1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Dünyada ve Türkiyede Romantizm

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 10 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Romantizm

    1. XVIII. yy. sonundan itibaren ingiltere ve Almanya'da, ardından Fransa, İtalya ve ispanya'da, duygunun akıl, hayal gücünün de eleştirel çözümleme karşısında üstünlüğünü savunan düşünce hareketlerinin tümü.

    2. Romantik harekete ya da kıyaslama yoluyla, başka hareketlere, başka sanatçılara özgü çizgi ya da özelliklerin tümü: Hugo'nun, Berlioz'un romantizmi. Bir oyun yazarının yapıtlarında belli bir romantizm bulmak.

    3. Kendini düşgücü-nün egemenliğine kaptırmış, çok şeyler vaat eden, ancak ütopik ve coşkulu olan girişimlere özel bir ilgi duyan bir kimsenin davranış biçimi: karakteri: Gençlik romantizmi. Bir eylem adamını romantizmden dolayı eleştirmek.

    Romantizm, bir edebiyat akımı olmanın ötesinde, XVIII. yy. sonu ile XIX. yy. başlarında Avrupa'da yer etmiş belli bir duyarlılığı belirtir ingiltere ve Almanya'da doğan bu hareket Fransa'ya ve Güney Avrupa ülkelerine biraz daha geç girmiştir.

    Fransa'da romantizm sözcüğünü ilk kez, Yalnız gezerin hayalleri (Reveries du promeneur solitaire) adlı yapıtında Rousseau kullandı. Kökeni ingilizce olan "romantik" sıfatı, romansı, pitoresk ve etkileyici bir manzarayı niteler. Daha sonra Almanya'da başlı başına bir edebiyat okulu romantik kişiyi ele alacaktı: klasik estetiği yadsıyan bu okul, ulusal kültür kaynaklarına dönüşü savundu. Bu kaynaklara dönmekle belki de hıristiyan Ortaçağ'da sahip oldukları ilk saflığı yeniden bulacaklarına inanıyorlardı. Mme de Stael ve dostları sayesinde bu fikirler Fransa'da etkili oldu. Zamanla karşıtlıklar daha da belirginleşti. Antikçağ'a, paganlara ve Güney'e özgü klasikçiliğin karşısına, Ortaçağ'a, hıristiyanlığa ve Kuzey'e özgü romantizm konuldu. Homeros ya da Euridipes'i taklit etmek yerine, artık Ossian ya da Shakespeare'den esinlenmek gerekiyordu. Aydınlanmaklardan kopuş daha da belirgin oldu: düşünen aklın yerini heyecan ve duygu aldı. Gerçekten de bunalım, melankoli ve tutku romantiklerin en sevdiği sözcüklerdir. Romantik kişi, çevresindeki "darkafalı" insanların sükûnetini örnek alamaz, her türlü egzotizme karşı bir özlem duymasına neden olan bu içkarartıcı dünyayı benimseyemez. Dolayısıyla, siyasette, özellikle de sanatta kendi farklılığını vurgulaması ve özgürlüğünü talep etmesi gerekecektir. Bu yüzden bugüne karşı geçmişi ya da geleceği, yani düşe ve fantastik imgelere elverişli olan eski dönemleri, özellikle de Ortaçağ'ı ve özlemlerini gerçekleştirecek olan geleceği yeğler. Bu anlamda romantizm, bir arayıştır: romantik kişi kendini arar ve çözümler, gizemleri ve sırları öğrenmekten hoşlanır. Bu yaklaşımda sisteme gelmeyen bir yan vardır: romantizm, zaman zaman kapıldığı dogmatik eğilimlere karşın bir okula, bir öğretiye indirgenemez. Romantizm, insanın, o döneme kadar konformizmin karanlıkta bıraktığı bir yönünü aydınlatmaya çalışır.

    Bu devrim gene de belli bir geleneğe bağlanabilir. Kimilerine göre romantizm, gençlik ve dehayla özdeştir. Bu kişiler doğal olarak, bazı yazarları öbürlerinden üstün tutarlar, sözgelimi Shakespeare'e tiyük bir hayranlık duyarlar: heyecan, davranışlardaki serbestlik, şiddet, şiirselliği yeniden yakalamak istedikleri Shakespear'e tiyatrosunun her şeyi onlara çekici gelir. Ama klasik yazarların en klasikleri bile içine sokulmaya çalışıldıkları kuralların üstündedirler (örneğin Corneille). Bir de as öncüler, yani zemini hazırlamış olan ve ön-romantik diye nitelenebilecek sanatçılar vardır.

    Dünyada Romantizm
    Romantizm, edebiyatta ortaya çıkışına koşut olarak resimde de kendini gösterdi; ancak, ifadesini biçimden çok düşüncede bulduğundan belirli bir üslup benimsemedi. Goya, Turner, Delacroix'nın coşkunluğu kadar Blake'in yeniklasikçiliği ya da Delaroche'un kurallara bağlı tarzı, Füssli'nin düşselliği, Biedermeier'in burjuva dünyası hep bu hareketten kaynaklanır.

    Romantizm, klasikçilik kuramının önderi Ingres'i bile etkiledi (Paolo ile Francesca, 1816, Conde müzesi, Chantilly), doğa duygusuna metafizik bir hava kattı, kimilerine renk zevkini aşıladı, öznelliği, melankoliyi, kaygıyı doruk noktasına çıkardı; akıldışı olanı savundu, gotik hayranlığını kamçıladı, doğuculuğu yüceltti; şövalye romanları, iskandinav sagalan ve Ossian"ın düzmece şarkılarında kendine konular aradı. Plutarkhos'un kişilerinin yerini, Shakespeare'in, W. Scott, Byron, Goethe, Hugo'nunkiler (kendisi de usta bir desinatördü) aldı. Fırtınalar, gün batımları, uçurumlar, baykuşlar, kurukafalar, ürkmüş atlar, ikonografide önemli bir yer tutmaya başladı. İngiltere'de Edmund Burke'ün A Philosophical Enquiry into the Origine of our İdeas of the Sublime and Beautiful (Güzellik ve yücelik düşüncelerimizin kökeni üzerine felsefi bir araştırma) [1757] adlı kitabıyla ve pitoresk hareketinin gelişmesiyle başlayan romantizm, Gainsborough'ın son yapıtlarında ve bir ölçüde Reynolds, Reaburn, Lawrence'ın büyük portrelerinde kendini gösterdi. Füssli (Kâbus, 1782, Goethemuseum, Frankfurt), Blake, J. Martin, S. Palmer'ın yapıtlarında da hayal gücü önemli bir yer tuttu. Cozens, Cotman, Constable gibi manzaracıların şiirsel anlatımı, Turner'da, biçimlerin dağılıp parçalanmasıyla kendini gösteren bir yoğunluk kazandı, ispanya'da romantizm Goya tarafından yüceltildi (Kolos, Prado). Mimarlık alanında Boullee tarzı ütopyaların kendini gösterdiği Fransa'da romantizm, Gros ile başladı (Nasıra savaşı, 1801, Nantes müzesi), Gericault (Medusa'nın salı, 1819, Louvre) ve ingiliz Bonington ile devam etti. Delacroix (Danteile Vergilius cehenemde, 1822 Salonu, Louvre), 1827 Salonu'nda doruğuna ulaşan ve Chasseriau'nun sanatında varlığını sürdüren bu hareketin önderi olarak belirdi. Delaroche, Johannotlar, Deverialar, C. Nanteuil, A. Scheffer, L. Boulan-ger gibi ressam ve kitap resimleyicileri, Du Seigneur, Preault, Barye gibi heykelciler hareketin içinde yer aldı. Almanya, en büyük romantik ressamlardan biri olan C. D. Friedrich'in (Deniz kıyısındaki keşiş, 1809, Berlin - Charlottenburg) yanı sıra, J. A. Koch, şair Tieck'in dostu R O. Runge, F G. Kersting, C. G. Carus, Ludwig Richter (1803-1884) gibi dikkat çekici sanatçılar yetiştirdi. Avusturya'da, Johan Pater Krafft (1780-1856), F. G. VValdmüller, M. von Schvvind, Emil Jakob Schindler'in (1842 -1892); İsviçre'de, F Diday ve A. Calame'ın (Handeck'te fırtına, 1839, Cenevre müzesi); İtalya'da, la Carmagnole adlı tablosu carbonarolar tarafından bir manifesto olarak görülen Hayez ve Giuseppe Bezzuo-li'nin (1784-1855); Amerika'da da, A. B. Durand gibi Hudson okuIu manzaracılarının, Th. Cole'un ve şair Coleridge'in dostu W. Allston'ın adları sayılabilir.


    [​IMG]
    • Türkiye Romantizmi

    Toplumsal ve siyasal alanda Batı'ya yönelme hareketinin başlangıç tarihi olan Tanzimat fermanı'nın ilanından (1839) 20 yıl sonra başlayan ve batı edebiyatı örnek tutularak meydana getiren Tanzimat edebiyatının (1859 -1895) daha ilk yıllarında türk okur ve seyircisi romantizm akımının başlıca kişilerinin belli başlı yapıtlarıyla karşılaşmıştır: Victor Hugo (Sefiller, Bir mahkûmun son günü, Hernani vb.; ayrıca şiirlerinden çeviriler: Tıfl-ı nâim vb.), Chateaubriand (Son serâc'ın sergüzeşti, Atala, Rene), Bernardin de Saint-Pierre (Pol ve Virjini), Lamartine Graziella vb.; ayrıca şiirlerinden çeviriler: Souvenir, Göl vb.), Alexandre Dumas Pere Monte-Cristo vb.), Alexandre Dumas Fils Kamelyalı kadın vb.), tiyatro alanında özellikle Shakespeare (çeşitli oyunları), Schiller (çeşitli oyunları) vb. anılabilir.

    Tanzimat edebiyatının pek çok yazar ve şairi (Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdüllhak Hamit vb.) romantizm akımının etkisi altındadır. Namık Kemal'in İntibah adlı romanında Kamelyalı kadın'ın, Vatan yahut Silistre oyununda Romeo ve Juliet' in, Gülnihal'de Hamlet'ın, Zavallı çocuk' ta Hernani'nn izleri görülür; Mukaddime-i Celal'öe CromweH'in önsözü'nün adım adım izlendiği biliniyor. Abdülhak Hamit'in Makber ve Bir sel'ilenin hasbıhali adlı şiir kitaplarında Hugo'dan, Finten oyununda ise Shakespeare'den esintiler vardır.

    Edebiyat-ı cedide döneminde, Halit Ziya'nın Mai ve siyah adlı romanının o dönem şairlerini temsil eden baş kişisi Ahmet Cemil, kışın yağmurlu, karlı gecelerinde özel ders vermek için Vezneciler'e gitmek zorunda kalışından yakınırken, evin "küçük, sıcak odasında minderin üzerine boylu boyunca uzanarak Musset' nin Geceler'ini, Hugo'nun oyunlarını, Lamartine'in Tefekkürat'ını okumak için özlem duyduğunu anlatır.

    İkinci meşrutiyetten sonra, Milli edebiyat döneminde Yusuf Ziya'nın (Ortaç) hece vezniyle yazılmış ilk oyun olduğu için önemli sayılan Binnaz adlı oyununda da Hugo'nun bir oyununun etkisi bulunduğu ileri sürülmüştür.

    Gerek o dönemde, gerek Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın ilk yıllarında yazan lirik şairlerden bazılarının şiirlerinde de romantizm etkileri sezilir.

    [​IMG]
    İtalya ve İspanya Romantizmi

    Hiç kuşkusuz bu ülkelerde de romantikler çıktı. Ama onların romantizmi beklendiği kadar geniş bir çevreye yayılamadı. Tarihsel koşulların etkisiyle, edebi hareket bu iki ülkede sıkı sıkıya siyasete bağlı kaldı, italya'da romantikler öncelikle liberaller ve yurtseverlerdi. En önemli temsilcileri arasında G. Berchet ve S. Pellico (Conciliatore'pin kurucuları) ile Manzoni'yi (Nişanlılar* [İ promessi sposi]) sayabiliriz. Büyük bir şair olan Leopardi döneme damgasını vururken, Carducci de, Risorgimento'nun bağımlı edebiyatına karşı çıkacaktı, ispanyol romantizmi, biraz geç kalmakla birlikte, Rivas dükü ve Jose Zorrilla'nın oyunlarıyla (Don Juan Tenorio, 1844) tiyatroda etkili oldu. Ayrıca Espronceda'nın, daha sonralarıysa Bec-quer'in şiirlerini anmak gerekir.


    [​IMG]
    Fransa Romantizmi

    Fransa'da romantizm, Rousseua ve Mme de Stael'i okuyan ve Chateaubriand'ı ustaları sayan, "yüzyıl hastalığı"nın kurbanı olmuş tüm bir kuşağı temsil eder. Romantizm Lamartine, sanatta tam bir özgürlüğü savunan Hugo (Cromwell'in önsözü), Vigny, Musset, B. Consant, Sainte-Beuve ile kendini kabul ettirdi ve Nerval, Gautier ve R Borel gibi sanatçıları etkiledi. Stendhal, Dumas gibi geçmişe yönelmek (üç silahşörler [les Trois Mousquetaires]) yerine, içinde yaşadığı toplumu betimlemeyi yeğledi (Kızıl ve kara [le Rouge et le Noir]). 1830 devrimi ile 1848 devrimi arasındaki dönemde romantizm yeni "hissetme tarzı" olarak önem kazandı.


    [​IMG]
    Almanya Romantizmi

    Alman romantizminin kaynakları XVIII. yy.'a kadar uzanır. Klopstock ve Lessing, Almanya'daki yenilenmenin öncüleriydiler; "Sturm und Drang" hareketinin (akla ve gerçeklikten yoksun her şeye karşı duygu ve doğa) kökeninde de bir ölçüde onların etkisi duyulur. Herder'in yanı sıra Goethe ve Schiller de bu hareketin içindedir. Aslında bu dönem "klasik" e yönelen yapıtlarıyla, dar anlamda romantizmin ötesine geçen bu sanatçılar için ancak bir evreyi belirtmektedir. Romantizm Hölderlin ve Jean-Paul gibi sonraki kuşağın temsilcilerinde daha belirgindir. Onları iki okul izlemiştir: Jena'da doğan birinci okul, Fichte'ye bağlanır ve pek çok sanatçının yanı sıra Tieck, Novalis ve Schlegel kardeşleri kapsar, ikinci okulsa (Heidelberg) Brentano, Arnim ve Grimm kardeşler tarafından kurulmuştur. Bu sanatçılar çoğu kez alman kültür kaynaklarına yönelirler. Bunların dışında, hemen hemen aynı dönemde yaşamış olan Kleist ve E. T. A. Hoffmann'ı sayabiliriz. Son romantikler arasında da, Eichendorff, Uhland ve Mörike'yi, bir de romantizmden etkilenmekle birlikte bu hareketin tüm özlemlerini paylaşmayan Heine'yi anabiliriz.

    [​IMG]
    Güzel Sanatlarda Romantizm

    Romantizm, edebiyatta ortaya çıkışına koşut olarak resimde de kendini gösterdi; ancak, ifadesini biçimden çok düşüncede bulduğundan belirli bir üslup benimsemedi. Goya, Turner, Delacroix'nın coşkunluğu kadar Blake'in yeniklasikçiliği ya da Delaroche'un kurallara bağlı tarzı, Füssli'nin düşselliği, Biedermeier'in burjuva dünyası hep bu hareketten kaynaklanır.

    Romantizm, klasikçilik kuramının önderi Ingres'i bile etkiledi (Paolo ile Francesca, 1816, Conde müzesi, Chantilly), doğa duygusuna metafizik bir hava kattı, kimilerine renk zevkini aşıladı, öznelliği, melankoliyi, kaygıyı doruk noktasına çıkardı; akıldışı olanı savundu, gotik hayranlığını kamçıladı, doğuculuğu yüceltti; şövalye romanları, iskandinav sagalan ve Ossian"ın düzmece şarkılarında kendine konular aradı. Plutarkhos'un kişilerinin yerini, Shakespeare'in, W. Scott, Byron, Goethe, Hugo'nunkiler (kendisi de usta bir desinatördü) aldı. Fırtınalar, gün batımları, uçurumlar, baykuşlar, kurukafalar, ürkmüş atlar, ikonografide önemli bir yer tutmaya başladı. İngiltere'de Edmund Burke'ün A Philosophical Enquiry into the Origine of our İdeas of the Sublime and Beautiful (Güzellik ve yücelik düşüncelerimizin kökeni üzerine felsefi bir araştırma) [1757] adlı kitabıyla ve pitoresk hareketinin gelişmesiyle başlayan romantizm, Gainsborough'ın son yapıtlarında ve bir ölçüde Reynolds, Reaburn, Lawrence'ın büyük portrelerinde kendini gösterdi. Füssli (Kâbus, 1782, Goethemuseum, Frankfurt), Blake, J. Martin, S. Palmer'ın yapıtlarında da hayal gücü önemli bir yer tuttu. Cozens, Cotman, Constable gibi manzaracıların şiirsel anlatımı, Turner'da, biçimlerin dağılıp parçalanmasıyla kendini gösteren bir yoğunluk kazandı, ispanya'da romantizm Goya tarafından yüceltildi (Kolos, Prado). Mimarlık alanında Boullee tarzı ütopyaların kendini gösterdiği Fransa'da romantizm, Gros ile başladı (Nasıra savaşı, 1801, Nantes müzesi), Gericault (Medusa'nın salı, 1819, Louvre) ve ingiliz Bonington ile devam etti. Delacroix (Danteile Vergilius cehenemde, 1822 Salonu, Louvre), 1827 Salonu'nda doruğuna ulaşan ve Chasseriau'nun sanatında varlığını sürdüren bu hareketin önderi olarak belirdi. Delaroche, Johannotlar, Deverialar, C. Nanteuil, A. Scheffer, L. Boulan-ger gibi ressam ve kitap resimleyicileri, Du Seigneur, Preault, Barye gibi heykelciler hareketin içinde yer aldı. Almanya, en büyük romantik ressamlardan biri olan C. D. Friedrich'in (Deniz kıyısındaki keşiş, 1809, Berlin - Charlottenburg) yanı sıra, J. A. Koch, şair Tieck'in dostu R O. Runge, F G. Kersting, C. G. Carus, Ludwig Richter (1803-1884) gibi dikkat çekici sanatçılar yetiştirdi. Avusturya'da, Johan Pater Krafft (1780-1856), F. G. VValdmüller, M. von Schvvind, Emil Jakob Schindler'in (1842 -1892); İsviçre'de, F Diday ve A. Calame'ın (Handeck'te fırtına, 1839, Cenevre müzesi); İtalya'da, la Carmagnole adlı tablosu carbonarolar tarafından bir manifesto olarak görülen Hayez ve Giuseppe Bezzuo-li'nin (1784-1855); Amerika'da da, A. B. Durand gibi Hudson okuIu manzaracılarının, Th. Cole'un ve şair Coleridge'in dostu W. Allston'ın adları sayılabilir.


    [​IMG]
    Büyük Britanya Romantizmi

    Şiirde özellikle Blake ve Burns'ü anmak gerekir; buna karşılık gerçek romantizm Lyrical" ballads'ı (1798) yayımlayan ve "lakist" şairlerin üçüncüsü Southey e öncülük eden Wordsworth ve Coleridge ile başlar Bunların yanı sıra ünlü irlanda melodilerinin yazarı Th. Moore'u saymalıyız. Onları izleyen kuşaksa Keats, Shelley ve yapıtıyla uluslararası bir yankı uyandıran Byron gibi ünlü sanatçılar çıkardı. W. Scott tarzı tarihi romanı ve Mary Shelley'in Frankenstein adlı yapıtını örnek alanlar da az değildi.

     

Sayfayı Paylaş