1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Dünyanın ilk terör örgütü Haşhaşiler

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 3 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    12.yy ortalarında dünyanın en tehlikeli ve en gizemli terör örgütü sessiz sedasız kuruldu.Bu öyle kanlı öyle korkutucu bir örgüttü ki adı batı dillerine dahi cinayet, katil ve katliamla benzer anlamlara gelen değişik şekillerde girdi.En meşhurlarından biri İngilizce deki ‘’Assasians’’ dır.

    Örgütün adı ‘’Haşhaşiler’’ di ve örgüt bir tarikatın uzantısıydı.Şia’nın bir kolu olan Batıniliğin(1) İsmaili’lik tarikatının yolunu izleyen Haşhaşiler , Tapınak Şövalyeleri başta olmak üzere Masonluk da dahil kendinden sonraki bir çok gizli örgüte yol gösteren bir hücre örgütlenme sistemi ortaya koymuştur.Bu sistemde birbirinden ayrı hücreler bir piramit şeklinde diziliyorlardı.

    Hz. İsmail’in ruhunu taşıdığını ileri sürdükleri Prens Nizar al Tayyib’i Mısır halifesi yapma girişiminde bulundukları için ‘’Nizarcılar’’ diye anıldılar.Bu girişim başarısızlıkla sonuçlanınca imamlar dönemi başladı.İmamlar onları Mehdi’nin gelişine hazırlayacaklardı. Böylece Şeriat’ı(Din kuralları) hiçe sayan bir anlayış kolayca gelişti.Şüphesiz bu anlayış onlara şarap ve haşhaş içme,cihad kisvesi altında diğer herhangi bir müslümanı katletme hakkını da veren bir anlayıştı.

    [​IMG]
    Örgütün lideri Hasan el Sabah –Lakabı ‘’Şeyh’ül Cebel’’ dir.(Dağların Şeyhi)

    Onun liderliği döneminde K. İran da bir yer olan Alamut Kalesini merkez yaparak Sünni Hükümdar,din ve devlet adamlarını suikastlerle katletme faaliyetlerine giriştiler.Bu faaliyetler 200 yıl kadar sürdü.Nizam’ül Mülk başta olmak üzere bir çok değerli kimseyi katlettiler ve etrafa dehşet saçtılar.

    1271 de Marco Polo , Alamut Kalesini ziyaret etti.Polo,burada iki dağ arasında ki çok gizli bir vadide bir cennet inşa edildiğini uzun uzun anlatır.Kur’an daki cennet tasvirine uygun şekilde bu sahte cennette borular vasıtasıyla süt ve bal dan ırmaklar akıtılıyor,enfes köşklerde altın mobilyalar,ipek giysiler ,enfes bahçeler,harika şarkı ve nağmeler ,fevkalade genç ve güzel kızların şehvetli ve erotik dansları ileri buraya giren kimse büyüleniyormuş.Polo buraya ulaşmanın adeta imkansız olduğunu dalar arasından çok gizli geçitlerden geçerek buraya ulaşıldığını ,bilmeyen kişinin sarp arazide kaybolacağını anlatır.Ayrıca vadiyi aşılmaz bir kale muhafaza etmektedir.

    Haşhaşiler cinayet,zehirleme ve gizli hareket konularında uzamndırlar.Sahte cennete alınacak kişiler Hasan Sabbah’ın uzman casusları tarafından işe yarıyacak cahil ,saf,imanı zayıf ve kolay kandırılabilecek kimseler arasından titizlikle seçilir.Bu casusların kendilerine özgü yöntemleri vardır ve bu sırlar hiç kimseye öğretilemez.

    Hasan’ın bir başka özelliğide büyü,sihir ve illüzyon konularında usta olmasıydı.eçilen kişiler onun tarafından sınamadan geçirilerek sahte cennete alınırdı.Sınamadan geçenlere önce haşhaş içirilir.Uyandıklarında sahte cennette ki yapay zevkler,kızlar ,yiyecekler içecekler ve haşhaşla bir süre kendinden geçen gençler Hasan Sabbah’ın suda yürüme gibi numaralarıyla(2) onun tanrılığına da inanıyorlar, sözünden çıkmıyorlardı.Tüm yaşam,fikir ve inanç duyguları ile oynanan gençler için artık sıra bir ölüm makinesi olmaya geliyor ve bu safhada gençler tam bir tarikat fedayisi olmak için farklı bir eğitime başlıyorlardı.Bu safhada gençlere cinayet ,öldürmek için eğitildikleri kişinin durumuna göre o kişinin dili ,kültürü ve cinayet şekline göre oynayacakları rolün eğitimi verilirdi.Kimi kişi derviş kimisi tüccar kimisi ise imam kılığındaki fedayiler tarafından öldürülürdü.

    Artık tüm bunlardan sonra son safhaya gelinir ve genç yine bir haşhaş aleminden uyandığında kendini çöplük gibi bir pislik yerde bulurdu.Şok olan genç sahte cennetin hayali ile yanıp kavrulurken Hasan Sabah ortaya çıkarak kendisini cennetten kovduğunu ve geri alması içinde gidip hedefteki kişiyi öldürmesi gerektiğini söyler.Fedayi zaten eğitimini aldığı bu iş için derhal yola çıkar ve cennete kavuşmak için emri sorgusuz yerine getirmeye çalışırdı.

    Selçuklu Sultanı Melikşah’ın, Alamut Kalesini kuşattığını biliyoruz.Melikşah’ın elçisi kaleye ulaştığında Hasan el Sabbah’ın bir emri ile birkaç fedayinin gözlerini dahi kırpmadan kalenin burçlarından aşağıya atladıklarını ve param parça olduklarını gördüğünü anlatır.Bu kuşatma Melikşah’ın vefatı nedeniyle başarısız olmuştur.

    Hasan el Sabah kendi öz oğlu tarafından öldürüldü.Onu öldüren Muhammeddide kendi oğlu idam ettirdi.Askeri gücü zayıflayan Haşhaşiler ve Alamut Kalesi 1256 da Moğollar tarafından ele geçirilerek yok edildi.Son Haşhaşi Kalesininse 16yy. da Osmanlılar tarafından dağıtılana kadar varlığını devam ettirdiği söylenir.

    Nizari İsmaililer günümüzde hala varlıklarını daha yumuşak fikirlerle devam ettiriyorlar.

    (1)Batınilik , Kur’an ayetlerinin görünen anlamları dışında görünmeyen anlamları olduğunu iddia eden ve ayetleri kendi düşünceleri doğrultusunda açıklayan bir sapkın düşüncedir.

    (2)Hasan Sabah bu numarayı havuzun içine döşettiği cam üzerinde yürüyerek yapıyordu.
    [​IMG]
    Alamut Kalesi Temsili Resim

    DÜNYANIN İLK TERÖR ÖRGÜTÜ HAŞHAŞİLER - Sırların Templier'e geçişi
    Başta İslamiyet olmak üzere bütün semavi dinlerin intiharı yasaklamış olmasına rağmen bu eylemleri gerçekleştiren insanların nasıl olup da dini gerekçelerle yönlendirildikleri, İslam fıkhında belirtilen şartlara uymadığı halde cihad kavramının nasıl olup da kabullenilebildiği herkesin zihnindeki soru.

    Osiris rahipliğinden geçiş
    Dilerseniz Batıni düşüncenin İslam öncesi dönemine ait ayrıntıları başka bir yazıya bırakıp İslam tarihinde 'büyük kırılma'nın yaşandığı devirdeki durumuna bakalım. Yani hilafet kavgası, Hz. Ali ve oğullarının uğradığı saldırılarla bildiğimiz dönemine.

    Hz. Ömer'in hilafeti sırasında İslam orduları tarafından fethedildiğinde Mısır'da çok dinli bir hayat vardı. Hıristiyanlar ve Yahudiler güçlüydüler, ama çoğunluk pagan inancı benimsemişti. Müslümanlar putperest kâfirliğin kaynağı gördükleri Osiris Mabedi'ni yerle bir ettikleri gibi İskenderiye Felsefe Okulu'nun kaynaklarının toplandığı İskenderiye Kütüphanesi'ni de yaktılar.

    Osiris rahiplerinin baskı altında kendi inançlarını koruma şansları yoktu. Müslümanlığı kabullendiler ve Kudüs'e göçtüler. Bu rahipler görünüşte inançlı Müslümanlardı. Ama içlerindeki öfke dolayısıyla halife Ömer'e muhalefet eden Hz. Ali taraftarlarından yana tavır almakta gecikmediler. Bir yandan da Allah'a tapınma yerine 'Tanrı-Kâinat-İnsan' üçlemesine ibadete dayanan tasavvufi bir hareketi başlattılar.

    Sünni Müslümanlara göre bu düşünce 'sapılık'tı, ama ellerinden bir şey gelmedi. Zira karşı çıktıkları insanlar, Peygamber'in damadı Hz. Ali'nin safındaydılar. Bu inanış Arapların 'kılıç zoruyla' Müslümanlaştırdığı halklar arasında hızla yayıldı. Eski Osiris rahibi olan yeni Müslüman ulema 'Kur'an'da Allah'ın sıfatlarından biri Alim'dir. Dolayısıyla Allah'a en yakın kişiler alimlerdir' diyerek kendilerine kalkan bulduktan sonra özellikle baskıcı Emevi siyasetinden yaka silken insanların tepkisini yönlendirerek İmam Cafer Sadık'ın oğlu İsmail'in imamlığında Karamiler cemaatini oluşturdular. İsmailiye bu cemaate verilen ad oldu. Bu topluluk kendileri aynı zamanda Hz. Muhammed'in okuryazarlığı ve matematiğe merakıyla ünlenen kızı, Hz. Ali'nin eşi Fatma'yla özdeşleştirerek 'Fatımi' sanını kullanır oldu.

    Karmati devleti
    Açıkladıkları hedef 'Gerçek akıl devletini, kardeşliğe ve eşitliğe dayanan cumhuriyeti' kurmaktı. 760'ta İmam İsmail'in ölümünden sonra 7 dereceli inisiasyona göre gizli bir örgüt haline geldi İsmailiye. İlk İsmailiye devleti 874'te Hamat Karmat tarafından İran Körfezi'nde kuruldu. 1.5 asır süren bu siyasi yapı bugünkü terminolojiyi kullanarak söyleyecek olursak 'laikti' ve Karmatiler adı verilen bir meclis tarafından yönetiliyordu.

    929'da Mekke'yi işgal ettiler ve Kâbe'nin duvarına gömülü 'Hacerül esved'i söküp başkentleri Lasha'ya götürdüler. Bağdat'ta halife onların kuklasıydı. Abbasi hilafeti cuma günleri adlarına hutbe okuması dahil birçok teokratik ayrıcalığından vazgeçti. Karmatiler, namaz, oruç hac gibi ibadetleri kaldırdıklarını açıklıyor, ama halife ağzını açıp bir şey söyleyemiyor, Hacer-ül Esved'in yerine konulmasını sağlamış olmayı başarı sayıyordu. 909'da Mısır'da da bu inancın uzantısı olarak Fatımi Devleti kuruldu. Fatımiler Mısır'da pramitleri yapan ustalara izafeten 'izciler' manasında Fütüvve teşkilatını kurdular. Bu organizasyon sanatkâr kişileri çatısı adlında toplamanın ötesinde askeri güçtü. İsmailiye'de ketumiyet yani sır saklamak esastı. Yemin, işkence altında dahi bozulamazdı. İmam tanrının yer yüzündeki yansımasıydı ve Şeyh-el Cebel (tabiatın şeyhi)'di. Her şey 7'li bir sisteme göre şekillendirilmişti. Gökler 7 kat, dini yükseliş kademelenmesi 7 kattı. Ama sıradan İsmailiye mensupları ancak 6. seviyeye kadar yükselebilirlerdi.

    İntihar cehennemden kaçış
    İsmailiye inancına göre 6. dereceye yükselmiş kişiler ölümleri halinde ebedi ışık olan Allah'la bütünleşebiliyorlar, ama daha alt derecelerdeki müritler bu dereceye yükselene kadar birkaç defa daha bedenlenerek dünyaya gelmek zorunda kalıyor. Dolayısıyla daha iyi bir hayat için canından vazgeçmek bir İsmailiye inanlısı için ancak özenilecek bir şey. Bu inanca akıl erdirilemediği için Sünni Müslümanlar insanın ölüme gitmesi için ancak aklını başından alan bir uyuşturucu kullanmış olması gerektiği düşüncesiyle cemaat mensuplarının eylemden önce haşhaş içtiğine hükmettiler ve topluluğu Haşhaşin diye anmaya başladılar. Oysa İsmailiye öğretisinde ruhun gövdede bulunduğu süre içinde yapılanlardan sorumlu olduğunu, bedenden kurtulmakla günahtan kurtuluş sağlandığı düşüncesi işlenmekteydi.

    İsmailiye'nin yedi basamağı şöyleydi: Mümin (İslamiyetin şeriat kurallarının öğretildiği kademe) Mükellef (İslam dışındaki dinlerin de öğretiye katıldığı, tüm dünlerin aslında aynı hedefe yöneldiğinin anlatıldığı kademe) Dai (Sır saklama ve ketumiyetin öğretilip sınamanın yapıldığı mertebe) Daii Ekber (Baba diye de anılan bu kademedekilere tarikatın gerçek sırlarının verilmeye başladığı düşünülebilir) Zu Massa (Yudum emenler manasına gelen bu kademede tarikat sırrının özeti olan tüm dinlerin gerçeğe ulaşmakta yetersiz olduğu bilgisi verilirdi) Hüccet (Bir İsmailiye'nin ulaşabileceği en yüksek kademe buydu ve bu kademeye gelen kişi dini bütün yükümlülüklerden kurtulmuş sayılırdı) Şeyh el Cebel (Bu kademe tanrısal özelliklerin kazanıldığı son noktaydı).

    Özetle, 874'ten başlayarak 1256'ya kadar İsmailiye o denli güç sahibiydi ki 1164'te İsmailiye İmamı 2. Hasan 'Ramazan münasebetiyle şeriatı kaldırdığını' açıkladı.

    Ve Hasan Sabbah
    Selçuklu devletinin ortaya çıkmasıyla İsmailiye'nin haşmetli günleri sona erdi. Varlığını 1090 senesinde Kahire'de El Ezher'de aldığı eğitimin ardından İran'a dönen Hasan Sabbah liderliğinde Hazar Denizi'nin güneyine yakın Alamut Kalesi'ne sığınarak korudu.

    Burada söylenmesi gerek bir husus Hasan Sabbah'ın taraftarlarına 'Assasins' adını vermesinin öyle sanıldığı gibi eylemden önce müritlerine haşhaş vermesi olmadığı. Çünkü bu kelime Arapçada 'Bekçiler' ya da 'Sır belçileri' anlamına geliyor.

    Sabah'ın 'bekçileri' yenidendoğuşa, bedenden bir an önce kurtulmak gerektiğine inanan, sınırsız itaat anlayışıyla yetiştirilmiş kimselerdi. Bundan dolayı Hasan Sabbah, Alamut'a gelen Selçuklu Sultanı Melikşah'ın elçisinin durumu kavraması için iki müridine uçuruma atlama emri verdiğinde adamlar tereddüt etmeden kendilerini boşluğa bıraktılar. Buna rağmen Melikşah kentlerde oturan ne kadar İsmailiye taraftarı varsa öldürttü. Ünlü vezir Nizamülmülk komutasında Alamut kuşatıldı ama bir fedainin Nizamülmülk'ü öldürmesiyle kuşatma kaldırıldı. Yerine gelen Kaşani de İsmaililere aman vermedi. Ama Sabbah'ın fedaileri Kaşani başta olmak üzere pek çok Selçuklu ileri geleninin canını aldı. Sonunda Sultan Sancar İsmailiye'yi mezhep olarak tanımak zorunda kaldı.


    [​IMG]
    Templier'ler ve Sabbah​

    İsmailiye taraftarları 1119 yılında Haçlı seferi sırasında Kudüs Muhafızı olarak Papalık ordusuna katılan ve Süleyman Mabedini koruma görevleri dolayısıyla 'Knights Templier' sıfatını taşıyan şövalyelerle temasa geçtiler. Kendilerinin de Sunni Müslümanlara düşman olduğunu, şövalyelerin Süleyman Mabedi'nde görev yaparken temelde gömülü bazı Batıni sırları elde etmelerinin iyi olacağını hatırlattılar. Bu bilgiyi Kabalacı Yahudilerden doğrulayan Templier şövalyelerinden bir heyet Şövalye Hughs De Payens önderliğinde Hasan Sabbah'ın bilgilerinden yararlanmak için Alamut'a gitti.

    Burada İsmailiye inancı konusunda ayrıntılı bilgi alan şövalyelerin Katolik inancından uzaklaştıklarının işareti Papalığın tarikatın mensuplarını 'Kâfir Müslümanlarla ilişki kurmak hatta Müslümanlaşmak'la suçlaması. Nitekim Templierler İsmaili teşkilat yapısını örnek alarak kendi organizasyonlarını yeniden düzenlediler.

    Üç dereceli bir inisiasyon sistemini benimsediler, kursal ruhu sembolize ettiği için beyaz giyinip ellerini kirden korumak maksadıyla eldiven takmaya başladılar ve tıpkı İsmailiye gibi beyaz dışında kırmızı rengi kendilerini tanımlamak için kullandılar. Fark kırmızı şeritleri göğüslerine haç şeklinde işlemeleriydi. Ayrıca İsmailiye'den tarikat mensuplarının şifreli sözcük ve işaretlerle biribirini tanıması ilkesini de aldılar.

    Radikal​




     

Sayfayı Paylaş