1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Düş (Rüya)

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 2 Aralık 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Düş (Rüya)

    Uykuda beliren imgelerin tümü. Arapça rüya sözcüğü, görüş anlamındadır. Bu yüzden Batı dillerindeki karşılıklarından daha geniş kapsamlıdır, uyanıklıktaki düşlemeleri de dilegetirir. Türkçedeki düş terimi. Batı dillerindeki karşılıklarından çok, Arapça rüyaya karşılık tutulmuştur. Ayrıca kuruntu, temelsiz imge, erişilmez istek, olmayacak düşünce anlamlarında da kullanılır. Antikçağ Yunan düşüncesinde Platon, düşleri, tinsel yaşamın kanıtı saymıştır.

    Aristoteles, güçsüz duyumların düşlerde güçlendiğine, kimi organsal hastalıkların düşler aracılığıyla önceden keşfedildiğine, günlük uğraşıların düşleri etkilediğine dikkati çekmiştir. Ruhun bağımsız bir töz olduğu inancının da düşlerle meydana geldiği ileri sürülmüştür. Düşlerinde gezip dolaştıklarını gören ilkel insanlar, bedenlerinden çıkıp yeniden geriye dönen bir ruhun varlığına inanmışlardır. Ölümden sonra bu ruhun, bedenden büsbütün çıkıp gittiği ve ötede beride dolaşarak yaşamakta devam ettiği inancı da böylelikle gerçekleşmiştir.

    Ruhbilimci Maury, usun denetinden yoksun bir zihin çalışması olması bakımından onu delilikle kıyaslar. Doğrudan doğruya deneye ve gözleme vurulamadığı için birçok varsayımları ve tartışmaları gerektirmiştir. Ruhbilimci Calkins, bir istatistikle, düşleri etkileyen duyulur etkenlerin yüzde on oranında bulunduğunu saptamıştır. Bu etkenler dışardan gelen gürültüler, göze gelen ışık, yorgan ve geceliklerin dokunumu ve sayısız iç duyumlardır. Düşün ikinci nedeni olarak günlük uğraşılar, üçüncü nedeni olarak da bilinçaltına itilmiş anılar ileri sürülmüştür.

    Hacker, Köhler vb. gibi ruhbilimciler de, yaptıkları istatistiklerle, düşlerdeki imgelerin yüzde yetmiş oranında göz duyusuna, yüzde beş oranında da dokunma duyusuna ait bulunduğunu saptamışlardır. Düşlerde mantıklılığın bulunmadığı, tersine, saçmalığın egemen olduğu kesindir. Freud, bu saçmalığın, düşlerdeki imgelerin kılık değiştirmesi nedenine dayandığını, bunların yorumlanmakla mantıksal düzene sokulabileceğini ileri sürmüştür.

    Psikanaliz yönetiminin kurucusu Freud’a göre hastalık yapan anıları hatırlama yoluyla bilincin denetine sokamazsak nevrotik durum, bir yandan kişilikdışı bölgeyle ilginin ve bağın tümüyle kopmasını doğuran şizofrenik duruma, öbür yandan da hastalığı doğuran gereksinmeyi gizlemek ve yalandan doyurmak için düşlere dönüşür. Düşlerimiz, çocukluk dünyalarımızı yaşatmaktadır. Çocukluğumuzun bütün özellikleri, istekleri, artık işimize yaramayacak olan bütün ilgileri düşlerimizde yaşamaya devam etmektedirler. Düşler, özellikle cinsel kompleksleri bilince çıkarırken birtakım simgeler kullanırlar. Psikanalizci bu simgeleri çözerek gerçek nedeni bulabilir.

    Düş, psikanalist için hastaları konuşturmak ve günlük sürçmelerini yorumlamak yöntemleriyle birlikte, psikanalizde ipucu niteliğinde olan üç yöntemden biridir. Çünkü, Freud’a göre düşler, günlük yaşamımızda duyuramadığımız isteklerimizin kılık değiştirip bilincimizin kabul edebileceği bir biçime dönüşmelerinden başka bir şey değildir. Dr. Jung, buna ek olarak, düşlerin gelecek iyiliklerin ya da kötülüklerin habercisi olduğu savını da ileri sürmüştür. Ne var ki bilimsel denemeler bunun tam tersini tanıtlamıştır, örneğin saptanan on bin düşten ancak üç tanesi gelecekte gerçekleşmiştir ki bunun nedeni bilimsel açıdan rastlantıdan başka bir şey olamaz, çünkü görüldüğü gibi geride gerçekleşmemiş binlerce düş bulunmaktadır.

    Çağımızda beyin dalgalarını saptayan aygıt (elektroansefalografi la yapılan denemelerle düşlerin birçok bilinmeyen yönleri aydınlatılmıştır. Örneğin her insan doksan dakikada bir düş görmektedir, her düş 9-20 dakika sürmektedir, düşteki olayın süresi aynı olayın gerçekteki süresi kadardır (daha açık bir deyişle, gerçekte üç dakikada çıktığımız bir merdiveni düşümüzde de üç dakikada çıkıyoruz), düş görme 5-8 aylık bebeklikte başlamaktadır, düşler insanlar için biyolojik bir gereksinmedir ve düş görmelerine izin verilmeyenlerin ruhsal yapılan önemli ölçüde bozulmaktadır (bu deney, aygıtın düş başlangıcını bildirmesi üzerine deneklerin uyandırılmasıyla gerçekleştirilmiştir), düş gören denekler hemen uyandırılırlarsa ertesi gün hatırlayamadıkları düşlerini bütün ayrıntılarıyla hatırlamaktadırlar, bir gecede düş görmesine (düş başlangıçlarında uyandırılma yoluyla) engel olunan bir denek ertesi gece iki kat düş görerek düş gereksinmesini tamamlamaktadır, görülen her üç düşten biri renklidir ve ötekiler kara-ak görüntülerdir (bunun neden böyle olduğu henüz bilinmemektedir).

    Gerçeklerin düşlerde kılık değiştirmelerinin pek çok nedenleri de bilimsel araştırmalarla saptanmış bulunmaktadır. Örneğin bu nedenlerden biri sözcük çağrışımlarıdır, düşünde kedi gören bir kimsenin bu düşü kendisine kedi lakabı takılan bir çocuk arkadaşıyla ilgili olabilmektedir. Düş görmeyen insan yoktur, ama pek çok kişi gördüğü düşü hatırlamadığından kendisinin düş görmediğini sanır. Düşlerin yaşanmış gerçeklerden yansıdığı kesinlikle saptanmıştır, örneğin doğuştan kör olan bir insanın düşünde hiçbir görsel imge bulunmadığı gibi doğuştan sağır olan bir kimse de düşünde hiçbir ses duymaz ve sesle ilgili hiçbir düşsel imge oluşturamaz. Louise Ferdinand Maury dokunma, koklama, tadalma duyumlarının uyarılması (algılanması) sonucunda uyarımın (algının) nitelik ve niceliğine göre değişen ne türlü düşler görüldüğünü bizzat kendi üstünde yaptığı deneylerle saptamış bulunmaktadır.

    Maury örneğin uyurken yüzüne sıcak bir cisim dokundurtmuş ve düşünde kızgın ateş üstünde yürüdüğünü görmüştür, alnına su damlattırmış ve düşünde şarap içmiştir. Bir başka deneysel ruhbilimci Cubberly 1923 yılında yayımladığı bir yazısında kollarına ve bacaklarına kağıt yapıştırıldığında düşünde dans eden kızlar gördüğünü, derisine krem ya da yağ sürüldüğünde düşünde yüzmeye başladığını bildirmektedir. Yorgunluk, mide ya da mesane doluluğu vb. gibi iç uyarımların da düşleri önemli ölçüde etkilediği birçok deneylerle saptanmıştır. Günlük yaşamında insanın dikkat etmediği ve bundan ötürü de yarım-yamalak algıladığını sandığı duyumların düşlerde tamamlandığını (eşdeyişle tümüyle algılandığının tanıtlandığını) Avusturyalı ruhbilimci Otto Poetzl 1916 yılında yaptığı deneylerle göstermiş bulunmaktadır.

    Poetzl deneklerine bir taşiskopla hızlıca değiştirdiği birtakım resimler göstermiştir, denekler bu resimleri tam olarak hatırlayamadıkları halde gece düşlerinde bütün ayrıntılarıyla tam olarak görmüşlerdir. Bu sonuç, deneklere gündüzün taşiskopla gördüklerinin ve gece düşlerinde ger düklerinin resimlerini yaptırarak bu resimleri birbirleriyle karşılaştırmakla saptanmıştır.

    1954 yılında ruhbilimci Fisher de yaptığı deneylerle Poetzl'in vardığı sonuçları doğrulamıştır. Demek ki bilinçte iz bırakmayan algılar beyinde iz bırakmakta ve bunlar da düşlerle meydana çıkmaktadır. Uyanıkken görülen, düşler de vardır, bunlara tatlı düş denir. Değerli ruhbilimcisi Dwelshauvers bu konuda şöyle demektedir: "Düşlerin, uyanıkken gördüğümüz tatlı düşlerle ortak bir yanı vardır. Her ikisinde de dikkat gevşer ve sonuç olarak bizi konumuzdan uzaklaştırır. Tatlı düşleri çözümleyin, göreceksiniz ki bunlar uğraştığımız sorunları çözümlemekte, dost ve düşmanlarımıza söylemek istediğimiz ama gerçekte ağzımızdan asla çıkmayacak sözleri söylemekte, çoğunlukla aşırı umutlarımızı gerçekleştiren nesne ve varlıkları göstermektedir.

    Uyanıklıktaki tatlı düşler böyle olduktan sonra bizi içtepilerimize teslim eden uyku düşlerinden aynı ayrıcalığı esirgeyebilir miyiz? Bunu söylemek, bütün düşler duygularımızın ve düşüncelerimizin gerçek durumunu doğrudan ya da dolaylı olarak dilegetirir demek midir? Bu konu tartışma götürür, çünkü o kadar ayrı düşler var ki bu konu üstünde bir yasa ileri sürmek tehlikelidir". Özellikle halüsinasyon meydana getiren uyuşturucuların kullanılması sonunda ortaya çıkan hastalıksal (patolojik) uyanık düş görmeye psikedelizm denir.

    İstekleri gerçekdışı imgelerle doyurmak için gerçekleştirilen tasarımlara da düşlem denir. Düşlemler kimi insanları kaygı ve sıkıntılardan kurtarabilirler, ama kimi insanlarda da ruh ve akıl bozuklukları meydana getirirler. Akıl hastanelerinde böylesine düşlemlerle kendilerini peygamber, büyük komutan ya da büyük sanatçı sanan nice deliler vardır.
     

Sayfayı Paylaş