1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Doğru Düşünme Sanatı

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 13 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Doğru Düşünme Sanatı

    Davranışların, çevredeki hâdiseler üzerinde doğuracağı tesirleri tahmin etmek veya önceden hissetmek için, insanın sembollerle görüntüleri kaynaştırmakta gösterdiği çabaya 'düşünce' denir. Her düşünce bir davranış tarzının taslağı durumundadır. İyi hareket edebilmek için doğru düşünmek mecburiyetindeyiz.

    Doğru düşünmek ise, zihnimizin gerçek dış dünyadan gücümüzün yettiğince doğru bir görüntü elde etmesini sağlamak demektir. Eğer iç dünyamızın kanunları dış dünyanın kanunlarıyla çakışıyorsa veya zihnimizdeki harita, üzerinde çalıştığımız mevzuyu kesin derecesine yakın bir şekilde gösteriyorsa, o zaman ihtiyaçlarımıza, arzularımıza veya endişelerimize oldukça uygun düşen davranışlar gösterme şansımız vardır.

    Ne var ki zihnimizin dış dünyadan alıp bize sunduğu şeyler genellikle bulanık görüntülerdir. Çünkü aldığımız eğitim, yaratılıştan gelen bazı özelliklerimiz, niyetlerimiz, hâdiselere bakış açılarımız, menfaatlerimiz, önyargılarımız ve ihtiraslarımız meselelerin ve gerçeklerin karşısına düz aynalar olarak çıkmamızı engellemektedir.
    Ayrıca bizler yaratılış gereği düz aynalar değil, aksine şekilleri bozan aynalar olmaya meyilliyizdir. Düşünme sanatını öğrenebilmemiz, bizim şekilleri bozma ve görüntüleri bulanıklaştırma yönlerimizi en aza indirecek ve mikro kâinat olan insan zihni ile makro âlem arasında bire bir örtüşen bağlantılar kurmamızı sağlayacaktır.

    Düşünmede Kelimelerin Yeri
    İnsan, doğru düşünmenin garantisi olan iç dünya ile dış dünya arasındaki uyumu kelimelerle kurar. Bir başka ifadeyle mikro kâinat olan insan zihnini makro kâinat olan dış âleme bağlayan köprüler kelimelerdir. Yanlış kelimeler ve mânâlarla dış dünya ile zihin arasındaki uyumu bozan insanın tesir sahası bütün toplum olabilir.
    Düşünme gerçek hayatta tesirini iki yolla gösterir. Birincisi vücut ve uzuvlarımızı kullanarak. İkincisi kelimeler yoluyla. Düşüncelerini elleriyle ifade eden bir insan ağır ve dirençli cisimlerin yerini değiştirirken, kelimelerle düşünen insan sadece seslerin ve işaretlerin yerlerini değiştirir.
    Düşüncenin kelimelere taşınması, gerçek dünyada bir seri şeyleri değiştirerek İşlerin yapılmasını kolaylaştırır. Kelimelerle düşünen insan hiç çaba sarfetmeden halkları ve orduları bir tek kelime ile harekete (savaş veya seferberlik) geçirebilir.
    İnsan yaşamak ve harekete geçmek için irade ve azmini kuvvetlendirecek kelimeleri, düşünceleri, ahlâkî, içtimâî ve dinî kaidelerin büyük bir kısmını atalarından miras olarak alır ve bu mirası kendi hayatına katarak zenginleştirir. Bu açıdan çoğumuz doğup geliştiğimiz dünyanın ve kültürün kelime ve kavramlarıyla düşünür ve yaşarız.

    Mantık ve Doğru Düşünme
    Eşya ile onu temsil eden kelimeler arasında yeterli doğrulukta bağlantı kurulamazsa, yanılma ve hatalar ortaya çıkar. Yaşadığımız dünyada kelime ve kavramlar, eşya ve hâdiselerin kompleksliğini, çok buutlu oluşunu ne kadar doğru yansıtır ve aralarındaki ilişkileri ne kadar doğru kurabilirlerse, bizler de o kadar doğru düşünme şansına sahip oluruz.
    Bunun için iletişimde kullandığımız kelime trafiğini, trafik kaideleri gibi belirli prensiplere bağlayarak 'mantık' adı verilen doğru düşünme ve akıl yürütme prensipleri geliştirilmiştir. İç dünyamızın kaidelerinin dış âlemin kaideleriyle örtüşebilmesi için bu şarttır.

    Mantık, insan zihnine yeni bir şey katmaz, sadece tecrübe ve sezgi yoluyla gelen yeni mânâların ve kelimelerin belli bir sistem içerisinde ifade edilmesini ve önceki tecrübe ve bilgi birikimimizle çatışıp çatışmadığını söyler.
    Özellikle kullandığımız kelimelerin mânâlarını çok iyi biliriz. Kelimelerin ve sembollerin çok iyi tanımlandığı matematikte yapılan ispatlar, tanımlar ışığında doğru ve kesin kabul edilir. Halbuki his, kültür, politik ve sosyal dünyayla ilgili konularda kullandığımız kelimeler bulanık ve iyi tanımlanmamış olduğundan, ortaya çok kesin doğrular çıkamaz.

    Bu sahadaki meselelerde birden fazla doğru ve alternatif yaklaşım çoğu zaman söz konusudur. Siyasî, sosyal ve ekonomik sahalardaki kelimeler birçok değişik mânâlarda kullanılabildiğinden, bu mevzularda doğru ve geçerli bir ispat yapmayı oldukça zorlaştırmaktadır.

    Zaten kusurlu bir lisanla veya iyi tanımlanmamış bulanık kelimelerle muhakeme yapmak veya çözüm üretmek, hileli terazilerle tartı yapmaya benzediğinden güvenilirliği oldukça azdır.

    Düşünce Yanlışlarından Kurtulma Reçeteleri

    İnsan düşüncesi bütün kâinatın tam bir haritasını çizemez. Ancak bu kâinatın belirli bir bölümünü kendisine meslek olarak seçer ve belirli bir disiplin içerisinde çalışarak o kısmın haritasını doğru şekilde çizme fırsatına sahip olur.
    Bu dünyada insanoğlu eski çağların gemicileri gibi, değişken fırtınalar hakkında büyüklerinden aldığı bilgileri kullanarak ve onların bilgilerini deneyle tamamlayarak, yıldızları, gelgitleri ve rüzgarları gözetleyerek bu dünya gemisinde yer yer kaza yaparak seyahat edebilir. Hiç kaza yapmadan ve düşünce yanlışlıklarına düşmeden bu yolculuğu tamamlamak imkânsız gibidir. Bu seyahatte bazı prensipler insanı düşünce yanlışlarından korumada yol gösterici olabilir:

    1 - Maddî gerçekler dünyasında doğru olduğu bilinmedikçe bir şeyi doğru kabul etmeyip, her zaman mülâhaza kapısını açık bırakmalı, yeni düşünce ve alternatifleri dinlemeye ve kabul etmeye zihni hazır tutmalıdır.

    2- Günümüzün hayat şartları bizi hızlı ve çabuk davranmaya mecbur etmesine rağmen, acele etmekten ve önyargılı davranmaktan mümkün olduğunca kaçınmalıdır. Hızlı ve çabuk olmamızı gerektiren pek çok sebep vardır. Birincisi her şey o kadar hızlı akmaktadır ki, insanın hâdiseleri bekletmeye vakti yoktur.
    Zira günümüzde iş kendi süresini kendisi belirlemekte ve bunu mecburi kılmaktadır. Yoksa o iş gerçekleşmemekte ve bu bir başarısızlık olarak kişinin hanesine yazılmaktadır. Meselâ bir uzman, yaptığı araştırma ile ilgili raporunu tayin edilen bir günde vermeyi taahhüt etmiştir. Karar organları onun raporunu beklemektedir.
    Uzman açısından, hiç rapor vermemektense eksik rapor vermek daha iyidir. Yeni ve karanlık bir meseleyi inceleyen gazeteci, kendisine hiç değilse birkaç saat daha süre tanınmasını bekler; fakat dizgiciler çoktan haber istiyordur ve gazetenin sabahın ikisinde kalkan uçağa yetiştirilmesi gerekmektedir.
    Öğrenci belirli bir zaman dilimi içerisinde derslerini verip tezini hazırlamak mecburiyetindedir.
    Hızlı ve çabuk davranmanın ikinci sebebi de insanların boş yere gurur
    larını korumak istemeleridir. Çoğu insana bilmediklerini itiraf etmek ağır gelir. Bir idareci veya yetkilinin kendisine sorulan bir mesele hakkında "Bu konuda bilgi edinip sizi arayacağım" veya "Bilmiyorum, bir araştırayım" gibi sözler söylediği toplumumuzda pek vaki değildir. Hocalarımız ve idarecilerimiz okumaya, araştırmaya, danışmaya gerek duymadan herşeyi bilirler ve her konuda görüş bildirebilirler (!) Toplumumuzda gerçek bu olduğu için yapılan konuşma, tartışma ve müzakerelerde genelde bir seviyesizlik vardır.
    Problem çözülemez, insanların, müesseselerin haysiyetiyle oynanır. Bu sebeple eğer bizler araştırmadan, danışmadan karar almamaya ve hiçbir zaman sorumluluğu ağır bir kararı aceleyle vermemeye yemin edersek, münevver bir insan olma yolunda önemli adımlar atmışız demektir.

    Menfaatlerimiz ve ihtiraslarımız (tutkularımız) Önyargılı olmamızın diğer bir sebebini oluşturur. Herkes cibilli olarak davranışlarına şöyle veya böyle bir gerekçe bulabilir ve kendini haklı göstermeye çalışır. Ayrıca ihtiras ve tutkunun, insana yaptıramayacağı hiçbir saçmalık yok gibidir.

    Doğru Düşünmede Tecrübelerden Faydalanma, Fikirleri Tecrübeden Geçirme

    Acelecilik ile önyargıdan arındırılmış, tecrübe ve deneye dayanmayan bir akıl yürütme, bir elma çekirdeğinden çıkacak bir ağacı ve bu ağacın taşıyamayacağı meyvenin tadı hakkında doğru tahminde bulunmamıza imkân vermez. Bilinmeyen bir mikrobun bulaşacağı kişide doğurabileceği hastalığı hiçbir kıyaslama, hiçbir teori bize önceden tarif edemez. Böyle sorular ancak tabiata ve madde dünyasına sorularak cevaplanabilir. Zaten son iki yüzyıldır insanların dış dünya üzerinde hakimiyet kurmalarının temelinde; metot, mantık, gözlem ve deney karışımı olan ilmî düşünce yatar.

    Gözlemler cehd ve gayret ile desteklenirse, Allah insana hâdiselerin birbirleriyle bağlantıları konusunda ipuçları ilham eder. Bunların doğrulaması ise deneylerle yapılır. Gözlemci tabiatı dinler. Deneyci ise duyulan şeylerin doğru olup olmadığını tabiat üzerinde test eder.

    Deney metodu fen bilimlerinde başarılı neticeler almamıza yardım etmiş olmasına rağmen, ahlâkî, siyasî ve sosyal sahada kullanıldığında aynı şekilde başarılı neticelere ulaşılamamıştır. Çünkü deney metodu sunî olarak çevreden koparılmış kapalı bir sistemi gerektirdiği için, karmaşık sistemler mümkün olduğunca basitleştirilerek deneye tâbi tutulur.

    İkincisi, deney metodu, gerektiğinde deneyin yeniden yapılabilmesini ve ihtiyaç duyulduğunda karşı deneyler ve kontrollü deneylerle doğrulanmasını gerektirir. Ayrıca deney metodu, deneycinin iyi niyetli, dürüst ve ahlâklı olmasını gerektirir. Deney metodunu bu yüzden ekonomide, sosyal hayatta kullanmak zordur. Zira her bir deney, birkaç insan kuşağının zaman ve hayatını kullanmayı mecburi kılar.


    Düşünce Üretirken Müteşebbis Ruhlu Olmanın Önemi

    İnsanlar kendi mesleklerinden bahsederken oldukça mantıklı konuşur ve davranırken, meslekleri dışındaki konularda çok fazla hata yaparlar. Bu hata yapma korkuları da onların sosyal hayatta pek çok şeyi yapmalarına mâni olur. Bir elektrik tesisatını tamir etmek söz konusu olduğunda mühendisin kafasında onu temsil eden küçük dünya, öylesine doğru bir harita oluşturur ki, bu harita kendisine teller ve bobinler arasında emin bir şekilde hareket etme imkânı verir.
    Buna karşılık bir ülkeyi yeniden inşa etmek düşünüldüğünde, hiçbir beşerî sosyal hayat tarzı bizim saadet ve refaha doğru emin bir şekilde dümen kırmamıza yardımcı olamaz. Bu durumda tereddütleri yenerek çabuk karar verip işin içine dalmak önemli olmaktadır. Bir romana başlayan yazar ne yazmak istediğini net bir şekilde bilmez.

    Eğer onu kelimesi kelimesine bilseydi, zaten roman çoktan yazılmış olurdu. O kendisini işin içine atar ve eline kalemi alıp yazmaya başlar. Her bölüm kendisine bir sonrakini yazdırır. Onun için tasanlar üretmek gerekli ve önemli olmasına rağmen, ondan daha önemlisi harekete geçmektir. Herkes konuşma ve toplantılarda "Eğer ben... olsaydım; Bana... fırsatı verilseydi, her şeyi çözerdim"
    gibi lâflar eder.
    Ama şunu bilmeliyiz ki düşünmek ve fikir üretmek harekete ve icraata geçmeye nazaran daha kolaydır, hayatta en zor işlerden biri, düşündüğü gibi hareket edebilmektir. Tolstoy bunu "on cilt felsefe yazısı yazmak, tek bir prensibi uygulamaya koymaktan çok daha kolaydır." şeklinde dile getirir. Hayatın önemli anlarında çoğunlukla elimizde net bir harita bulunmadığından, tereddütlü davranmaya meyilliyizdir. Buna rağmen harekete ve icraata geçmeye kendimizi zorlamalıyız. İşe başladıktan sonra yavaş yavaş yapmak istediğimiz şey gözümüzün önünde şekillenmeye başladıkça gerekli düzeltmeleri yapmalıyız. Sosyal ve ekonomik hayata ait meselelerde müteşebbis ruhlu olmak ve risk alabilmek, başarıya giden yolun önemli noktalarını oluşturur. Bu yüzden önemli olan sürekli fikir üretmek değil, bulunan doğruları hayatımıza maletmek ve onu pratikte kullanmaktır.
     

Sayfayı Paylaş