1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Dünya Ufkunda Oksijen

Konusu 'Fen ve Teknoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 24 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Dünya Ufkunda Oksijen

    Fezadan gelen ultravîyole "morötesi" ışığın tetkiki için arzın etrafında yörüngeye oturtulan IUE adlı peyk, güneşin yaratılışında geçirmiş olduğu safhalara benzer safhalar geçiren yıldızlar hakkında yeni malumatlar göndermiştir. Boğa Burcu'nda yeralan T-Tauri adlı yıldız bunlardan biridir. Şu anda, yaratılışın ilk safhalarına ait bilgi, elde ettiğimiz yıldızın adına izafeten güneşimizin bu devreye rastlayan safhasına "T-Tauri safhası" adı verilmektedir. Elde edilen malumata göre T-Tauri sahasında olan yıldızlar, şimdiye kadar zannedilenden 10 000 kat daha güçlü ultraviyole ışını neşretmektedirler. Bu bize güneşin, dünya katılaşmaya başladığı sıralarda, tayfın mavi kısmında, şimdiye kadar düşündüğümüzden çok daha kuvvetli ışık neşretmekte olduğunu gösterir. Yani güneşimiz o sıralarda mavi renkliydi.

    Bir yıldızın doğuşundan ölümüne kadar geçen safhaların tasvirî resimlerinde;
    milyonlarca yıl önce güneşin gaz bulutu safhası (1), merkezî çekimle dönerken etrafında gezegenler ve diğer sistemlerin meydana gelişi (2-3); ve mavi yıldız safhasında iken dünya atmosferinde oksijen kesafetine tesiri (4); bu günkü güneş ve dünyamızın durumu (5); ve istikbalde kırmızı dev yıldız haline gelerek (6) ölümü anlarılmaktadır. İlmî araştırmalar devam ettikçe hayatın menşei hakkında verilen acele hükümler de devamlı olarak değişmekte ve Yüceler'den gelen hakikat her geçen gün daha kuvvetli parlamaktadır:

    Bu yeni keşif, ilim dünyasında büyük ve esaslı değişiklikler meydana getirmiştir. Şimdiye kadar evrimci nazariyeye dayanarak veya ona destek olacak tarzda, dünya atmosferinin teşekkülü ve canlıların meydana gelişi ile alâkalı söylenen herşey altüst olmuştur.

    Hayatın en mühim unsurlarından birisi oksijendir. Bu elementin vazifesi çok yönlüdür. Canlılar oksijeni solunum yapmakta kullanırlar ve enerjileri bu yanma reaksiyonları esnasında temin edilir. Böylece oksijen ile şekerin yakılmasıyle karbondioksit hasıl olur. Bu gazın canlılar tarafından kullanılabilir hâle getirilme vazifesi bitkilere verilmiştir.

    Fotoliz yoluyla, fotosentez yapabilen canlılar olmadan da oksijen meydana gelebilÂmektedir. Fotoliz için lüzumlu olan, karbondioksit ve su moÂleküllerini parçalayabilecek derecede kuvvetli ultraviole ışığın varolmasıdır.

    H20+UV fotonu-------------OH+H
    OH+OH-----------------0+H20
    C02 + UV fotonu-------------CO+0

    Yukarıdaki denklemlerde su ve
    karbondioksitten ultraviole
    ışınlarının enerjisi ile oksijenin
    meydana gelişi gösterilmiştir.
    02 seklinde birleşirler veya yeÂniden CO ve su teşkil ederler, ya da ozon tabakasını meydaÂna getirirler. (O+O2------ O2)

    Bitkilere Kudreti Sonsuz tarafından verilen fotosentez mekanizması vasıtasıyla sudaki oksijen serbest hâle geçirilir. Bu hâdisede klorofil molekülleri rol alır. Güneşten gelen ultraviyole ışığının tesiriyle, atmosferde bulunan oksijen molekülü, hatta karbondioksit ve su buharı, serbest oksijen atomlarına ve başka maddelere dönüşebilir. Bu oksijen atomlarının atmosferde bulunan oksijen molekülleriyle birleşmesi neticesinde Ozon gazı (0 ) meydana gelmektedir. Ozon gazı yerden 30-50 km. yükseklikte koruyucu bir tabaka teşkil etmektedir. Ozon tabakası, güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlarının büyük bir kısmını, canlılar için zararsız olan infraruj "kızılötesi" ışınlarına dönüştürür. Şayet Rahmeti Sonsuz dünyamızı ozon tabakasıyla sarmamış, bu mekanizmayı devamlı çalıştırmamış olsaydı, dünyada hayatın başlaması mümkün olmayacakdı.

    Yakın zamana kadar asrımızın iptidâi atmosferinin hidrojen (H2) karbondioksit (CO2), metan (CH4), ve amonyak gazları ile su buharından (H2O) müteşekkil olduğu farz edilmekteydi. Oksijenin İse çok daha sonra, fotosentez yapabilen canlıların ortaya çıkması ile atmosferde birikmeye başladığı kabul ediliyordu ki, bu faraziyeler evrim nazariyesinin temelini teşkil etmektedir.

    Fotosentez dışında, ultroviyole ışınlarının tesiri ile hasıl olan fotoliz reaksiyonları neticesi oksijen meydana geldiği, önceden bilinmekle beraber pek ehemmiyet verilmiyordu. Güneşin, T-Tauri safhasındaki ultraviyole ışığı yayma gücünün, zannedilenden 10 000 kat fazla olduğunun anlaşılması ise, iptidâi atmosferin oksijen muhtevesanın tahmin edilenden çok daha evvel ortaya çıktığını gösterir. Ultraviyole ışınlarının zamanın mevcut atmosferine tesiri tetkik edildiğinde, evrimcilerce hayatın meydana gelme safhası olarak kabul edilen safhada, atmosfer içindeki O2 nisbetinin % 1'e kadar ulaştığı neticesine varılır. NASA'ya bağlı Langley araştırma merkezinde çalışan bir ilim adamı olan Joee Levine'nin açıklamasına göre; jeolojik incelemelerde yaşları 3, 5 milyar yıl olarak tesbit edilen dünyanın en eski taşlarında, okside olmuş demir ve Uranyum birikintilerine rastlanmıştır. Levine göre böyle bir oksi-dasyon hâdisesinin meydana gelebilmesi için, dünyanın iptidâi atmosferinde evrimcilerin iddia ettiklerinin " en az yüz en çok bir milyar" katı oksijen olması icab eder.

    Oksijen mevcut olmazsa ozon tabakasının mevcudiyetinden bahsedenleyiz. Bu tabakanın olmaması demek, karada yaşayan canlıların ultraviyole ışınlarına maruz kalması demektir ki, bu da onlar için bir sondur. Bu şartlarda ancak okyanusun derinliklerinde hayat mümkün olabilecekti. Evrimci nazariye de bundan hareketle, ilk canlıların okyanusun derinliklerinde korunduğunu, daha sonra fotosentezle meydana gelen oksijenin ozonu teşkil etmesini müteakiben "evrimleşip(!)" karaya çıktıklarını iddia etmekteydi. Fakat atmosfer oksijeninin sadece fotosentez menşeli olmadığı anlaşılınca teneffüs eden canlıların sonradan evrimleştiği iddiası geçerliliğini (geçerlilikten kasıt evrimci düşüncenin bu yöndeki zannıdır. ) kaybetmiş oldu. Neticede jeolojik delillerle de teyid edilen bu husus yaratılan ilk canlıların kendi gıdalarını kendileri yapabilen mükemmel (ototraf) canlılar olduğu açıkça gözler Önüne sermektedir. Ayrıca, canlıların varlığını Yaratıcı'yı kabul etmeden açıklamada kullanılan hayatın başlangıcı için lüzumlu biyomoleküllerin nasıl meydana geldiğini göstermeye çalışan Stanley Miller'in tecrübesi de daha Önce tasarlanan ibtidâi atmosfer şartlarına göre tanzim edilmiş olduğu için geçersiz sayılıyordu. Oksijenin asit teşekkülüne mani teşkil edeceğini bildiği için tecrübesinde O2 kullanmayan Miller'i günümüzde hızla gelişen ilimler yalanlamakta ve ibtidâi atmosferde yeterince O2 bulunduğunu bildirmektedir.
     

Sayfayı Paylaş