1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

doğruluk büyük bir erdemdir.

Konusu 'Hikayeler / Efsaneler' forumundadır ve chocolatequeen tarafından 20 Mart 2007 başlatılmıştır.

  1. chocolatequeen

    chocolatequeen Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    67
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    180
    Banka:
    1 ÇTL
    On bir yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadaki
    evlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi.
    Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk
    saatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yem takıp,
    oltayı fırlatma talimi yaptı.
    Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleleler oluşturmuş, daha
    sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğini hissedince,
    oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığı
    çekişini hayranlıkla izledi.
    Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar gördüğü en
    büyük balıktı, bir levrek; ama av yasağının kalkmasına sadece saatler
    kalmıştı.
    Baba oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl ışıl
    parlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı. Saat on olmuştu. Av
    yasağının bitmesine daha iki saat vardı.
    Önce balığa, sonra oğluna baktı.
    "Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum," dedi.
    "Baba!" diye itiraz etti çocuk ağlamaklı bir sesle.
    "Başka balıklar da var," dedi babası.
    "Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!" dedi çocuk.
    Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu. Babasının
    yüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş olmasına, kimsenin
    ne
    balığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasının
    sesinden bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.
    Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularına
    bıraktı. Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu.
    Çocuk bir daha bu kadar büyük bir balık tutamayacağından emindi..
    Bu olay bundan tam otuz dört yıl önce oldu. Bugün o çocuk New York
    City'nin ünlü mimarlarındandır. Babasının küçük evi hâlâ o adadadır.
    Oğlunu
    ve kızlarını hâlâ o adadaki küçük eve balık tutmaya götürür.
    Çocuk haklıydı. Bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı.
    Fakat değerler konusunda bir ikilem yaşadığı zaman hep o balığı gözünün
    önüne getirir.
    Babasından öğrendiği gibi değerler doğru ile yanlışın ne olduğu
    konusunda çok basit bir konudur. Güç olan yalnızca değerlerin
    uygulanabilmesidir.
    Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz? Evet,
    küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilseydi, doğru olanı
    yapabilirdik. Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmiş olurduk.
    Doğru olanı yapma kararı belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zaman
    yitirmez. Bu anıyı dostlarımıza ve torunlarımıza göğsümüz kabara kabara
    anlatırız.
    Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli olan.

    ÇOCUGUNU ÖYLE KARSILA KI;
    eve geldigi zaman, en güzel yere geldigini hissetsin....

    ESINI ÖYLE KARSILA KI;
    yanina geldigi zaman, en dogru insana kavustugunu hissetsin....

    ANNENI ÖYLE KARSILA KI;
    dogumundaki agrilari lezzetle takas etsin...

    BABANI ÖYLE KARSILA KI;
    ömür boyu bir baska evlada imrenmesin...

    FAKIRI ÖYLE KARSILA KI;
    ona serdiginden büyük, bir dua sofrasi sersin....

    ZENGINI ÖYLE KARSILA KI;
    Senin gönlünü gördügünde, kendi gönlünün fakirliginden
    kahretsin.....
     
  2. Çirkin Kral

    Çirkin Kral Forum Tutkunu

    Katılım:
    4 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.949
    Beğenileri:
    23
    Ödül Puanları:
    1.880
    Meslek:
    Gümrükçü
    Yer:
    istanbul
    Banka:
    62 ÇTL
    Doğruluk

    Zalim bir vali vardı. Bu vali bir gün adamlarını göndererek Hasan Basri Hazretleri'ni yakalatmak istedi. O da bir vakit ders verdiği Habib-i Acemi Hazretleri'nin kulübesine gelip saklandı. Valinin adamları geldi ve hışımla:
    - Hasan Basri'yi (r.a.) gördün mü? diye sordular.
    O gayet sakin:
    - Evet, dedi.
    - Nerede?
    - İşte şu kulübemde...
    Adamlar kulübeye daldı, fakat bir türlü Hasan Basri Hazretleri'ni bulamadılar. Dışarı çıkınca tehdit edip:
    - Ya şeyh, niçin yalan söylüyorsun? dediler.
    - Ben yalan söylemedim, dedi. Siz göremedinizse, benim suçum ne?
    Tekrar girdi, aradı, fakat bulamadılar. Onlar gidince, Hasan Basri Hazretleri:
    - Ey Habib! Biliyorum ki Rabb'im senin hürmetine beni onlara göstermedi. Fakat yerimi niçin söyledin, hocalık hakkı yok mudur? dedi.
    Hazreti Habib mahcub bir şekilde:
    - Ey Üstadım! Sizi bulamamaları benim hürmetime değil, doğru söylediğimizdendir. Çünkü bilirsiniz ki, Doğruların yardımcısı Allah'tır. Eğer yalan söyleseydim, sizi de beni de götürürlerdi, dedi.
     

Sayfayı Paylaş