1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ecevit ile en son röportaj

Konusu 'Siyasetçilerle Röportajlar' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 14 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün siyasi dinamiklerinin en tepe noktalarında belirleyici olarak bulunan Ecevit,elbette tarihte de önemli kişiliği ile yer alacak..
    Bu yılın ilk aylarında kendisi ile bir görüşme yapmıştım.
    Bu görüşmeyi yansıtmak istiyorum.



    Ecevit ,o görüşmede iktidarın yanı sıra CHP’yi de eleştirmişti.Baykal’ı yetersiz buluyordu.

    Seçimlere hazırlanıyordu...

    DSP’nin genel başkanı değilse de teknik direktörü denilebilirdi..

    “Ben erken seçim istemiyorum, bana zaman lazım.Bu zamanı düzgün kullanırsak halkımız için yeniden umut oluruz” görüşlerine sahipti.

    Medyadan şikayetçiydi..

    Ve Güneydoğu olayları..

    AB’yi Türkiye’yi bölmeye çalışmakla suçlamıştı ve şu çarpıcı açıklamaları yapmıştı

    “Kürtleri Kürt kökenlilerin ve Alevileri i onları bizden koparmak istiyorlar. Bizim ayrılmamız mümkün değil. Çok büyük hatalar yapıldı Güneydoğu’da ama bunun nedenleri Güneydoğu’nun sosyal yapısı. Atatürk bile onu aşamamış. Bende aşamadım. Sosyal yapıyı. Kürdün Türkten ciddi ayrılığı yok. Türk ulusunu oluşturan onlar en başta ben onları nasıl ayırt edebilirim bir Türk olarak. Hangimiz Türküz hangimiz . Baba tarafımda Kürtlük var. Orta yaşlarına gelinceye kadar benim bile haberim yoktu. Baba tarafımda Kürtlük olduğunu. Bunları biz içimize sindirebiliriz . “

    Görüştüğümüz sıralar Avusturya ile AB ilişkileri konusunda bir kriz gündemdeydi .

    Sayın Ecevit söze AB ile başlamıştı..

    “1960 larda 70 lerde biz Türkiye’yi ciddi olarak bir sosyal demokrat akımına yöneliyorduk. Avusturya’da da güçlü bir sosyal demokrat durum ortaya çıkmıştı. İki ülkedeki durumdaki gelişmeler çakışıyordu. Fakat şimdi Türkiye’den uzaklaştılar. Zannederim bunun önemli etkisi oldu. Avusturya’nın direnişinde.

    -Ortada ne var?

    -Kazanılmış hiçbir şey yok. Kaybedilmekte olan şeyler var. Kıbrıs konusunda olumsuz.

    Henüz iktidara gelmeden önce bize karşı çok soğuk bir hava vardı. Fakat kısa bir süre sonra onların Avrupa Birliği’nin gözünde çok güçlü bir hale geldik. Bir kere 1998’de galiba bir Avrupa Birliği’nin toplantısı vardı. Biz orda açıklanan şeyleri içimize sindiremedik. Ve keskin bir tavır aldık. Türk Kamuoyu’nun da çok tepki uyandı o sırada. Ben o sırada bazı konuşmalar yaptım Türkiye’de. Türkiye çok önemli bir ülkedir. Göreceksiniz çok yakında 1 iki yıl içinde bizim Avrupa Birliği bizim kaygılarımızı ortadan kaldıracaklar demiştim ve gerçekten öyle oldu. 99 aralık ayında biliyorsunuz gene bizim hoşumuza gitmeyen açıklama yaptılar. Bizi davet ettiler siz adımınızı atın diye. Biz Bakanlarla toplandık dedik ki, biz bu şartlarla üyeliği kabul etmeyiz yemek davetinize de uymayız dedik. Müthiş telaşlandılar. Sayın Fransız Cumhurbaşkanı Amerika Birleşik Devletler Başkanı, ve bütün ileri gelenler ve o sırada ev sahibi Fillandiya Cumhurbaşkanı aman yapma etme diye üstümüze düştüler.

    Kıbrıs konusunda, Ege konusunda biz Yunanlılar’ın isteklerini kabul edemeyiz. Toplantınıza katılmayacağız yemeğe de gelmeyeceğiz. 10 sıralarında kapımızı kapattık. Onun üzerine Clinton’un önde gelenleri ayrıca gece 10’da kapımızı çaldılar. Benim dediğim gibi oldu. Dediler ki haklısınız biz sizin isteklerinizi göz önünde tutacağız. Size baskı yapmayacağız. Ve bunu açıklamadan önce de Yunanlılar yanıma geldiler. Yunanistan’da biz bunları kabul ettirmekte zorluk çekeriz. Bunu açıklamasak dediler olur mu öyle şey dedim. Sözlerini tuttular. Kıbrıs konusunu hedef konusuna getirmediler. Kararlı olduğumuzu biliyorlardı. Türkiye’nin önemli bilinci içindeydiler. Biz hükümette kaldığımız sürece bunun üzerinde durulmadı. Ara sıra konuşuldu fakat üzerinde durulmadı.

    Bu hükümet iş başına gelince bütün şeyleri aman işte yapmayın etmeyin davranışlarla bizi gitgide teslimiyetçiliğe yönelttiler. Avrupa Birliği bugünkü hükümete hemen baskıya başladı. O kadar ki sanki Avrupa Birliği’nin en önemli unsuru Türkiye’ymiş gibi hangi toplantı olsa Avrupa Birliği’nde gündemin başında hemen Kıbrıs ve Türkiye geliyor. Bugünkü hükümette mütemadiyen onlara aman işte yapmayın etmeyin biz Türklerle idare ederiz. Halbuki hiç gerek yoktu. Biz çok olumlu mesafeler alabilecek durumda idik

    Çünkü biz Ege sorununu 1970’lerin sonunda gündem sorunu haline getirdiğimiz sırada uluslar arası yasa çıkmıştı. Aleyhimizdeydi biraz. Onun üzerinde durmak biraz daha güçlü fakat Kıbrıs konusunda da hiçbir ödün vermeyceğimizi kabul ettirdik.



    -Döneminizde Avrupa Birliği Türkiye’yi neden hep toplantılarında birinci maddelerinde soktu?



    - Avrupa hem Türkiye’siz yapamıyorlar. Hem de Türkiye’yle yapmanın yolunu yordamını bulmaya çalışıyorlar. Türkiye nüfus bakımından çok büyük bir ülke. Bizim çevremizde mütemadiyen tabi kaygı verici olaylar, çatışmalar savaşlar oluyor. Çünkü Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bildiğiniz gibi Asya Avrupa’yı Orta Asya’yla geniş bir alan burada yepyeni devletler ortaya çıktı. Bunların hepsinde Türkiye’nin tarihten gelen kültürden dinden gelen bir ağırlığı var. Öbür şeylerin hiçbirinde bu ağırlık yok. Balkanlar’da ve Orta Asya’da ne Akdeniz’de Karadeniz’de Türkiye’den daha güçlü en azından potansiyel güçlü şeyi yok. Kolaylıkla değerlendirilebilir. Ayrıca güvenlik sorunu çok ciddi bir sorundu. Şimdi hükümetten ayrılmadan bir yıl öncesinden itibaren aynı zamanda NATO üyesi, NATO Avrupa Birliği NATO’yu ikinci sınıfa itmek istediler. Çok heyecanla benimsediler Avrupa Birliğini. Amerika bundan rahatsızdı. Ama rahatsızlığını açığa vuramıyordu. Bizim sırtımızdan Avrupa Birliği’ne isyan ettiler. Ve tek başımıza bir yıl direndik. Onların isteklerini kabul ettirmedik. Güvenlik konusunda bizsiz yapabilmeleri mümkün değil. Bosna – Hersek olaylarında orda bu ayaklananlar bunlar feci şeyler oldu. Yalnız güvenliklerini sağlamakla kalmıyorlar bütün sosyal güvenliklerini sağlıyorlar. Kafkas ülkelerinde gene bizden başkasına yanaşamıyorlar. Avrupa ülkelerinin bazılarının ve ayrıca Rusya’nın Afganistan’da oluşmuş şeyleri var ticari petrolle ilgili ilişkileri var. Bizim öyle bir ilişkilerimiz olmadı. Ama orda olaylar patlak verdi. Kimseyi yanlarına sokmadılar Afganlar. Sadece biz Türkiye’yi. Çünkü orda tarihten dinden, dilden birikimlerimiz var.

    Onun için Ortadoğu’da çok özel bir yerimiz var. Onun için hem bizimle yaşamayı içlerine sindiremiyorlar hem de bizimle yaşamaktan yapamayacaklarını biliyorlar. Ama tüm Türkiye direnerek şimdiye kadar olduğundan daha fazla etkileyerek daha güçlü duruma gelebilir. Kolay kolay bizim isteklerimize, çekişme vermemiz vermemiz gerekecek. 15 yıl beklenecek daha. Kimbilir neler olacak.

    Kürtlerin kürt kökenlilerin ve Alevilerin bizi onları bizden koparmak istiyorlar. Bizim ayrılmamız mümkün değil. Çok büyük hatalar yapıldı Güneydoğu’da ama bunun nedenleri Güneydoğu’nun sosyal yapısı. Atatürk bile onu aşamamış. Bende aşamadım. Sosyal yapıyı. Kürdün Türkten ciddi ayrılığı yok. Türk ulusunu oluşturan onlar en başta ben onları nasıl ayırt edebilirim bir Türk olarak. Hangimiz Türküz hangimiz . Baba tarafımda Kürtlük var. Orta yaşlarına gelinceye kadar benim bile haberim yoktu. Baba tarafımda Kürtlük olduğunu. Bunları biz içimize sindirebiliriz .

    Efendim şimdi bir kere 1. dünya savaşında dediğimiz gibi bu Ortadoğu da dönen dolaplar sürecinde Amerika Birleşik Devletlerinin adı geçmiyordu. Fakat siz şimdi son yıllarda petrol elektrik konusu enerji konusu bunlar ön plana geçti. Ve artık Amerika biliyorsunuz Fas’dan Güneydoğu Asya’ya kadar bunun üstünde duruyorlar yapay bir şekilde. Aynı zamanda bu din farkı bununla ilgili sıkıntılar sökmeye başladı. Dün gece ilginç bir şey oldu. Bush şimdi dün Milliyet’te bir haber okuduk. Şimdi orda diyor ki, Tanrı bana Afganistan dahil teröristlerle savaş dedi bende gittim yaptım diyor. İran da Suriye de diyor. Herhangi bir başka bir ülkenin söyleyeceği laflar değil ama maalesef. Fakat gece yarısı haberleri dinledim. Bush’un aslı yokmuş. Bunu Filistin Başbakanı da söyledi. Ne yapacaklarını bilemez haldeler.

    Amerika tabi her ülkenin içişlerine ağırlığını koyarak müdahale etmiş. Beni toplantı için İngiltere’ye davet ettiler.

    En güçlü devlet. Fakat gerektiği zaman biz maddi açıdan zayıf sayılabilecek bir ülkeyiz. Osmanlı dönemindeki gücümüz kalmamış. Bizim aslında haklı olduğumuz konularda iyi dilenirsek karşımızdakilere de gereksiz sorunlar çıkartmadan çözebiliriz.

    Haşhaş konusunda açıkça meydan okudum. Amerika kıyameti kopardı. Saddam Hüseyin’e yönelttiklerine biz hayır dedik. Birleşmiş Milletlerle bilimsel bir süreç kurduk. Haşhaş’ın olumsuz kullanımı önlemek için neler yapılabilir. Birleşmiş Milletlerin hayran olduğu bir plan ortaya çıkarttık. Yunanlılar ve Rumlar düşündüler ki herhalde Türkiye şimdi Amerika gözünde bütün prestijini kaybetti tam zamanıdır her şeyin.

    İngilterede’ki toplantı konusu.

    12 Eylül askeri müdahale döneminde yurtdışına çıkma yasağı kalktıktan kısa bir süre sonra İngiliz televizyonunda ilginç bir televizyon programı için çağrı aldım. İngiliz televizyonu ve Amerikan televizyonun ortaklaşa yayınladıkları bir programda dünya gerçeklerini andıran fakat hayal ürünü ve varsayımsal durumlar önceden geniş uzman kadrosunun katılımıyla ayrıntılı bir senaryo olarak bulunuyordu. Televizyon programına katılanlarda arada sırada tartışa tartışa senaryoları geliştirip bazı çözümler arıyorlardı. Benim katıldığım tartışma senaryolarında biri hayali bir devletle ilgiliydi. Senaryoya göre bir ada devleti zalim bir yönetilmekteydi. ABD ve İngiltere kendi çıkarları için bu diktatörü destekliyorlardı. Ada devletinin halkından yükselen muhalefet ve tepki o kadar ileri ölçülere varmıştıki ABD ve İngiltere sonunda diktatörün devrilmesine razı olmuş. Yine senaryoya göre bu diktatörün yerine Amerikan ve İngiliz yanlısı başka bir lider getirilmişti. Fakat o liderde bir süre sonra fazlasıyla Moskova yanlısı bir tutum almaya başlamıştı. Onun için AB’de ve İngiltere ondan da kurtulmaya karar verilmiş gereği yapılmıştı. Fakat yerine kim geçicekti. İşte senaryonun bundan sonraki gelişimi tartışmacılara bırakılıyordu. Tartışmaya katılanlar arasında AB’nin ve İngiltere’nin bazı önde gelen devlet adamları da yer alıyordu. Toplantıda ABD Dışişleri Baükanı,CIA başkanı bulunuyordu. Almanya’dan da birkaç önde gelen politikacı vardı. Bu 3 ülkeden gelenler arasında ayrıca da eski İtalyan devlet başkanı ve Türkiyeden ben vardım. Hayali ada devletine yeni bir lider adayı aranmasına sıra geldiğinde tartışmanın yaratıcısı olan Amerikalı bir profesör tartışmacılara kopya verdi. Ada devletinde şimdilik bir köşeye çekilmiş fakat halk arasında saygınlığı olan sosyal demokrat lider var. Onun iktidara gelmesini düşünmezmisiniz dedi. Amerikalı ve İngiliz tartışmacılar bu çözüme hemen sarıldılar. Fakat köşesine çekilmiş bu sosyal demokrat politikacı nasıl bir devletin başına gelecekti. Amerikalılar dediler ki onun kolayı var eski diktatör bizim adamımız olduğuna göre bu ada devletinin silahlı kuvvetlerinde de bizim hatırımızı kırmayacak yakın dostlarımız var demektir. Onlara söyleriz sosyal demokratı iktidara getirmeye bir yol bulurlar. Ben o zamana kadar tartışmaya hiç katılmamıştım. Bazıları yıllarca dünyanın kaderini belirlemiş Amerikalı ve İngiliz politikacıların devlet adamlarının bir yabancı ülkeyle bir yabancı ülkenin içişleriyle ilgili sorunlara nasıl yaklaştıklarını kendi ağızlarından dinlemek son derece ilginçti. Hele son önerilen çözüm şaşkınlığımı son derece arttırmıştı. Tartışmayı yöneten Amerikalı profesör birdenbire bana döndü. Kameralar da bana döndü ve yönetici diyelim ki o sosyal demokrat lider sizsiniz. Amerikalıların önerdiği çözümü kabul eder misiniz diye sordu. Şu yanıtı verdim. Dostumuz olsalar bazı yabancı devletlerin içişlerimize böyle karışmalarına ve içli dışlı olmalarını içime sindiremem. Onun için bu çözümü kabul edemem. Kendi gelişimimiz ve serbet seçimlere halkın desteğini alarak gelirim başkasını düşünemem. Benim o yanıtımdan sonra adeta ciddi bir çekişmeye dönüştü. Beni İngilizler ikna etmek için uzun uzun dil döktüler. Eski dostum bir İngiliz muhafazakar bir milletvekilibana çıkıştı görüyor musunuz bize yaptığınızı bize direnmeniz karşısında devlet bir çözüm bulamıyor. Son olarak tartışma yöneticisi Ecevit kabul etmemekle direniyor bu durumda ne yapacaksınız diye sordu?

    Bizim bu konularda deneyimimiz vardır. Ecevit kabul etmezse de biz uygun gördüğümüzü çözümü uygulamanın yolunu buluruz dedi.



    -DSP ile ilgileniyor musunuz?..



    -Siyaseten şimdi belli adımları atmaya başlayabilirsek biz iktidara gelebiliriz. Biz buradayız. Çok güvendiğimiz kadromuz var. Kimse toz konduramıyor dikkat edersiniz. Şimdi ilçe ilçe dolaşıyor genel başkanımız arkadaşları seslerini d uyuruyor. Tek umudum benim o.



    -Bazı adımlar ne?



    -Yeniden siyaset alanındaki yerimize gelebilirsek onu kastettim. Burada karşımızda medya engeli var. Ben hiçbir zaman erken seçim istemedim. Şimdi de istemiyorum. Bir kere bana biraz zaman lazım. Ama birisi bir kere erken seçim gerekti dedimi bütün partiler kuzu kuzu arkasından koşuyorlar.



    Siz başka partiler için konuşmuyorsunuz ama Muhalefet partisinin parlamentodaki çabaları yeterli mi?



    Hiç değil. Bunun için uzun tartışmalardan sonra bir meclis toplantısına karar verildi. Başbakan Ankara’dan ayrıldı. Trabzonda bir yere gitti. Ama bizim o konuda söyleyeceklerimiz kesin. Bundan önceki hükümet dönemimizde bunu başarabildiysek koşullar farklı olduğu halde şimdi gene aynı sonuçlara güveniyorum. Şu ana kadar bu konuda boş laf etmedim.
     

Sayfayı Paylaş