1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Doğu Anadolu türkülerinin özellikleri

Konusu 'Türkü/Hikayeleri' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Kasım 2009 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    Doğu Anadolu türkülerinin özellikleri


    Türkülerimizi yapan etmenlerden en etkini kuşkusuz gurbettir. Özellikle Doğu Anadolu halkının geçimini sağlamak için bahar başlarında erkeğini gurbete göndermesi hem gerçektir hem acıdır. Erkek bir yaz başlangıcında çıkıp gider. Arkada kalanların yolları beklemekten ve gözlemekten başka yapacakları yoktur. Bu arkadakiler analardır eşlerdir. çocuklardır. Hepsinin umudu ayrı ayrıdır. Mektup beklerler para beklerler erkeğin dönmesini beklerler. Mektup gelir ama umulan iyi haberler yoktur.Ya da mektup yerine konu komşunun dedikoduları gelir. Para az gelir. Yıllar geçer erkek dönmez. özetle kötü haberler bu gurbet olayında her zaman iyi haberlerin üstündedir. Ne yapar halkımız. Ananın dilinden yarin dilinden türkülerini yapar. Eski ezgilerin üzerine yeni dörtlükler koyar ve esen yelle uçan kuşla gurbete iletir. Şöyle ki

    "Eğin kadın ve erkeğinin başta gurbet olmak üzere türlü nedenlerden duygulanarak söyledikleri uzun hava ezgisine Eğin ağzı denir. Beş ve dört dizeli olan bu kıtaların üçüncü dizelerinin çoğunlukla -Ela gözlerini sevdiğim ağam- olarak söylenmesindendir ki elagözlü de denilmektedir.''

    ''Eğin ağzı elagözlü'lere Eğin dışında tek ad verildiği halde merkez kasaba ve köylerinde söyleyişlerindeki ezgi ayrılığı nedeni ile Apcağa ağzı Sandık ağzı Tığman ağzı Venk ağzı diye özel adlar da verilmektedir.''

    ''Hangi ağızla söylenirse söylensin bu ağızlar geleneksel olarak bu ağızlarda iki elagözlü bir maya usulünden sapmama vardır.''

    ''Fırat suyunun dünya kurulalı beri Munzur dağlarının binlerce metre yükseklikteki bu yöresini aşındıra aşındıra kale duvarlarına benzeyen Navril boğazı ile Gemirgap taşı boğazlarının kaç milyonlarca sene Fırat suyunun emeği olmasını ninelerimiz Hz. Hızır Aleyhisselam'ın bu boğazları kılıcı ile yararak yaptığı inancında idiler. Ne var ki bu yarma olayı Fırat suyunda bir kin oluşturmuş ve bu nedenle Fırat ka'lubeladan beri Eğine ve çevresine bir damla su bile vermemiştir.''

    ''Eğinlinin gurbet merkezi İstanbul'dur. İstanbul'un fethi sonunda Sultan Fatih 'in isteği ile İstanbul'u ikinci vatan yapan Eğinliler büyük şehrin gerekli bazı yiyecek maddelerini tekellerine alarak her iki vatanlarında da iyi yaşantıyı sağlamışlardır. Ancak buharlı gemilerin icadından önce İstanbul'a aile getirmek padişahın fermanına bağlı olduğundan Eğin kadınları memleketlerinde kalırlar ancak erkekler İstanbul'da olurlardı. Bu gitmeye pek de gönüllü başlamayan delikanlı eşinden ayrılırken derdini elagözlü ve maya söyleyerek giderirdi

    Gider oldum tedarikim görüldü
    Gitme diye yar boynuma sarıldı.
    Bilmem neylemiştim hain feleğe
    Niye beni nazlı yardan ayırdı?

    ''Yolcular Eğin'den ayrılırken kurban kesilirdi. Bu adak ilerideki olacak tüm kötülükleri gidermek amacına yönelikti;

    Çekin kıratımı nalbant nallasın
    Kesin kurbanımı kanı damlasın
    Bir yiğit ki muradını almazsa
    Mendil alsın ölenedek ağlasın...

    ''İstanbul'a gidilmek için genellikle Fırat üzerindeki köprüden geçilmek zorunluluğu vardır. Ayrılık hayli hazin geçmiştir. Köprüyü geçince uzayan yokuşun ortasında Sultan Çeşmesi vardır. Bu çeşmeye ulaşan gurbetçi dönüp Eğin'e bir daha bakacaktır;

    Eğin köprüsünü geçtim o yana
    Nazlı yarim damdan bakıyor bana.
    Taramış zülfünü dökmüş gerdana
    Can gerek ki bu sevdaya dayana...

    Gelin de elbette giden erinin Sultan Çeşmesinden kendisi için dediklerini duyar gibi olup karşılık verecektir;

    Gediğe varmadan Sultan Çeşmesi
    Nazlı yarmış evimizin neş'esi.
    Ela gözlerini sevdiğim ağam
    Çok zor oldu senden ayrı düşmesi...

    Gelin bu itirafla kalmayıp eşini ***üren katırcıya da onu rahat ettirmesi için yalvaracaktır;

    Yine mi gurbete canımın içi
    Dar mı geldi sana Eğin 'in içi?
    Sana yalvarıram ağa katırcı
    Hoş ***ür ağamı olursun hacı...''

    "Aylar geçecektir. Haberler kesiktir. Meraklar çoktur kuşkular çoktur;

    Akşam olur güneş gider ay gelir
    Ben ağlarım gözlerimden kan gelir.
    Herkesin ağası evli evinde
    Benim ağam hangi handa yan gelir?''

    ''Eğin kadınlarına göre ağalarının bu gidişleri nin nedeni hain katırcılardır;

    Katırcı katırın kala miriye
    ***ürme ağamı döndür geriye.
    Kalem kaşlarına ela gözüne
    Vermişim gönlümü almam geriye...''

    ''Bu kadınlardan birinin Sultan Aziz'e başvuracak kadar acıyı içinde duyduğu da olmuştur;

    Bir mektup gönderdim Sultan Aziz'e
    Okuttursun camilerde vaize
    Ya İstanbul için ferman yollasın
    Yahut da ağamı göndersin bize ''

    Yukarıda çok az bir bölümünü yansıttığımız bu gurbet türküleri salt Eğin'de görülmüyor. Hele hele ekonomik koşulların dağlık araziler nedeni ile çok güç olduğu yerlerde Doğu Anadolu 'da Toroslar da Karadeniz'de bu gurbete gidişin ve geride bırakılan sıkıntıların bütün çıplaklığı türkülerinde belli olmak tadır.

    Ekonomik koşullar derken akla yalnız gurbet gelmemelidir. Halkımızın yüzyıllardan .beri belirli bir gelir olan aylık alanları yöresel çiftçilikle uğraşanlara yeğlemesi de bu tür bir ekonomik zorlamadır;

    Kaynak:.turkuler.com
     

Sayfayı Paylaş