya arasındaki yollardan biri geçmektedir. Bırkleyn Suyu bu antik yol ile birleşmeden önce yerin altında akar ve doğal bir tünelden sonra yeniden yukarıya çıkar. Bu özel oluşumdan ötürü buradaki mağaraya Bırkleyn Mağaraları veya Dicle Tüneli ismi verilmiştir.

    [​IMG]Antik çağlarda bu suyun kaybolduğu, toprağın altına indiği yere Dünyanın Bittiği Yer olarak tanımlanmıştır. Plinius bu geçide ölülerin yer amağaraltı dünyasına giriş yeri olarak tanımlamıştır. Alman tarihçi C.F.Lehmann Haupt 1899 yılında mağaralarda inceleme yapmış, buradaki stelleri yayınlamıştır.

    Birbirine paralel olarak uzanan bu kayalığın içerisinde üç mağara bulunmaktadır. Bunlardan güneydeki kayalığın altında ve içerisinden akan Bırkleyn Suyu’nun bulunduğu mağaraya Asur kralı I.Tiglatpileser (MÖ.1114-1076) kabartma çivi yazılı bir kitabe; III. Salmanassar da (MÖ.859-828) kabartma iki çivi yazılı kitabe koydurmuştur. İkinci mağaranın girişinde Antik çağa ait yapı kalıntıları ile III.Salmansar’a ait kabartma yazılı iki kitabe ve bir kabartma bulunmaktadır. Bu mağara birincinin devamı niteliğinde olup, 15 m. yüksekliğinde, 12 m. genişliğindedir. Oldukça derin olan mağara birkaç km. uzunluğundadır. Üçüncü mağara diğerlerinden daha büyük olup, burası sarkıt ve dikitleri ile yöre halkı tarafından astım tedavisinde yararlanılmaktadır.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  7. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.787
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.079 ÇTL
    Pasur (Kulp) Antik Kenti

    [​IMG]Tarihte ilk yerleşmelerin kurulduğu yerlerden biri olan Mezopotamya bölgesinin kuzeyinde, su kaynaklarının bol olduğu bir yerde kurulduğundan Sümerler, Hititler, Urartular, Kimmerler (Acemler) ve Artukluların egemenliği altında kalmıştır. M.Ö 606 yılında Urartuların egemenliğine son veren Medler, bölgeye hakim olmuşlardır. Daha sonra Perslerin eline geçen bölge Büyük İskender’in Pers egemenliğine son vermesiyle Makedonyalıların hakimiyetine, M.S.226’da da Roma İmparatorluğunun hakimiyetine girmiştir.

    Hıristiyanlığın yayılmasından sonra Ermeniler Kulp’ta etkili duruma gelmişlerdir. M.S 637 yılında Hz. Ömer döneminde Diyarbakır Halit Bin Velid tarafından alınmıştır. Malazgirt Savaşı’ndan sonra,1071’de Türklerin Anadolu’ya girmesiyle yöre, Selçuklular, Artuklular, Eyyubiler, Akkoyunlular ve Safevilerin hakimiyetine girmiştir. 1516 Mercidabık Savaşı ile Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  8. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.787
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.079 ÇTL
    Kocaköy Antik Kenti

    Kocaköy’de Kalkolitik Çağdan beri yerleşimin olduğu sanılan bugünkü "Karazlar Mağaraları" mevkiinde bazı kalıntılarla karşılaşılmıştır. Yeterince araştırılmadığından bu yerde, yaşayanların daha çok mağaralara yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Kafiran ve Arduç da koruma amaçlı kalıntılar, Şaklat köyündeki kaya mezarları Anbar Vadisindeki Haçar Köşkü, Kartalkaya ve Percere kralı mezarları, Anbar Vadisindeki kalıntılar ve yöredeki Karma Höyük, Aşağı Höyük, Anbar Köyü’ndeki höyükler tarihi çağlarda burada geniş bir yerleşimin olduğunu ortaya koymuştur.

    Daha geç devirlerde burada Urartular, Hititler, Asurlular,İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Seleukoslar yaşamışlardır. Bizanslılar uzun süre yöreye egemen olmuş ve Malazgirt savaşından sonra da Osmanlı topraklarına katılmıştır.
     

Sayfayı Paylaş