1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Duygu Çeşitleri ve açıklamaları

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 24 Eylül 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Duygu Çeşitleri ve açıklamaları
    Duygu
    Acıma
    Aldırmazlık
    Arzu
    Aşağılama
    Başkasının zararına sevinme
    Beklenti (duygu)
    Bıkkınlık
    Boşluk duygusu
    Böbürlenme
    Dehşet
    Dikkat
    Duyarsızlık
    Duygudurum
    Duygulanım
    Düşmanlık
    Empati
    Epifani (duygu)
    Fanatiklik
    Gurur
    Gücenme
    Halinden memnunluk
    Hayal kırıklığı
    Heves (duygu)
    Histeri
    Istırap
    Kafa karışıklığı
    Kafaya takma
    Kendine acıma
    Kıskançlık
    Kızgınlık
    Korkaklık
    Korku
    Majör depresif bozukluk
    Melankoli
    Merak
    Merhamet
    Minnet
    Panik
    Pişmanlık
    Sabır
    Saudade
    Sevinç
    Sıla özlemi
    Suçluluk
    Umut
    Umutsuzluk
    Utanç
    Vicdan azabı
    Yalnızlık
    Yurtseverlik
    Çekingenlik
    Özlem
    Üzüntü
    İçerleme
    İğrenme
    Şefkat
    Şehvet
    Şüphe

    Duygu nedir ?:halay:
    Duygu, bireyin ruh halinde biyokimyasal (içsel) ve çevresel tesirlerle etkileşiminden doğan kompleks psikofizyolojik bir değişimdir. Kişiye özgü sağlık duyusunu belirleyen temel faktördür ve insanın günlük yaşamında merkezi bir rol oynar. Bu yüzden pek çok bilim dalı ve sanat biçimi tarafından araştırılmıştır. Duyguların sayısı ve sınıflandırılması konusu tartışmalıdır.

    Duygular her dilde ve kültürde farklı ifade edilmektedir. Taşıdığı değer farklılaşmakta, ifade sayısı azalmakta ya da artmaktadır. Bazı dillerde sadece basit ayrımlar varken bazı dillerde duygu ifade ayrımları binlerle ifade edilmektedir. Duygusal ifade ayrımlarına hakim olan kişilerin topluluk psikolojisinde etkinlikleri artmakta, anlaşabilme, anlaşılabilme yetilerindeki gelişimlerle daha hızlı ilerleme kaydedebilmekteler. Buna bağlı olarak duygusal ayrımların eğitsel entegrasyonu yoğun olan ülkelerde ilerleme daha hızlı olmakta. Duygu ayrımında rekor kırabilecek diller Farsça, Arapça, Çince gibi diller olmasına karşın eğitsel yoğunlukları az olduğu için başarılı olma oranları çok düşük olan ülkelerdir.

    Kişisel gelişimde önemli rol oynayan duygu dağarcığını geliştirmek için her dilde kullanılan farklı hislerin ifadesi, derecelendirmeler arasındaki doyum farklarının ve hatta karışımlarının bilinmesi için bu ifadeler ayrımlarıyla incelenmelidir. Duygu ve doyum hallerinde bulunan kişilere takılan sıfatlar konusu da incelenerek duygu konusu kişilikte gelişir.




    Acıma:olur::olur:
    Acıma, bir insanın, güç durumda olan veya herhangi bir yönü bakımından belirgin bir eksikliği olan canlılara veya varlıklara karşı beslediği bir duygudur. Bu his, üzüntü, şefkat ve sevgi kavramlarının oluşturduğu karmaşık bir duygudur. Kısaca; "Başka bir kimsenin veya canlının mutsuzluğuna karşı duyulan üzüntü veya merhamet"tir.

    Örnekle, görülen muhtaç bir dilenciye karşı duyulan üzüntü, şefkat ve sevgi içeren duygu, acıma duygusudur. İnsanda bu duygunun eksikliği durumunda acımasızlık adı verilen durum ortaya çıkar. Aynı şekilde bu kişilere de merhametsiz veya acımasız adı verilir.


    Aldırmazlık:T:


    Aldırmazlık veya umursamazlık, bir duruma karşı önemsememe tavrı almaktır. Aldırmazlık, kişinin kendini konuyu çözümleyebilecek seviyede olmaması sebebiyle geri çekmesi ya da kızgınlık duyduğu için görmezden gelmesi durumuyla ortaya çıkar. Durumun kendisiyle alakalı olmaması durumunda da konuya önemli gözüyle bakmayacaktır. Kişi henüz konuya duyarsızlaşmamış fakat tavırları umursamazcadır.


    Arzu:C:
    Arzu, istek demektir. Bir şeyi istemek, olması konusunda büyük bir dürtü duymaktır. Arzular kişilik yapılarına göre ayrılır. İsteğine ulaşmak için ihtiyaç duyduğunu farzettiği değerleri isterler. Bu değerler insanlarda akıl-bilgi, başarı, cinsellik, acınma duygusu, sürekli duygusal pohpohlanma açlığı, çevre edinme, maddi değerler elde etme konuları etrafından dönen bir çerçeveye sahiptir. İhtiyacına ulaşmak için, kişiliğin kendi normallerine göre iyi ya da kötü birçok duruma karşı istek duyulabilir.


    Aşağılama
    :dalga:
    Aşağılama veya küçümseme, bir insanın, bir durumu veya bir kimseyi, kendinden daha az sahip olduğu sanısı değerler için kendinden küçük görmektir. Bu kavram çoğu zaman kibir ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Bir kimseyi aşağılayan insanlar için çoğu zaman "kibirli" sıfatı kullanılmaktadır.

    Her ne kadar aşağılama duygusu, belli bakımdan kendini üstün sanan insanlar tarafından yapılsa da, bu; her kendini üstün sanan kimsenin kibirli olacağı anlamına gelmemektedir. Bununla beraber, bir durumda üstün olmayan herhangi kimse dahi bu duyguyu yaşayabilir. Kısacası kibir, bir durumdaki üstünlüğe göre değil, kişinin kendini gördüğü duruma göre değişkenlik gösterir.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Başkasının zararına sevinme:sevinctenyat::sevinctenyat:
    Başkasının zararına sevinme tutumu; bir insanın, başta insanlar olmak üzere başka bir canlının ziyanına karşı sevinç duymasıdır. Bu davranış, çoğu toplumda olumsuz bir davranış olarak gösterildiği gibi, bu tutumu gösteren insanların yaygın olarak ruhsal sorunlara sahip olduğu öne sürülmektedir.

    Anadolu'da bu insanlara kısaca haset denilmektedir. Ayrıca bu tür tutum sergileyen insanlar toplum tarafından da hoş karşılanmamaktadır. Bu tutum, ruh doktorlarına göre bencilliğin ve ego karmaşasının bir ürünüdür.

    Beklenti (duygu):utangac:

    Beklenti, herhangi bir konuda gerçekleşmesi istenilen veya umulan her türlü olguyu içeren duygudur. "Beklenti" ile "umut" her ne kadar birbirleri ile özdeşleştirilse de; beklenti, umut edilmesi şart olmayan durumlarda da var olabilir. Kısacası bir insan bir beklentide bulunduğunda, onu tam karşılığıyla ummuş olmayabilir. Bir başka deyişle, ummak yerine istenilen tüm değerler, beklenti tanımına dahildir.
    Bıkkınlık:uyu:

    Bıkkınlık, bir durum karşısında bitap düşme, yorgunluk ve isteksizlik hissidir. Belli bir olgu, bir insanın beynini gereğinden fazla meşgul ettiği zaman, bıkkınlık belirtileri görülebilmektedir. Bıkkınlık, her insana göre değişebildiği gibi, -eğer yapılan iş ilgi alanları arasında yer almıyorsa- aynı olay karşısında daha geç bıkkınlık hissi yaşayan insanlar sabırlı olarak nitelendirilmektedir. Bıkmak çoğu zaman Usanmak ile aynı doğrultudadır.


    Boşluk duygusu:confused:
    Boşluk hissi veya boşluk duygusu, sıkıntı, sosyal yabancılaşma ve duyarsızlık ile karakterize edilen insani durum.



    Böbürlenme ;;H
    Böbürlenme, kişinin yaptığı işlerle karşısındaki insanlara üstünlük taslamasıdır. Bu kavram kibir ile aynı anlamda kullanılabilir. Çoğu zaman kişinin üstünlük kompleksi kendisini aşırı bir şekilde övmesi, kendini diğer insanlardan üstün görmesine yol açar.

    Eğer kişide üstünlük kompleksi veya aşağılık kompleksi gibi psikolojik durumlar yoksa üstünlük taslama ihtimali azalır. Ancak bu her böbürlenen kişinin psikolojik rahatsızlığı olduğunu göstermez. Kişinin psikolojik rahatsızlığı olup olmadığını belirlemek içinse onun geçmişine inmek gerekebilir.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Dehşet:eek:
    Dehşet, kişinin tehlikeli bir durumla karşı karşıya kaldığında veya korkunç bir şey gördüğünde hissettiği duygudur.

    Dehşete kapıldıktan sonra kişide kısa süreli çarpıntı, yüz kızarması, titreme ve terleme gibi bazı anksiyete belirtileri ortaya çıkabilir. Sürekli dehşete maruz kalınması durumunda ise kişide fobi gelişebilir. Daha uç noktalarda anksiyete bozukluğu görülebilir ki bu durumda kişinin bir psikiyatristten yardım alması gerekebilir.
    Dikkat:S:
    Düşünceyi belli bir şey üstünde yoğunlaştırabilme gücü. Dikkat, bilincin odağıdır. Nesnel olarak, bütün duyumsal ya da belleğe yerleştirilmiş bilgilerden, daha sonra kullanmak için bir bölümünü seçmeyi gerektirir. Bir toplantıda konuşan çeşitli kişiler arasında yalnızca birini dinlerken bir resme bakarken şekilleri dikkate almaksızın yalnızca renklere yoğunlaşırken, kalabalıkta bir tanıdığı ararken ya da akıl bir problemi çözmeyi yoğunlaştırılırken, farklı verimlilik derecelerinde farklı dikkatler söz konusudur. Bireyin seçmek zorunda kalması algılamanın, düşünmenin ya da birçok şeyin aynı anda yapmanın bir sınırı olduğunu gösterir.

    Dikkat bazen istemeden ve elde olmadan uyanır: Yoğun, tuhaf ya da önemli dış uyarıcılar tarafından çekilebilir. Bunlar yönlendirici tepki sağlar. Uyarıcı arttıkça organizma uyarıcıya yönelerek dikkatı hem düşüncesel, hem de [iziksel olarak başlatır. Herhangi bir biçimde uyarıcı tekrarlanır ya da sürekli olursa, dikkat tepkisi bütünüyle azalır ya da bütünüyle ortadan kalkar. Belirli bazı etkinlikler için dikkat gerekli değildir: Bir sahnenin gerekli fiziksel özellikleri (renk, boyut, biçim ve haraketi) dikkat harcama gerektirmeden belleğe yerleştirilebilir. Aynı biçimde, başlangıçta yoğun dikkat gerektiren bazı işler, daha sonraları öylesine otomatikleşir ki, öbür etkinliklerle birleştirilebilir. Fizyoloji uzmanları, dikkatin algılama sürecini hangi bölümlerin etkilediğini araştırmaktadırlar. Seçici dinleme deneyleri sırasında, deneklerden dinledikleri mesajlardan birini tekrarlamaları istenince, öbür mesajla ilgili dikkatleri dağılmış ve sonuçlar, bir kişinin iki mesajın genel özelliklerini aynı anda kaydedebildiğini, ama yalnızca birinin sözlü içeriğini tekrarlayabileceğini göstermiştir.
    Duyarsızlık:T:
    Duyarsızlık, ilgisizlik ya da kayıtsızlık bir insanın toplumun veya diğer insanların duygusal, sosyal veya fiziksel yaşamlarına ilgi duymamasıdır.

    Duyarsızlık fertleri tek başına etkileyebileceği gibi toplumları veya grup halinde insanları da etkileyebilir. Örneğin diğer ülkelerde veya ülkenin diğer bölgelerinde yaşanan savaş, ölüm, açlık gibi zorlukları önemsemeyerek sadece kendi sorunlarıyla ilgilenmek duyarsızlık olarak nitelenir.

    Bazı hastalıkların insanlarda duyarsızlığa yol açtığı gözlenmiştir. Örneğin Alzheimer hastalığı, Demans, Huntington hastalığı ve Şizofreni gibi hastalıklara yakalanmış kişilerde duyarsızlık durumu gözlenir. Ayrıca bazı ilaçlar ve uyuşturucu maddeler de duyarsızlığa yol açabilir.
    Duygudurum;;G
    Duygudurum isminden de anlaşılabileceği gibi kişinin duygusal durumuna yönelik bir ifadedir. Psikolojik bir terim olarak duygudurum gerek kişinin çevresinin gözlemleyebileceği gerekse kişininin belirtebileceği sabit duygusal durumudur. Birden çok duygu barındırabilen duygudurum aynı zamanda yoğunluk da ifade edebilir.

    Duygudurum kişinin bulunduğu çevre,algıda seçiciliğine göre değişiklik gösterir. Bazı zamanlarda anormal davranışlarla bozukluk gösterebilir. Örneğin kalabalık bir otobüste birden bağırarak şarkı söylemeye başlayan bir insan anormal bir davranış ile duygudurum bozukluğu gösterir.
    Duygulanım;;A
    Duygulanım veya afekt, bireyin uyaranlara olaylara anılara düşüncelere duygusal tepki ile katılabilme yetisi.

    Duygudurum kişinin mizacını yani daha uzun bir süreyi kastederken, duygulanım olaylara verilen ani tepkileri tanımlar. Bir öğrencinin sınava girerken heyecanlı olması gibi durumlar örnek verilebilir. Yani duygudurum mevsim ise duygulanım hava durumu gibi düşünülebilir.
    Düşmanlık:siddetegilimi:
    Düşmanlık bir insana karşı duyulan öfke ve nefretin birleşmesiyle insanın, öfke ve nefret duyduğu kişiye beslediği bir tür kötü duygu.
    Genel Bilgi

    Düşmanlık aslında insanın nefret beslediği kişiye bağlı olarak yaşamıs ya da yaşamaya devam ettiği olaylar sonucunda ona karşı beslediği bir duygudur. Bu duygu insanın karşındaki kişiyi sevmemesinden de kaynaklanır. Sonuçta düşmanlık beslediği kişiye karşı iletişimsizlik ve daha da kötü olaylar olmasına yol açar. Ancak kin duygusu daha farklıdır.

    Düşmanlık bazen değişik durumlarda karşımıza çıkabilir. Daha önce açıkladığımız olaydan farklı olarak hem duygu hem de eylem niteliğinde de karşımıza çıkar. Daha çok az gelişmiş toplumlarda nefret duyguları daha sık görülür. Düşmanlığın sadece insanın içinde kalması iki insana fiziksel olarak zarar vermemesi yönünden tehlikeli değildir. Ancak düşmanlığın eyleme ve duyguyla birlikte düşünceye geçmesi insanlara ve çevredekilere zarar verebilir ve bu yüzden tehlikelidir.
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Empati;;H
    Empati veya eşduyum, bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır. Empatinin zıt anlamlısı antipatidir.

    Bebekler üzerinde yapılan incelemelere göre, doğuştan empati yeteneğimiz yüksek olmakla birlikte, uygun şartlarda hızla kaybedilebilen bir yetenektir. Empati yeteneğini sonradan kazanabilmenin yolu: açık uçlu sorular sormak, yavaş hareket etmek ve yorumda bulunmak, hızlı yargılara varmaktan kaçınmak, kendi davranış ve düşüncelerimizi anlamaya çalışmak, geçmişten ders almak, olayları akışına bırakmak ve kendimiz ve karşımızdakilerin davranışları için belli sınırlar oluşturmaktır.

    Olumlu amaçlar için kullanıldığında işbirliği, üretkenlik, refah ve mutluluğu arttıran bu yetenek, kötü amaçlar için kullanıldığında manipülasyonculuk şeklini alır.

    Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Empati sayesinde insan ilişkileri gelişir. İnsanlar arasındaki kavgalar azalır ve zamanla yok olur. Aile içi empati ise aile bireylerinin karşısındaki insanı kendi yerine koymasıdır. Bu sayede bireyler karşındakinin ne tepki vereceğini bilir ve ona göre davranır.

    Empatinin tam olarak gerçekleşmesinin üç kuralı vardır;


    Parapsikolojide empati


    Empati, birbirlerine manevi bakımdan sıkıca bağlı iki canlı arasında, duygu ve ruhsal hallerin aktarılması fenomenine ve bu psişik irtibata Parapsikoloji’de verilen addır. Kimilerince telepatik bir irtibat biçimi sayılmaktaysa da,telepatiden farkı, tanımından da anlaşılacağı gibi, empatide düşünce ve imaj aktarımının olmamasıdır.

    Örneğin aralarında empati bulunan iki kişiden biri bir bedensel rahatsızlıktan acı çektiğinde diğer empatın da bedeninin aynı bölgesinde acı duyduğu görülmüştür. Gözlem ve deneyler empati halinin anne ile çocuklar arasında ve ikizler arasında daha sık gerçekleştiğini göstermiştir. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, empati halinin özellikle ebeveyn ile yavrular arasında gerçekleştiğini göstermektedir. Örneğin, bir deneyde, yavrularından kilometrelerce uzağa götürülen bir anne tavşanın, yavruları öldürüldüğünde acı acı bağırdığı görülmüştür. Terim, Latince'deki "iç,içine,içinde" anlamına gelen "em" öneki ile Grekçe'deki "duygu, acı, ıstırap, algılama" anlamına gelen "patheia" sözcüğünden türetilmiştir.
    Epifani (duygu);;T
    Epifani (klasik Yunanca "ἐπιφάνεια", epifaneia, “tezahür olma, çarpıcı bir belirme”) aniden bir şeyin anlamı veya özünü anlamak veya ayrımına varmak demektir. Terim, felsefî veya düz anlamlı olarak, birisinin bir "yapbozun son parçasını bulduğu ve remin tamamını görebildiği" anlamında, veya kendi başına önemsiz olan yeni bir bilgi veya deneyimin daha derin veya ilahî bir temel dünya görüşüne ışık tuttuğu anlamında kullanılır.
    Fanatiklik:zip
    Fanatiklik veya fanatizm bir durum veya görüş için gereğinden fazla destek çıkmak, gerekli görüldüğünde, o görüş veya durum için aşırı tepki vermektir. Bu duyguyu yaşayan insanlara fanatik adlı verilmektedir. Fanatiklik, çoğu zaman olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Aşırı fanatik insanlar, çevresindeki doğru değerleri görmemekte, bunun yerine sadece kendi bildiği şekilde hareket etmektedir. Kimi kesimlerce hoş karşılanmayan fanatiklik, buna karşılık çoğu zaman da desteklenmektedir. Türkiye'de fanatiklik; daha yoğun olarak spor ve siyaset alanında gözlemlenmektedir.
    Gurur:HIH
    Gurur, Türkçede iki farklı konotasyona sahip olan bir sözcüktür. Negatif konotasyonu en basit tanımıyla kibir, kendini beğenme anlamlarına gelir. Pozitif konotasyonu ise övünme, övünç anlamına gelir.

    Negatif anlamı
    Kibirlenme, kişinin kendini başkalarıyla kıyaslaması durumudur. Sürekli bir kıyas hali psikolojik bir rahatsızlıktır. Aşırı gurur kişinin kolayca alınmasına, incinmesine ve ahmakça kabul edilebilecek davranışlara sürüklenmesine sebep olabilir. Gurur duygusunun aşırıya kaçması önlenerek takdirin çevreden gelmesi, kıyas halinden uzak durulması gerekir. Kıyaslar toplumsal ayrım ve şiddeti körükleyen etkenlerdir. Kişiliğin olgunlaşması esnasında aşırı gururdan uzaklaşmak bireyin gelişimini hızlandıracak etkenlerdendir.
    Pozitif anlamı

    Gurur, kişinin kendisi veya bağlı olduğu bir grubun mensuplarının varlığı, geçmişi veya başarıları ile övünmesi, bundan haz almasıdır. Gurur duygusu belirli bir düzeyde mevcut olduğu müddetçe kişinin veya grubun kollektif gelişimini artırmada önemli bir katalizör olabilir ve kendini gerçekleştirmeye katkıda bulunarak insanın iç huzurunu muhafaza etmesine yardımcı olabilir.
    Gücenme:harbihuh
    Gücenme Bir insanın karşıdaki kişinin ona yaptığı veya yaptıkları yüzünden ona karşı içinde bir kırgınlığın oluşması ve bunla birlikte içinde oluşan üzüntü ve kırgınlıkla karışan bir duygudur.

    Genel bilgiler
    Gücenme insanın içinde oluşan bir duygudur ve bunu bazen dışarıya da yansıtabilir ya da içinde de tutabilir. Ama yaptığı hareketlerle zaten bunu karşısındaki gücendiği insana belli edecektir ve bu yüzden gücenme pek de gizli kalmaz.

    Gücenen kişi insanlarda üzülüp içine kapanma ya da mutsuz olup dış dünyaya kapanma şeklinde karşımıza çıkabilir. Aslında ortaya çıkma durumları her zaman kişinin karakterilize özelliklerine bağlıdır ve bu yüzden kişiden kişiye değişir.

    Gücenme bazen hafif olarak insanda farkedilmez bazende üzücü sonuçlara yol açabilir ve kötü sonuçlar doğurabilir.
    Halinden memnunluk:T:
    Halinden memnunluk bir insanın bulunduğu fiziksel ve ruhsal durumdan hoşnut olma duygusudur. Bu duyguya sahip olan kişi kendini kaygı, ihtiyaç veya arzu duygularından arınmış hisseder. Sevinç ve mutluluk kavramlarına kıyasla daha kendi halinde bir hoşnutluk halidir. Kişiyi rahatsız edecek kuvvetler azaltılmış ve bir denge haline ulaşılmıştır.

    Genellikle halinden memnunluk geçici bir duygudur ve birçok dine göre ancak ölümden sonra tam anlamıyla elde edilebilir.

    Halinden memnunsuzluk genellikle kişinin durumunu başkalarıyla karşılaştırması ve bu karşılaştırmadan olumsuz bir sonuca varması sonucu ortaya çıkar. Halinden memnun olmak için ya durumunu değiştirmek, ya da beklentileri aza indirgeyerek durumundan memnun hale gelmek gereklidir.
    Hayal kırıklığı:yeter:
    Hayal kırıklığı bir insan beklentilerinin boşa çıkması halinde ortaya çıktan bir duygudur.

    Hayal kırıklığı Pişmanlık duygusuna benzer ama aradaki fark hayal kırıklığının kişinin kendi davranışından ziyade, kendi kontrolü dışında gelişen bir sonuçla ilgili olmasıdır. Örneğin bir spor karşılaşmasını kaybeden oyuncular genellikle kazanmak için ellerinden geleni yaptıklarına inanarak kayıptan dolayı diğer unsurları sorumlu tutarlar. O yüzden de hissettikleri duygu pişmanlık değil, hayal kırıklığıdır.

    Hayal kırıklığı genellikle geçici bir duygudur. Ancak hayal kırıklığından iyileşme süreci kişiden kişiye değişir. Bazı kişilerde hayal kırıklığı daha kötüye giderek depresyona dönüşebilir. İyimser insanların hayal kırıklığı duygusundan daha çabuk kurtulduğu ve genelde daha sağlıklı bir yaşam sürdükleri gözlenmiştir.
    Heves (duygu):kizgin:
    Heves ya da İlgi duyma bir insanın bir nesneyi, olayı veya olguyu kendine odak seçme halidir. Merak ve sürpriz duygularına benzeyen bir duygudur.

    Klinik depresyonun belirtilerinden biri de heves kaybıdır. İnsanın dış dünyasına ilgi duymaması bir duygudurum bozukluğu olarak kabul edilir.
    Histeri:sarhos:
    Histeri veya isteri psişik ve motor bozukluklar, özellikle duygusal reaksiyonlarda taşkınlık, ani sinirlenme, hareket bozuklukları, geçici kişilik değişimi ve günlük hafıza kaybı, çeşitli sistemlere ait psikosomatik şikayetlerle belirgin psikonevroz bozukluk. Denetim dışına çıkıp kişinin işlevselliğini aksattığında; aşırı hayal gücü veya korkuları ifade eden nevrotik zihinsel bir hastalığı tanımlar. Histeri, hastalarda ani sinirsel nevrotik bir hastalık olarak bilinir. Histerik hasta, kendindeki ruh sağlığının bozukluğundan habersizdir.

    Çeşitli duyu bozuklukları, çırpınmalar, kimi zaman da inmelerle kendini gösteren nevroz tipinde akıl hastalığı olup sıklıkla 30 yaş altındaki bireylerde görülür. Genellikle bilinçaltında kalmış zihinsel bir nedenin çok çeşitli fiziksel ya da psikopatik bozukluklara yol açtığı isteride, ya geçici ve çok şiddetli krizler ya da sürekli davranış bozuklukları görülür. Fransız hekimi Charcot'nun tanımladığı "büyük kriz" dışında, bedensel belirtileri şunlardar: Felçler, ağrıya duyarsızlık, titreme, nefes darlığı, kasılma, görme, konuşma ve işitme bozuklukları, spazm hatta sinirsel gebelikler. Daha seyrek olmak üzere rastlanan psikopatik bozuklukların en önemlileri bellek yitimleri (amnezi), konuşma bozuklukları, uyurgezerlik ya da taşkınlıklardır. Büyük değişmeler gösteren, çok güçlü bir duygusal bağımlılık, teşhirciliğe ve mitomaniye (hastalık derecesinde yalan söyleme eğilimi) açık bir eğilimle kendini belli eden histerik bir kişilikten söz edilebilir.

    Histeri ayrıca, doğrudan psikanalizin de kökeninde yeralır, Freud, Charcot'nun görüşlerine dönmüş ve isteriyi, hastanın bilinçaltına ittiği, çoğunlukla cinsel kökenli, daha derin bir bozukluğu bedenine yansıttığı sürece çok kolay tanınabilen bir nevroz olarak betimlemiştir. Freud, dönüşme (hasta ruhsal yıkımını bedensel bozukluklara dönüştürür) ve korku (fobi) histerisi olarak iki büyük isteri biçimi ayırt etmiştir.
    Tarihte

    Tarihte histeri ilk defa yunanlılar tarafından "hysterikos" ismi ile anıldığı bilinmektedir. Bir hastalık olarak ilk defa Hipokrat tarafından teşhis edilmiş ve yine ismi de Hipokrat tarafından verilmiştir. Hipokrat bu hastalığı ilk olarak kadınlarda bulgulayıp, hastalığın kadın rahmi olan uterusun yarattığı bir buhran olarak açıklamıştır. Yine aynı bağlamda kadının seksüel doyumsuzluğunun da aynı biçimde histeriye yol açtığını düşünmüştür. Yine Hipokrat hastalığın tedavisinde kadında orgazma yol açmak amacı ile genital bölgeye tazikli su püskürtme yöntemini kullanmıştır.
    Toplumsal Histeri

    Histeri kişisel bir hastalık olmanın dışında bazı toplumlarda da panik benzeri korkular ve buna dayalı davranışlar şeklinde gözlenmiş ve teşhis edilmiştir. Herhangi bir biyolojik, fizyolojik sorun olmadığı halde görülen bedensel yakınmalar şeklindeki psikolojik kaynaklı bozukluktur.

    Freud de Viyana Üniversitesi'ndeki eğitiminde histeri vakalarına özel bir ilgi duymuştur.

    Istırap=CC
    Istırap, çeşitli felsefi ve dini sistemlere konu oluşturmuş, mistisizm, ezoterizm ve spiritüalizm'de önem verilen ve ruhsal gelişimi sağlayıcı, öğretici niteliğiyle ele alınan bir kavramdır. Istırap konusunun işlendiği bu alanlarda, ıstırap, elin sobaya değmesi veya kesici bir aletle yaralanması gibi fiziksel bedenle ilgili maddi acılar anlamından ziyade manevi acılara ilişkin bir kavram olarak ele alınır.


    Gnostisizm'de ıstırap

    Birçok öğretiye göre, vicdan azabı, pişmanlık duygusu gibi manevi kaynaklı ıstıraplar, dünya yaşamının kaçınılmaz bir öğesi olup, aslında bir bilgi edinme yoludur. Bu öğretilerden biri olan Gnostisizm’e ve antikçağda yaşamış inisiyelere göre “kurtuluş” yolunda üç tür bilgi mevcuttur ki, bunlardan biri “ancak ıstırap yoluyla edinilebilen bilgi”dir (pathesis). İnsan, pathesis’i her hatasında ıstırabın sözkonusu olduğu bir deneme-yanılma süreciyle öğrenir. Nasıl “sezgi veya tefekkür yoluyla edinilebilen bilgi”ye (gnosis) okullardaki kitabi öğrenimle ulaşılamazsa, ıstırap yoluyla öğrenilebilen bilgiye de başka yollarla ulaşılamaz. Örneğin ateşi çıplak elle tutması durumunda kişinin ne hissedeceğini ateşi daha önce hiç ellememiş bir insan, bunu kitaplardan teorik olarak okumakla öğrenmiş sayılmaz. Nasıl yürümeye yeni başlayan bir çocuk her düşüşünde duyduğu acılardan ders ala ala yürümeyi öğreniyorsa, insan da yaşam yolunun engellerinde ıstırapların kendisine verdiği derslerle düşe kalka hedefine ilerler.

    Doğu öğretilerinde ıstırap

    Budizm'de ıstırapların bir öğrenme yolu olarak görülmesinden ziyade ıstırapların nedenleri ve ıstıraplardan kurtulma konusuna ağırlık verilir. Budizm’in kurucusu Sakyamuni Buda insanoğlunun çektiği tüm ıstırapların nedenini insanların maddilikten ayrılmama isteğine, maddeye olan düşkünlüğüne, maddi tutkularının varlığına bağlar. (Mal mülk edinme hırsı, maddi zevklerden yoksun kalmama isteği vs.)

    Kısaca, Budist öğretiye göre, dünyada kurtuluşa ermedikçe kimsenin kurtulamayacağı ıstırapların nedeni, geçici olan dünyasal unsurlara bağlanma ve isteklerdir. Budist metinlerde ıstırabın nedenleri arasında, maddi tutkulardan kaynaklanan kin, nefret, kıskançlık, öfke gibi duygular, çeşitli hırslar, cahillik, kişinin nefsini denetleyememesi ve geçmişteki hareketlerinin sonuçlarını kapsayan karması sayılır. Sonuç olarak, Budist öğretiye göre ancak maddi tutkuları kalmamış insan ıstırap duymaz (kurtuluşa ulaşmış olan).

    Yoga felsefesinde “ıstırabın nedenleri” (klesa-karins), Sanskrit dilinde “ıstırap çekmek” anlamındaki “klis” sözcüğünden türetilmiş klesa terimiyle ifade edilir. Yoga felsefesine göre, yeryüzünde insanın çektiği ıstırapların nedenleri beş grupta toplanır:

    Neo-spiritüalizm'de ıstırap

    Neo-spiritüalist görüşte ıstırap sözcüğü, daha ziyade, insan ruhunun yeryüzündeki görgü ve deneyimin arttırması yolundaki, yani ruhsal tekamül yolundaki “hata”, “hatanın sonucunda çekilen ıstırap”, “ıstırabın sonucunda kazanılan deneyim” şeklindeki üçlü sistemin bir unsuru olarak ele alınır.

    Istırap konusundaki Neo-spiritüalist görüşler şöyle özetlenebilir:

    İnsan ruhunun belirli bir tekamül düzeyine erişmesine kadar çekmeye devam edeceği ıstıraplar, varlığın bedenliyken yaptığı hataların, yanlış hareketlerin sonucunda oluşurlar.

    Varlığın gerek bedenliyken gerek bedensizken duyduğu bu ıstıraplar, ruhta yeterli derecede derin iz ve etkiler bıraktıkları takdirde, varlığa aynı hataları tekrar etmemesi yolunda bir baskı unsuru oluştururlar. Dolayısıyla ıstıraplar aslında varlığın hatalardan kaçınmasını, bir başka deyişle, onun deneyimli duruma gelmesini sağlar. Bu yüzden, ıstıraplar, varlığın hatalarını tekrarlamamasını sağlayan “hayırlı kamçı”lara benzetilebilir. Konuya ilişkin olarak Bedri Ruhselman şöyle der: “Istıraplar ruhun uyuşuk duran ve ancak, biraz şiddetli uyaranlarla uyanması mümkün bazı yeteneklerini harekete geçirip geliştiren birer kırbaç darbesidir.(…) Demir nasıl sürtüne sürtüne parlar ve ışıldarsa insan ruhları da haşin ve çetin olaylarla karşılaşa karşılaşa parlaklıklarını arttırırlar.”

    Merhamet duygusuyla, ıstırap çeken bir insanın ıstırabına katılmak, kişiyi o insanın ıstırabına neden olan deneyimleri bizzat geçirmişçesine, kısa yoldan deneyim sahibi yapar.
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Kafa karışıklığı:)
    Kafa Karışıklığı insanlarda oluşan karmaşıklık hissi veren bir duygudur.

    Tanım
    Kafa karışıklılığı bir çok durumda ortaya çıkabilir. Örneğin; insanların kafasında oluşan birden fazla soruya yanıt verememesı ve çıkmazda olduğu hissine kapılma duygusu olarak da karşımıza çıkabilir. İnsanın birden fazla tercihinin olması ama bunlara karar verememesi duygusu olarak ya da insan kafasının çok yoğun olması ve herhangi bir olaya yönlenememesi ve bunun sonucunda karmaşıklık olması da olabilir. Ancak bu duygu karar verememe ve konsantre olamama gibi durumlarla karıştırılmamalıdır.
    Kafaya takma:)
    Kafaya takma, kişinin bir durumu veya bir kimseyi sürekli olarak düşünmesidir. Kafaya takma bir süre sonra melankoliye dönüşebilir. Böyle bir durumda o kişinin psikolojik destek alması gerekir. Bir şeyi kafaya takma durumu nadirde olsa biyolojik rahatsızlıklara yol açabilir.

    Ancak her zaman bir olayı kafaya takma kötü sonuçlar doğurmaz. Kişi sürekli belli bir olayı düşündüğü için o problemi halledecek çözüm yollarını görme şansı artar. Bu da onu başarıya ulaştırır. Aldığı düşük notları kafasına takan bir öğrencinin düşük notları aklına geldikçe hırslanması ve çalışmaya yönelmesi buna örnek gösterilebilir.

    Kendine acıma:)
    Kendine acıma, bir insanın durumunu kabullenememesi ve etrafındaki olaylara uyum gösterememesi halinde ortaya çıkan bir duygudur. Bu kişilerde mağduriyet duygusu ve diğer kişilerden sempati beklentisi hakimdir.

    Kendini zor bir durumda bulan kişilerde geçici olduğu sürece kendine acıma duygusu normal sayılabilir. Hatta kendine acıyan kişiler zaman zaman diğer kişilerden yardım görürler veya öğüt alırlar ancak bu duygunun yerini durumu kabullenmeye ve mücadele arzusuna bırakması gereklidir.

    Kendine acıma olumsuz bir duygudur ve genellikle kişiye yarardan çok zarar verir. Kendine acıyan kişiyi sorunlarını çözmek yerine pasifleşir ve duyarsız hale gelir. Kendine acıma duygusu kolayca kalıcı hale gelebilen bir duygudur ve sık sık depresyona yol açar.

    Kıskançlık:)
    Kıskançlık bir kişinin veya bir ilişkinin yitirilmesinden korkulan, karmaşık bir ruhsal yaşantı ve olumsuz tutumdur. Bunun dışında başkasının sahip olduğuna kendisinin de sahip olma gerekliliğini hissettiren bir duygudur. Türk Dil Kurumu, kıskançlık kelimesini şöyle açıklamıştır:

    Kıskançlık doğuştan değil, sonradan öğrenilen ve birçok insanı etkileyen, rahatsız eden bir duygudur.. Dozunda bırakıldığı sürece kıskançlık bir hastalık değil davranış bozukluğudur. Kişi bu konuda kendini kontrol edemezse bu davranış bozukluğu ileride depresyona sebebiyet verebilir. Kıskançlık öz güven eksikliği ve yetersizlik duygusundan dolayı ortaya çıkmaktadır. Kıskançlık yaşayan birisi zaman ile değersizlik, çaresizlik, öfke, mutsuzluk ve yalnızlık gibi duyguları da yaşar

    Bu davranış bozukluğu hayvanlarda da görülmektedir. Örneğin bir evde uzun süre bulunan bir kedi tüm ilgiyi kendi üzerine çektiğini hisseder. O eve ikinci bir kedi geldiğinde diğeri asabi tavırlar göstererek kıskanç olmaya başlar ve sahibini de protesto eder

    Kızgınlık:)
    Kızgınlık ya da Öfke insanların veya hayvanların algıladıkları bir tehdit veya hakaret karşısında sergiledikleri düşmanlık duygusudur. Kızgınlık vücutta bir takım fiziksel değişikliklere neden olur. Örneğin tansiyon ve nabız yükselir, vücuttaki adrenalin ve noradrenalin düzeylerinde artma gözlenir.

    Kızgınlık insanlar ve hayvanlarda dışarıdan gözlenebilen değişikliklere de yol açar. Kızgın insanlar bazen yüksek sesle bağırırlar, kabarırlar, yumruklarını sıkarlar, dişlerini gösterirler veya tehditkar bir yüz ifadesi sergilerler. Genellikle kavgaların çoğu kavgacılardan en azından birinin kızgınlığını ifade etmesi sonucu ortaya çıkar. Kızgınlığın amacı insanların kendilerine tehdit olarak algıladıkları davranışı durdurma çabasıdır. Ancak psikologlara göre kızgın insanlar olayları tarafsız bir şekilde değerlendirme ve davranışlarını kontrol etme yeteneklerini kaybederler. O yüzden de kızgınlık genellikle sorunların çözümünü kolaylaştırmak yerine daha da zorlaşmasına neden olur.

    Korkaklık:)
    Korkaklık ihtiyat bozukluğu olarak değerlendirilebilir. ABD askeriyesine göre "düşman önünde davranış bozmak" olarak adlandırılır ve düşmandan kaçmak, korunması gereken mevkiği terketmek veya elevermek, mücadele esnasında silah veya cephaneyi ihraç etmek, ve yardım istendiğinde yardım etmemek gibi çesitli durumları kapsar.

    Korku anında başın üst kısmı ile dizaltı bacak kısmında uyuşma, karıncalanma, titreme hissedilir.

    Korku:)
    Korku, bir belirsizlik karşısında tehdit algısı ile tetiklenen rahatsız edici ve olumsuz bir histir. Korku belirli bir ağrı veya tehdit olarak algılanan bir tehdit sonucunda, uyarıcı bir tepki olarak ortaya çıkan yaşamsal bir mekanizmadır. Korku görünüşte evrensel bir duygudur. Herkes bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde çeşitli korkulara kapılabilir. [1] Tehlike ile karşılaşan bir kişi korkar ve bu korku sonucunda kaçmak için bir tepki oluşturur ( aynı zamanda kavga et-kaç tepkisi olarak ta bilinir.), ancak aşırı durumlarda ( nefret ve terör gibi ) korkan bir kişi donup kalabilir veya felç tepkisi vermesi de mümkün olabilir. John B. Watson, Robert Plutchik ve Paul Ekman gibi bazı psikologlar korkunun temel ya da doğuştan gelen küçük duygu dizilerinden birisi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu dizi aynı zamanda sevinç, üzüntü ve öfke gibi duyguları da içerir. Korku kişide, herhangi bir belirli türde duygusal durum veya anlık bir dış tehdit oluşmadan meydana geldiği takdirde, anksiyete olarak ayırt edilmelidir.
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Majör depresif bozukluk
    Majör depresif bozukluk, Majör depresyon, veya Klinik depresyon, kişinin sosyal işlevlerini ve günlük yaşama dair etkinliklerini rahatsız edecek, bozacak dereceye ulaşmış üzüntü, melankoli veya keder durumudur.

    Kişinin ilişki ve etkinliklerini etkilemeyen, üzgün olma durumu ve kişinin moralinin bozukluğu çoğu zaman depresyon olarak anılır. Fakat klinik depresyon tıbbi bir teşhistir ve günlük kullanımdaki depresif olma durumundan çok daha farklıdır. Depresif kişi kendisini yorgun, üzgün, tembel, sinirli, motivasyonsuz ve apatik hissedebilir. Klinik depresyon, normal üzüntü hissinden daha yoğun, sürekli ve kişinin günlük işlerini etkileyecek düzeydeki çökkün bir duygusal durumu ifade eder.

    Yaşam boyu yaygınlığının % 17-19, bir yıllık yaygınlığının ise % 1-9 arasında olduğu bildirilen “Majör Depresif Bozukluk” (MDB) (Angst 1992); sık görülen, atakları uzun süren, süreğenleşme, depreşme ve yineleme oranları yüksek, şiddetli fiziksel ve psikososyal yeti yitimine neden olan yıkıcı bir bozukluktur. Depresyonun neden olduğu yeti yitimi, sosyal ve mesleki alanlarda olabilir ve kişinin aile düzeni ile ekonomik durumuna olumsuz etkiler yapabilir. Depresyon, birey kadar çevresi ve bakımını üstlenenler üzerinde de olumsuz etkiler yaratır (Davis ve Glassman 1989). İntihar girişimi sonucu ölüm oranı % 15 olan ve intihar sonucu ölümlerin yaklaşık % 50’sinden sorumlu olan MDB’nin toplumsal maliyeti oldukça yüksektir (Angst 1992).

    Hastalık esnasında kişide ruhsal açıdan, ani sinir bozuklukları, deporsanalize olma, aşırı kaygı ve korku, özsaygı yitimi görülür. Fiziksel etkileri ruhsal semptomlara bağlı olarak, aşırı kilo kaybı, sinirsel mide bozuklukları, kusma, aşırı terlemedir. İlaçla tedavi edilmeden, kendiliğinden geçme olasılığı düşük bir hastalık olduğu gibi olumsuz dış etkenler hastalığı tetikler ve nöbetlerin artmasına yol açar.

    Tedavi süreci hastanın iyileşme isteğiyle doğru orantılı olarak gelişme kaydederek ilerler. İlaç tedavisi sırasında, ilacın dozuna bağlı olmaksızın ara ara nöbetler ve/veya ataklar yaşanabilen bir hastalıktır.

    Belirtileri

    Klinik bir sendrom olan depresyon, kişinin duyguları, düşünceleri, bilişsel işlevleri, davranışları ve bedeninin bazı işlevlerinde değişiklikler meydana getirir. Depresyonda sözcüğü çoğunlukla hayal kırıklığına uğramış, sinirli ya da benzer olumsuz duygulara işaret eden terimlerin yerine kullanılır. Depresyon, hastalık olarak kabul edilebilmesi için belirtilerin kişide en az 2 hafta görülüp kişinin işlevselliğini bozması gerekmektedir.

    depresyon bilişsel ve vejatatif belirtilerden oluşur. Hayattan zevk kaybı, ilgi azalması, konsantrasyon bozukluğu, dikkatte azalma ve buna bağlı unutkanlık, karasızlık, değersizlik hissi, suçluluk hissetme, intihar düşünceleri, karamsarlık gibi bilişsel belirtilerin yanında uykuda artış yada azalma -ki bu durum daha çok uykuya dalmakta güçlük ve her zamanki uyanma saatinden 1-2 saat erken uyanma ile kendini gösterir- iştahta azalma yada artış, enerji azlığı, yorgunluk, psikomotor retardasyon denilen hareketlerde yavaşlama, (bazen artış gösterebilir) cinsel istekte azlama olarak kendini gösterir. Bu duyguların yanı sıra, bazı depresyon hastaları huzursuzluk, endişe ve kaygı hislerinden de şikayet ederler. Bazen de çabuk rahatsız olma ve sinirlenme gibi duygusal değişikler gözlenebilir.

    depresyon tanısı konulabilmesi için belirtilerin en az 2 hafta bulunma koşulu aranır. Belirtilerden depresif duygulanım ve hayattan zevk kaybı ve ya ilgi kaybı kişide bulunması zorunludur. Diğer belirtilerden en az 5 tanesi eşlik etmelidir.



    Melankoli
    Melankoli halk arasında yalnızlığı tercih ve hüzün hali olarak bilinse de aslında psikolojik bir durumdur. Nedensiz yere depresyon hissi ve bir şeyler yapmaya duyulan isteksizlik olarak ortaya çıkar.



    Merak
    Merak insanlarda ve hayvanlarda gözlenen araştırma ve öğrenmeye yönelik bir davranış biçimidir. Ayrıca merak bu davranışa yol açan duygunun adıdır. Merak insanlık tarihinde bilim ve teknolojinin gelişmesine yol açan en önemli niteliktir.

    Merak insanlarda bebeklik yaşından yaşlılığa kadar her yaşta gözlenen bir davranıştır. Ayrıca memeli hayvanlar, balıklar, sürüngenler ve böcekler dahil bütün hayvanlarda kolayca gözlenebilir.

    İnsanlık tarihindeki bütün önemli icatlar ve keşifler merak duygusunun sonucudur. Kristof Kolomb'un Amerikayı keşfetmesi, Thomas Alva Edison'un ampül ve fonoğrafı icat etmesi hep merak duygusundan kaynaklanmıştır.




    Merhamet
    Merhamet, sözlüklerde “bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma” olarak tanımlanmakta olup, neo-spiritüalist terminolojide kullanılan terimlerden biridir. Neo-spiritüalist görüşe göre merhamet, insan ruhunun “Dünya Okulu”nda edinmesi gereken temel ruhsal yeteneklerden biridir. Bu görüşe göre, kişinin acınacak bir hale gelmiş, bir felakete uğramış veya benzeri hallere düşmüş, ıstırap çeken bir insana acıyarak, o insanın çektiği ıstırabı kendi yüreğinde hissetmesi, ıstırabını paylaşması kişiye, onun başına gelen olaydan ıstırap çekerek edindiği deneyimi -aynı olayı yaşamasına gerek kalmaksızın- edinme olanağı sağlayabilir.


    Minnet
    Minnet veya şükran bir insanın aldığı yardımdan dolayı duyduğu hoşnutluk duygusudur. Genellikle teşekkür] etme yoluyla ifade edilen bir duygudur.

    Minnet duyguları bir başka insana yönelik olabileceği gibi bir tanrıya yönelik de olabilir. Şükran duyguları beslemek İslam ve Hıristiyanlık dinlerinin önemli bir parçasıdır.

    Psikologlara göre kişinin duyduğu minnet duygusunun miktarı aşağıdaki unsurlara bağlıdır:

    Alınan yardımın yardımı kabul eden kişi açısından önemi
    Yardımın yardımı yapan kişiye maliyeti
    Yardımın karşılık beklemeksizin yapılmış olması
    Yardımın zorunluluk olmadığı halde verilmiş olması

    Herkes şükran duygusu duyabilir ama bazı kişilerin diğerlerine göre daha sık şükran duyguları duyduğu saptanmıştır. O kişilerin diğerlerine göre daha mutlu, daha yardımsever, daha affedici oldukları ve daha nadir bir şekilde depresyona uğradıkları gözlenmiştir.


    Panik
    Panik, had, aşırı ve normalin dışına taşmış korku hali. Aniden başlayan otonom (Sempatik-Parasempatik) sinir sistemi aktivitesiyle birlikte baş dönmesi, çarpıntı, titreme, sararma, terleme, kusma, idrar yapma ve dışkılama arzusu söz konusudur. Ani başlayan nöbetin süresi genellikle sınırlı olmakla birlikte, birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilir. Bu süre içinde kontrollü zihni faaliyet imkânsızdır ve panik olan gayesizce dolaşır durur. Şahsiyetini kaybetmiş gibidir ve gerçekleri değerlendirme kabiliyeti kalmamıştır. Nöbet, panik olanı takatsiz bırakır.

    Tedavide, çabuk etkili bir müsekkini damardan vererek, nöbet kolaylıkla sonlandırılabilir. Başka tedavilerin başlatılmasından önce durumun sebebi araştırılmalı ve tedaviye ona göre yön verilmelidir.



    Pişmanlık
    Pişmanlık bir insanın geçmişteki davranışlarından hoşnut olmama duygusudur. İnsanın belirli bir eylemi yerine getirdikten sonra üzüntü, utanç, mahcubiyet veya suçluluk karışımı bir duygu hissetmesi; "Keşke öyle yapmasaydım! diye düşünmesidir". Pişmanlık bir eylemi yerine getirmekten dolayı ortaya çıktığı gibi, eylemsizlikten dolayı da ortaya çıkabilir. "Keşke bir şey yapsaydım!" şeklindeki bir düşünce de pişmanlık olarak değerlendirilir.

    Pişmanlık suçluluk duygusu içerebilir ama genel anlamda suçluluktan farklıdır. Pişmanlık rahatsız edici bir duygu olmakla birlikte etkisi suçluluk duygusuna göre daha zayıf ve daha geçicidir. Vicdan azabı pişmanlığın en güçlü şeklidir ve çok daha derin bir suçluluk bileşenine sahiptir. Utanç ve mahcubiyet duygularının pişmanlıktan farkı taşıdıkları toplumsal ve kültürel unsurlardır. Örneğin toplumun onaylamadığı bir eylemi işleyen bir insan toplumun baskısı yüzünden utanç hissedebilir ama işlediği eylemden kişisel bir çıkar sağlamışsa pişmanlık duymayabilir.
     
  7. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Sabır
    Sabır, ya da dayanç, zor koşullar altında cesaret ve metanetini yitirmeme duygusudur. Sabırlı insan uzun süreli gecikmelere ve tahriklere rağmen moralini bozmadan yoluna devam eder veya beklemesini sürdürür.

    Sabır İslam başta olmak üzere Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm ve Hinduizm dahil bütün büyük dünya dinleri tarafından aranan bir niteliktir. Türkçedeki sabır kelimesi Arapçadaki ( صْبِرْ ṣabr) kelimesinden gelmektedir. Türkçedeki "Acele işe şeytan karışır" atasözü sabırı öğütleyen en tanınmış atasözlerinden biridir.

    Sabırsızlık genellikle çocuksu bir nitelik olarak düşünülür. Sabır yetişkinliğin en önemli bileşenlerinden biridir. Sabırsızlığın aceleciliğe yol açtığı ve iyi düşünmeden verilmiş yanlış kararlara neden olduğu düşünülür.

    Kişinin içinde bulunduğu fiziksel koşullardan, sinir sisteminin yapısına kadar pek çok faktörden etkilendiği bilinmektedir.


    Saudade
    Saudade (Portekizce (Avrupa): [sɐwˈğağɨ], Portekizce (Brezilya): [sawˈdadʒi]; çoğul saudades) Galiçyaca-Portekizce'de bir şeyin ya da aşık olunan bir kimsenin yokluğunda hissedilen derin duygusal durumu, özlemi ifade eder. Kelime ağırlıklı olarak özlenen şeye ya da kimseye hiç bir zaman kavuşulamayacağı duygusunu içinde barındırır.


    Sevinç
    Sevinç içinde bulunduğu durumdan tam anlamıyla hoşnut olma duygusudur.

    Mutluluk ve sevinç kavramları birbirleriyle ilişkili kavramlardır. Ancak mutluluk daha çok iyi bir yaşam tarzı ve halinden memnun olmayı ifade eder. Sevinç ise bir insanın geçici olarak hissettiği hoş bir duygudur. Mutlu olmayan bir kişi bile olumlu bir gelişme karşısında geçici olarak sevinç duygusu hissedebilir.


    Sıla özlemi
    Homesickness (Sıla Özlemi)

    Homesickness İngilizce’de, kişinin evden, aileden ve alıştığı ortamdan uzak kalmasına bağlı olarak hissettiği güçlü özlem duygusunu ifade etmek için kullanılır. Türkçe karşılığı ise Osmanlıca kullanımı olan “daüssıla”dan yola çıkarsak “sıla özlemidir. Bu duygunun duygusal belirtileri olabileceği gibi fiziksel dışavurumları da vardır. Kişisel özelliklere göre farklılık gösterir ancak genelde evden ilk uzun süreli ayrılıkla birlikte ortaya çıkar ve yeni ortama uyum sağlanana dek devam eder.
    Semptomlar

    Hafif hastalıklar
    Uyku bozuklukları
    Yeme bozuklukları
    Mide problemleri ve bağırsak problemleri
    İçine kapanma ve yalnızlık
    Konsantrasyon problemleri
    Yabancılara karşı güvensizlik


    Sıla özlemi, yatılı okul ya da yaz kampı için evden ayrılan çocuklarda görülebileceği gibi, üniversite için ya da yurtdışı dil eğitimi için alıştığı ortamdan ayrılan yetişkinlerde de görülebilir. Yabancı bir ülkede bu duyguya kültür şoku eşlik eder.
    Başa çıkma yolları



    Suçluluk
    Suçluluk bir insanın ahlaka aykırı bir hareket yaptığına inanmasından dolayı ortaya çıkan bir ruh halidir. Pişmanlığa benzeyen bu duygu tamamen öznel bir duygudur. O insanın başka bir kişiyi gerçekten incitmiş olması şart değildir.

    Suçluluk duygusu ahlak ve dinle ilintili bir duygudur. Anksiyete ve depresyonun belirtilerinden biri olarak kabul edilir.
     
  8. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Umut
    Umut veya ümit bir kimsenin kişisel yaşamındaki olay ve durumlarla ilgili olumlu sonuçlar çıkabileceği ihtimaline dair duygusal inancı olarak tanımlanabilir. Türk Dil Kurumu ise umut sözcüğünü "Ummaktan doğan güven duygusu, ümit" veya "Bu duyguyu veren kimse veya şey"] olarak tanımlamakta. Ummak ise aynı TDK sözlüğünce "Bir şeyin olmasını istemek, beklemek" veya "Sanmak, tahmin etmek" olarak tanımlanmıştır. Buna göre umut genellikle iyi bir sanıdan doğan güven veya iyi bir sanıya olan inanç duygusu olarak tanımlanabilir. Umut genellikle belirli bir oranda sebat içerir yani tersi yönde belli kanıtlar dahi olsa bir şeyin muhtemel olduğuna inanmayı içerebilir.
    Dini ve Kültürel Yönler
    Umut farklı yönlerden farklı kullanımlara sahip olabilir. Örneğin bazı dinlerde umut bir erdemdir ve tersi yani umutsuzluk Tanrı'ya (veya tanrılara) karşı bir isyan olarak tanımlanabilir. Bu dinlere İslam ve Hıristiyanlık örnek olarak verilebilir. Bu dinlerde inanç ile umut birliktedir ve her zaman ahirete dair umut edilmesi gerekir. Kişi hiçbir zaman Tanrı'dan umudunu kesmemelidir.

    Mitolojilerde umut kavramı farklı hikâyelerle açıklanmıştır. Çoğu mitolojide umut belirli bir tanrı veya tanrıça ile özdeşleştirilmiştir. Örneğin, Yunan mitolojisinde umut kavramı Elpis olarak vücut bulmuştur yani Elpis umudun tecessümüdür. Pandora, Pandora'nın Kutusunu açtığında tüm kötülükler uçup gitmiştir - bir şey dışında: Umut. Mitte insanlığın umutsuzluk içinde sonsuza kadar kalmaması Pandora'nın kutudaki umudu bir süre sonra çıkarması ile başarılmıştır. Roma mitolojisinde ise umut son tanrıça olan Spes'tir; ultima dea. derler.


    Umutsuzluk
    Umutsuzluk, bir olay karşısında duyulan beklentilerin olumsuz yönde olması veya beklentilerin olumsuz yönde gittiği sanrısıdır. Bu duygu çoğu zaman; hiçbir zaman ve hiçbir şekilde gerçekleşemeyecek olan, veya böyle olacağı sadece düşünülen beklentiler söz konusu olduğunda kendini belli eder. Umutsuzluk, özellikle öncesinde bu beklentiyi elde edemeyen insanların yaşayacağı bir duygudur.

    Ancak çoğu kimseye göre, umutsuzluk, zaten o beklentinin önündeki en büyük engellerden biridir. Bu nedenle, umutsuzluk, çoğu kişi tarafından olumsuz olarak nitelendirilmektedir. Ayrıca, umutsuzluk teması günlük yaşamda da büyük yer bulan bir olgudur. Bu duygu, sanat ederlerinin oluşmasına ilham veren ve genel kültürde bariz bir şekilde kendini belli eden bir duygudur.


    Utanç
    Utanç, içinde bulunulan durumdan kurtulmak isteme durumudur. Bir insan herhangi bir olaya karşı iç açıcı olmayan duygular besliyorsa, bu kişi böyle bir durum karşısında utanç duygusu yaşayabilir. Utanç, çoğu zaman benzer durumlara karşı gösterilir. Fakat bu, kişinin genetik yapısı ya da çevresel koşullarla değişmeler gösterebilir. Utanç duygusunu yaşama eylemine ise utanma adı verilir.

    Dünyada genel olarak utanılacak şeyler hemen hemen aynı olsa da, çoğu zaman değişiklik gösterebilir. Örneğin; çoğu ülkede namusun ayaklar altına alınması, büyük bir utanç kaynağıdır, hemen hemen tüm toplumlar bu olguya utanç duygusu beslese de kimi bireyler bunu bir utanç kaynağı olarak görmeyebilir.

    Çağların ilerlemesi, bu olguyu aşındırabilir ya da değiştirebilir. Ayrıca bazı durumlarda utanç duygusu toplumdan topluma değişebilir. Örneğin bir toplumda bir durumla karşılaşılınca takınılan tavır, başka bir durumda utanç hissi yaşatabilir.


    Vicdan azabı

    Vicdan azabı başkasına zarar verdiğine inanan bir kişinin duyduğu pişmanlık duygusunun bir ifadesidir. Vicdan azabı suçluluk duygusuyla ilintili bir duygu olup kişinin kendi kendine yönelttiği bir kızgınlık halidir. Vicdan azabı kişinin geçmişteki bir eyleminden kaynaklanabildiği gibi eylemsizlikten (parmağını bile kaldırmamak) de kaynaklanabilir.

    Vicdan sahibi olmayan insanlara genellikle sosyopat veya psikopat denilmektedir. Mahkemelerde vicdan azabının varlığı zaman zaman hakimler tarafından ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde hafifletici neden olarak kullanılır. Bu gibi durumlardan vicdan azabının varlığının diğer kişiler tarafından saptanması zorunluğu ortaya çıkar. Vicdan azabı duyan kişi genellikle özür dilemek yoluyla vicdan azabı duygularını kanıtlamaya çalışır.

    Yalnızlık
    Yalnızlık veya yalnız kalma bir insanın boşluk duygusuyla karışık kendini dünyadan kopmuş hissetme duygusudur. Yalnızlık arkadaş eksikliğinden veya başkalarıyla birlikte olma arzusundan daha da öteye giden bir duygudur. Yalnızlık çeken insan kendisini toplumdan kopmuş hisseder. Başka insanlarla anlamlı bir iletişime girmekte zorluk çeker. Yalnızlık çeken insan içinde bir boşluk veya kopukluk hisleriyle doludur.

    Yalnızlık duygusu sıradan bir yalnız olma halinden değişiktir. Bazen insanlar bilinçli olarak tek başına kalmayı tercih ederler ve yalnız olmaktan zevk alırlar. Bu yalnızlık duygusundan farklı bir durumdur. Yalnızlık duygusu istek dışı bir yalnız kalma durumundan dolayı ortaya çıkar. Yalnızlık duyan insan terkedilme, dışlanma, depresyon, güvensizlik, umutsuzluk, anlamsızlık, değersizlik ve kızgınlık duygularıyla doludur.


    Yurtseverlik

    Yurtseverlik ya da vatanseverlik bir bireyin ülkesine duyduğu sevgi ve bağlılıktır. Zaman içerisinde farklı anlamlara gelmiştir, ve anlamı çevre koşullarına, coğrafyaya ve felsefeye oldukça bağımlıdır.

    Milliyetçilik duygusuna yakın olmakla beraber milliyetçilik, her zaman vatanseverliği beraberinde getirmez. Benzer şekilde, vatanseverlik de milliyetçiliği şart koşmaz.

    İngilizcesi patriot ilk defa Elizabeth Çağı'nda kullanılmış olup, geç dönem Latincesi'den gelmektedir. patriota "vatandaş" anlamına gelmektedir.
    Tarihi

    19. yüzyıl boyunca, vatanseverlik giderek milliyetçilikle bir bütün haline geldi, fakat milliyetçiliğe karşı anlamda kullanıldığı zaman daha yapıcı, daha az zıtlaşan ve daha az agresif bir ideali ifade ediyor.

    Avrupa'da klasik 18. yüzyıl vatanseverliği devlete bağlılık çoğunlukla Kilise'ye olan bağlılıkla zıtlaşıyordu, ve ruhbanların yurtlarının cennet olduğunu öğretmemeleri gerektiğini, çünkü bunun onlardaki vatanseverliği geliştireceği düşünülüyordu. Vatanseverliğin klasik anlamının en önemli taraftarlarından biri Jean Jacques Rousseau'ydu.

    Türkiye'de vatanseverlik modernleşme çabalarının başladığı 19. yüzyıldan itibaren kuvvetlenmiştir. Türk devletinin modern bir devlet olma yoluna girmesi, vatandaşlık, anayasal düzen gibi modern siyasi kavramların gündeme gelmesiyle, vatanseverlik çeşitli akımların içerisinde kendini göstermiştir. Osmanlı Türkiye'sinde vatanseverlik anlayışının romantik bir biçimde sanat ve edebiyattaki başlangıcını, Namık Kemal'de bulabiliriz. Devleti yaşatma gayesiyle ortaya çıkan modernist Osmanlıcı, İslamcı ve Türkçü akımların hepsinin, vatanseverlik düşüncesinden belli ölçüde etkilendiği söylenebilir.



    Çekingenlik
    Çekingenlik veya Utangaçlık, bazı insanların diğerleriyle beraberken, konuşurken veya yardım isterken yaşadığı güven yetersizliğidir. Zooloji'de ise çekingen, genel olarak insanlardan kaçınmaya eğilimli olmak anlamına gelir.

    Çekingenlik, alışılmadık durumlarda meydana gelir. Pek çok çekingen insan, rahatsız edici ve yakışıksız hissetmekten kaçınmak amacıyla, bu durumlardan kaçındığı için, durum alışılmadık kalmakta ve çekingenlik kendisini sürdürmektedir. Ancak, çekingenliğin başlangıçının sebebi çeşitlendirilebilir. Bazen, fiziksel kaygı tepkimesine sahip olan konulardan meydana geldiği görümektedir. Bazen de çekingenliğin önceden edinildiği ve sonradan fiziksel kaygı bulgularına yol açtığı görülmektedir.

    Bilimadamları, çekingenliğin en azından kısmen kalıtımsal olduğunu belirten hipotezi destekleyen bazı genetik bilgilerin yerini saptamışlardır. Bununla birlikte, aynı zamanda, içedönük ve dışadönüklüğün, yalnızca çocuğun genetik özyapı ile değil de bir çocuğun yetiştiği çevreyle de ilgisi olduğu kanıtlanmıştır . Yabancılara karşı ürkek olan bir çocuk, örneğin, er ya da geç bu kişisel özelliğini yaşlandığında kaybedebilir.

    Çekingen insanlar, muhakkak tüm insanlara karşı aynı derecede utangaçlık hissetmezler. Örneğin, bir insan arkadaşlarıyla çıkıyor olabilir, ama aynı zamanda karşı cinsten çekinebilir. Bir aktör sahnede cesur ve gürültülü fakat bir röportajda çekingen olabilir.

    Çekingen insanlar kendi çekingenliklerini olumsuz bir kişisel özellik olarak algılamaya eğimlidirler ve özellikle bireyselliğe ve sorumluluk almaya değer veren toplumlarda, pekçok insan çekingenliklerinden tedirgindir. Diğer taraftan, çekingen insanların çoğunun iyi bir dinleyici olduğu ve konuşmadan önce düşünmelerinin diğer insanlara göre daha olası olduğu görülmektedir. Ayrıca, çekingenliğin karşıtı olan utanmazlık, tıpkı laubalilik ve uygunsuz davranış gibi problemlere yolaçabilir. Bu aynı anda utangaçlığın telafisi olarak da kullanılan, gözüpek davranmayı da içermektedir.

    Utangaçlık doğrudan içedönüklükle ilgili değildir. İçine kapanık kişiler, kendilerinden ödül almadıkları için, sosyal durumlardan kaçmayı seçerler ve aşırı duyumsal düşünceleri ezici bulabilirler. Çekingen insanlar böyle durumlardan korkarlar ve kaçınmaları gerektiklerini hissederler.


    Özlem
    Türkçe'deki kelime anlamı "bir kimseyi ya da bir şeyi görme, kavuşma isteği; hasret"tir.


    Üzüntü
    Üzüntü, duygusal bir ifade şeklidir. Mutluluk duygusunun zıttı olarak görülebilir. İnsanlar kötü bir olay yaşadıklarında, ya da böyle bir olaya maruz kaldıklarında bu duygu sıklıkla yaşanabilir. Ayrılıklarda, cenazelerde kişilerin bu duygusu ağır basar. Üzüntü kış aylarında hastalık olarak kendini gösterebilir. Bazı insanlar kışları gündüz saatlerinin kısalması ve günışığının azalmasıyla beraber depresyon haliyle beraber kendilerini üzgün hissederler.


    İçerleme
    İçerleme gerçek ya da kurgusal bir haksızlık sonucu tekrar tekrar tecrübe edilen acı ya da öfke hissidir. Profesör Robert C. Solomon içerlemeyi hor görme ve öfke ile birlikte ele alır. Solomon’a göre bu üç hissiyat arasındaki fark şudur: içerleme kendinden daha yüksek bir konumdaki bireye, öfke eşit konumdaki bireye, hor görme ise daha düşük konumdaki bireye yönelir.

    İçerleme kendini genel olarak şu biçimlerde gösterir:

    Kendisine kötü davrandığını düşündüğü bir kişiye ya da gruba karşı düşmanlık beslemek.
    Geçmişte yaşanmış olumsuz bir olay sonrası çözülmemiş öfke hissi.
    Belirli bir kişi ya da olay tartışılırken tecrübe edilen dolup taşma, acı hissi, duygusal karmaşa.
    Bağışlayamama, herşeyi arkada bırakıp unutamama.
    Geçmişte acı vermiş olaylar ya da kişilerle ilişkide güvensizlik ve şüphe.
    Bir kaybı kabullenmek zor geldiğinde tecrübe edilen çözülmemiş keder hissi.
    Kendisini bir şeye ulaşmaktan alıkoyduğunu düşündüğü kişiye ya da gruba karşı duyulan kıskançlık hissi.

    İçerleme, zihinde bir kez daha hissedilen veya yeniden canlandırılan, duygusal açıdan rahatsız edici bir tecrübe olabilir. İçerleyen kişi hislerinin hedef tahtasına kendini oturtursa, bu his kendini pişmanlık olarak dışavurur.


    İğrenme

    İğrenme veya tiksinme insanların kirli, yemeğe uygun olmayan ve mikroplu nesneleri itici bulma duygusudur.

    İğrenme daha çok tat alma duyusu ile ilgilidir. Ancak koklama, dokunma ve hatta görme duyuları bile iğrenmeye yol açabilir. İğrenme psikolog Robert Plutchik'in Emotions and Life: adlı kitabında[1] belirlediği 8 ana duygudan biridir (diğerleri: kızgınlık, korku, üzüntü, sürpriz, merak, kabullenme ve sevinç).

    İğrenme duygusunun insanlarda doğal seçilim yoluyla gelişmiş insanı zehirlenme veya mikrop kapma tehlikelerinden koruyan istem dışı tepkilerden bir olduğu sanılmaktadır. İğrenme duygusu çoğunlukla idrar, dışkı ve sümük gibi maddeler, çürümüş et ve böceklerden dolayı ortaya çıkar.

    İğrenme duygusunun kadın ve çocuklarda erkeklere göre daha kuvvetli olduğu gözlenmiştir. Araştırmacılar bu bulgunun evrimle ilgili olduğunu düşünmektedirler.


    Şefkat
    Şefkat sözlüklerde “acıyarak ve/veya koruyarak sevme, sevecenlik” olarak tanımlanır. Kökeninde sevgi, merhamet ve yardım duygularının bulunduğu şefkat çeşitli felsefi görüşlerde ve inanç sistemlerinde farklı kavramlarla dile getirilmişse de hepsinde de olumlu bir duygu ve davranış biçimi olarak dile getirilmiştir. Bazı hayvanların (anne veya babanın) içgüdüsel denilen davranışlarda (yavrusunu koruma) da şefkat yeteneği gözlemlenmekle birlikte, hayvanların bu davranışlarında bilinçlilik değil, otomatiklik sözkonusudur.

    Sembolizm'de şefkat
    Şefkatin içgüdüsel de olsa hayvanlarda görülmesi şefkatin simgelenmesinde hayvan sembolizminin kullanılmasını sağlamış olmalıdır. Eski uygarlıklarda ve sanatta değişik semboller kullanılarak eserlerle simgelenen şefkat, çeşitli tradisyonlarda yavrusunu besleyen, emziren hayvanlarla, özellikle pelikan (Gül-haçlılar örgütünde), yunus, inek ve süt sembolleriyle, eski Mısır’da ise yavrusunu emziren İsis’le simgelenmiştir. Yitik Mu kıtası araştırmacılarına göre şefkat, Mu dininde insanın kurtuluşa erme yolunda edinmesi gereken 12 erdemden biriydi.
    Neo-spiritüalizm’de şefkat
    Neo-spiritüalist görüşte bir ruhsal yetenek olarak ele alınan şefkat, bu görüşe göre, insan ruhunun “Dünya okulu”nda geliştirmesi gereken en önemli ruhsal yeteneklerden biridir. Temelinde vicdani motivasyon bulunan, diğerkamlık adı verilen ruhsal yeteneklerden biri olarak kabul edilir. Bedri Ruhselman şefkat yeteneğinin bir zayıflık değil, aksine bir kudret olduğundan söz ederken şöyle der: “O halde nasıl olur da bencilliğin sağ kolu olan zulüm ve merhametsizliğe kudret, diğerkamlığın sağ kolu olan merhamet ve şefkate de zaaf denebilir?”

    Şehvet
    Kişisel cinsel ihtiyaçlara yönelik isteklerin tamamına şehvet denir. Şehvet bir duygudan çok cinsel isteklerin genellemesine verilen bir addır. Kişisel yapının oluşumuna göre şehvet seviyesi değişir. Cinsel istek uyandıracak ortamlarda kişinin gelişiminde almış olduğu duygusal eğitime bağlı olarak farklı şehevi duygular barındırabilir. Bu duygusal karışım duygusallık, hafiflik, saldırganlık, acınma gibi birden çok yapının ana hatlarını çizdiği bir temele oturabilir.

    Şehvet duygusunun bitişinde psikolojik bozulmaların önlenebilmesi için maddi ve ruhsal yapısal bütünlüğe dayalı bir dengeleyici cinsellik önemlidir. Kişilik sınıflandırmalarında karşılıklı paylaşımı sağlayan eşleşmeler önemlidir. Ahlaki yapı olarak bütünleşmeyen kişilik temelleri şehvetin olumsuz ve tatminsiz devamlılığını sağlayacaktır.

    Şüphe
    Şüphe veya kuşku, bir insanın, bir olay karşısında duyduğu emin olamama duygusu veya güvensizlik duygusudur. Şüphenin en genel tanımı ise; "inanç ve inançsızlık arasında kalan duygu"dur. Şüphe, çoğu insan için olağan bir duygu olsa da, kimi zaman bu duygu gereksiz veya aşırı olarak belirebilir. Aşırı şüphe duyan insanlara "Paranoyak" veya "Kuşkucu" adı verilir.

    Şüphe, öncelikle bir yargıdan veya hükümden önce hissedilen tereddütle ortaya çıkar. Bu duygunun sebepleri, olayın veya hükmün inandırıcı oluşuna göre değişiklik göstermektedir. Bununla beraber, bir hükmün inandırıcılığı, kişiden kişiye de değişiklik göstermektedir. Paranoyak adı verilen insanlar, hemen hemen tüm durumlarda tereddüt yaşarlar.

    Psikologlar ise, şüphenin, kişinin benliğinden çıkan bir tür fobi olduğu görüşündedirler.
     

Sayfayı Paylaş