1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Doğal Gaz

Konusu 'Gerekli Bilgiler' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 17 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.183
    Beğenileri:
    4.780
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    377 ÇTL
    DOĞAL GAZ

    Yeraltında eski oluşumlar sonucu meydana gelmiş olan gazdır. Yaygın olarak kullanılır ve maliyeti düşüktür.Yer altında ve deniz altında yalnız veya petrolle ilgili olarak yaygın olarak rastlanılır. Yeni gaz alanlarının keşfedilmesi, boru hatlarındaki gelişmeler ve sıvılaştırılmış doğal gazın kullanılması, doğal gaz sanayiinin gelişmesini sağlamıştır. Doğal gaz, dünya enerji ihtiyacının %20’sini sağlamakta ve sürekli olarak gelişmektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde toplam enerji ihtiyacının üçte biri doğal gazdan sağlanmaktadır.

    Temiz bir enerji kaynağı olmasının yanında doğal gaz, doğası gereği oldukça ucuz olmasıyla da kalpleri fethediyor. Örneğin petrolle karşılaştırıldığında, üretilmesi daha kolay; çünkü petrol gibi evlerimize girmeden önce ağır rafinasyon gerektirmeyen bir enerji kaynağı. Elektrik üretimi ve iletiminde, petrol ürünlerinin rafinasyonunda ve taşınmasında, kömürün elde edilmesinde, temizlenmesinde, taşınmasında önemli enerji kayıpları meydana gelir. Tüm bu kayıplar göz önüne alındığında, en az kayıpla yüksek enerji verimine sahip olan doğal gaz çekici bir enerji kaynağı olarak çıkıyor karşımıza.

    Doğal gaz ısı, ışık elde etmek için ve kimyasal maddelerin üretiminde hammadde olarak kullanılır. Yakıt olarak; soba ve ocaklarda, sıcak su elde edilmesinde, havalandırmada, elbiseme temizleme işinde, buzdolaplarında ve çöplerin yok edilmesinde ve diğer çeşitli ev aletlerinde kullanılır. Doğal gazdan, antifiriz, deterjanlar, suni gübreler, haşarat ilaçları, plastikler, çözücüler ve suni elyaflar ve benzeri kimyasal maddeler elde edilir. Karbon siyahı asetilen ve etilen de doğal gazdan yapılır. Amonyak, üre, nitrik asit ve metanol da hava ve doğal gazdan imal edilir.

    Neden Doğal Gaz Fosil yakıt kullanımı atmosfere önemli miktarlarda kükürtdioksit, karbondioksit, metan ve nitrik oksit gibi gazlar salıyor. Bunlardan kükürtdioksit asit yağmurlarına yol açarken “sera gazları” denen öteki gazlarsa, atmosferin ısınmasına yol açıyorlar. Doğal gazın çevreyle dost bir yakıt olmasının nedeniyse, ağırlıklı olarak metandan oluşması. Metan bütünüyle yandığında, ortaya çıkan birincil ürün yalnızca karbondioksit ve su buharı olur. Doğal gaz yakımı ile, atmosfere kükürtdioksit ya da kül gibi katı atıkların salınımı engellenir. Üstelik kömür ve petrol gibi öteki fosil yakıtlardan çok daha az karbon monoksit, azot oksit ve karbon dioksit salımı olur. Kömür ve petrol, doğal gazın tersine daha karmaşık molekül yapısına sahiptir. Yüksek oranda karbon, kükürt ve azot bileşikleri içerir. Fosil yakıtların yakımı sonucu atmosfere %75-80 oranında karbon dioksit ve %20-30 oranında metan gazı salınıyor. Ancak, doğal gaz yakımı sonucu atmosfere salınan karbon dioksit salınımı %47 oranında azalıyor. Üstelik yeni geliştirilen yakma teknikleri sayesinde bu oranı %70’lere indirmek mümkün görünüyor. Öteki fosil yakıtlar, bunların yanı sıra kül gibi katı atıklar da bırakırlar. Tüm bu nedenlerden dolayı, doğal gazın öteki fosil yakıtlar yerine kullanımı, kirliliği kontrol etmenin en etkili yollarından biri olarak görülüyor.


    DOĞAL GAZIN OLUŞUMU

    Doğal gaz, yer yüzeyinin derinliklerinde, başta metan ve etan olmak üzere çeşitli hidrokarbonlardan oluşan yanıcı bir gaz karışımıdır. Organik maddelerin bozulması sonucu meydana gelmiştir. Çok büyük bitki ve hayvan kalıntıları eski okyanus diplerinde tortu tabakaları altında gömülü kalmışlardır. Çok uzun zaman sonra, üstte bulunan tabakaların basıncı ve dünyanın merkezinden gelen ısı, bu organik maddelerin kömür, petrol ve doğal gaza dönüşmesini sağlamıştır.

    Doğal gazın nasıl oluştuğun anlamak için dünyanın 300 milyon yıl önceki halini düşünmek gerekir. Yüksek ormanlar, bataklıklar ve nemli bir atmosfer. Denizler organik yaşamla dopdolu. Yıllar ilerledikçe iklim değişiyor. Ormanlar yerlerini çöllere bırakıyor, denizler kuruyor ve sonra tekrar doluyor. Her kökten değişimin sonunda, o döneme uyum sağlamış canlılar yok oluyor ve suyla birlikte gelen çamur ve kumların altına gömülüyor. Bu işlem, yıllar geçtikçe değişen iklim ve sıcaklıkla sürüp gidiyor. Daha fazla çamur ve kum akarsularla taşınıyor ve çürüyen canlı kalıntılarını daha da derinlere gömüyor. Bunlar sürerken aynı zamanda yerin derinliklerinde oluşan yüksek sıcaklık ve bakteriler, gömülü organizmalar üzerinde etkisini göstermeye başlıyor; buralardaki organik maddelerden metan, karbon dioksit, azot ve azot oksit üremeye başlıyor. Bu aşamada bol miktarda metan (bataklık gazı, turba gazı) oluşuyor. Bazı bakteriler de (sülfat indirgeyici bakteriler) hidrojen sülfür oluşturuyorlar. İşte bunca etkinlik ve zaman sonunda ortaya doğal gaz çıkıyor. Kıtalar birbiriyle çarpışıyor ve yar altında biriken hidrokarbonlar, oluşan yüksek basınçla bir katmandan ötekine hareket ediyorlar ve en sonunda gözenekli kayaların içinde sıkışıyorlar. Doğal gaz, petrol ve gazı bir sünger gibi gözeneklerinde saklayan ve üzeri geçirgen olmayan bir başka katmanla kaplı olan bu gözenekli yapılarda birikiyor. Bizler için bu kadar değerli olan ve dillerden düşmeyen doğal gaz, eski mikroorganizma, bitki kalıntıları ve hayvan ölülerinin çürümüş bedenlerinden başka bir şey değil.

    BİLEŞİMİ

    Bileşimi havzadan havzaya değişmek üzere, doğal gazda değişik oranlarda çeşitli gazlar bulunur. Doğal gazda bir doymuş hidrokarbon olan metan (CH4) çoğunluğu teşkil eder. Diğer bileşimleri daha ağır doymuş hidrokarbonlar meydana getirir. Ayrıca halkalı hekzan ve metil halkalı hekzan gibi halkalı parafinler, benzen ve toluen gibi halkalı hidrokarbonlar, karbon dioksit, hidrojen sülfür, su ve helyum, argon ve azot gibi gaz elementler de vardır. Bu gaz elementlerden hiç biri doğal gazı destekleyici değildir. Mevcudiyetleri ile doğal gazın ısıtma kapasitesi düşer. Helyum çok az bulunmasına karşılık, doğal gazda ticari kıymete sahip tek elementtir.

    Karbon dioksit (CO2) de arasıra rastlanan bir bileşiktir. Miktarı az olmasına rağmen, yanını olmadığı için kuyu çıkışında kimyasal işlemle doğal gazdan alınır. Pek çok havzadaki doğal gazda hidrojen sülfüre (H2S) rastlanır. Kokusunun keskinliğinden dolayı böyle gaz “ekşi gaz” olarak isimlendirilir. Hidrojen sülfür mevcut değilse böyle gaza “tatlı gaz” denir. Zehirli ve konrosif. Özelliği olan hidrojen sülfür kimyasal muamele ile doğal gazdan uzaklaştırılır. Doğal gazdaki hidrojen sülfürden yan ürün olarak önemli miktarda element sülfürleri elde edilir.

    Su, bütün gaz havzalarında sıvı veya gaz olarak mevcuttur. Sıvı su mevcutsa, doğal gazda buna benzeyen hidrat denilen katı parçacıklar meydana gelebilir. Mesela, metan ve su 15,6 C’de 140 kg/cm2 basınç altında bir hidrat meydana getirirler. Yaklaşık olarak, dört su molekülü bir metan molekülü ile birleşerek metan hidrat meydana getirirler. Hidratlar, boru hatlarını tıkadığı için arzu edilmezler.

    Normal bir tatlı gazda %82 metan, %4 etan, %3 propan, %3 bütan, %2 hekzan ve yaklaşık %5 heptan ile ağır hidrokarbonlar mevcuttur. Tipik bir ekşi gazda ise, %52 metan, %8 etan, %11 propan, % 10 bütan, %5 pentan, %3 hekzan, %2 heptan ile ağır hidrokarbonlar ve %9 hidrojen sülfür vardır.

    Doğal gaz boru hattına eriştiğinde, karbon dioksit ve hidrojen sülfürden kimyasal olarak arıtılmıştır. Ağır hidrokarbonlar, doğal benzin yapmak amacıyla alınır, propan ve bütanın büyük bir kısmı da alınarak sıvılaştırılmış, petrol gazı (LPG) olarak satılır. Böyle bir gazda %93 metan, %5 etan ve %2 propan vardır.


    ÖZELLİKLERİ

    Saflaştırılmış doğal gaz, renksiz ve kokusuzdur. Sülfür ihtiva eden bileşenler ilave edilerek, doğal gaza koku verilir. Böylece gazın havada patlama yapacak şekilde kaçağı önlenmiş olur. Gazın yoğunluğunun aynı sıcaklıktaki hava yoğunluğuna oranı olarak bilinen özgül yoğunluk yaklaşık olarak 0,6 civarındadır.

    Herhangi bir muameleden geçmemiş kuyudaki gazın ısı değeri 31.800 ~ 45.900 Btu/m3 civarındadır. Boru hattındaki gaz esas olarak metandan ibaret olup, az miktarda etan ve propan ihtiva eder, ısı değeri ise 36.400 ~ 38.800 Btu/m3 civarındadır. Metanın ısı değeri 35.738 Btu/m3, etanın 62.966 Btu/m3 ve propanın 90.300 Btu/m3 tür.


    ÜRETİMİ

    Gaz üreten organik maddeleri içeren tortullar, kil ya da ince kireç taşlarıdır. Yeraltının derinliklerinde gazın oluştuğu bu tortul kayaçlara kaynak kayaç denir. Kaynak kayaçlarla, daha sığ derinliklerdeki diğer yoğun kütleli kayaçlar arasındaki basınç farkının etkisiyle kaynak kayaçlardan sızan gaz, kum, kumtaşı ya da kireç taşı, dolomit gibi karbonatlı kayaçlardan oluşan hazne kayaçlara geçer. Hazne kayaç içindeki gaz, gözenek boşluklarında dolaşır. Gözeneklerin çapı genellikle 1mm’den küçüktür ve normalde suyla doludur ama gaz, özgül ağırlığı çok daha küçük olduğundan haznenin üst bölümlerini kaplar; su alt bölümlerde kalır. Gazın birikebilmesi için, haznenin üstü geçirgen olmayan bir katmanla kaplanmış olmalıdır. Ancak, bu suyun tamamı ayrılmaz ve çıkarılan petrol ve gaz %10-50 oranında su içerir. Doğal gaz ile birlikte üretilen bu suyun ve gaz karışımında bulunan, gazın saflığını bozan maddelerin, petrol ve gazın verimli kullanılabilmesi için ayrıştırılması gerekir; çünkü tüm bu ayrıştırma işlemleri yapılmadan doğal gazın yatağından çıkarıldığı haliyle kullanılması bir çok zorluğu ve ekonomik kaybı beraberinde getirir. Örneğin doğal gaz metan bakımından çok zengindir ve içinde propan ve etan gibi öteki ağır hidrokarbonlar bulunur. Ağır hidrokarbonlar yakıt dışı kullanımlar için gazdan ayrıştırılır. Ayrıca doğal gaz, çeşitli oranlarda azot, karbon dioksit, hidrojen sülfür, tiyol ve başka kükürt bileşiklerini de içerir. Yine gazın içindeki su buharı, sıvı hale geçebilir ve hidratı oluşturabilir. Bu madde tıpkı çaydanlıklarımızın çeperinde oluşan kireç gibi boruların çapını daraltır. Gazın içinde bulunması istenmeyen bir başka madde de hidrojen sülfürdür. Zehirli yapısından dolayı öldürücü bir gaz olmasının yanında, borulara da zarar verir. Karbon dioksit de yine aynı nedenlerden dolayı, ayrıştırılması gereken başka bir gaz. İstenmeyen bu maddelerin temizlenmesi sonrası doğal gaz adı verilen hidrokarbonlar borulardan mutfağımıza, oturma odalarımıza gelir.

    Tıpkı petrol gibi doğal gaz da yer yüzeyinin yüzlerce metre derinliklerine sondaj kuyuları açılarak çıkarılır. Ayrıştırma işlemlerinin bir kısmı kuyu başında çıkarılır çıkarılmaz yapılırken, bazı işlemlerin yapılabilmesi için, çıkarılan gazın yüzeyde döşenmiş boru hattıyla en yakın petrol işleme sahasına taşınması gerekebilir. Doğal gazın yapısında bulunan etan, propan ve bütan gibi hidrokarbonların çeşidi ve miktarı bulunan petrol yatağına göre değişir. Eğer bu hidrokarbonlardan bol miktarda bulunuyorsa, ayrıştırılarak birbirlerinden ayrı hammaddeler olarak işlenip değerlendirilir.

    Üretim; havzaların araştırılması, kuyuların açılması, gazın muameleden geçirilmesi, iletim, dağıtım ve gazın depolanmasından ibarettir. Buradaki değişik bölümler, farklı şirketler tarafından yapılır. Bir kısım şirketler araştırmada ihtisas kazanırken diğerleri kuyu açmada ihtisas sahibi olurlar. Üretim şirketleri havzadaki teçhizatla çalışırken, boru hattı veya iletim şirketleri, üretim şirketlerinden büyük miktarda gazı satın alarak belirli merkezlere iletirler. Dağıtım şirketleri de boru hattından gazı alarak tüketiciye dağıtırlar.

    Arama Doğal gazın araştırılması, yüzey jeolojisinin incelenmesiyle başlar. Kaya tabakalarının yüzeydeki ve yakın çevredeki durumu incelenerek yüzey altındaki kaya tabakalarının muhtemel düzeni tahmin edilmeye çalışılır. Muhtemel gaz havzaları jeofizik ölçmelerle bulunur. Bu aşamada esas olarak sismik dalga yansımaları, magnetik alan ölçümleri ve yerçekim alanı ölçümleri olmak üzere üç metot kullanılır.

    Sismik dalga yansımaları en iyi araştırma yoludur. Yüzeye yakın olarak yapılan patlamadan doğan ses dalgaları derindeki kayadan yansıyarak yüzeye geri döner. Bunlar uygun aletlerle kayıt edilerek bilgisayarlarda incelenir. Gaz ve petrol bulunabilecek kayalar tespit edilmeye çalışılır. Sismik yansıma, özellikle kıyı ötesi havzaların incelenmesinde uygundur. Bu yolla ses dalgalarında yapılan kayıtlardan okyanus tabanı altındaki kaya tabakaları belirlenmeye çalışılır.


    Havza Rezervlerinin Ölçümü Bir doğal gaz havzasının kuyu açma ve ihtiyaç olunan yerlere boru döşenmesini ekonomik kılacak gaza sahip olması gereklidir. Tahmini olarak elde edilebilecek gaz miktarı o havzanın rezervi olarak isimlendirilir. Rezervler, genellikle trilyon metre küplerle ölçülür. Ekonomik açıdan , bir kuyu rezervinin boru hattına en az 20 sene gaz verebilmesi beklenir.

    Bir havzadaki rezerv miktarını belirlemek için, havzanın hacmini ve havzadaki gazın basıncını bilmek gerekir. Basınç, oldukça hassas bir şekilde ölçü aletleri ile belirlenebildiği halde, hacmin dolaylı metotlarla belirlenmesi gereklidir.

    Boşluk hacmi metodunda gazın hacmi, bir kaya tabasındaki gaz dolu boşluklar, kayanın boşluk durumu, kalınlığı ve kapladığı yer hakkındaki jeolojik bilgiler kullanılarak tahmin edilmeye çalışılır.

    Basınç, azalma metodunda ise, havzadan alınan gaz hacmine bağlı olarak basınçta meydana gelen değişim ölçülür ve gaz hacmi bulunmaya çalışılır. İki ölçüm arasındaki basınçta büyük düşüş, hacmin küçük olduğuna; küçük düşüş ise hacmin büyük olduğuna işaret eder.

    Sondaj ve Kuyunun İdaresi Doğal gaz kuyularının çoğu dönme metoduyla açılır. Bu yöntemde sondaj ağzı aşağı yukarı hareket ederken döner. Alt tarafta dönüşle, kaya parçalana parçalana kuyu açılarak ilerleme yapılır. Bu sırada yukarıdan pompalanan çamur, borunun içinden geçer ve kaya parçalarını borunun dışından yukarı getirir.

    Gaz keşfedildiği zaman, çıkış debisi ölçülerek, kullanılma imkanı kontrol edilir. Daha sonra kuyuya boru yerleştirilir. Yüzeye çıkan kısma vanalar konularak çıkış kontrol edilir. Vanaların çokluğundan bu kısma “Noel Ağacı” ismi de verilir.

    Bazı havzalarda gazı bulunduran kaya tabakasının geçirimliliği o kadar azdır ki gaz buradan geçemez. Gaz akışı havzalarda hidrolik çatlamayla, asitleme ile veya patlayıcı maddelerin kullanılmasıyla sağlanabilir. Hidrolik çatlama, su veya petrolle kum karıştırılarak uygun basınçla kayada çatlak meydana getirecek ve mevcut çatlağı büyütecek şekilde kum pompalanmasıdır. Bu işlemde kum çatlaklara girer ve onları açarak gazın çıkmasını sağlar. Asidasyon işleminde, kullanılan asitle kayanın çözülmesi ve akım için boşluk bırakması amaçlanır. Çatlaklar, kuyunun dibinde nitrogliserin ile veya nükleer patlama yapılarak meydana getirilir. İlk barışçı nükleer patlama 10 Aralık 1967’de New Mexico (ABD) da bir gaz havzasında gerçekleştirilmiştir.

    Gaza Yapılan İşlemler Boru hattına verilmeden önce pek çok doğal gazın bazı işlemlerden geçirilmesi gereklidir. Bu tür işlemlerde, gazdan su, hidrokarbon, karbon dioksit ve hidrojen sülfür alınarak uzaklaştırılır. Doğal gazdan sıvı su ve sıvı hidrokarbonun alınması için ayrılma hazneleri kullanılır. Alınan sıvı hidrokarbon benzin imalatında kullanılır. Doğal gazdan absorbsiyon yoluyla ilave hidrokarbonlar da alınabilir. Bu tür işlemde gaz, hidrokarbonların çözülmesi amacıyla petrolden geçirilir. Bu çözülen hidrokarbonlar da kalorifer yakıtı tarafından alınır. Hidrokarbonlar ayrıca gazdan katı, tanecikler üzerine yapılacak absorbsiyon yöntemiyle de ayrılabilir.

    Karbon dioksit ve hidrojen sülfür asidik gazlar olup, monoetandamin gibi bazik çözeltilerde absorbsiyon yoluyla alınabilir.

    Boru hattında meydana gelebilecek yoğunlaşmayı ve korozyonu önlemek amacıyla su buharının da gazdan alınması gerekir. Bu amaçla, etil glikol da absorbsiyon ve katı kalsiyum klorür yataklarında absorbsiyon işlemi kullanılır. Doğal gazın pek çoğu daha sonra çok düşük sıcaklıkta distile edilerek, helyum, etan ve propan gibi kıymetli bileşenlere ayrılır.

    DOĞAL GAZIN YOLCULUĞU

    İlk doğal gaz sızıntıları MÖ. 6000-2000 arasında İran’da belirlendi. Doğal gazın kullanımıysa sızıntısı kadar eski, MÖ.900’lerde Çinliler değişik yolarla bu yakıtı değerlendirmişler. Örneğin MS 900-1100 arasında da kuyular açılarak bambu kamışlarla çıkartılması yöntemi geliştirilmiş. Avrupa’daysa ancak 1659’da İngiltere’de bulunan ve tanınan doğal gaz 1670’te kömürün damıtılması yoluyla üretilmeye başlandı; 1790’da yaygın kullanıma girdi. Doğal gazın dünyada yaygın ve hızla artan kullanımı ancak 1920’lerde boru hattı taşımacılığı yöntemlerinin uygulamaya konulmasıyla başladı ve özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra gelişimini sürdürdü. Doğal gazın kullanılabilmesi için gerekli olan borular da değişik biçimlerde döşenebiliyor. Örneğin doğal gaz boru hatlarını 1000 m kadar derinlere döşeyebilmek mümkün, özellikle denizlerin altından geçirmek üzere hazırlanan boru hattı oldukça derinlere gömülebilecek donanıma sahip olmalı. Doğal gaz, yüksek basınç altında boru hatlarıyla, sıvı haldeyse gemilerle taşınıyor. Taşıma basıncı genellikle 70 kg/cm_’dir. Bu basınç taşıma maliyetinin en düşük olduğu miktar. Boru hatları için kullanılan boruların çapı da çok önemli; borular genellikle 60-120 cm arasında değişiyor ve 40-70 bar arasında yüksek bir basınç uygulanıyor. Ancak uzun mesafelerde 140 cm çapında da olabiliyor.

    Gazın dağıtım noktasından ulaştırılması gereken noktaya kadar olan uzaklık hesaplandıktan sonra gerekli basınç ayarlamaları yapılır. Uzaklık, boru hatlarının planlanmasında önemli bir etken, çünkü uzaklık arttıkça basınç düşer. Gazın müşteri tarafa, doğru akış hızıyla ve basınçta ulaşmasını sağlamak için, hattın izlediği rota boyunca belli aralıklarla kompresyon (sıkıştırma) istasyonları yerleştirilir. Bu istasyonlar gaz dolu olur ve gelen gazın basıncının olması gereken seviyede tutulması sağlanır. Bölgesel boru hatlarında kullanılan boruların çaplarıysa 60 cm olur ve basıncı 40 bara kadar ayarlanır. Yerel şebekelerde, ağ şeklinde evlerimize kadar ulaşan boru hatlarında basınç 25 milibara kadar düşürülür.

    Büyük çaplı boru hatları demirden yapılmış boruların kaynaklanarak birbirine eklenmesiyle yapılırken, düşük basınçlı yerel borular polietilenden yapılır. Kaynak yerleri, radyografik ya da ultrasonik cihazlarla kontrol edilerek gaz kaçağı önlenir. Boru hattı döşenirken, öncelikle borular gömüldükten sonra işlemin yapıldığı kara parçası tekrar eski haline getirilir. Her ne kadar bu işlemler çevreye en az zarar verecek şekilde yapılsa da, verilebilecek zararların büyüklüğünün de unutulmaması gerekir. Bu nedenle, proje başlangıcında hat döşeme çalışmalarının yapılacağı alanın yapısının araştırılması ve anlaşılması çok önemli.

    Metan kokusuz bir gaz olduğundan, defolu borulardan sızıntısı kolay anlaşılamaz. Bu nedenle dağıtım sistemine girdiği zaman kokulu olmasını sağlayan kimyasallar eklenerek, borunun varsa sızıntı noktaları saptanır.

    Doğal gazı taşıma yollarından bir başkası da sıvılaştırarak taşımaktır. Gemiyle yapılan doğal gaz taşımacılığında, gaz 160 C’de sıvılaştırılır ve özel olarak yapılmış uygun soğutma sistemlerine sahip gemilerle taşınır.

    Her ne kadar gazı boru hattı yoluyla taşımak daha ucuz bir yöntemse de, örneğin Türkiye doğal gazı neden sıvı halde satın alıyor. Çünkü doğal gaz taşımacılığında alternatif olarak sunulan bu yöntemle, hayatımızın vazgeçilmez bir gereksinimi olan enerji kaynaklarımızı artırabiliyoruz. Böylece tek bir ülke ya da bölgeye bağımlı olmak yerine kaynaklarımızı çeşitlendirebiliyoruz.Türkiye de Cezayir ve Nijerya’dan sıvılaştırılmış doğal gaz alıyor. Sıvılaştırılmış olarak gelen doğal gaz, özel tesislerde kontrollü ısıtma yöntemiyle yeniden gaz haline çevriliyor.Türkiye’de bu işlemler Marmara Ereğlisi-Silivri’de bulunan tesislerimizde yapılıyor.

    Tüketiciye Dağıtım Çeşitli Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da mahalli şirketler, nakliyat şirketlerinden gazı satın alarak tüketiciye dağıtırlar.Doğal gaz büyük caddelere çapı 7,5-90 cm arasında değişen borularla iletirken, evlere çapı 1,8 cm olan küçük borularla dağıtılır. Caddelerde gaz basıncı 1,75-2,5 kg/cm2 civarında bulunur.Tüketiciye ise gaz atmosfer basıncının biraz üzerinde iletilir. Mevcut gaz dağıtım borularının çoğu çelik olmasına karşılık, plastik boruların kullanılması yaygınlaşmaktadır.


    Türkiye, 1984 yılındaki çalışmalarla Sovyetler Birliği’nden 25 yıl süreyle yıllık 5-6 milyar metreküp olmak kaydıyla doğal gaz alım anlaşması imzaladı. Sovyetler Birliği doğal gaz yataklarından Türkiye’ye boru hattı döşendi. 1988’de Ankara’ya getirilen doğal gaz şehir şebekesine bağlı havagazının yerine geçti.

    DOĞAL GAZIN DEPOLANMASI

    Türkiye gibi mevsimlik sıcaklık değişimleri yaşayan ülkelerde gaz depolama alanlarının oluşturulması çok önemli. Doğal gaz satın alırken yapılan anlaşmalar yıllık olduğu için, yaz aylarında da kış aylarında aldığımız kadar gazı almak durumundayız. Bu nedenle, tüketilemeyen gazı bir sonraki kış tüketmek üzere depolamamız gerekiyor. Böylece, bu kış olduğu gibi, mevsim soğuklarının normalin altına düştüğü durumlarda da depoladığımız gazdan kullanabiliriz. Bunun da ötesinde, “önümüzdeki yıl Türkiye satın aldığı gazı tüketemeyecek “ gibi iddialar da var. Bu durumda, bu depo alanlarının önemi önümüzdeki yıl ülkemiz için daha anlaşılır olacak.

    Depo olarak kullanılan alanlar, eskiden tüketilmiş olan gaz ya da petrol rezervleri olabilir. Bu alanlar depo olarak kullanılabilecek en uygun yerler. Bu amaçla Türkiye’de TPAO’nun Kuzey Marmara ve Değirmenköy doğal gaz sahalarının, bu sahalardaki doğal gazın tüketimi sonrasında doğal gaz yer altı depolama tesisi olarak kullanılması amacıyla, TPAO tarafından temel mühendislik çalışmaları tamamlanmış. Şu anda, inşaat çalışmalarının başlatılmasına yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Bu tesisin 2005 yılında işletmeye alınması planlanıyor.

    Doğal gazın depolanması konusunda tuz mağaraları başka bir seçenek olarak geliyor karşımıza. Yer altı tuz katmanlarında önce temiz su kullanılmasıyla tuzun eritilmesiyle mağaralar oluşturuluyor ve bu tuz mağaralarının içindeki tuzlu su boşaltılarak yerine gaz dolduruluyor. Bu mağaraların derinliği ve çapı büyüklüğüne göre değişebiliyor. Ancak, tipik olarak 100-400 m yükseklikte, 100 m çapında ve yerin 500-2000 m derinliklerinde bulunan mağaralar kullanılıyor. Tuz mağaralarında depolanan gaz, suyu almaya eğilim göstereceğinden, suyun dışarıda tutulmasını sağlayacak bir donanımın da kurulması gerekiyor. Şu anda tüm dünyada 30’dan fazla tuz mağarası gaz deposu olarak kullanılıyor. Türkiye de Tuz Gölü’ndeki tuz domlarının doğal gaz yer altı deposu olarak kullanımı için geliştirilen “Tuz Gölü Doğal Gaz Yer Altı Depolama Projesi”nin çalışmalarını bu yıl tamamlamayı planlıyor.


    KÜRESEL DAĞILIM

    Kısa süre öncesine kadar, dünyadaki gaz rezervlerinin üçte birinden fazlasının Rusya’da bulunduğu, ikinci büyük gaz rezervinin de dünya toplamının %22’sini barındıran Orta Asya’da olduğu sanılıyordu. Ancak, Uluslararası Enerji Ajansı’nca hazırlanan 2001 yılı enerji raporunda, bölgeler bazında kanıtlanmış doğal gaz rezervlerinin Rusya’da 56.7, Orta Doğu’da 58.5, Asya Pasifik’te 14.9, Afrika’da11.6, Güney Amerika’da 8.2, Avrupa’da 7.7, ve Kuzey Amerika’da 6.4 trilyon m3 olduğu açıklandı. Yapılan bu hesaplara göre dünyamızın, şimdiki tüketim hızlarıyla yaklaşık 70-80 yıl kadar yetecek 164 trilyon m3 doğal gazı olduğu tahmin ediliyor. Bu rakamlar kesin değiller elbette; ilerleyen teknoloji sayesinde yeni rezervlerin bulunması ve kullanılabilir rezervlerin zamanla artması bekleniyor.



    TÜRKİYE’DE DOĞAL GAZ


    2000 yılı sonu verilerine göre Türkiye tükettiği 12.6 milyar metreküp doğal gazın %93’ünü ithal etmiş. Bu kaynağın %30’u Cezayir ve Nijerya’dan alınan sıvılaştırılmış doğal gazın taşındığı LNG tankerleriyle, %70’iyse Bulgaristan üzerinden gelen Rusya kaynaklı boru hattı yoluyla sağlanmış. Şu anda, batı hattının yıllık kapasitesinin 8 milyar metreküp arttırılmasına çalışılıyor. Öte yandan, Türkiye topraklarındaki kısmı şimdiden tamamlanmış olan, yılda 16 milyar metreküp kapasiteli Mavi Akım projesi, Rusya doğal gazına ikinci bir bağlantı oluşturacak. Türkiye, aynı zamanda İran’dan, inşası tamamlanmış olan yılda 10 milyar metreküp kapasiteli bir hat üzerinden doğal gaz alımına başladı. Tüm bunların yanında, ileriye dönük pek çok proje de düşünce ve plan aşamasında. Sonuç olarak, yılda 68 milyar metreküplük doğal gaz bağlantısı yapılmış durumda, 2010 yılında bu rakamın 80 milyar metreküpe ulaşması bekleniyor.

    İnsanın aklına “peki bizim ülkemizde neden doğal gaz kaynakları yok?” sorusu geliyor. Elbette bizim de doğal gaz kaynaklarımız var. Ancak bu, 612 milyon metreküp ve tüketimin yaklaşık %7’si kadar. Yani Türkiye, doğal gaz kaynaklarının bunca zengin olduğu bir bölgede yer almasına karşın bu değerli kaynak açısından oldukça fakir. Başta, kıta çarpışmalarının önemi vurgulanmıştı. İşte bu sorunun cevabı olarak da yine karşımıza dünyanın kırık sert kabuğunu oluşturan ve manto tabakası üzerinde yüzen parçaların (levhaların) çarpışmaları ve jeolojik yapılar geliyor. Uzmanlar Türkiye’nin jeolojik yapısının oldukça karmaşık olduğunu söylüyorlar. Suudi Arabistan levhası, Anadolu levhasına güneydoğudan çarpıyor. Bu çarpışma sonrasında görkemli dağlarımız meydana geliyor ama bunun yanında, yeraltında oluşan doğal gaz petrol rezervlerimiz de küçük rezervler halinde dağılıyor. Bu nedenle şu ana kadar yapılan arama çalışmalarında bulunan rezervler hep küçük. Aslında ülkemiz tam olarak aranabilmiş de değil; çünkü arama çalışmalarının faturası çok kabarık oluyor ve devletin tek başına buna ayıracak yeterli maddi kaynakları yok. Bu faturalar öteki ülkelerde de oldukça kabarık; ancak, petrol ve doğal gaz üreten ülkelerde, arama ve çıkarma çalışmaları uluslararası şirketler tarafından yapılıyor. Bu şirketler, büyük rezervlerin bulunduğu yerleri tercih ediyorlar, çünkü ödedikleri faturanın yani yaptıkları yatırımların karşılığını almak istiyorlar.

    Özetlenecek olursa, doğal gaz dünyada tüketimi en hızlı artan enerji kaynağı haline gelmiş durumda. Şu anda, tüm dünyada birincil enerji kaynağı gereksinimin dörtte biri doğal gazdan karşılanıyor. Önümüzdeki 20-30 yıl içinde öneminin daha da artacağı ve hidrojen enerjisi elde edilmesinde kullanımı söz konusu olursa da dünya enerji tüketiminin %40’ının doğal gazdan karşılanacağı tahmin ediliyor. Uzmanlar, dünyada halen yaklaşık 70 yıllık doğal gaz rezervi olduğunu ve teknolojik gelişmelerin yanı sıra yeni doğal gaz kaynaklarının keşfi nedeniyle yakın gelecekte doğal gaz tükenmesi diye bir sorun olmayacağını söyleseler de, hem bu kaynakların verimli kullanılması hem de yenilebilir enerji kaynaklarına yönelinmesi gerektiği artık herkes tarafından kabul edilen bir gerçek.
     

Sayfayı Paylaş