1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Duygu Durum Bozukluğu

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve dderya tarafından 24 Haziran 2014 başlatılmıştır.

  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.313
    Beğenileri:
    7.505
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    193 ÇTL
    İnsanı diğer varlıklardan ayıran en temel özelliklerden biri de duygusal yaşantısıdır. Duygusal yaşantı en hüzünlü olandan en neşeli olana, en sakin olandan en öfkeli olana değişik yelpazeler içinde bir noktada yer alabilir. Bu yelpaze içinde yer alışına göre insanı çok neşeli, çok elemli, depresif vb. olarak tanımlarız. Duygulanım, insan olmanın insancıl davranmanın en önemli öğelerinden biridir. İyi yada kötü hiç bir habere, hiç bir duygusal yanıt vermeyen bir insanın gerçek anlamda yaşadığını kabul etmek zordur. Duygulanımın sürekliliği açısından değerlendirecek olursak; bazı insanlar, bazı duygulara çabuk tepki verir, elleri titrer, yüzü kızarır vb. Bu gibi durumlarda kişinin emosyonundan söz edilir. Öte yandan, kişinin gün içinde bazen neşeli, bazen kederli, veya bir ya da birkaç gün biraz kızgın sonra neşeli olduğunu söyleyebiliriz. Bu da günlük değişim gibi düşünülebilir ve kişinin duygulanımından ( affekt ) söz edilir. Bunlar olağan çerçeve içinde her insanda görülebilecek duygusal özelliklerdir. Oysa bu duygudurumların abartılı bir biçimde aşırı ve yerli yersiz yaşanması söz konusuysa o zaman bir duygu hastalığının olduğunu anlarız.

    İnsanın ruhsal yaşamında bilişsel (cognitive ) ve duygusal (emotive ) süreçler birbirinden ayrılamaz. Bilişsel deyince algılamak, tanımak, değerlendirmek, zamana ve yere oturtmak, neden sonuç bağlantıları kurmak, belleğe yerleştirmek gibi zihinsel yetiler anlaşılır. Duygulanım ( affect ) deyince neşe, üzüntü, öfke, kin, nefret, korku, bunaltı, kaygı gibi duygusal tepkilerin yaşanması anlaşılır. Duygulanım; bireyin uyaranlara, olaylara, anılara, düşüncelere, duygusal tepki ile katılabilme yetisidir. En yalın ve etkisiz gibi görülen uyaranlar insanda değişik derecelerde bilinçli yada bilinçdışı duygusal tepkilerle birlikte algılanır.

    Duygudurum ( mood, mizaç ) ise bireyin bir süre, değişik derecelerde rahat, neşeli, üzüntülü, tedirgin, öfkeli, taşkın yada çökkün bir duygulanım içinde bulunuşudur. İnsanda duygudurum dört ana başlık altında sınıflandırılabilir. Bunlar; normal duygudurum (euthymia), taşkın duygudurum ( elated mood, high mood ), çökkün duygudurum ( low mood, depressed mood ) ve sıkıntılı, tedirgin duygudurum ( dysphoric mood )’dur.

    Normal Duygudurum ( euthymia ):

    Belirli sınırlar içinde dalgalanmalar gösteren, fakat kişinin kendisince ya da başkalarının gözlemlerine göre aşırılığı olmayan bir duygusal durumdur. Normal duygudurumda olan kişi kendisini iyi hissetmektedir. Öfkeleri, sevinmeleri, üzülmeleri olabilir fakat bunlarda ne kendisince, ne de dışarıdan gözlemle aşırılık, uygunsuzluk yoktur ve çevredeki koşullara uygun bir süresi vardır.

    Taşkın Duygudurum ( elated mood, high mood )

    Kişinin günlük yaşamında aşırı neşelilik ( euphoria, öfori ), kendini aşırı iyi hissetme egemendir. Günlük yaşamda insanlar kimi durumlarda aşırı neşe, coşku içinde olabilirler.

    Çökkün Duygudurum ( low mood, depressed mood )

    Kişinin günlük yaşamında üzüntü, elem, hüzün duygusu egemendir. Çökkün duyguduruma en yakın normal insan deneyimi, çok sevilen yakın bir kişinin yitiminde yaşanan yas ( matem ) içinde olmaktadır.

    Sıkıntılı, Tedirgin Duygudurum ( dysphoric mood )

    Kişinin günlük yaşamında tedirginlik, sıkıntı, öfke, mutsuzluk baskındır. Genellikle çökkün duygudurum ile birlikte görülür.

    İnsanların içinde bulunduğu gerçek durumla bağdaşmayacak bir şekilde elem, keder ve mutsuzluk halleri, bunların zıddı olan neşe, keyif ve iyimserlik hali içinde bulunmalarına duygulanım bozukluğu adı verilir. Çoğu kere bu uyumsuz duruma bir sebep bulmak imkanı olmaz ve birey her şeyin iyi gittiği bir durumda hastalanabilir veya hiçbir şeyin iyi olmadığı bir halde neşesini muhafaza edebilir. Bir duygulanım bozukluğunda ya bir belirti veya bir belirtiler kümesi ile karşılaşırız.

    Kişinin bir stresle karşılaşması, sevilen bir kimsenin ya da objenin kaybı, manevi bir değerin kaybı, ekonomik güçlükler, iflas halleri ve itibarın kaybı duygulanım bozukluğuna sebep olabilir.
     
  2. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.313
    Beğenileri:
    7.505
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    193 ÇTL
    Duygu Durum Bozukluğu Tarihçes

    Duygulanım bozuklukları çok eski çağlardan beri bilinmektedir. Eski din kitaplarında, Yunan ve Latin yapıtlarında ağır çökkünlük ve taşkınlık nöbetleri geçiren kişiler tanınabilmektedir. Mani ve melankoli deyimlerini ilk olarak Hipokrat kullanmıştır.

    M.Ö 400 yılında Hipokrat depresyonu da tanımlamış ve iç salgılarla ilgili oluştuğunu savunmuştur.

    Orta çağda ruhsal çökkünlüğü en iyi tanımlayanlardan biri İbni Sina olmuş ve ilginç olgu örnekleri vermiştir. 19. yüzyılda Fransız ve Alman ruh hekimleri mani ve melankolinin değişik türlerini, klinik belirtilerini yazmışlarsa da hepsini psikoz manyak depresif ( PMD ) adı altında toparlamayı, hastalığın belirtilerinin gidiş ve sonlanışının tanımlanmasını Kraepelin ( 1896 ) başarmıştır.

    Asclepiades depresyonları kişinin şartlarını iyileştirmek yolu ile tedavisini önermiştir. M.S. 2. yüzyılda Areataeus mani ve melankoliyi tarif etmiştir, bu iki hastalığın birbiri ile bağımlı olduğunu ifade etmiştir. Jean Pierre Falret bir kısım depresyonların başlangıçta neşeli bir devre sonunda ortaya çıktığına dikkat çekmiş ve bu duruma “ folie circulaire ” ( döngüsel ruh hastalığı ) adını vermiştir. Griesinger bütün akıl hastalarında hastalanan yerin beyin olduğunu ileri sürmüş, depresyonun da bir beyin hastalığı olduğunu vurgulamıştır. Kraepelin’den önce Karl Kahlbaum siklotimi deyimini kullanmış ve hafif heyecansal bozukluklarla seyrettiğini bildirmiştir. Freud, ortaya attığı psikoanalitik teorisi içinde manik-depresif psikoz, diğer psikozlar ve nevrozları ayırmaya yönelik çalışmalar yapmıştır. Winokur ve arkadaşları ise maninin depresyona göre daha ağır bir hastalık olduğunu bildirmişlerdir.

    Baldessarini ( 2000 )’ye göre Bipolar bozukluk kavramının tarihsel gelişimi

    M.S 150

    Aretaeus

    Melankoli - Mani

    1854

    Falret ve Baillarger

    Folie double forme

    1867

    Griesinger

    Tek mental hastalık

    1882

    Kahlbaum

    Siklotimi

    1899

    Kraepelin

    Manik depresif psikoz

    1960 lar

    Angst, Perris, Winokur

    Bipolar-tekuçlu ayrımı

    1976

    Dunner ve ark.

    Bipolar II

    1976

    Mendels

    Sözde tekuçlu depresyon

    1978

    Pope ve Lipinski

    Manik depresif psikozda

    “ şizofrenik belirtiler”

    1983

    Akiskal

    Bipolar spektrum

    1990

    Goodwin ve Jamison

    Manik-depresif hastalık
     
  3. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.313
    Beğenileri:
    7.505
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    193 ÇTL
    Nedenleri Nedir?

    Duygudurum Bozukluklarının nedenleri günümüzde biyolojik ve psikososyal olarak iki ana başlıkta incelenmektedir. Bu etkenlerin birbirini etkileyerek bozukluğa yol açtıkları düşünülmektedir. Hastalar dikkatle incelendiğinde, Bipolar tipte çökkünlük ve taşkınlık nöbetlerinin oluşunda, öncelikle başlangıçta , psikososyal etkenler hastalığın ortaya çıkmasında belirgin etken olarak yorumlansa da, zamanla birçok hastada nöbetlerin açık psikososyal etken olmaksızın kendiliğinden ortaya çıkabildiği görülmektedir. Taşkınlıkta ( manide ) ve yineleyici ağır çökkünlüklerde biyolojik etkenlerin daha büyük rol oynadığı kabul edilir.

    1. Biyolojik Nedenler; Kalıtımsal Nedenler, Biyolojik Aminler, Beyinde Yapısal Bozukluklar ve Uyku Bozuklukları yer almaktadır .

    2. A. Kalıtımsal Nedenler: Aile ve kalıtım araştırmaları duygudurum bozukluğu olanların birinci derecede akrabalarında hastalanma riskinin belirgin olarak yüksek olduğunu göstermektedir. Yineleyici çökkünlük geçiren hastaların birinci derece akrabalarında hastalanma riski genel nüfustaki riske göre iki üç kat yüksektir. İkiuçlu ( bipolar ) bozukluk gösterenlerde ise risk bunun da iki katıdır. Tek yumurta ikizlerinde eşhastalanma oranı ( concordance ) % 40- 50 arasında bulunmuştur.

    3. Kendler ve arkadaşlarının ( 1992 ) 1033 çift kadın ikiz üzerinde yapılandırılmış görüşmelerle elde edilen verilerine göre Majör Depresyon için yaşam boyu prevalans oranı % 12 – 36 arasında değişmektedir. Öztürk ( 2002 )’e göre; hastalığın kalıtımla geçiş olasılığı % 21- 45 bulunmuştur. Bu sayılar arasındaki büyük farkların depresyon tanımlanmasına bağlı olabileceği bildirilmektedir. Çocukluğunda biyolojik ana- babadan ayrılarak evlat edinilmiş olan ve affektif bozukluk geçiren kişilerin biyolojik ana-babalarında benzer hastalığın görülmesi olasılığı bu kişileri evlat edinenlere göre çok daha yüksektir. Sullivan ve arkadaşları ( 2000 )’ na göre; epidemiyolojik veriler, aile ve ikiz araştırmaları duygudurum bozukluklarında kalıtımın önemli rolü olduğunu göstermektedir.

    B. Biyolojik Aminler: Duygudurum Bozukluklarının patofizyolojisinde en çok üzerinde durulan biyolojik aminler norepinefrin ( NE ), dopamin ( DA ) ve serotonindir ( 5HT2 ). Depresyonda genel olarak NE, DA, 5HT2 düzeylerinde düşmeden, manide ise artıştan söz edilmektedir.

    C. Beyinde Yapısal Bozukluklar: Son yıllarda beyin görüntüleme yöntemlerindeki büyük gelişmelerle mani ve depresyonda beynin ayrı bölgelerinde olabilecek değişikliklerle ilgili araştırmalar artmıştır. Bipolar Bozukluk gösteren hastalarda MR ile yapılan incelemelerde subkortikal bölgelerde kanlanma değişiklikleri izlenimi veren aşırı yoğunlaşma alanları olduğu bildirilmiştir.

    D. Uyku Bozuklukları: Major Depresyon Bozukluğu’nda özellikle uyku EEG’sinde bazı değişiklikler gözlenmektedir. REM latansında kısalma, uyku başlangıcında REM yoğunluğunda artış, ilk REM periyodunun uzaması, uyku başlangıcının gecikmesi ve delta uykusunun azalması gibi değişiklikler görülür. Özellikle REM latansındaki kısalma depresyona yatkınlık olarak ele alınmaktadır.

    2. Psikososyal Nedenler söz konusu olduğunda ise; önemli ekonomik sorunlar, aile bunalımları, iş yaşamındaki çatışmalar ve doyumsuzluklar, emeklilik, iş yitimi, sevgi nesnesinin yitimi, benliği örseleyen, inciten, onur kırıcı durumlarla karşılaşmak ve daha nice psikososyal olay gerçek duygulanım bozukluklarının ortaya çıkmasında ve süregenleşmesinde büyük rol oynar.Tüm bu sebeplere ek olarak; yaşam olayları, hastalık öncesi ( premorbid ) kişilik, psikoanalitik kuram, benlik ( ego ) psikolojisi, bilişsel ( kognitif ) kuram ve davranışçı kuram da psikososyal nedenler arasında oldukça önemli bir yer almaktadır.

    A. Yaşam Olayları: Yaşam olayları ve çevresel stres etkenlerinin duygudurum bozukluklarında özellikle ilk atakta etkili oldukları, nörotransmiter düzeylerinde değişikliklere neden olarak daha sonraki ataklara yol açtığı düşünülmektedir. Ayrıca erken yaştaki kayıp ve ayrılıkların ileriki yaşlarda depresyona yatkınlık oluşturduğundan söz edilmektedir.

    B. Hastalık öncesi ( premorbid ) Kişilik: Hastalık öncesi kesin bir kişilik tipi belirlenememesine karşın oral bağımlı, obsessif kompulsif ve histrionik kişilik özelliği olanlarda depresyona eğilim olduğu düşünülmektedir.

    C. Psikoanalitik Kuram: Psikoanalitik kurama göre depresyonda bir sevgi nesnesi kaybı söz konusudur.Yaşamın erken dönemlerinde bozuk anne - çocuk ilişkisi nedeniyle sevgi nesnesine karşı ikili ( ambivalans ) duygular ( sevmek- nefret etmek gibi ) gelişmiştir. Sevgi nesnesine karşı olan ikili duygular kişinin kendisine yöneltilir. Böylece kişinin özsaygısı azalır, kendini değersiz ve suçlu görmeye başlar, depresyon oluşur.

    4. Benlik ( ego ) Psikolojisi: Bu kurama göre benliğin üç alanda özsever (narsisistik) amaçları vardır. Bunlar; değerli ve sevilen biri olmak, güçlü ve üstün olmak, iyi ve seven biri olmaktır. Eğer yaşamda bu istekler gerçekleştirilemezse benlik kaygı ve çatışmaya girer. Bu özsever engellenme sonucunda özsaygı düşer ve depresyon gelişir.

    5. Bilişsel ( kognitif ) Kuram: Çocukluk çağında yaşanan deneyimler bazı temel düşünce ve inanç sistemlerinin oluşmasına neden olur. Oluşan bu şemalar kişinin erişkin yaşamında kendine ve dünyaya bakışını ve davranışlarını biçimlendirir. Herhangi bir yaşam olayında bu gizli kalmış şemalar alevlenir. Ortaya olumsuz otomatik düşünceleri çıkarır. Bunlar; dünyaya, kendine ve geleceğe karşı olumsuz üçlü olarak tanımlanır. Bu olumsuz bakış sonucu depresyon gelişir.

    6. Davranışçı Kuram: Erken yaşam dönemindeki deneyimlerle kişi çeşitli davranış biçimlerini öğrenir ve kendi yaşamında uygular. Bu kurama göre depresyon öğrenilmiş çaresizlik durumudur.
     

Sayfayı Paylaş