1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Düş kurmayı bırakalı çok oldu...

Konusu 'Aşk' forumundadır ve arz-ı hal tarafından 31 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    “ Düş kurmayı bırakalı çok oldu, insan düşleyebildiği kadar yalnız kalıyor hayatta ve kimse sizin düşlerinizden daha değerli olamıyor. Siz kendi düşlerinizin peşinde koşarken başkalarının düşlerinde yok olup giden bir hayatın başrolüne soyunuyor sıradan bir figüran olup kalabiliyorsunuz. Hayatınızdan uzayıp gidenler bulundukları yere yakışmayanlardır, bir papatya saksıda güzel durmaya bilir ama bir dağın yamacında ondan güzeli yoktur. Bırakın herkes kendi düşünde yaşasın… “

    Genç kıza ;
    Belki döner gelirsin diye güneşin peşinden gelen geceyi süslüyorum şiir cümlelerinden ışıklarla ve çevresine üşüşüyor seni özlemleşen pervaneler. Her gece koynuna giriyorum yüksek desibelli çağrı nidalarının, boğuluyorum kaybolan boşluğunda uzakların.
    Şiirlerin aynı sözleri tekrarlayan sıradanlığında seviyorum seni, şairlerin ağıtları düşüyor fikrimin yoğunluğuna, yaşamın geçirgen yanlarını seviyorum. Hak edilmemiş güzelliğini vermenin ezilmişliğinde her şeyi adayarak seviyorum. Belki gelirsin diye önce geceyi sonra sabahı karşılıyorum, zamansızlık içinde ağlamanın ince sızısına tutunan umudumun ateşini kaybederek azalıyorum yaşamdan sevginin gerçekliğini.

    Sevgiliye;
    Belki eski şarkıların seslerini taşıyan rüzgâr getiremedim bahar vurduğunda kendi sırrında dalgalanan saçlarına, hasret bırakılmış hissettin. Oysa tutkulu sevdanın ellerini özleyen saçlarına dokunulsun istemedim, kendi susuzluğumu senin doygunluğunda unuttum sevmek dedim adına…

    Yanında yaşattığın tekilliği vurgulamadın resimlerin sahte renklerine, bakışlarında ki hırsın acısında kırıldım kaç milyon kez ağlamadım umut saydım sonrası olmayan günlere, eğmeden bükmeden yaşadım doyasıya, sevmek dedim adına

    Günah çıkardım şeytan volta vurduğunda kapımda bir ölüm ötede gördüm seni, kapattım gözlerimi cansızlığına dayanamadım. Çektim kınından çıkarır gibi ruhumu sayısız ihanetinden, suçsuzladım seni pişmanlığın kararsızlığında af ettim. Bir suçlu vardı o da bendim ve ilan ettim.

    Öyleyse ben suçluyum yine istedim ya sevmeyi, ne hak ettim ne hak edildim. İstedim anlamadım kim ne kadar ister kim ne kadar gerçek. Kasvetli gökyüzü renkli denizi bıraktım yaşamak için, oysa deniz olmadan nefes alamazdım. Suçluyum, kendi düşüncelerimde yaşadım tüm mutlulukları ve bırakmadım kimseye aldatılacak kadar bile gülümseme. Olur, olmaz adamlığın sıfatında isim takılarından medet umuyorum, oysa zavallı bir edatım. Noktalama işaretlerime bırakın beni bir nefeslik es yaşamaya im olsun... Bulutların lisanına benzer gözlerimizin sağanakları, sağanaklar sessiz ağlamalardır, bereketsiz yağmurlar döker.

    Aşka;
    Pişman değilim, olmadım, olmayacağım. Alıştım, korkmuyorum uzun süren sessizliklerden. Seviyorum. Dışımda tuttuğum sahtekâr düşüncelerin adına vurguluyorum her "seni seviyorum" cümlesinin ana fikrini. İncecikten gelen sızının tadını aldım ışığın süzülen sıcaklığında. Mayhoş zamanın geçirgenliğin de yüzüne vuran dağınık gölge kırıklarında tut diye öğütledim aynalara gelişleri, gidişlere sözüm söz kaçmak kurtulmaktır. Soğuk odanın loş ışıklarında rüzgârın sesine kayıtsızca kendimi bıraktığım andan beri seni zerk ediyorum kanıma zehir diye. Kimliksiz yalnızlıklar düşüyor rüyalarıma. Ben tekrarlanan rüyalarda can veriyorum.

    Sonra sorguluyorum geçmişe düşün karelerini. Fotoğraflarda adını unuttuğum, içinde kalamadığım anların kurtulmuşluğunu sahipleniyorum, cehennemin içine düşer gibi kendi yangı acılarımla tutuşuyorum. Bilinç kayması olmalı sorgulayan ben, sorgulanan ben, suç benim ceza veren ben.


    Mesela çıkmasaydın karşıma, gülüşün olmasaydı güneşli günün sabahında esaretimi başlatan. Mevsim küskün bir bahar olmamalıydı ve ben büyümeye çalışan çocuklar gibi ellerimin acıya kenetlenmiş zincirlerini kırmak istemeseydin. Yine kendi öksüzlüğümde öyle sakin öyle hazin yalnızlığım da sessiz gidişimde kalsaydım. Notalar sevilen melodiyi oluşturma telaşına düşmeseydi ve duymasaydık sesine vuran sesimizi, öğrenmemiş olsaydık aşk nedir, sevda nedir, ayrılık hangi dilde acı verir.

    Sevdaya;
    Şimdi üzüntün altı çizilesi anlatısıdır sohbet aralarında kasvetli ses tonumun esrarına sığmayan. Sonrası yok, huzur aramak nafile, huzursuzluk seviyor adam olmayan bedeni. Sarıp sarmalıyor billur günün endişesi.

    Ayrılığa;
    Hiç şarkımız olmadı bizim olmasını da istemedik, ne güzel!!!. Ahımıza uyanmadı hiç bir sabah ve bir yastığın aynı yönüne düşmedi hiç "günaydın". Gittiğim essiz yolun kavislerinde şekillenen yüzümün tebessümüne daha doymamışken böylesi acı yaşamın çekimine düşmek yanlıştı elbet. Gidince yaşamak dedin mi nefes aldığın günlerin durmaksızın akışının aralarına. Gidince bitti mi içinde fırtına ve gidince kendi acılarını büyüterek kazandın mı bende kaybettiklerini. Unutmak başlamamaktan güzel ve sahte insanlar. Yalan dünyanın sıradan insanı sende et ve kan başka neyin var. Seni var ettiğim kadar varsın, hepi hepi o kadarsın.
     

Sayfayı Paylaş