1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Dönemlerine göre kadınlar‎

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 23 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    MÖ 1. yüzyıl kadınları​


    [​IMG]
    VII. Kleopatra
    Antik Mısır Kraliçesi


    Doğum tarihi
    MÖ Ocak 69
    Ölüm tarihi
    MÖ 12 Ağustos 30 (39 yaşında) İskenderiye

    Çocukları
    Caesarion
    II. Kleopatra Selene
    Alexander Helios
    Ptolemaios Philadelphus (Kleopatra)​
    VII. Kleopatra (d. Ocak MÖ 69 - ö. 12 Ağustos MÖ 30), Antik Mısır'ın son Hellenistik kraliçesidir.

    Asıl ünvanı VII. Kleopatra olmasına rağmen kendisinden önce gelenler unutulduğu için, kısaca Kleopatra olarak bilinir. 9 dil bilen Kleopatra zeki bir kadındı.

    İskenderiye'de doğdu. Aslen Yunan olan Kleopatra, babası XI. Ptolemaios'un vasiyeti üzerine kardeşi ile evlendi. O zamanlar Mısır'da egemen olan Yunanlılar Mısır toplumuna karışmamak için kendi soylarından olan kişilerle evleniyorlardı, bu da akraba evlilikleri özürlü insanların doğumuna yol açıyordu. Babası öldüğünde 18 yaşında olan Kleopatra tahta çıktı. Halkın içine girebilmek ve halkın kendisini benimsemesi için kendini Mısır dinine verdi. Kardeşi tarafından iktidardan uzaklaştırılıp sürgüne yollandı. Kleopatra'nın dedesinin adı Dadadidis'dir. Mısır için büyük bir kahramandır.

    Kleopatra iktidara yanında büyük Roma diktatörü Sezar ile geri döndü. Kleopatra'nın bir halı içinde Sezar'ın sarayına girdiği ve bu büyük kralı kendine aşık ettiği rivayet edilir. Bu olaydan sonra kardeşi, kimsenin bilmediği bir sebeple Nil sularında boğuldu.

    Kardeşinin aradan çekilmesi ile Kleopatra tek başına iktidar koltuğuna oturdu. O sırada Sezar'dan bir çocuğu oldu ve minik Sezarion'u alıp Roma'ya gitti. En büyük hayali, iki imparatorluğu birleştirip Büyük İskender'in de hayali olarak bilinen tüm dünyaya sahip olmaktı. MÖ 44'te Sezar ölünce bu hayallerini ertelemek zorunda kaldı.

    Sezar ölünce Roma İmparatorluğu, tahta çıkan Octavian (Sezar'ın yeğeni ve resmi evlatlığı) ve Marcus Antonius arasında ikiye ayrıldı. Doğu artık Marcus tarafından yönetilmekteydi ve ilk işi de Mısır'ı ziyaret oldu.

    Antonius Kleopatra'ya delice aşık oldu. Kleopatra'nin Antonius'dan da iki kiz çocuğu oldu. Bir süre Tarsus'da yaşadılar ve bu yıllarda Octavius'a savaş açtılar. Aktium'da yapılan savaşta Kleopatra ve Marcus kaçmak zorunda kaldı. İskenderiye'deki sarayına dönen Kleopatra'nın kendisini bir kobraya sokturarak intihar ettiği rivayet edilir. Ama son zamanlarda zehir içerek öldüğü anlaşılmıştır. Kolay yapılan bu zehir, acı çektirmeden birkaç saat içinde öldürüyordu. Öldüğünde 39 yaşındaydı.



    [​IMG]
    Kleopatra Selene II ​

    Kleopatra Selene II (Yunanca: η Κλεοπάτρα Σελήνη, 25 Aralık MÖ 40-6), Kleopatra VIII olarakta bilinen Ptolemaik Prenses ve Yunan kökenli Ptolemaik Kraliçe Kleopatra VII ve Romalı Triumvir Marcus Antonius'un tek kızı. Ptolemaik Prens Alexander Helios ikiz oğlan kardeşidir. İkinci adı olan Selene Yunanca ‘Ay‘ anlamına gelir. Yunan ve Roma şeceresine sahiptir. Cleopatra, İskenderiye'de doğmuş, büyümüş ve eğitim görmüştür. MÖ 34 yılı İskenderiye bağışlarında adı Sirenayka ve Libya hükümdarı olarak geçer.

    Marcus Antonius ve Kleopatra, MÖ 31'de yapılan Aktium savaşında Octavian tarafından yenilgiye uğratıldı. Ertesi yıl, Mısır Octavian'ın orduları tarafından işgal edildi ve Antonius ve Kleopatra intihar etti. Octavian, Kleopatra ve kardeşlerini Mısır'dan İtalyaya götürdü. Octavian, zaferini ağır zincirlerle bağlanmış olan üç çocuğu bir zafer alayında sokaklarda dolaştırarak kutladı. Zincirler o kadar ağırdı ki çocuklar yürüyemiyorlardı. Üç çocuk Roma'da yetişmeleri için Küçük Octavia'nın himayesine verildi. Küçük Octavia, Octavian'ın kız kardeşi ve çocukların babası Marcus Antonius'un eski karısıydı.

    MÖ 26-MÖ 20 arasında, Augustus Kleopatra'yı Numidya kralı Juba II ile evlendirdi. İmparator, Kleopatra'ya düğün hediyesi olarak yüklü bir çeyiz verdi ve aynı zamanda Numidya Prensesi olarak atadı. Sonradan Kleoptara bir Roma müttefiki oldu.

    Juba ve Kleopatra Numidya'ya geri döndü ancak çok üzun hüküm süremediler. Numidya yerlileri Juba'yı Romalılaşmakla suçlayarak reddettiler. Çift Numidya'yı terk etmek zorunda kaldı ve Moritanya'ya gittiler. Yeni başkentlerini İmparatorun onuruna Caesaria (modern Cherchell, Cezayir), olarak adlandırdılar.

    Anlatılanlara göre Kleopatra, Juba üzerinde oldukça etkiliydi. Bu etki sayesinde Moritanya Krallığı gelişti. Tüm Akdeniz'e ihracat yapıp ticaretlerini arttırdılar. Gerek başkent Caesaria gerekse Volubilis şehrinde, Antik Yunan, Mısır ve Roma kültürlerinin zengin bir karışımı olan stile sahip yapılar ve heykeller yaptırdılar. Kleopatra ve Juba'nın çocukları, Moritanyalı Kleopatra, Moritanyalı Ptolemy (MÖ 1 -40) ve Moritanyalı Drusilla'dır (d. 5).




    [​IMG]
    Yaşlı Julia (d. Ekim MÖ 39 - ö. 14)

    Roma İmparatorluğu'nun ilk İmparatoru Augustus'un ilk ve tek öz kızı. Augustus muhtelif zamanlarda yakın akrabalarının erkek çocuklarını kendi oğulları olarak evlatlık edinmiştir. Julia, Augustus'un ikinci evliliğini yaptığı Scribonia'dan doğmuştur ve doğumu Augustus'un Livia Drusilla ile evlenebilmek için annesi Scribonia'dan boşandığı güne rastlar.

    Hayatı

    Erken dönem hayatı


    Neredeyse doğar doğmaz Augustus tarafından Roma adetlerine uygun biçimde üzerinde hak iddia edilerek yine Augustus'un boşadığı biyolojik annesinden alındı. Yeterince büyüyünce üvey annesi Livia ile yaşamaya gönderildi ve böylece aristokrat bir Roma'lı kız gibi yetiştireleceği eğitimi başlamış oldu. Augustus, Julia'nın örnek bir kız olmasını istiyordu ve bu da eğitiminin sıkı ve birazda eski moda olacağı anlamına geliyordu. Böylece eğitimine ilaveten, Suetonius'un bize aktardığına göre, yün eğirme ve dokuma da öğretilmişti.Macrobius onun edebiyat ve önemli kültürlere olan ilgisinden bahseder ki bu mensubu olduğu aile içinde ulaşılabilinecek doğal bir durumdur.
    Julia'nın sosyal hayatı sıkıca kontrol altındaydı ve sadece babasının izin verdiği kişilerle konuşabiliyordu. Yine de, Augustus kızına çok düşkündü ve ona mümkün olan en iyi öğretmenleri tuttu. Macrobius'un aktardığı bir sözünde Augustus şöyle der: "İki dikbaşlı kızım var tahammül etmem gereken ; birisi Roma Cumhuriyeti diğer ise Julia'dır""
    Julia doğduğunda Augustus henüz "Augustus" ünvanını almamıştı ve hala büyük amcası Julius Caesar'ın vasiyetiyle onu evlatlık edinmesi sırasında aldığı Octavian adıyla tanınıyordu. Octavian'nın kariyeri Julia'nın doğumundan sonra durmaksızın ilerlemiştir. MÖ 37'de, Julia'nın çocukluğunda, Octavian'ın arkadaşları Gaius Maecenas ve Marcus Vipsanius Agrippa, Octavian'ın en büyük rakibi Mark Antony ile bir anlaşmaya vardılar. Anlaşmada yer alan bir maddeye istinaden Antony'nin on yaşındaki oğlu Marcus Antonius Antyllus o sırada iki yaşında olan Julia ile evlenmek üzere nişanlandı.
    Anlaşma iç savaşla bozulduğundan evlilik asla gerçekleşmedi. MÖ 31'deki Actium savaşında, Octavian ve Agrippa, rakipleri Antony ve metresi Kleopatra 'yı yendiler. Her ikisi de Alexandria'da intihar etti ve böylece Octavian Roma İmparatorluğu'nun tek yöneticisi haline geldi. MÖ 27'de onursal Augustus unvanını üstlendi. Caesarion (Kleopatra'nın Julius Caesar'dan olan oğlu) ve Antyllus'u öldürttü ancak Kleopatra'nın Antony'den olan çocukları Alexander Helios, Kleopatra Selene II ve Ptolemy Philadelphus'un hayatlarını bağışladı.

    İlk evliliği
    Tıpkı döneminin diğer aristocratik Romalı kadınları gibi Julia'nın hayatı da doğrudan veraset evlilikleri ya da aile ittifakları üzerine odaklanmıştır. Bir çok Romalı kız gibi ilk evliliğini henüz on'lu yaşlarında yapmıştır. MÖ 25'de henüz on dört yaşındayken kendin üç yaş büyük kuzeni Marcus Claudius Marcellus ile evlendi. Augustus İspanya'da savaşırken ağır bir şekilde hastalandığından, Marcellus'un bizzat Augustus tarafından varis olarak seçildiği yolunda söylentiler vardı. Düğün törenine Agrippa başkanlık etmişti. Marcellus MÖ 23 yılının Eylül ayında Julia henüz on altı yaşındayken öldü. Bu birliktelikten çocuğu olmamıştır.

    Agrippa ile evliliği
    MÖ 21'de on sekiz yaşına ulaşınca, mütevazı bir aileden gelen ve Augustus'un en yakın arkadaşı, generali Marcus Vipsanius Agrippa ile evlendi. Söylenenlere göre bu Augustus bu adımı Maecenas'ın tavsiyesi üzerine atmış ve bu öğüdün yerine getirilmesi üzerine Maecenas'ın şöyle dediği rivayet olunur: "Onu o kadar büyük birisi yaptın ki ya damadın olacaktı ya da öldürülecekti" . Her ne kadar Agrippa ondan yaklaşık 25 yaş daha yaşlıysa da bu tipik bir ayarlama evlilikti ve Julia, babasının hanedanla ilgili planları için bir rehin işlevine sahipti. Bu andan itibaren Julia'nın Sempronius Gracchus ile durmaksızı gizliden gizliye buluşarak kocasını aldattığı iddia edilir (Tacitus onu "dayanıklı bir metres" olarak tanımlar) . Bu daha sonra ortaya çıkacak bir dizi zina iddiasının ilkiydi. Suetonius'a göre Julia'nın medeni durumu, oldukça yaygın bir söylentiye göre, Augustus'un üvey oğlu Tiberius'la bir macera yaşamasına engel değildi..
    Yeni evliler, Trastevere'de modern Farnesina yakınlarındaki bir villada yaşamışlardır. Agrippa ve Julia'nın evliliğinden beş çocukları olmuştur: Gaius Caesar, Vipsania Julia Agrippina (Genç Julia olarak da bilinir), Lucius Caesar, Julia Vipsania Agrippina ya da Yaşlı Agrippina (İmparator Caligula'nın annesi) ve Agrippa Postumus (son çocuk). Haziran MÖ 20'den MÖ 18 baharına kadar Agrippa Galya valisi olarak görev yaptı ve görünüşe göre Julia onu Alplerin arkasındaki ülkede yalnız bırakmamıştı. Galya'ya ulaşmalarından kısa bir süre sonra ilk çocukları Gaius doğmuş, ardından MÖ 19'da ikinci çocukları Vipsania Julia doğmuştur. Bu çocuğu İtalya'ya dönüşlerinden sonra üçüncü çocukları Lucius izlemiştir.
    Şam'lı Nicolaus ve Josephus, Julia'nın Agrippa ile olan evliliği sırasında, Agrippa ile onun savaştığı yerde buluşmak için yolculuk ederken Ilium'da (Troy) aniden gelen bir sel nedeniyle boğulma tehlikesi atlattığından bahsederler. Agrippa çıldırmıştı ve öfkesi o bölgenin yerlilerine 100,000 drahmi ceza olarak döndü. Ceza çok yüksekti ancak kimse Agrippa'ya itiraz edemiyordu. Sonunda Yahudiye kralı Herod Agrippa'ya başvurdu ve cezanın kaldırılmasını sağladı. MÖ 16'da Agrippa ve Julia, Büyük Herod'u da ziyaret edecekleri Doğu seyahatine çıktılar. Çift, Ekim MÖ 14'de Julia'nın dördüncü çocuğunu doğuracağı Atina'ya ulaştılar. Augustus, eğitimleriyle kişisel olarak ilgilendiği Lucius ve Gaius Caesar'ı, babalarının MÖ 12'de ölümünün ardından evlatlık edindi.
    Kışı Atina'da geçiren aile, sonunda İtalyaya döndü. Julia yine hamile kalmıştı ancak kocası MÖ 12 yılının Mart ayında aniden 51 yaşındayken Campania'da öldü. Augustus mozelesine defenedildi. Julia posthumous (son) oğlu Marcus'u onun adıyla onurlandırdı. Bundan sonra Agrippa Postumus olarak tanınanacaktı. Oğlunun doğumunun hemen ardından, Julia henüz yastayken, Augutus onu nişanladı[12] ve hemen ardından üvey oğlu Tiberius'la evlendirdi.

    Tiberius ile evliliği
    Agrippa'nın ölümünün ardından Augustus, hanedanla ilgili emellerine hizmet edecek en iyi kişinin Tiberius olduğunu gördü. Tiberius, Julia ile evlendi (MÖ 11) ancak aşık olduğu kadın Vipsania Agrippina'dan (Agrippa'nın önceki evliliğinden olan kızı) boşanmak zorunda kaldı. Bu evlilik daha başından bitmişti ve Julia'nın ondan doğurduğu oğlu henüz bebekken öldü. Suetonius, Tiberius'un Julia'nın karakteri hakkında yeterince bilgisi olmadığını iddia ederken, Tacitus, onun Tiberius'u küçük gördüğünü ve eşit bir eş olarak kabul etmediğini bu sebeple Tiberius Rodos'a gittiğinde babasına Sempronius Gracchus tarafından yazılmış bir mektup göndererek şikayet ettiğini iddia eder. MÖ 6 yılında çift ayrılmıştır.

    Skandal
    Julia'nın kocaları Marcus Claudius Marcellus ve Marcus Vipsanius Agrippa hayattayken ve Augustus teknik olarak onun için pater familias değilken bile, onun üzerinde etkili olabilmek için muazzam bir çaba sarfetti. Akrabalığının "Roma erdemine" örnek teşkil etmesi beklenirdi. Roma ahlâk anlayışında kadından beklenen yükümlülükler erkeklerden farklı olabiliyordu; örneğin evli bir erkek kölesiyle herhangi bir kınamaya maruz kalmadan cinsel ilişkiye girebilirken, kadının kocasına karşı tam bir sadâkat içinde olması beklenirdi.
    Augustus'un kızı, tahtın iki varisi Lucius and Gaius'un anneleri ve yine imparator Tiberius'un karısı olarak Julia'nın geleceğinin garanti altında olduğu düşünülebilinir. Ancak MÖ 2 yılında zina ve vatana ihanet'le suçlanınca Augustus, Tiberius'un adına bu evliliğin boş ve geçersiz olduğunu belirten bir mektup gönderdi. Ayrıca halka da Julia'nın kendisine karşı bir komplo hazırlı içinde olduğunu iddia etti.[16]. Augustus döneminde geçirilen ve ailenin değerinin yükseltilmesi hakkındaki kanuna ve onun başka erkeklerle olan entrikalarını bilmesine rağmen Augustus onu suçlamak konusunda bir süre tereddüt içinde kaldı.

    Julia'nın sevgilisi olduğu tahmin edilen ve en dikkat çekenleri Sempronius Gracchus da dahil birkaç kişi idam edilirken Iullus Antonius (Mark Antony ve Fulvia'nın oğlu) intihar etmek zorunda bırakıldı. Aslında tam olarak ne olduğunu yeniden kurgulamak imkânsızdır ancak geceleri Roma Forumu'nda düzenlenen içkili alemlere katıldığı ve Iullus Antonius'un kesinlikle sevgilisi olduğu ispatlanmıştır. Her ne kadar bir çok başka erkeğin de onun hizmetlerinden memnun kaldığı anlatılsa dahi, bunların sadece dedikodu olması olasıdır.

    Sürgün
    Onu idam etmekteki gönülsüzlüğü nedeniyle Augutus, Julia'nın zor şartlar altından sürgüne gönderilmesine karar verdi. Pandateria (modern Ventotene) olarak tanınan adaya, insanlarla görüşmesi ve şarap içmesi yasaklanarak hapsedildi. Adanın ölçüsü 1¾ km²'den daha küçüktü. Babasının izni olmadan hiç kimseyle görüşmesine izin verilmiyordu ve ayrıca endamı, ten rengi ve vücudundaki oluşabilecek her hangi bir işaret ve yara hakkında babasına düzenli olarak bilgi veriliyordu.[18]. Julia'nın öz annesi Scribonia sürgün sırasında ona eşlik etti. Scribonia ve Julia'nın adı ne zaman anılırsa şöyle diyordu: aith ophelon agamos t'emeni agonos t'apolesthai meaning "Karım olmayacakmıydı ya da çocuksuz mu ölecektim!"i Onu, nadiren üç sahtekarlığı ya da kanserinden başka bir ismile çağırıyordu. Kızını sürgüne gönderen Augustus bundan sonra hayatının sonuna kadar pişmanlık ve kin dolu olarak yaşadı.
    Beş yıl sonra Julia'nın anakaraya dönmesine izin verildi, ancak Augustus onu asla bağışlamayarak Rhegium'da (Reggio di Calabria) kalmasını emretti. Açıkça Julia'nın cesedinin kendi Mozole'sine konulmasını yasaklayan bir talimat verdi (ironik olarak Augustus'un kendi külleri 410 yılında, Roma'nın Alaric I tarafından yağma edilmesi sırasında etrafa saçıldı.). Tiberius imparator olduğunda Julia'nın ödeneğini kestirdi ve evinde bir odaya kapatılmasını emrederek insanlarla ilişki kurmaktan mahrum etti.

    Ölümü
    Julia, Augustus'un ölümünden kısa bir süre sonra 14 yılında (15 yılından önce) kötü beslenme nedeniyle öldü[22]. Babasının ölümü ve tahta geçecek oğlu olmadığından Julia'nın kaderi intikamını almakta serbet kalan tahtın yeni sahibi Tiberius'ın merhametine kaldı. Ölümüne neyin neden olduğu konusu pek açık değildir. Bir iddiaya göre, evliliklerini utanç verici bir hale soktuğu için ondan nefret eden Tiberius tarafından açlığa terk edilerek öldürülmüştür. Bir başka iddiaya göre yaşayan son çocuğu Agrippa Postumus'un öldürüldüğünü öğrenince onun üzüntüsüne dayanamayarak ölmüştür. Eş zamanlı olarak, metresi olduğu kabul edilen Sempronius Gracchus 14 yılında Afrika kıyılarındaki Cercina'ya (Kerkenna) sürgüne gönderilmiş ve Tiberius'un talimatıyla ya da Afrika Prokonsül'ü Nonius Asprenas kendi inisiyatifi ile idam edilmiştir.

    Ölümünün ardından
    Suetonius, Julia'ın kızı Agrippina'nın oğlu Caligula ve Tiberius'un yeğeni Germanicus'un sıradan bir aileden gelen Agrippa'nın torunu olma fikrinden tiksindiklerini iddia eder. Bu sebeple, Caligula annesi Agrippina'nın Julia ve Augustus arasındaki bir ensest ilişkiden olduğu savını uydurmuştur.

    Karakteri
    Antik yazarlar, Julia'nın pervasız ve önüne gelenle yatıp kalkan birisi olduğu konusunda ortak bir fikre sahiptirler. Bu sebeple Marcus Velleius Paterculus tarafından (2.100) "lüks ya da zevk tarafından lekelenmiş" olarak tasvir edilir ve aşıkları arasında Iullus Antonius, Quintius Crispinus, Appius Claudius, Sempronius Gracchus ve Cornelius Scipio'nın da adı sayılır. Genç Seneca, "zina yaptığı erkeklerin sürüyle olduğu kabul edilir" derken[25]; Yaşlı Pliny onu “exemplum licentiae” olarak çağırır, (NH 21.9). Dio Cassius ise, Forum ve Rostra üzerinde geceleri eğlence ve içki alemlerinin yapıldığından bahseder. (Roma Tarihi 55.10). Seneca (De Beneficiis 6.32) Rostra'nın babasının zina'ya karşı kanunlar hazırladığı yer olduğunu ancak Julia'nın sefahatları için bu yeri tercih ettiğini aktarır. Seneca özellikle fahişelik imasında bulunur: "zina yapan kadın rolünü bir yana bırakarak, orada [Forum'da] lütuflarını satar ve bilinmeyen oynaşıyla her türlü zevki arardı." der.
    Kişiliğinin paha biçilemez ayrıntılarını bize, Ambrosius Theodosius Macrobius, (Saturnalia 2.5) aktarır. Julia, ince çabuk zekası ve sivri diliyle tanınırdı. Bir keresinde, bunca ilişkiden sonra nasıl olupta kocasına benzeyen çocuklar doğurduğu sorulduğunda, gülerek, sadece bot tam olarak doluyken yeni yolcu aldığını belirtmiş, "numquam enim nisi navi plena tollo vectorem" (Macrobius, Saturnalia, II, 5, 9-10), ve bununla sadece hamile olduğu zamanlar ilişkiye izin verdiğini ve böylece kocası ya da babasını utandırmadığını anlatmaya çalışmıştır. Tarihçilerin çoğunluğu tarafından bu alıntı bir halk hikâyesi ya da alay olarak kabul edilir ve itibar edilmez.[26]. Macrobius, Julia'nın güzelliği, zekası ve ahlaksızlığı konusunda eşit oranda ünlü olduğunu ancak "babasından daha az olmayan kısmetini suistima ettiğini" ima eder

    Julia'nın lekelenmiş şöhretine rağmen, onu tanıyan insanlar tarafından, asla birisini kırmaya teşebbüs etmeyen, iyi kalpli ve sevecen bir kadın olarak tanımlanır. Julia, fiziksel olarak çekici olmasının yanında zekasını takdir eden babası tarafından da çok sevilirdi. Sadece sevecenliği ve nezaketiyle değil son derece kinci olmasıyla da Roma halkının gözünde oldukça ünlüydü.

    Evlilikleri ve çocukları
    MÖ 25'de Julia, kuzeni Marcus Claudius Marcellus ile evlendi. Marcellus MÖ 23 yılı Eylül'ünde öldü. Çocukları yoktur.
    MÖ 21'de Julia, Marcus Vipsanius Agrippa ile evlendi. Çocuklarının adları şöyledir;
    Gaius Julius Caesar Vipsanianus MÖ 20'de.
    Vipsania Julia Agrippina (Genç Julia olarak da tanınır) MÖ 19'da.
    Lucius Caesar MÖ 17'de
    Julia Vipsania Agrippina ya da Yaşlı Agrippina (İmparator Caligula'nın annesi) MÖ 14'de
    Agrippa Postumus (Agrippa'nın ölümünden sonra doğmuştur).
    MÖ 11'de Julia üvey kardeşi Tiberius'la evlendi. Birlikteliklerinde;
    Dönemin tarihçileri tarafından ismi anılmayan (bazı geç dönem tarihçilerince Tiberillus olarak aktarılır) ve henüz bebekken ölen bir oğlu doğmuştur.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    MÖ 2. yüzyıl kadınları



    [​IMG]
    Pergamonlu Stratonike

    MÖ 2. yüzyılda yaşayan Stratonike Kapadokya kralı IV. Ariarathes'in kızı olarak doğdu. Adı "ordunun zaferi" anlamına gelir.
    Pergamon Kralı II. Eumenes'le evlendi. Kocası, MÖ 172 yılında Romayı ziyaretten dönerken Delfi'ye uğradığı sırada düşmanı Makedonya kralı II. Perseus tarafından kurulan tuzak sonucu ağır yaralandı ve öldü sanıldı [2] . Bunun üzerine II. Eumenes'in kardeşi II. Attalos Filadelfos Kraliçe Stratonike ile evlenerek krallığını ilan etti. Ancak kısa zaman sonra gerçek anlaşıldı ve II. Eumenes tahtına döndü.

    MÖ 159 yılında II. Eumenes gerçekten öldüğünde, varisi ve oğlu III. Attalos küçük olduğundan kardeşi II. Attalos Filadelfos Kraliçe Stratonike ile evlenrek bu kez gerçekten Kral oldu.

    Stratonike, oğlu III. Attalos'un Kral oluşundan kısa süre sonra MÖ 135'de öldü. Pergamon Krallığının son Kralı olan III. Attalos annesi Stratonike'ye çok düşkündü ve bu yüzden "filemetor", "annesini çok seven" lakabıyla anıldı.
     
  3. -araz-
    Ayyaş

    -araz- EYVALLAH... V.I.P

    Katılım:
    24 Aralık 2011
    Mesajlar:
    4.727
    Beğenileri:
    368
    Ödül Puanları:
    3.980
    Banka:
    439 ÇTL
    türün son örneği de benim:)
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    MÖ 5. yüzyıl kadınları


    [​IMG]
    Miletli Aspasia


    Vatikan Müzesi'nde bulunan ve kaidesinde Aspasia'nın adı kazılı olan mermer herma. 1777'de bulunan bu mermer herma MÖ 5. yüzyıla ait özgün eserin bir Roma kopyasıdır ve Aspasia'nın mezartaşını temsil eder.

    Aspasia ya da Miletli Aspasia (yak. MÖ 470[1][2]–yak. MÖ 400,[1][3] Yunanca: Ἀσπασία) Atinalı devlet adamı Perikles'le olan ilişkisiyle ünlenmiş olan Miletli bir kadındır.Yaşamı hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Erişkin döneminin büyük kısmını Atina’da geçiren Aspasia, Perikles'i ve Atina siyasetini etkilemiş olabilir. Platon, Aristophanes, Xenophon ile birlikte dönemin diğer yazarlarının eserlerinde adından söz edilmiştir.

    Antik yazarlar Aspasia'nın aynı zamanda bir genelev işlettiğini ve fahişe olduğunu da yazar. Ancak bu bilgilerin, Perikles'i küçük düşürmeye çalışan komik yazarlar tarafından ileri sürüldüğünü söyleyen günümüz bilimadamları tarafından tartışmalı bir konu olarak görülür. Hatta bazı araştırmacılar Aspasia’nın hetaera ya da fahişe olduğu yönündeki tarihsel geleneği de sorgulayarak, Perikles ile evlenmiş olabileceğini de ileri sürmektedir. [α] Aspasia'nın Perikles’ten olan oğlu Genç Perikles daha sonra Atina'da general olmuş ve Arginusae Savaşı'ndan sonra idam edilmiştir. Perikles'in ölümünden sonra, Aspasia'nın başka bir Atinalı devletadamı ve general olan Lysikles ile birlikte olduğuna inanılır.

    Kökeni ve ilk dönemleri
    Aspasia, günümüzde Aydın ili sınırları içinde yer alan, antik Yunan dönemindeki İyonya şehri Milet’de doğmuştur. Babasının adının Axiochus olduğu dışında ailesi hakkında fazla bir bilgi yoktur ancak aldığı mükemmel eğitimi yalnızca zengin ailelerin sağlayabileceği düşünülürse, böyle bir aileden geldiği açıktır. Bazı antik kaynaklar ise Aspasia’nın Karya'lı bir savaş esiri olduğunu belirtir ancak bu bilgiler genellikle yanlış olarak kabul edilir. [β][6]

    Atina’ya ilk olarak ne şartlar altında gittiği bilinmemektedir. 4. yüzyıla ait ve üzerinde Axiochus ile Aspasius’un adları bulunan bir mezartaşının bulunması, tarihçi Peter K. Bicknell’ın Aspasia’nın aile geçmişini ve Atina ile olan bağlantılarını yeniden ortaya çıkartmasına öncülük etmiştir. Bicknell’in kuramı, Aspasia ile MÖ 460 yılında Atina’dan sürgün edilen ve bu dönemi Milet’te geçirdiği varsayılan Scambonidae’li II. Alcibiades’i birbirine bağlar.[1] Bicknell, Alcibiades’in sürgün edilerek Milet’e gittiği, burada Axiochus adında birinin kızıyla evlendiğini varsayar. Daha sonra Alcibiades, yeni karısı ve onun küçük kızkardeşi Aspasia ile birlikte Atina’ya geri döner. Bicknell aynı zamanda bu evlilikten olan ilk çocuğun adının Axiochus, ikinci çocuğun adının da Aspasios olduğunu iddia eder. Ayrıca Perikles’in Aspasia ile tanışmasının, Alcibiades’in ev halkı ile olan yakın ilişkileri sayesinde olduğunu fikrine de sahiptir.

    Atina’daki yaşamı
    [​IMG]
    Jean-Léon Gérôme (1824–1904): Sokrates, Aspasia’nın evinde Alcibiades’i ararken, 1861.

    Antik yazarların ve bazı modern dönem biliminsanlarının tartışmalı ifadelerine göre Aspasia, Atina’da bir hetaera oldu ve muhtemelen bir genelev işletti.[α] Hetaera, üst düzeye hitap eden profesyonel eğlendirici ve aynı zamanda da fahişelere verilen addı. Fiziksel güzelliklerinin ötesinde, çoğu zaman Aspasia’nın durumunda olduğu gibi ileri derecede eğitimli olmaları, bağımsız olmaları ve vergi vermeleri ile diğer Atinalı kadınlardan ayrılıyorlardı. Aspasia, özgür kadınlar olarak adlandırılabilecek olan hetaeralar içinde, Atina toplumunda önde gelen bir karakter hâline gelmesiyle bariz bir örnek oluşturmuştur. Plutarkhos Aspasia’yı bir başka ünlü İyonyalı hetaera olan Thargelia ile kıyaslamıştır.

    Yabancı ve büyük olasılıkla hetaera olması Aspasia’yı geleneksel olarak evli kadınları evine bağlayan yasal zorunluluklardan kurtarmış ve şehrin etkin topluluk yaşantısına katılmasına olanak sağlamıştır. Aspasia, 440'lı yılların başında Perikles’in metresi oldu. Perikles ilk karısından boşandıktan sonra (yak. M.Ö. 445) Aspasia ile birlikte yaşamaya başlamıştır ancak evlilik durumları tartışmalı bir konudur. [γ] Oğulları Genç Perikles M.Ö. 440'ta doğmuş olmalıdır. Eğer M.Ö. 428 yılında Lysikles’e de bir çocuk verebildiyse Aspasia bu dönemde oldukça genç olmalıdır.

    Sosyal çevrelerde Aspasia, bir fiziksel güzellik objesi olmaktan öte güzel konuşma yeteneği ve akıl hocalığıyla dikkat çekmiştir.[9] Plutarkhos’a göre Atina’daki evleri, içinde Sokrates’in de bulunduğu önde gelen birçok yazar ve düşünürü çeken bir entelektüel merkez hâline gelmiştir. Biyografisinde, Atinalı erkeklerin, ahlaksız yaşamına rağmen konuşmasını duymaları için karılarını da Aspasia'nın evine getirdiği yazar. [δ]

    Kişisel ve yargı yoluyla yapılan saldırılar

    Demokratik Atina’da mutlak idare olmadığından Perikles, Aspasia ve arkadaşları gibi önde gelenler saldırılardan muaf değildiler. Aspasia'nın Perikles ile olan ilişkisi ve buna bağlı siyasal nüfuzu tepki uyandırmıştır. Yale Üniversitesi’nden tarihçi Donald Kagan, Aspasia’nın özellikle Sisam Savaşı’nı izleyen yıllarda popüler olmadığına inanır. M.Ö. 440 yılında Sisam, Milet ile Mycale’nin eteklerindeki İyonya’nın antik Priene şehri için savaş hâlindeydi. Savaşta bozguna uğrayan Miletliler, Sisamlılara karşı dava açmak için Atina’ya geldi.Bu sefer, oldukça zor geçti ve Atinalılar Sisamlıları yenene kadar, ağır kayıplar verdi. Plutarkhos’a göre, Milet’ten gelen Aspasia Sisam Savaşı’ndan sorumluydu ve Perikles onu memnun etmek için Sisam’a karşı karar alıp saldırmıştı.
    *****​
    "Şimdilik belâ ciddi değildi ve bunu çekenler yalnız bizdik. Ama şimdi bazı genç sarhoşlar Megara’ya gidip fahişe Simaetha’yı kaldırdı; bundan hemen etkilenen Megaralılar karşılık olarak Aspasia’nın evinden iki fahişeyi kaldırdı, sonunda üç fahişe için tüm Yunanistan'ı alevler sardı. Sonra Olimpiya kadar yüksek öfkesiyle Perikles şimsekleri saldı, yıldırımı başıboş bıraktı, Yunanistan’ı altüst etti ve şarkı gibi şu kararı çıkarttı: Megaralılar hem şehrimizden hem pazarlarımızdan, hem denizden hem de karadan sürülmelidir. "
    Aristofanes'in komedyası, Aharniyalılar (523–533)
    *****​


    Pelopones Savaşları (MÖ 431–MÖ 404) çıkmadan önce Perikles, bazı yakın dostları ve Aspasia, bir dizi kişisel ve yasal saldırıyla yüzyüze kaldılar. Aspasia, özellikle Perikles’in sapıklıklarını tatmin edebilmek için Atinalı kadınları ayartmakla suçlandı. [ε] Plutarkhos’a göre Aspasia tanrılara saygısızlık suçlamasıyla, komik şair Hermippus’un davacı olmasıyla mahkemeye çıkarıldı. [στ] Bütün bu suçlamalar büyük olasılıkla kanıtlanamamış iftiralardı ancak bütün bu olaylar Atinalı lider için çok acıydı. Her ne kadar Aspasia, Perikles’in nadir görülen duygusal patlaması sonucu temize çıktıysa da,[ζ] dostu Fidias, hapiste öldü. Bir başka arkadaşı Anaksagoras, dinî inanışları nedeniyle Atina Meclisi tarafından hücuma uğradı. Kagan’a göre Aspasia’nın mahkemesi ve temize çıkması daha sonra uydurulmuştur. British Columbia Üniversitesi’nde Klâsik Dönem profesörü olan Anthony J. Podlecki Plutarkhos’un ya da kaynağının büyük ihtimalle bir komedyadaki sahneyi yanlış anladığını öne sürmektedir.Kagan, bu öykülere inansak da Aspasia’nın Perikles yardımıyla ya da yardımı olmadan bile herhangi bir zarar görmediğini belirtir.

    Aristofanes Aharniyalılar 'da, Aspasia’yı Pelopones Savaşı’ndan sorumlu tutar. Megara’yı Atinalılar ve müttefikleriyle ticaret yapmaktan yasaklayan Perikles’in Megara kararının, Megaralılar tarafından Aspasia’nın evinden kaçırılan fahişelere karşı bir misilleme olduğunu öne sürer. Aristofanes'in kişisel nedenlerden ötürü Sparta ile savaşa girişilmesinden Aspasia’yı sorumlu tutması daha önceki Milet ve Sisam olayının akıllarda kalmasından olabilir. Plutarch reports also the taunting comments of other comic poets, such as Eupolis and Cratinus. Podlecki’ye göre Douris, Aspasia’nın hem Sisam hem de Pelopones Savaşlarını kışkırttığını ileri sürmüştür.

    Aspasia’ya "Yeni Omphale",[η] "Deianira",[η] "Hera"[θ] ve "Helen" adları takılmıştır.[ι] Perikles’in Aspasia ile olan ilişkisine karşı daha sonra yapılan saldırılar Athenaeus tarafından yazılmıştır.[28] Hatta siyasi emelleri olan Perikles'in oğlu, Xanthippus, evinde geçen olaylar nedeniyle babasına iftira atmaktan kaçınmamıştır.

    Geç dönemi ve ölümü
    [​IMG]
    Perikles büstü, Altes Museum (Eski Müze), Berlin.​


    MÖ 429 yılında, Atina Veba Salgını sırasında Perikles hem kızkardeşinin hem de ilk karısından olan iki oğlunun, Xanthippus ve Paralus’un ölümlerini gördü. Morali bozulan ve gözü yaşlar içinde kalan Perikles’i Aspasia’nın arkadaşlığı bile teskin edememiştir. Ölümünden hemen önce Atinalılar MÖ 451 yılındaki yurttaşlık yasasını değiştirerek Aspasia’dan olan yarı Atinalı oğlu Genç Perikles’in yurttaş ve yasal vâris olmasına olanak sağladılar. Hem anne hem de babadan Atinalı olmayanlara yurttaşlık hakkını kısıtlayan bu yasayı ilk olarak Perikles’in kendisinin önerdiği düşünüldüğünde bunun çok dikkat çekici bir karar olduğu görülmektedir. Perikles MÖ 429 yılının sonbaharında hastalıktan öldü.

    Plutarkhos şimdi kaybolmuş olan Aeschines Socraticus’un Aspasia hakkında yazdığı diyalogdan alıntı yaparak Aspasia’nın Perikles’in ölümünden sonra Atinalı lider ve general Lysikles ile yaşadığı ve ondan bir oğlu olduğu ve Aspasia’nın Lysikles’i Atina’nın en önde gelen adamı yaptığını yazar. [β] Lysikles MÖ 428 yılında savaşırken öldü. Lysikles’in ölümünden sonra Aspasia hakkında yazılı bir bilgi yoktur.[16] Örneğin oğlu Perikles general olduğunda ve Arginusae Savaşı’ndan sonra idam edildiğinde hayatta olup olmadığı bilinmemektedir. Birçok tarihçinin Aspasia’nın ölümü için verdiği (yak. MÖ 401-MÖ 400) tarihi Aeschines’in Aspasia. diyalogundaki kronolojiye göre Aspasia’nın Sokrat’ın MÖ 399 yılındaki ölümünden önce öldüğü bilgisine göre çıkarılmaktadır.

    Felsefi eserlerdeki referanslar

    Antik felsefi eserler

    Aspasia, Platon, Xenophon, Aeschines Socraticus ve Antisthenes’in felsefi eserlerinde yer alır. Bazı biliminsanlarına göre Platon Aspasia’nın zekâsı ve aklından öyle etkilenmiştir ki Sempozyum’daki Mantinealı Diotima karakterine temel olarak almıştır. Bazıları ise Diotima’nın gerçekten yaşamış olduğunu önerir.[33][34] Pennsylvania Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Charles Kahn’a göre Diotima birçok yönden Aeschines’in Aspasia’sına karşı Platon’un bir cevabıdır.
    *****​
    "Şimdi, Sisamlılara karşı böyle davranmasının Aspasia’yı memnun etmek için olduğu düşünüldüğünden artık burada devletin önde gelen adamlarını memnun etmeyi başaran ve düşünürlerin, ondan uzun övgülerle sözetmesini sağlayan bu kadının ne kadar büyük bir sanat ve kudret sahibi olduğu sorusunu sormak uygun düşer. "
    Plutarkhos, Perikles, XXIV
    *****​


    Menexenus ‘da, Platon Aspasia’nın Perikles ile olan ilişkisini hicvederken,[36] Sokrates’ten aktarma yaparak alaylı bir biçimde Aspasia’nın birçok hatibi eğittiğini söyler. Sokrates'in niyeti Perikles’in hitabet yeteneğini kötüleyerek yine alaylı bir şekilde Atinalı devlet adamının Aspasia tarafından eğitilmesi nedeniyle Antiphon tarafından eğitilen birinden daha üstün olacağını söylemektir. Aynı zamanda Cenaze Konuşması’nın yazarlığını da Aspasia’ya maleden Sokrates, çağdaşlarının Perikles’e olan saygısına saldırır. Kahn’a göre Platon, Aspasia’nın Perikles ve Sokrates’in hitabet hocası olduğu fikrini Aeschines’ten almıştır. Plato'nun Aspasia’sı ve Aristofanes'in Lysistrata’sı kadınların hitabet konusunda becerikli olmadığı düşüncesine bariz iki istisnadır ancak bu iki karakter bize kadınların Atina’daki gerçek statüsü konusunda bilgi vermez. Truman Eyalet Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Martha L. Rose "yalnızca komedyalarda köpekler mahkemeye başvurur, kuşlar yönetir, ya da kadınlar söylev verir".

    Xenophon, Memorabilia ‘da ve Oeconomicus ‘da Aspasia’dan iki kez söz eder. Her ikisinde de Sokrates Critobulus’a, Aspasia’nın tavsiyelerini almasını öğütler. Memorabilia ‘da Sokrates, Aspasia’dan aktarma yaparak çöpçatanın erkeğin iyi özellikleri hakkında doğru bilgi iletebileceğini söyler. Oeconomicus ‘da Sokrates, Aspasia’nın ev idaresi ve karı-koca arasındaki ekonomik ilişki hakkında daha bilgili olduğundan saygıyla söz eder.
    [​IMG]
    Hector Leroux’nun (1682–1740) resmi. Perikles ve Aspasia, Fidias’ın stüdyosunda Athena’nın devâsa heykeline hayranlıkla bakarken.

    Aeschines Socraticus ve Antisthenes bir Sokrat diyaloglarına Aspasia’nın adını vermişlerdir ancak her iki diyalog da ancak parçalar hâlinde günümüze gelebilmiştir. Aeschines Socraticus'un Aspasia ‘sı hakkında ana kaynaklarımız Athenaeus, Plutarkhos, ve Çiçero ‘dur. Diyalogda, Sokrates Callias’a oğlu Hipponicus’u eğitim alması için Aspasia’ya göndermesini öğütler. Callias, kadın öğretmen fikrinden irkilince Sokrates Aspasia’nın Perikles’i ve ölümünden sonra da Lysikles’i olumlu yönde etkilediğini belirtir. Diyalogun Çiçero tarafından Latince olarak korunmuş olan bir bölümünde önce Xenophon’un karısına sonra da Xenophon’a (bu ünlü tarihçi Xenophon değildir) bilgeliğe giden yolun kendini tanımaktan geçtiği konusunda tavsiye veren "kadın Sokrates" olarak yer alır. Aeschines Aspasia’yı bir öğretmen ve mükemmeliyetin ilham kaynağı olarak gösterir ve bu erdemleri hetaira olmasıyla bağdaştırır. Kahn’a göre Aeschines'in Aspasia’sındaki her bir bölüm yalnızca uydurma değil aynı zamanda inanılmazdır da.

    Antisthenes'in Aspasia ‘sından yalnızca iki ya da üç aktarma kalmıştır.[1] Bu diyalogda daha çok iftira olmasının yanı sıra Perikles’in biyografisine dair anekdotlar da bulunur.[46] Antisthenes yalnızca Aspasia’ya değil oğulları da dahil olmak üzere Perikles’in tüm ailesine saldırır. Düşünür, büyük devletadamının erdemli yaşam yerine zevki seçtiğine inanır. Dolayısıyla Aspasia zevk ve sefa içinde yaşamı temsil eder.

    Modern edebiyat
    [​IMG]
    Marie Bouliard’ın, Aspasia olarak kendi portresi, 1794.​


    Aspasia modern edebiyatın önemli bazı eserlerinde görünür. Perikles ile olan romantik bağlantısı, geçen yüzyılların bazı ünlü romancı ve şairlerine ilham vermiştir. Özellikle 19. yüzyılın romantikleri ile 20. yüzyılın tarihî romancıları onların öyküsünde tükenmeyen bir ilham kaynağı bulmuşlardır. 1835’te ABD’li kölelik karşıtı yazar ve gazeteci Lydia Child, Perikles ve Aspasia’nın zamanında geçen Philothea adlı klasik bir aşk romanı yayımladı. Bu kitap yazarın en başarılı ve özenli eseri olarak görülmektedir çünkü kadın karakterler, özellikle de Aspasia büyük bir güzellik ve özenle portrelendirilmiştir.

    1836’da İngiliz yazar ve şair Walter Savage Landor, en ünlü kitaplarından biri olan Perikles ve Aspasia ‘yı yayımladı. Bu kitap, içinde sayısız şiir barındıran bir dizi hayalî mektup aracılığıyla klasik Atina dönemini yorumlar. Mektuplar sıklıkla tarihî gerçeklere uymasa da Perikles Çağı’nın ruhunu yakalamaya çalışır. Robert Hamerling, Aspasia’nın kişiliğinden etkilenen bir başka romancı ve şairdir. 1876’da Perikles Çağı’nın davranış ve ahlâk kuralları hakkında bir kitap olan kültürel ve tarihî çalışması Aspasia ‘yı yayımladı. Romantizm akımından etkilenen İtalyan şair Giacomo Leopardi, beş şiirlik bir seri yayımladı. Bu Leopardi şiirlerinin ilham kaynağı, Fanny Targioni Tozzetti adlı kadına karşı olan ümitsiz ve karşılıksız aşkı sonucu yaşadığı acı veren deneyimleridir. Leopardi bu kadına, Miletli Aspasia'dan esinlenerek Aspasia adını verir.

    1918’de romancı ve oyun yazarı George Cram Cook ilk uzun oyunu olan The Athenian Women (Atinalı Kadınlar) ‘ı yayımladı. Oyunda Aspasia barış için greve giden bir kadın olarak gösterilir. Cook Antik Yunan döneminde savaş karşıtı bir konuyu işlemiştir. ABD’li yazar Gertrude Atherton The Immortal Marriage (Ölümsüz Evlilik) (1927) adlı eserinde Perikles ile Aspasia’nın öyküsünü anlatır ve Sisam Savaşı, Pelopones Savaşı ile Atina Veba Salgını dönemini açıklar. Taylor Caldwell'in Glory and the Lightning (İhtişam ve Yıldırım) (1974) adlı eseri Aspasia ile Perikles’in tarihî ilişkisini anlatan bir başka romandır.

    Ünü ve değeri
    [​IMG]
    Aspasia​

    Aspasia'nın ismi Perikles’in ihtişamı ve şöhretine çok yakından bağlıdır.[54] Plutarkhos onu hem siyasi hem de fikrî yönden önemli bir kişilik olarak kabul eder ve "devletin önde gelen adamlarını memnun etmeyi başaran ve düşünürlerin hakkında uzun övgülerle sözetmesini sağlayan" bu kadına hayranlığını belirtir.[13] Biyografi yazarı, Aspasia’nın çok ünlendiğini, öyle ki Pers Kralı II. Artaxerxes ile savaşan Genç Sirüs’ün, adı Milto olan eşlerinden birine Aspasia’nın adını verdiğini söyler. Sirüs savaşta öldükten sonra bu kadın yakalanarak krala götürülür ve daha sonra kral üzerinde büyük bir nüfuz sağlar. Lucian Aspasia’dan bir "erdem modeli", "hayranlık duyulan Olimpiyalı’nın hayranlık duyduğu" diye söz eder ve "onun siyasi bilgisi ve öngörüsünü, açıkgözlülüğüyle nüfuzunu" över. Süryanice bir yazıda, Aspasia’nın bir söylev yazarak bir adama mahkemede onun adına okuması için eğittiğinden sözederek Aspasia’nın hitabet yeteneğini doğrular. 10. yüzyıl Bizans ansiklopedisi Suda ‘ya göre Aspasia "kelimelerle kıvrak bir zekâya sahip" bir sofisttir ve hitabet öğretmiştir.
    *****​
    "Sonra ise Erdem’i tasvir etmeliyim; ve bu sırada çoğu antik dönemden birçok model gösterme imkânım olacak; bir tanesi hanımefendinin kendisi gibi İyonya’dandır. Sanatçılar Aeschines ve onun üstâdı Sokrates, ressamların en gerçekçisi, çünkü kalpleri çalışmalarına aitti. Hayranlık duyulan Olimpiyalı’nın hayranlık duyduğu Miletli Aspasia’dan daha iyi bir erdemlik modeli seçemeyiz; onun siyasi bilgisi ve öngörüsü, açıkgözlülüğüyle nüfuzu mükemmel ölçüleriyle tuvalimize geçecektir. Aspasia yalnızca minyatür olarak geldiyse de bizim oranlarımız devâsa olmalıdır. "
    Lucian, A Portrait-Study (Bir Portre Çalışması), XVII
    *****
    Bu değerlendirmelerin ışğında, Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nde profesör Cheryl Glenn gibi araştırmacılar, Aspasia’nın Antik Yunan’da toplum içinde ortaya çıkabilmiş tek kadın olduğunu savunur ve Perikles’in söylevlerinin yazımında etkili olmuş olacağını düşünür. Bazı bilimadamları Aspasia’nın iyi ailelerin genç kadınları için bir akademi açtığına ve hatta Sokratik yöntemi bulduğuna inanır. Ancak Northwestern Üniversitesi’nden Klasik Dönem profesörü Robert W. Wallace, "Aspasia’nın Perikles’e nasıl konuşması gerektiğini öğrettiği şakasını, dolayısıyla da usta bir hatip ve düşünür olduğunu tarihsel olarak kabul edemeyiz" diye vurgular. Wallace’a göre Aspasia’ya Platon tarafından biçilen entelektüel rol, bir Antik Yunan komedyasından gelmektedir. Kagan Aspasia’yı "güzel, bağımsız, parlak bir zekâ sahibi, Yunanistan'ın en iyi beyinleriyle konuşabilecek ve kocasıyla herhangi bir soruyu tartışıp açıklığa kavuşturabilecek" biri olarak tanımlar. Kent Üniversitesi’nde sosyal antropoloji profesörü ve Klasik Dönem uzmanı olan Roger Just, Aspasia’nın istisnai bir kişilik olduğunu ve yalnızca onun varlığının bile, bir erkeğin sosyal ve entelektüel dengi olan her kadının hetaira olmak durumunda kaldığını gösterdiğini söyler.Düşünür ve ilâhiyatçı Sr. Prudence Allen’a göre Aspasia, kadınların düşünür olma potansiyelini Sappho’nun şâirane ilhamlarından bir adım daha öteye taşımıştır.

    Yaşamının tarihsel gerçekliği
    Jona Lendering’in belirttiği gibi asıl problem Aspasia hakkında bildiklerimizin çoğunun yalnızca varsayımlardan ibaret olmasıdır. Thucydides Aspasia’dan söz etmez, tek kaynağımız, Aspasia’nın tarihsel bir kişilik olup olmadığıyla ilgilenmemiş olan edebiyatçıların ve düşünürlerin güvenilmez tasvirleri ve varsayımlarıdır. Dolayısıyla Aspasia’nın kişiliğinde birbiriyle çatışan tanımlamalarla karşılaşırız. Aspasia, ya Theano gibi iyi bir eş ya da Thargalia gibi bir fahişedir. Modern biliminsanlarının Aspasia’nın tarihsel gerçekliğiyle ilgili kuşkuculuğunun nedeni de budur.

    Wallace’a göre "Aspasia’nın hiçbir tarihsel gerçekliği yoktur ve olamaz.". Dolayısıyla Iowa Eyalet Üniversitesi’nde Klasik Dönem profesörü Madeleine M. Henry "Aspasia hakkında antik dönemde ortaya çıkan biyografik anekdotlar oldukça renkli, hemen hemen tamamen kanıtlanamaz ve yirminci yüzyılda bile hâlâ hayatta kalmayı başarmıştır" der ve sonuç olarak "[Aspasia’nın] yaşamı için yalnızca çok zayıf ihtimaller bulunur" diye bağlar. Klasik Dönem ve tarih profesörleri Charles W. Fornara ve Loren J. Samons II’ye göre ise "bilebildiğimiz kadarıyla gerçek Aspasia, öykülerde anlatılan karşılığından daha da iyi olmuş olabilir ".




    [​IMG]
    Mantinealı Diotima
    Mantinealı Diotima'nın Arkadya'da bir rahibe olduğu varsayılmaktadır. Platon'un Şölen adlı diyaloğunda geçmektedir ve Sokrates'in hocası olduğu bildirilmektedir. Böyle bir kişinin olup olmadığı bir bilmeceye dönüşmüş görünmektedir. Ancak Antik yazarların onun varlığından kuşku duymadıkları söylenebilir. Diotima, dönem itibariyle, felsefenin erkek işi sayıldığı ve erkekler arası aşkın geçerli olduğu ve felsefenin kadınlara yasaklandığı bir dönemde yaşamış ve kendini kabul ettirmiş bir kişi olarak belirir. Platon, Diotima'nun ağzından, Eros'u anlatır ve onu "güzellik sevgisi" anlamında tanımlayarak erkekler arasındaki aşkı yüceltir.
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    MÖ 6. yüzyıl kadınları

    [​IMG]
    Sappho


    Sappho, (Attika lehçesinde Σαπφώ [sapːʰɔː], Aiol lehçesinde Ψάπφω [psapːʰɔː]) Lesbos, Eresos (bu günkü adı ile Midilli ) adasında doğmuş, Antik yunan lirik şairi, Afrodit kültü rahibesi, Ekol lideri (Thiasos). Doğumu yaklaşık olarak MÖ 630 ile MÖ 612 arasında; Ölümü MÖ 570 civarında kabul edilmektedir. Eusebius Sappho'nun 45. Olimpiyatın ikinci yılında (MÖ 600 -MÖ 599) yılında en verimli çağını yaşadığından bahseder.

    Yaşadığı çağa bakış
    İran, Mısır gibi ülkelerdeki süreğen krallık sisteminin aksine; yunan medeniyetinde Ege kıyılarının dağlık düzensiz yapısı, insanların dağınık yaşaması vb. sebepler yüzünden, yönetim küçük krallıklardan öteye gidememiş, sonraları ise güçlenen soylu sınıfı yönetimi kralın elinden almıştır. (Oligarkhia, ολιγαρχία). Yönetimi alan soyluların topraksız ya da küçük topraklı halkı borçlandırmaları ve devam eden akınlar sonucunda Attika'dan kaçan halk zamanla (En belirgin dönemi MÖ 7. yüzyıl) kıyı Ege'ye yerleşmiş; yeni yerleştiği bölgede ise ticaretle uğraşmaya başlamıştır.

    Yeni topraklarda süren yaşam ve ticaret; İnsanlara eski geleneklerden sıyrılarak kendini tanıma , kıyaslama ile kendini ölçme olanağı vermiştir. Toplumsallıktan bireyciliğe geçişte yaşanan bu süreç Lirik şiiri beraberinde getirmiştir. Lirik şiir'in doruğunda ise Sappho vardır.

    Liriğin Doruğu
    Bir Afrodit kültü rahibesi olan Sappho, bağlı bulunduğu kültün de kendisine vermiş olduğu rahatlığa dayanarak özgürce içinden geçeni söylemiş, Açık ve yürekli bir tutum sergilemiştir. Dilindeki bu içtenlik ve açıklık sayesinde eserleri, tüm ardıllarını ve benzerlerini geride bırakarak yüzyılların ötesine geçmiş, çağlar boyu öykünülmüş, eleştirilmiştir.

    Vezin Kalıpları
    Sappho, Kendi çağına kadar süregelen ion lehçesindeki Hexametron ve Attika lehçesine daha uygun olan iambos vezinlerinde yazılmış betiklerden farklı olarak, Dor öğeleri ile katışık Aiol lehçesinde; Monodikte denilen tek bir ozanın lir ile söylediği şiir biçiminde eserler vermiştir. Klasik Sappho kalıbı üç 11'lik bir 5'lik dizeden oluşur.

    Şiirleri
    Dokuz Betik + (Onuncu Bölüm) olmak üzere 182 şiiri günümüze ulaşmıştır. Bu şiirlerin neredeyse tamamı Sappho'ya yakın dönem tarihçileri, edebiyatçıları, şairleri aracılığı ile bugüne ulaşmıştır. Şiirlerin bir kısmının tamamen başkasına ait olmasından, bir kısmının ise kısmen değiştirildiğinden şüphe edilmektedir. Kaldı ki günümüze ulaşan kimi şiirler (örneğin: dikey biçimde ortadan kesilmiş gibi) hasarlı bir vaziyette ele geçmiş, çevirilerinin bir kesimi Sappho söylemine dayanılarak faraziye ile üretilmeye çalışılmıştır.




    Tomris Hatun
    [​IMG]

    Tomris MÖ 7. yüzyılda yaşadığı sanılan, orta asya da antik dönemin İrani halkları olan Masaget ve Saka'ların şahı. Sanılana göre Dünya'nın ilk Kadın hükümdarıdır.

    Aynı çağda Pers ve Medya'da hüküm süren Ahameniş İmparatorluğu ile büyük bir mücadeleye girişmiştir. Tomris Hatun barışçıl ama savunmaya önem veren bir yapıya önem göstermiş, bunu bir zayıflık olarak gören Pers İmparatoru Büyük Kiros ise hiç durmadan Saka topraklarına akın düzenlemiştir. Persler Saka topraklarına girdiği vakit yakılmış tarlalardan başka bir şey bulamıyorlardı. Çünkü Sakalar geri çekiliyor ve savaş için uygun bir mevzi ve an bekliyorlar bu olmadığı takdirde de savaşa girişmiyorlardı. Sakaları kovalamaktan bıkan Büyük Kiros İran'a geri dönmek zorunda kalıyordu. Bir süre sonra kendisine tabî olması ve kendisiyle evlenmeyi kabul ettiği takdirde Tomris Hatun ile uğraşmayacağını vaad etti. Tomris Hatun bunun bir oyun olduğunu biliyordu ve teklifi reddetti.

    Buna kızan Büyük Kiros büyük bir ordu toplayarak tekrar Saka topraklarına girdi. Bu orduda savaş için eğitilmiş yüzlerce köpek de vardı. Tomris Hatun artık kaçmanın yarar sağlamayacağını anlayıp uygun bir alan seçip Büyük Kiros'un ordusunu beklemeye başlar. İki ordu aralarında birkaç kilometre kalacak bir biçimde mevzilenir.Güneş battığı için savaşa tutuşmazlar ancak gece Büyük Kiros bir hile düşünmüş ve iki ordunun arasında bir çadır kurdurmuştur ve içinde güzel kızlar ve yiyecekler ve şarap bulunan çadıra ansızın saldırı düzenleyen Tomris Hatun'un oğlu ve beraberindeki kuvvetler, içerideki birkaç Persliyi öldürüp eğlenceye dalmışlardır. Ancak birkaç saat sonra bir baskın düzenleyen Pers kuvvetleri çadırı basıp Tomris Hatun'un oğlu da olmak üzere içerideki Sakaları öldürürler. Tomris çok sevdiği oğlunun ölümüne üzülür. Yemin ederek şöyle söyler : Kana susamış kurus....Sen oğlumu mertlikle değil o içtikçe zıvanadan çıktığın şarapla öldürdün. Ama Güneşe yemin ederim ki seni kanla doyuracağım

    Ertesi gün yapılan savaşı Sakalar kazanır. Ok atmakta usta olan ve savaş arabalarını büyük ustalıkla kullanan Sakalar, savaş köpeklerine rağmen Persleri bozguna uğratır. Ölenler arasında Pers kralı Büyük Kiros da vardır.

    Tomris Hatun sözünde durar ve Büyük Kiros'un kesik başını kan dolu bir tulumun içine atar. Tomris Hatun, Büyük Kiros'un kafasını kan dolu bir fıçıya atarak "Hayatında kan içmeye doymamıştın, şimdi seni, kanla doyuruyorum!" der.
     
  6. KarhaN

    KarhaN Aktif

    Katılım:
    23 Şubat 2012
    Mesajlar:
    375
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    0 ÇTL
    Konularınız çok keyifli ve bilgilendirici.
    Emekleriniz için teşekkürler.
     
  7. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    MÖ 9. yüzyıl kadınları

    Dido (Kartaca Kraliçesi)

    [​IMG]
    Sağ alt köşesinde Dido'nun tasviri bulunan 10 Tunus Dinarı

    Dido, Yunan ve Roma kaynaklarına göre, Kartaca'yı (günümüzde Tunus) kuran ilk kraliçe (MÖ 814). Romalı şair Virgil'in Aeneid hikâyesinde bahsedilir. Bazı kaynaklarda Elissa olarak da geçer.

    Elissa ismi muhtemelen Finike dilindeli Elişat kelimesinin eski Yunanca'da telaffuzundaki farktan kaynaklanır. Latin yazarlar tarafından kullanılan Dido isminin, kelimenin Finike dilindeki anlamı olan "gezgin, göçebe" manasından kaynaklandığı düşünülmektedir.

    Aeneas ve Dido

    Troya düştükten sonra sağ kurtulanlar, yeni bir yurt kurmak için Aeneas önderliğinde denize açılırlar. Fakat uzun bir yoldan sonra Juno'nun gazabına uğrayarak İtalya gitmek isterken Libya'ya ulaşırlar. Kraliçe Dido, kendilerini iyi karşılar ve Aeneas'a aşık olur. Aeneas'a kentlerini burda kurmalarını söyler. Aeneasta hazırlıklara başlar ama Zeus'un İtalyada kent kurma emrini Aeneas'a Hermes hatırlatır. Didonun kendisine çok bağlandığını bilen Aeneas gizlice gemilerini hazırlatıp yola çıkar. Dido'da kendini öldürür.
     
  8. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    MÖ 13. yüzyıl kadınları



    [​IMG]
    Nefertari'yi betimleyen bir mezar duvarı.



    Nefertari
    Kraliçe Nefertari (Nefertari Merytmut veya Mut-Nefertari) (yaklaşık olarak MÖ 1290 - MÖ 1254) II. Ramses'in Büyük Kraliyet Hanımı (veya baş eşi/hanımı). En yaygın bilinen Antik Mısır kraliçelerinden olan Nefertari'nin isminin anlamı "Güzel Eş"tir. Oldukça zengin bir şekilde süslenmiş olan mezarı, QV66, Kraliçeler Vadisi'ndeki en göz alıcı mezarlardan birisi olarak görülür. Mezarının yanı sıra, Ramses Ebu Simbel'deki kendi anıtının yanında Nefertari için de bir tapınak inşa etmiştir.
    Hayatı [değiştir]

    Her ne kadar Nefertari'nin kökeni bilinmese de, mezarındaki çeşitli keşifler, örneğin Firavun Ay'ın bir kabartması, 18. Hanedan ile ilişkili olabileceği fikrini doğurmuştur. 18. Hanedan, Tutankhamun, Kraliçe Nefertiti ve daha sonraları kâfir kral olarak anılmış olan Akhenaten'in de dahil olduğu hanedandır ki bu hanedanın sondan bir önceki firavunu Ay idi. Nefertari Ramses ile evlendiğinde kendisi 13, eşi ise 15 yaşındaydı ve henüz tahtta değildi. Nefertari, en azından sonraki yirmi yıl boyunca, Yukarı Mısır'da Ramses'in sekiz eşinden en önemlisi olmayı sürdürmüştür. M.Ö. 1240'larda ise önemi azalmaya başlamıştır ve Firavun'un yanında olduğu betimlemeleri azalmaya başlar.

    Nefertari'nin en az dört oğlu ve iki kızı olmuştur; bununla birlikte bu çocuklardan hiçbiri tahta çıkmamıştır. Ramses'in veliahtı olan 13. oğlu prens Merneptah, bir başka eşi olan İsetnofret'tendir. Ramses'in hükumdarlığı boyunca yaklaşık olarak kırk sekiz ile elli arasında oğlu olmuştu.

    Nefertari Ramses'in hükumdarlığının 25. yılı dolaylarında, II. Ramses'in kendisi için yaptırdığı Ebu-Simbel Tağınağı'nın açılış törenlerinde rahatsızlanmış ve ölmüş ve ardından İsetnofret baş hanım olmuştur.




    Puduhepa

    [​IMG]
    Fıraktin kaya kabartması: Sağda Puduhepa tanrıça Hepat'a ve solda III. Hattuşili Fırtına tanrısına adak adarken tasvir edilmiştir.
    Puduhepa, MÖ 13. yüzyılda yaşamış Hitit hükümdarı III. Hattuşili'nin karısı ve Hitit İmparatorluğu'nun kraliçesi (tavananna)'dir. Hakkında az şey bilinmekle beraber, kendisinden ilk defa bir tablette, Hattuşili'nin evliliği hakkında yaptığı 'kendini savunma konuşması (Apologie)'nda söz edilir.

    Babası Bentip-šar, Lawanzantiya (Elbistan)'lı bir rahipti. Bentip-šar Kizzuvatna'da, Lawazantiya'nın IŠTAR/Saušga Tanrıçası'nın rahibiydi. Rahibi olduğu Lawazantiya'nın IŠTAR/Saušga Tanrıçası, III. Hattuşili'nin en sevdiği tanrıça olan Samuha'nın IŠTAR/Saušga Tanrıçası'yla bağlantılıydı. Teorik olarak aynı tanrıçaydı; ama pratikte tam olarak aynı sayılmıyordu. Bunun sebebi Hititlerde her şehrin kendine özgü tanrılarının bulunması gibi IŠTAR/Saušga Tanrıçası durumunda olduğu gibi, aynı tanrının şehrine göre farklı versiyonlarının da bulunmasıydı. Fakat yine de bu tanrılar arası bağlantı III. Hattuşili'nin Puduhepa'nın rahip babasıyla ilişkiye geçmesini ve böylece de tapınakta bir rahibe olan Puduhepa'yla tanışmasını sağladı.

    Puduhepa ve babasının adları Hurriceydi. Puduhepa kendini Hurri Tanrıçası Hepat'ın hizmetkarı olarak görüyor; ama aynı zamanda kendisini Arinna'nın Güneş Tanrıçası'nın sevdiği' diye adlandırıyordu. Bu bağlamda, Puduhepa'nın gençliğinde Hepat'ın hizmetinde bulunduğu fikri tarihçilerce benimsenmiştir. Ne zamanki tavananna ünvanını almıştır, o andan itibaren Arinna'nın Güneş Tanrıçası'nın memnuniyetini kazanmak için Hepat'ın ve onun tanrısallıklarını eşit tutmuştur; çünkü Arinna'nın Güneş Tanrıçası artık Puduhepa için en önemli tanrıçadır. Bu tanrısal eşitlikle sanki her zaman Hepat'ın hizmetinde bulunduğu gibi Arinna'nın da hizmetinde olduğunu göstermek istemiştir. Bu tip bir kimliğe Puduhepa'nın ne kadar dahil edilebileceği veya başka bir değerlendirme olasılığı hakkında kesin bir karara varılamamaktadır..

    Kral eşiyle Puduhepa'nın birbirlerine gerçek bir sevgi ve empatiyle bağlı olduğu ve beraber çok iyi geçindikleri söylenebilirdi. Her ne kadar Puduhepa da diğer tavanannalar gibi sarayın işleri ve çocukların yetiştirilmesiyle ilgili olsa da, Hitit kraliçeleri arasında politik hayata en çok katılım gösterenlerden biri olmuştur. Puduhepa'nın o dönemki birçok devlet başkanı ve devlet adamıyla olan resmi yazışmaları bulunan mektuplardan açığa çıkarılmıştır. Mısır firavunu II. Ramses Puduhepa'yı kız kardeşi, III. Hattuşili'yi de erkek kardeşi olarak adlandırmıştır. Ayrıca geleneksel olarak diğer tavanannalarda olduğu gibi Puduhepa'nın kraliçeliği döneminde birçok kraliyet hediyesi veya mührü kralın adını taşıdığı gibi Puduhepa'nın adını da taşımaktaydı.

    Puduhepa, III. Hattuşili'den sonra oğlu IV. Tuthaliya'nın krallık süresi içinde de tavananna; 'ana kraliçe' ünvanıyla yönetimde bulunmuştur; çünkü Hitit hukukuna göre kazanılmış bir hak olan tavanannalık kral eşin ölümüyle bile kaybedilmemekte, tavanannanın ölümüne kadar devam etmekteydi.

    Puduhepa'ya ait mühür, Gözlükule Höyüğü'nde bulunmuş ve bugün Adana Müzesi'nde sergilenmektedir.
     
  9. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    MÖ 14. yüzyıl kadınları


    [​IMG]
    Berlin Mısır Müzesi'nde bulunan Nefertiti büstü

    Nefertiti


    Nefertiti (MÖ 14. yüzyıl), Mısır kraliçesi (hd MÖ 1379-62[1]), Mısır Firavunu IV. Amenhotep'in (sonradan Akhenaton) eşi, Firavun Tutankhamun'un kayınvalidesidir. Adının kelime anlamı "güzellik geliyor" ya da "güzelden gelen" anlamındadır.

    Nefertiti Mısır`ın en güçlü kadınlarından biriydi. Çünkü Nefertiti kocası Akhenaton, yani firavunla aynı düzeyde bulunuyordu. Hatta firavunun uygulaması gereken cezaları ya da yapması gereken işleri yapabilme yetkisi vardı. Bu durum, Mısır'da alışkın olunan bir uygulama olmadığından halk ve din adamları hiç memnun değildi. Tahtta çok uzun süre kalamadıklarından dolayı bu memnuniyetsizlik uzun sürmedi. Akhenaton saraya yayılan salgın bir hastalıktan öldü. Nefertiti de ondan sonra bir süre tahtta kaldı ve öldü.

    Sağ tarafta bulunan büst en çok kopyalanmış eski Mısır eseridir. Ünlü Mısırlı heykeltraş Tutmose tarafından yapılmış bir eser olup atölyesinde bulunmuştu.

    Ailesi
    Firavun IV. Amenhotep (Akhenaton) ile evlenme tarihi tam bilinmese de beşi salgın hastalıktan dolayı ölmüş altı çocuğunun adı biliniyor. Geriye Ankhsenpaaten kalmıştır.
    Altı kız çocuğunun isimleri:
    Meritaten: 4. evlilik yılında (MÖ 1348).
    Meketaten: 3. evlilik yılında (MÖ 1347).
    Neferneferuaten Tasherit: 6. evlilik yılında (MÖ 1344).
    Neferneferure: 9. evlilik yılında (MÖ 1341).
    Setepenre: 11. evlilik yılında (MÖ 1339).


    Mezarı

    Nefertiti'nin mezarı Krallar Vadisi'nde bulunmuştur. Bulunan kemikler ilk sonuçlara göre Nefertiti'nin kemikleridir. Araştırmalar hâlâ devam etmektedir. İlk bulgulara göre Nefertiti başına sert bir cisimle vurulmak suretiyle öldürülmüştür.
     
  10. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    MÖ 15. yüzyıl kadınları


    [​IMG]
    Kadın Firavun Hatşepsut

    Hatşepsut


    Hatşepsut veya Hatçepsut;
    Antik Mısır'da 18. Hanedan döneminde hüküm sürmüş kadın firavun. Annesi Ahmose (Ahmos/Yahmos) babası I. Thutmose'dir (Tutmos/Akheperkhare).Hatşepsut'un iktidarda bulunduğu zaman dilimi konusunda çeşitli görüşler vardır. Bunlara göre: En erken MÖ 1503 yılında iktidara gelmiş ve en geç MÖ 1445 iktidarı son ermiştir.

    Üvey kardeşi, babasının Mutnefert'ten olan oğlu II. Thutmose ile evlenmiştir. II. Thutmose’nin ölümünden sonra hatşepsut kız evlat doğuramamanın vermiş olduğu başarısızlık hissi ile tahtı üvey oğlu III. Thutmose’ye kaptırmamak için dönemin baş rahibi ile bir anlaşma yapar. Ve kendini firavun seçtirir

    Evli oldukları dönemde kocası bir dansöz olan Aset`i 2. eş olarak almıştır. İkinci eşle aynı zamanda hamile kalan Hatshepsut 2. kız çocuğunu, Aset ise ilk oğlan çocuğunu doğurmuştur. Bu çocuğu kendi çocuğu gibi seven Hatşepsut, kızlarının kendisinin aksine çok narin kızlar olmasından hoşlanmamıştır.

    Uzun süren hakimiyet yılları boyunca barışçı bir politika izleyen Hatşepsut yalnızca isyan bastırmak için sefere çıkmıştır. Aset`in oğlu III. Thutmose'nin vezirini ve arkadaşlarını öldürmesi üzerine zehir içerek intihar ettiği iddia edilse de bu konuda herhangi bir delil yoktur. Pek çok kaynak Hatşepsut'un kemik kanserinden vefat ettiğini savunur.

    Hatşepsut'un, yaklaşık 22 yıl süren iktidarı sonrasında yerine III. Thutmose geçmiştir.

    Tarihte adı kayıtlara geçen ilk kadındır. Mısırın güneyinde bulunan Punt topraklarının keşfedilmesi için on emir vermiştir. Kraliçe olduktan sonra bir kral gibi giyinmiş ve takma sakal kullanmıştır. Çünkü çeşitli törenlerde takma sakal kullanmak firavunların geleneğidir.

    Hatşepsut her firavun gibi beş ayrı isme sahiptir. Bu beş farklı isim doğum adı, taht adı, Horus adı, Nebty adı ve Altın Horus adı altında toplanır.

    Doğum adı: Khnumt-Amun Hatshepsut: Khnumt-Amun: Amun'a bağlı olan. Hatshepsut: Asil kadınların önde geleni Taht adı: Maat-ka-ra: Ra'nın ruhunun adaleti/doğruluğu Horus adı: Wesretkau: Ruhların(Ra'nın ruhlarının) gücü Nebty adı: Wadjrenput: Yılların gelişimi Altın Horus adı: Netjeretkhau: Görünüşün ilahiliği

    Hatşepsut'un Dair-El-Bahri'deki tapınak-mezarı Atatürk'ün Anıtkabri'ne mimari yönden ilham kaynağı olmuştur.
     

Sayfayı Paylaş