1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Druidler kimdir?

Konusu 'Mitoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 19 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Druidler kimdir?

    Druidler kısaca Kelt rahipleri olarak tanımlanırlar. Druidlerin Kelt toplumu içindeki yerleri çok önemlidir. Toplumsal birçok olayda rol oynadıkları gibi dağınık olan Kelt kabileleri arasında birleştirici bir rol de oynuyorlardı. Druid sözcüğünün kökeni de tartışmalıdır. Latince'de druidae seklinde geçer. Bu sözcük hiçbir Kelt-Roma yazıtında bulunmadığı için orijinali bilinmemektedir fakat Galya dilinde druvis ya da druvids seklinde olduğu tahmin edilmektedir. Eski İrlanda dilinde ise bu sözcük tekil olarak druí, çoğul olarak druid seklindedir. Etimolojisi bilinmemekle beraber, Yaşlı Plinus bu sözcüğün Yunanca drŕj (meşe) ve Hint-Avrupa kökenli wid- (bilmek) sözcüklerinden türediğini söylemektedir. Ayni şekilde Keltlerin kutsal yerlerinden (nemeton) bir olan Anadolu'da, Galatya'daki alanın adı da Drunemeton'dur. Druidlerin öğretileri her şeyden önce ezoterik öğretilerdi ve sadece seçilmiş müritlere sözlü olarak aktarılırdı. Bu yüzden druidlerin öğretilerini tam olarak bilemiyoruz. Antik yazarlar ve Kelt efsane ve öykülerinden derleyebildiğimiz kadarı ile druid öğretisini belirleyebiliyoruz.

    Antik Çağ Yazarlarına Göre Druidler
    Druidler hakkında antik kaynaklarda bazı bilgiler bulmaktayız. Druidler üzerine en ayrıntılı bilgileri edindiğimiz yazarlardan biri Julius Caesar'dir. “Gallia Savaşı” adlı eserinde druidler hakkında ayrıntılı bilgi verir:

    “Bütün Gallia’da sayılan ve sevilen şahıslar iki sınıfa ayrılır. Halka ise hemen hemen esir gözü ile bakılır. Kendiliklerinden hiçbir işe girişmedikleri gibi herhangi bir mesele konusunda görüşleri alınmaz.”

    Yukarıda sözü edilen iki sınıftan biri Druidler, öteki ise şövalyelerdir. Birinciler din işleri ile uğraşırlar, resmi ve özel kurban törenini yapar, ayinlere ilişkin meseleleri yorumlarlar. Birçok genç ders onların etrafına toplanır, son derece saygı gösterirler. Çünkü genel ya da özel bütün anlaşmazlıklarda kararı bu adamlar verir. Herhangi bir suç islendiği ya da öldürme olayı olduğu ya da miras ve sınırlar hakkında bir kavga çıktığı zaman verilecek hükmü bu adamlar kararlaştırır, mükâfat ve cezayı belirlerler. Herhangi bir şahıs ve ya kabile, kararlarını yerine getirmezse onların kurban kesmesini yasaklar. Bu onların en ağır cezasıdır. Bu işi yapması yasaklananlar dinsiz ve cani sayılırlar. Herkes onlardan sakınır. İlişki kurmaktan ve konuşmaktan çekinir. Onlara dokunsalar zarar geleceğinden korkarlar. İsteseler bile hakları verilmez. Hiçbir imtiyaz elde edemezler. Bütün bu Druidlerin tek bir reisi vardır, aralarında en büyük otoriteye sahiptir. Öldüğü zaman ya mevki bakımından üstün olan biri onun yerine geçer ya da eşit rütbede olanlar çoksa Druidlerin oyuna başvurur, hatta bazen silah kuvveti ile reislik için mücadele ederler. Bu Druidler senenin belirli bir zamanında bütün Gallia'nin merkezi sayılan bir bölgede, Carnut'ların arazisi içinde kutsal bir yerde toplanırlar. Bütün kavgalı olanlar her taraftan buraya gelir ve Druidlerin verdiği karar ve hükümlere boyun eğerler. Öğretilerinin Britanya'da keşfedilerek oradan Galli’ya geçtiğine inanırlar. Bugün bu konuyu daha derin olarak incelemek isteyenler çok kere onu öğrenmek üzere Britanya’ya giderler. Druidler savaşlardan uzak kalırlar ve başkaları gibi savaş vergisi vermezler. Askerlikle ve başka ödevlerle yükümlü değillerdir. Bu kadar büyük imtiyazların cazibesine kapılan birçok genç kendiliklerinden öğrenim için onlara gelirler çokları da aileleri ve akrabaları tarafından gönderilirler. Söylendiğine göre Druidlerin okulunda bir yığın mısra ezberletilir. Bundan ötürü, bazı kimseler yirmi yıl öğrenim görürüler. Druidler öğretilerini yazıya dökmeyi günah sayarlar, oysa diğer bütün işlerde, resmi ve özel hesaplarda Grek harflerini kullanırlar. Bunu, şu iki nedenden ötürü kabul etmişlerdir: Ya öğretilerinin halk tarafından bilinmesini arzu etmezler ya da öğretiyi edinenlerin yazıya güvenerek hafızalarını geliştirmeyi ihmal etmelerinden korkarlar. Gerçekten de, yazının yardımı öğrencinin ezberleme çabasını ve hafızanın işlemesini körletebilir. Öğretmek istedikleri en belli başlı inanç ruhların ölmediği ve ölümden sonra bir kişiden başka kişiye geçtiğidir. Bu inanç ölüm korkusunu ortadan kaldırdığı için onları kahramanlığa yönelten en büyük etki olarak görülür. Bundan başka, yıldızlar ve hareketleri, evrenin ve yeryüzünün büyüklüğü, tabiatın özü, ölümsüz tanrıların kuvvet ve kudretleri konusunda birçok tartışmalar yaparlar ve bilgilerini gençliğe aktarırlar.
    Bütün Gal milleti dini törenlerine son derece büyük bir bağlılık gösterir. Bu yüzden fazla ağır hastalıklara yakalanmış olanlar ve ya savaşta tehlike karşısında kalanlar, ya kurban olarak insan keserler, ya da keseceklerine dair adakta bulunurlar. Bu gibi kurbanlarda Druidleri rahip olarak kullanırlar. Bir insan hayatı yerine bir insan hayatı kefaret olarak ödenmezse, ölümsüz tanrıların duyduğu kızgınlığın yatıştırılamayacağına inanırlar. Özel hayatta olduğu gibi genel hayatta da kurban töreni yaparlar. Bazıları da çok büyük heykeller yaparak sazlardan örülmüş uzuvlarını diri insanlarla doldururlar. Sonra ateşleyerek yakarlar. İnsanlar alevler içinde can verirler. Hırsızlık, haydutluk ya da herhangi bir cinayet islerken yakalananların idam edilmesinden ölümsüz tanrıların çok fazla hoşlandıklarına inanırlar. Fakat bu gibi adamların sayısı eksilince masumları bile kurban etmekten çekinmezler.
    Bütün Galler, Dis denilen tanrısal babadan doğduklarını ileri sürerler ve Druidlerden öğrendiklerini söylerler. Keltlere karşı savaşan bir komutan tarafından yazılmış olsa da, burada Druidler hakkında önemli ipuçları buluyoruz. Strabon ise Geographia adli kitabında druidlerin yaşantısına söyle değinir:

    “Doğaüstü öğretilerine ek olarak ahlak sorunlarıyla da uğraşıyorlardı. Ve bu sebeple herkesten daha doğru olarak biliniyorlardı. Hem teker teker bireylerlerle ilgileniyorlar hem de toplumun iyiliği için çalışıyorlardı. Yasal olaylarda da karar verme gücüne sahiptiler. Bu suretle savaşların gidisini kontrol eden ve savaşa katılacak orduları denetleyen ve özellikle cinayet suçlarında karar veren kişiler olarak da biliniyorlardı. Bunlar çok sayıda olmaya devam ettikçe bir o kadar da toprağın göndereceğine inanıyorlardı. Ve onlarla birlikte diğerleri de ruhun ve evrenin, gelecekte bir zamanda su ve ateş her şeyi yenecek olduğu halde, ölümsüz olduğu fikrini savunuyorlardı.”

    Diodorus ise Druidlerden söyle bahseder:

    “Druid adı verilen ve büyük saygı gören bazı filozoflar ve din adamları vardı. Adetlerine göre bu filozoflardan biri olmadıkça hiçbir kurban töreni yapılmazdı. Çünkü sunularının tanrılara ancak tanrısal doğadan nasibini almış bu adamlar vasıtası ile ulaşacağına ve isteklerinin yine bu adamlar tarafından yapılması gerektiğine inanıyorlardı. Savaş söz konusu olduğunda da gerek düşmanları gerekse de kendi halkları onların ve şarkı söyleyen bardların sözünü dinliyorlardı.”

    Romalı Hippolyte ise MS 3. yüzyılda druidlerle Pythagoras’çılar arasında bağlantı kurar:

    “Druidler Pythagoras’çi felsefenin ateşli savunucularıdır. Bunu onlara Pythagoras’in müridi ve kölesi Zalmolxis öğretmiştir. Pythagorasçi hesaplar ve büyü pratikleri sayesinde yaptıkları öngörülerle Keltler üzerinde büyük etki sahibi olmuşlardır.”

    İskenderiyeli Clemens ise çok daha değişik bir görüş ortaya atar:

    “Alexander, Pythagorasçi semboller üzerine olan eserinde Pythagoras’in Asurlu Nazaratus’un öğrencisi olduğunu ve ayrıca Brahmanlardan ve Galatlardan ders aldığını söyler.”

    Her iki yazarın da yazdıkları gerçekle çok ilişkili olmasa da Druid öğretisinin diğer ezoterik öğretilerle olan ilişkisine değindikleri için anlamlıdır.

    Druidlerin Toplum içindeki Yeri ve Öğretileri
    Daha önce de belirttiğimiz gibi Druid öğretisi sözlü olarak yayıldığı için kesin hatları ile bilememekle beraber antik yazarlar ve eski Kelt metinlerinden yararlanarak Druid öğretisinin ana hatlarını çıkartabiliyoruz. Daha önce de Caesar’in verdiği bilgide gördüğümüz gibi Druidler bütün Kelt kabileleri arasında saygı görmekte idi ve toplumsal olaylarda, kabileler arasında yargılama ve karar verme hakları vardı. Strabon’un da aktardığı gibi savaşlarda “arabuluculuk yapabiliyorlar ve sona erdirebiliyorlardı”.
    Druidlerin toplumsal görevlerinden biri de törenleri yönetmekti. Bir Druid töreninin en güzel betimlemesini Plinus vermektedir. Keltlere göre meşe kutsaldı, eğer meşe ağacı üzerinde ökse otu var ise bu onu çok daha kutsallaştırıyordu. Bu tören ise bir meşe ağacında yetişen ökse otunun bulunması üzerine düzenleniyordu. Tören için uygun zaman gelecek ayın altıncı günü olarak seçiliyordu ve bu gün için yemek ve kurban edilecek iki beyaz boğa hazırlanıyordu. Daha sonra meşe ağacındaki ökse otu altın bir orak ile druidler tarafından kesiliyor ve toplanıyordu. Daha sonra da boğalar kurban ediliyordu. Bu tören daha sonraları “yeni yıl” törenleri ile de ilişkili olduğundan, günümüzde “yılbaşı çiçeği” diye satılan bitkilerin aslında ökse otuna benzedikleri ve bu geleneği yaşattıklarını görürüz. Bazı antık çağ yazarları Druidlerin ayrıca insan kurban edildiği törenleri de yönettiklerini yazmaktadırlar.
    Toplumsal statülerinin ötesinde Druidlerin en büyük işlevi gerek dini gerek toplumsal alanda büyük bilgi sahibi olmaları ve bunu yeni nesillere de aktarmaları idi. Kelt ülkesinin birçok bölgesinden, tanınmış Druidlerden eğitim almak üzere birçok öğrenci gelirdi. Bu özelliklerinden ötürü ola gerek, Pomponius Mela Druidleri “Bilgeliğin Üsdatları” (Mağıstri Sapientiæ ) diye adlandırır. Daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi Druidler öğretilerini kesin olarak sözlü aktarıyorlar ve adayın hafızasında tutmasını istiyorlardı. Ayrıca Druid öğretisine göre sözün bir enerjisi vardı ve dikkatli kullanılması gerekiyordu.

    Antik kaynaklarda Druidlerin öğretileri farklılıklar göstermektedir. Caesar’in da aralarında bulunduğu birçok yazara göre Druidlerin öğretileri metafizik öğretilerdi ve ruhun ölümsüzlüğü üzerine kurulmuştu. Daha önce de gördüğümüz Kelt mitlerinde olduğu gibi Druidler de ruhun bedenden bedene geçtiğini, çeşitli kalıplarda varlığını sürdürdüğünü ileri sürmektedir. Geleneksel anlatım bu inancı daha önce Tuân Mac Cairill öyküsünde gördüğümüz gibi sürekli metamorfozlar seklinde sembolize ediyordu. Kelt efsanelerindeki “dev” motifi de aynı zamanda yabani, evrimleşmemiş olan kişiyi sembolize etmekteydi. Tuân Mac Cairill öyküsünde olduğu gibi balık ise metamorfozda ileri bir aşamayı sembolize ediyordu. Metamorfozlar ile anlatılmak istenen en önemli olay ise, Druid öğretisinin temeli olan erginleme idi. Druidlerin yanına öğretiyi öğrenmek ve yetişmek için gelen adaylar belli sınavlardan geçerler, diğer erginlenmeye dayalı öğretilerde olduğu gibi ölüm ve yeniden dogma sembolizmi ile derece atlarlardı. Orta Çağ boyunca varlığını sürdürecek şövalyelik kurumunun da kaynağını Druid öğretilerinden aldığı düşünülmektedir. Strabon, Druidlerin ruhun ölümsüzlüğüne olan inançları ilginç bir açıklama yapmakta ve “Evrenin ve insanların ruhunun yok edilemez, hatta zaman zaman ateş ve su galip gelse de” şeklinde inanıldığını belirtmektedir. Ruhun ölümsüzlüğüne olan inançları, daha önce de belirttiğimiz gibi Druidlerin antik yazarlar arasında, Pythagorasçi olarak tanınmalarına neden olmuştur. Hallstatt döneminde, Keltlerin Grekler ile ilişkileri olsa da Druid öğretisi ve Kelt inançları Pythagorasçılık’tan farklıdır.
    Diodorus’a göre ise Druidler “filozof ve teologlar”dir. Ayni zamanda tanrılar ile iletişim kurma yeteneğine sahiptirler. Druid öğretisinin önemli bir bölümünü de astronomi ve takvim bilgisi teşkil etmektedir. Antık Çağ yazarlarının birçoğu buna değinmektedir. Druidlerin bilgilerinin bir bölümü de şifalı otlar üzerinedir. Druidlerin bitkiler konusunda çok bilgili olduklarını ve ilaçlar hazırladıklarını biliyoruz. Bu bilgileri o dönem yazarları tarafından bilinmekle birlikte bazıları tarafından da büyücülük olarak yorumlanmıştır. Günümüze Asterix çizgi romanına kadar gelen “kazan kaynatan” druid imajı da buradan doğmaktadır. Druidlerin tip üzerine çalışmaları daha sonra eğer ‘doktor’ Hıristiyan ise mucize, eğer Hıristiyan değilse de büyü diye yorumlanmıştır.

    Druid Öğretisinde Kutsal Yerler
    Druid öğretisine göre, evren üç bölümden oluşmuştur. Bunlardan birincisi üzerinde yaşadığımız toprak, ikincisi Fomorianların, hayaletlerin ve kaybolmuş ruhların bulunduğu yeraltı ve üçüncüsü Batı adalarının ve Avalon’un olduğu Görünmeyen Dünya ya da Öteki Dünyadır. Keltlerin evrenin her üç bölümü için de değişik inanışları vardır. Üzerinde yasadığımız yerde daha sonra da göreceğimiz gibi en çok ağaçlar ve korular kutsaldır. Kutsal alanlar buralarda seçilir ve toplantılar buralarda yapılır. Koruların dışında dağlar da kutsaldır. Druid öğretisine göre dağlar ilhamın geldiği, tanrısal varlıkların insanlarla konuştuğu yerlerdir. Birçok dağ ve tepe Güneş tapımı için kullanılır. Hıristiyanlığın gelişinden sonra da bu dağlar kutsallığını korumuştur. Örneğin Fransa’daki Mont-Saint-Michel önce güneş tapımı için kullanılan daha sonra da Hıristiyanlığın kutsal yerlerinden biri olan tepelere bir örnektir. Dağların Druidler için bir önemi de buralardan çok daha iyi astronomik gözlemlerin yapılabilmesidir. Bunlar dışında su kaynaklarının da kutsal olduğundan daha önce söz etmiştik.

    Druid Öğretisinde Ağaç Kültürü
    Sembolik olarak ağaç yeraltı dünyası, yer ve gök arasında bir bağlantıyı temsil etmektedir. Kelt sembolizminde en önemli olarak meşe gücü ve elma ağacı ölümsüzlüğü sembolize eder. Ağacın bir önemi de üzerinde tanrıların habercileri olan kuşları barındırmasıdır. Kökleri ise geçmişe, yeraltına doğru gider. Bu yüzden efsanelerde ölülerin ruhları dallar arasında ya da ağaçların gövdelerinde bulunurlar. Kutsal korular Druidler için kutsal mesajı aldıkları ve erginlenmenin olduğu yerlerdir. Druidler buralarda, nemeton denilen kutsal yerlerde açık havada ritüelleri gerçekleştirirlerdi. Bu yüzden de Druidlerden günümüze tapınaklar binaları kalmamıştır. Druidler, ellerinde bir ağacın küçük bir sembolü olan değnekleri taşırlardı. Bu değnekler druidin gücünün belirtisi olduğu kadar bunlarda sihir gücü de olduğuna inanılırdı. Ayrıca bu değneklerin yapıldığı madde ya da ağaç taşıyanın toplum içindeki yerini de belirttiğinden büyük önem taşımakta idi. Druidler için kutsal olan bir bitki de ökse otu idi. Bununla ilişkili törenlerin nasıl yapıldığını yukarıda incelemiştik. Ökse otu ayni zamanda ay sembolizmi ile de ilgili idi. Bu nedenle Druidlerin meşe üzerindeki ökse otunu kesmek için kullandıkları orak da hilal biçiminde idi. Ökse otu ayni zamanda üzerinde bulunduğu ağacı ruhu ve eliksir’i olarak da kabul ediliyordu. Ayni şekilde ökse otunun bir başka adı da “meşe suyu” idi.

    Ogam
    Druidler öğretilerinin sözlü olarak yayılmasını istiyorlar ve kesinlikle yazılı hale getirmiyorlardı. Bunun nedenleri arasında öğretilerinin ezoterik olması ve yazılı olanın öğretinin anlatımındaki değişikliklerle değişememesi vardır. Druidlerin öğretilerini sözlü olarak aktarmaları onların yazıyı bilmedikleri ya da küçümsedikleri anlamına gelmemelidir. Tam tersi olarak yazıya çok büyük saygı göstermişler ve dikkatli kullanmışlardır. Bir Druid yazısı olmamakla birlikte bazı değneklerin ve kutsal kayaların üzerinde işaretler kullanmışlardır. Ogam adı verilen bu işaretler Keltlere özgüdür ve bir tür şifreli yazıdır. Tasların üzerlerinde ve ahşap malzemelerde, özellikle de değneklerde rastlanmıştır. Ogamlar mantık olarak Grek ateş işaretlerine benzemekte idi. Ateş işaretleri yerine atılan çentiklerden oluşuyordu ve her bir çentik sayısı bir sese karşılık geliyordu. Aslında Ogamların yazıdan da öte bir sembolizmi vardı. Her bir işaret ayni zamanda bir ağaca ya da bir hayvana da karşılık gelebiliyordu. Bunu tam tersi olarak da belli şekilde ve düzende dizilen ağaçlar bir anlam verebiliyordu.

    Druidesler
    Diğer ezoterik topluluklardan farklı olarak, druidler aralarına kadınları da kabul ediyorlardı ve bunlar druides adını alıyorlardı. Druideslerin inisiyasyonlarının nasıl olduğu bilinmemekle birlikte özellikle savaşçıların ve asillerin yetişmesinde büyük payları olduğu bilinmektedir. Bu durum Orta Çağ efsanelerinde sık sık geçen “Bilge Kadın” motifine de kaynaklık etmektedir. Orta Çağ efsaneleri ile ilgili bölümümüzde göreceğimiz gibi bu kadınlar şövalyenin yolculuğu boyunca karşısına çıkarlar ve inisiyasyonda yardımcı olurlar. Druidesler eğitimde olduğu kadar, ilaç hazırlamada, şifalı bitkilerin bulunmasında da söz sahibi idiler. Druideslerin özellikle İskoçya’da Sein Adası’nda toplandıkları ve buraya erkekleri almadıkları söylenir. Söylenceye göre burada dokuz druidesin (Gallizenæ) öndeliğinde kendini adamış genç kızlar vardı. Halk arasında druideslerin burada sihir ve büyü ile uğraştıkları düşünülür, hatta hava olaylarına hükmettikleri, istedikleri hayvanın sekline girdikleri de söylenirdi. Hıristiyanlığın yayılmasından sonra druid inançlarını tamamen silmek isteyen Hıristiyanlar, druidesleri halkın gözünde cadılara çevirmişler ve halkı onlara düşman etmeyi başarmışlardır.

    Bardlar
    Kelt toplumlarında, genellikle konularını kahramanlık destanları olarak seçen ozanlara bard denilirdi. Bağlı oldukları şefin yanında bulunurlar, onun başarılarını da kutlarlardı. Bard daha çok Galya’da kullanılan bir isimlendirme idi, çünkü bu ozanlara Galya’da bard denildiği gibi, Bretagne’de Barzh, İrlanda’da da Fil (çoğulu filid) denilmekteydi. Barzhların dini karakterleri çabuk kaybolmasına karşın, bardlar, ilham ve sanat yeteneklerinden olsa gerek, saygı görmeye devam etmişlerdir. Filid ise yedi dereceli idi. Derece elde taşınan değneğe göre belli oluyordu. Böylece sıralama Ollamh (altın değnek), Anruth (gümüş değnek) ve geri kalan beş derece (bronz değnek) seklinde oluyordu. Bardlar ile ilgili önemli bir nokta da müzisyen Druidler ile karıştırılmamaları gerektiğidir. Birçok Kelt dini törenine müzik eslik etmekle beraber, bu törenlerde müzik aletini çalan druidler bardlardan farklı idi. Kelt efsanelerinde müzik aletleri önemli bir yer tutmaktadır. Dağda ve Lug’un sihirli araları vardı. Efsaneye göre bu aletler üç farklı tür müzik çalmaktaydılar. Bunlardan birincisi güldürüyor, ikincisi ağlatıyor, üçüncüsü de uyutuyordu. Bu inanış, Keltlerin, müziğin insan üzerindeki etkisini incelediklerini göstermektedir. Bardlar ise şiir okurken, ayni zamanda cruth denilen bir tür lir de çalarlardı. Galya’da Roma işgalinden sonra, yerli dili kullandıkları için, gözden düsen bardlar burada MS 2. yüzyıldan itibaren kaybolmaya başlamışlardır. Bardlar Galya’da dini sınıftan sayılmalarına rağmen, İrlanda’da sonraları aşağı sınıftan kabul edilirlerdi. Gal ülkesinde ise, özellikle Breton prensler tarafından çok tutulan bardlar varlıklarını Orta Çağ’a kadar sürdürmüşlerdir.

    Druid Öğretisinin Sembolik Aktarımına Bir Örnek
    Druid öğretisinin sembolik anlatımına ve halka aktarılışına en güzel örnek kuskusuz Taliesin (Güzel Yüz) öyküsüdür. Taliesin aynı zamanda ilk bardlardan ve Kelt sairlerinden biri olarak kabul edilir.
    Gwerang’in oğlu genç Gwion büyücü tanrıça Cerridwen tarafından bir kazana göz kulak olmakla görevlendirilir. Bu kazanın içinde büyücünün, oğlu Afagddu için hazırladığı büyülü bir karışım kaynamaktadır, çünkü Afagddu çok çirkindir ve annesi bu büyü ile onu güzelleştirmek istemektedir. Bu arada kazandan sıçrayan üç damla, Gwion’un parmağına damlar ve Gwion da bunu yalar. Gwion elini ağzına götürür götürmez bütün gizemler aydınlanır, geçmişin, şimdinin ve geleceğin bilgisine sahip olur . Bu arada Gwion bir başka gerçeği daha öğrenir: Cerridwen onu öldürmek istemektedir, çünkü büyücünün hazırladığı büyülü iksirde kullanmak istediği bileşenlerin içinde kendisi de vardır. Bunu fark eden Gwion hemen kaçar, Cerridwen ise onu yaşlı bir büyücü kılığında kovalar. Artık kendi de iksirden dolayı bir büyücü olmuş olan Gwion hemen bir tavsan sekline bürünür, Cerridwen ise bir tazı olur. Gwion nehirde bir balığa dönüşür, Cerridwen ise bir su samuru olur. Kovalamaca daha sonra göklerde devam eder. En sonunda Gwion bir buğday tanesine dönüşür, Cerridwen ise bir kara bir tavuk olur ve buğday tanesini yer. Dokuz ay sonra Cerridwen bütün çocuklardan çok daha güzel bir çocuk dünyaya getirir. Büyücü bu çocuğu deri bir torbanın içine koyar ve Beltaine bayramından iki gün önce dalgalara bırakır. Galler ülkesinin kuzeyinde Gwyddno’nun oğlu ve kral Maelgwyn’in yeğeni Elphin’in attığı ağlara takılan bebek Elphin tarafından kurtarılır. Elphin ona Taliesin ( Güzel Yüz) adını verir. Aradan yıllar geçer. Elphin amcasi Maelgwyn tarafından hapsedilir. Artık bir yetişkin olan Taliesin Elphin’i kurtarmak için harekete geçer ve ve kurtarmayı başarır. Şiir’in son dizeleri şöyledir:

    “Dokuz ay boyunca Büyücü Cerridwen’in karnındaydım.
    Aslında küçük Gwion’dum.
    Şimdi Taliesin oldum.”

    Bu öykü de daha önce Tuân Mac Cairill öyküsünde gördüğümüz metamorfoz sembolizmi de yer almaktadır. Öyküyü dikkatle incelersek, Cerridwen, oğullarını başka bir deyişle erginlenmeye, inisye olmaya gelenleri “güzelleştirmektedir”, daha farklı bir deyişle eğitim işini üstlenmiş bir druidestir. Gwion’un iksirden aldıktan bütün gizemleri görmesi ve geçirdiği metamorfozlar da inisiyasyon aşamalarıdır. Bütün ezoterik öğretilerde olduğu gibi Gwion da yeni bir isimle yeniden doğmuştur. Buradaki metamorfozlar da ilginçtir. Kelt takviminde sırasıyla, tavşan av zamanı olan sonbaharı; balık yağmurları ile kişi; kuş göçlerle ilkbaharı ve buğday da ekin ile yaz mevsimini sembolize etmektedir. Bu örnekten de görüldüğü gibi Kelt öğretilerinde sembolizm çok çeşitlidir. Druid öğretisi bu şekillerde ve buna benzer öykülerde, değişik sembollerle ve sözlü olarak aktarılmıştır. Bu tür öykülerdeki bazı motifler ayrıca Orta Çağ efsanelerinde de karşımıza çıkacaktır.
    Yeraltı dünyası ise daha gizemlidir. Yeraltı dünyasına açılan kapılar ise mağaralardır. Mağaralar birçok değişik inanca esin kaynağı olmuşlardır. Mağaralar solunum sistemine benzetilmiş, Keltler tarafından canlı olduğu kabul edilen yeryüzünün soluk alıp verdiği yer olarak düşünülmüştür. Bazı mağaralardan doğal olaylara bağlı olarak garip sesler gelmesi ise hem buralarda bilinmeyen canlıların yasadığına hem de yeraltı ruhlarının varlığına kanıt sayılmıştır. Meşhur Fingal Mağarası da bu mağaralardan biridir. İskoçya’da bulunan bu mağaranın eski adı an Uaimh Binn, “Melodili Mağara” idi. Bu mağaradan gelen sesler - belki de kus sesleri- öte dünyadan gelen sesler olarak yorumlanıyordu. İrlanda’da da bu tür mağaraların olması, İrlanda bardlarının “Mağaralar” adı verilen bir öykü dizisi oluşturmasına da kaynaklık etmiştir. Ne yazık ki bu öykülerden günümüze sadece bazı parçalar ulaşabilmiştir. Mağaralar yeraltı dünyasına, “Periler Ülkesi”ne bir geçiş olarak kabul edildiği gibi bazı yeteneklerin de kazanıldığı bir yer olarak görülmüştür. Mağaralara girip çıktıktan sonra çalgısını ustalıkla kullanan çalgıcı öyküleri de bu inancın bir uzantısıdır. Aslında Druid öğretisine göre -elimizde çok fazla kanıt olmasa da- mağaraların aslında bilinçaltını ya da insanın kendi içine yapılan yolculuğu temsil ettiğini ve mağaraya girip çıkma motifinin erginlenmenin bir adımını oluşturduğunu düşünebiliriz. Mağara içinde uyuyan kahraman ya da mağara içinde yasayan bilge motifinin de böyle bir sembolizm ile ilişkili olduğunu düşünebiliriz.
    Adalar etrafları sularla çevrili olduğu için gerek fiziksel gerekse ruhsal olarak çevrelerinden soyutlanmış, izole edilmiş yerler olarak kabul edilirlerdi. Bu görüşle adalar hem tanrıların barınması için hem de ölülerin ruhlarının yer alması için ideal yerlerdi. Adalar ayını zamanda inziva yerleri idi. Bu bakımdan insanın kendi kendine dönmesi, ada gibi kendini soyutlaması da ada sembolizmi ile belirtilir. Adanın etrafının sularla kaplı olup çevresinden soyutlanmış olması, buraların yargı için de ideal olduklarının düşünülmesine neden olmuşlardır. Ayrıca burada kara veren yöneticiler de insan etkisinden uzak sadece tanrıları dinleyerek karar veriyor diye inanılıyordu. Pagan Avrupa’sında adalar bazı tanrılara kutsaldı. Örneğin Isle of Man, Manannan MacLir’e; Baltık Denizi’nde bulunan Rügen Adası, Rugevit’e kutsallardı. Keltler arasında ölenlerin ruhlarının batı adalarına gittiği inancı yaygındı. Bu inanç Orta Çağ boyunca da Kral Arthur efsanesinde olduğu gibi varlığını sürdürecekti. Orta ve Yeni Çağ boyunca varlığını sürdüren ve Keltler’den kalan bir başka inanış da “hayalet ada” inanışıdır. Keltler de bazı adaların yok olup sonradan ortaya çıktıklarına inanıyorlardır.
     

Sayfayı Paylaş