1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Edgar Allan Poe

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve corelia tarafından 18 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. corelia

    corelia Katılımcı

    Katılım:
    22 Ekim 2008
    Mesajlar:
    219
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    6 ÇTL
    Kuzgun

    Edgar Allan Poe


    Evvel zaman önce ürkünç bir gecede,

    Eski kitaplardaki yitik hikmeti,

    Düşünüyordum güçsüz ve bitkin.

    Başım öne düşmüş, uyumak üzereyken,

    Nazik vuruşlarla kapı çaldı birden.

    “Bir misafir” dedim “çalıyor kapımı”

    “Bir misafir, başkası değil.”

    Açık seçik hatırımda, bir Aralık günüydü,

    Yerde bir hayalet gibi şöminenin ışığı.

    Çaresiz sabahı istedim, kitaplardan diledim

    Istırabın bitişini – Lenore’u kaybetmenin ıstırabı.

    Meleklerin Lenore dediği o bakire, nurlu ve eşsiz,

    Artık ebediyyen isimsiz.



    İpeksi mor perdelerin süzgün hışırtısıyla,
    Garip bir dehşet kapladı, hiç yaşamadığım.

    Yineleyip durdum yatıştırmak için kalbimi,

    “Odamın kapısında bekleyen kişi bir misafir,

    Odamın kapısındaki gecikmiş bir misafir,

    Başkası değil.”



    Canlandım birdenbire, daha fazla beklemeden,

    “Bayım” dedim “ya da bayan, affınızı diliyorum.

    Gerçek şu ki uyukluyordum, usulca kapıya vurdunuz,

    Usulca geldiniz, kapıma dokundunuz.

    Emin olamadım işittiğimden.”

    Sonra ardına kadar açtım kapıyı,

    Karanlıktı, sadece karanlık.



    Merak ve endişeyle baktım karanlığa uzun uzun,

    Hiçbir faninin cüret edemediği hayaller içinde.

    Sessizlik bozulmadı, ne de bir işaret karanlıktan,

    Orada tek kelime “Lenore” idi, fısıldadığım.

    Ve karanlıktan yankılandı bir mırıltı: “Lenore,”

    Sadece bu, başka bir şey değil.


    Ruhum alevler içinde döndüm odama,

    Ardından yine bir tıkırtı, daha da şiddetli.

    “Eminim” dedim “birşeyler var penceremde,

    Gidip ne olduğuna bakayım, gizem çözülsün,

    Kalbim sükun bulsun, bu gizem çözülsün.

    “Rüzgardır, başka bir şey değil.”



    Tam kepengi açacakken, kanat şakırtılarıyla

    Heybetli bir kuzgun belirdi, kutsal günlerden kalma

    Hiçbir şey söylemedi, ne bekledi ne durdu

    Bir saygın kişi edasıyla, kapının üstüne tünedi,

    Oda kapımın üzerinde, bir Pallas büstüne tünedi,

    Tünedi ve oturdu, sadece bu


    Cezbederek, takındığı ağır ve şiddetli tavırlarıyla

    Üzgün ruhumu gülümsetti, çehresi bu siyah kuşun

    “Sorgucun kırpılmış olsa da” dedim “Değilsin namert,

    Karanlık kıyılardan gelen, korkunç ve gaddar kuzgun.

    Söyle nedir, cehennemi gecenin kıyılarındaki saygın ismin”

    Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”



    Şaştım bu hantal kuşun konuşmasına böyle açık,

    Pek anlamlı, pek ilgili olmasa da söylediği;

    Çünkü hiçbir şanslı insan yoktur, ki biliriz hepimiz

    Oda kapısının üzerine tünemiş bir kuşla karşılaşsın

    Kapının üstündeki büste tünemiş bir kuş ya da canavar,

    Adı “Hiçbir zaman” olsun



    Tek bir söz söyledi o dingin büstteki kuzgun

    Taştı sanki bütün ruhu o tek kelimeden

    Ne bir söz ekledi, ne bir tüyü kımıldadı

    Acıyla mırıldandım: “Diğerleri uçup gittiler,

    Sabah o da terkedecek beni, umutlarım gibi”

    Dedi kuş “Hiçbir zaman”


    İrkildim tam yerinde söylenen bu sözle,

    “Şüphesiz” dedim “bu söz, tek sermayesi,

    Üzgün bir sahipten miras, zalim belaların

    Şarkıları tek bir nakarata düşünceye dek kovaladığı

    Umutsuz ve hüzünlü bir ağıt gibi tekrarlanan

    “Asla---hiçbir zaman”



    Kuzgun beni hala cezbedip gülümsetirken,

    Yöneldim koltuğa, kapının, büstün ve kuşun önündeki

    Gömülürken koltuğuma, düşünüyordum

    Eski zamanlardan kalma bu uğursuz kuşun

    Bu gaddar, hantal, korkunç, ve kasvetli kuşun

    Neydi kastettiği, derken “Hiçbir zaman”



    Tahmin yürütmeye koyuldum, tek ses etmeden

    Ateşli gözleriyle sinemi dağlayan kuşa

    Devam ettim düşünmeye, uzatıp başımı

    Lambanın aydınlattığı kadife yastığın üzerine

    Lambanın gözlerini diktiği kadife ve mor yastık ki

    Ah, “hiçbir zaman” yaslanamayacak o!



    Sonra görünmez bir tütsünün kokusuyla ağırlaştı hava

    Yüce meleklerin ayak sesleri çınladı tüylü zeminde.

    “Ey Sefil” diye haykırdım “Bir ferahlık verdi sana Tanrın”

    Lenore’un hatıralarından kurtulasın diye bir ilaç,

    İç bu iksiri kana kana ve sil Lenore’u aklından

    Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”



    “Kahin” dedim “şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis”

    Kışkırtıcı mıydı yoksa bir fırtına mı seni bu sahile atan

    Kimsesiz ama gözüpek – bu afsunlu çöl toprağında

    Bu perili evde—bana gerçeği söyle, yalvarıyorum

    Var mı – günahların ilacı? Söyle bana–söyle, yalvarıyorum

    Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”


    “Kahin” dedim “şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis”

    Üstümüzde kıvrılan gökler ve yücelttiğimiz Tanrı adına

    Söyle bu hüzünlü ruh, uzaktaki cennette, sarılabilecek mi

    Meleklerin Lenore adını verdiği kutsal bir bakireye

    Meleklerin Lenore dediği o eşsiz, nurlu bakireye

    Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”



    “Bu söz ayrılık imimiz olsun ey kuş, ya da iblis”

    “Dön artık fırtınaya, ve cehennemi kıyılara,

    Söylediğin yalana nişan tek tüy bırakma.

    Yalnızlığıma dokunma, terket o büstü,

    Çek gaganı kalbimden, çek suretini kapımdan”

    Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”



    Uçmuyor kuzgun, oturuyor orada, hala orada

    Oda kapımın üzerindeki o süzgün büstte

    Rüya gören bir iblisin bakışı gözlerinde

    Gölgesi akıyor zemine yüksekteki lambadan

    Ve bu gölgeden, yerde uzanmış yatan,

    Yükselecek mi ruhum? – “hiçbir zaman”
     
  2. corelia

    corelia Katılımcı

    Katılım:
    22 Ekim 2008
    Mesajlar:
    219
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    6 ÇTL
    Lenore

    ah kırıldı altın kase - ruh uçtu ebediyen
    çalsın çanlar - aziz bir ruh yüzmekte
    stygian nehrinin üzerinden
    ve, guy de vere, yok mu gözyaşın - şimdi ağla ya da
    bir daha ağlama sakın.
    bak, oradaki katı ve kederli sedyede
    serilmiş yatar lenore, senin aşkın
    gel, mersiye okunsun - söylensin cenaze şarkısı
    bir ilahi öylesine genç ölmüş bu kraliçeler gibi ölü için

    "zavallılar, serveti için sevdiniz onu ve
    nefret ettiniz ondan kibirinden ötürü
    ve hasta düştüğü zaman onu kutsadınız - ki öldü
    öyleyse nasıl okunacak tören - ağıt nasıl söylenecek
    sizin - kötü gözleriniz, sizin iftiracı diliniz tarafından
    ki, öylesine genç olan o masumu öldürdünüz."

    peccavimus! konuşma böyle, ama ulaştır
    bir sabbat şarkısını kederle, tanrıya ki
    ölü rahat eder belki de
    tatlı lenore itmişti önceden
    yanı sıra uçan ümitle
    bırakıp seni çılgınlığa
    eşin olması gereken o sevgili çocuk için
    şimdi yere serilmiş o neşeli güzel için
    yaşam üstünde onun sarı saçlarının - ama gözlerinde değil
    hala orada yaşam saçlarının üzerinde ve ölüm üzerinde gözlerinin

    "çekil - çekil - düşmanlardan dostlara açılır o öfkeli ruh
    cehennemden, en üst gökkatındaki bir malikaneye
    ahlardan ve iniltiden, göğün kralının yanındaki altın taca
    çanlar çalmasın öyleyse, kutsal neşe içindeki ruhu
    lanetli yerden yükselen müziği duymasın diye,
    ve ben -yüreğim rahat bu gece- ağıt söylemeyeceğim
    ama uçuracağım o meleği, eski bir şükran ilahisiyle"
    Çeviri Oğuz Cebeci..
     
  3. corelia

    corelia Katılımcı

    Katılım:
    22 Ekim 2008
    Mesajlar:
    219
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    6 ÇTL
    Annabel Lee

    senelerce senelerce evveldi;
    bir deniz ülkesinde
    yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz
    ismi annabel lee;
    hiç bir şey düşünmezdi sevilmekten
    sevmekten başka beni.

    o çocuk ben çocuk memleketimiz
    o deniz ülkesiydi,
    sevdalı değil kara sevdalıydık
    ben ve annabel lee;
    göklerde uçan melekler bile
    kıskanırlardı bizi.

    bir gün işte bu yüzden göze geldi
    o deniz ülkesinde,
    üşüdü rüzgarından bir bulutun
    güzelim annabel lee;
    götürdüler el üstünde
    koyup gittiler beni,
    mezarı ordadır şimdi,
    o deniz ülkesinde.

    biz daha bahtiyardık meleklerden
    onlar kıskandı bizi-
    evet!-bu yüzden(şahidimdir herkes
    ve o deniz ülkesi)
    bir gece bulutunun rüzgarından
    üşüdü gitti annabel lee.

    sevdadan yana, kim olursa olsun,
    yaşça başça ileri,
    geçemezlerdi bizi;
    ne yedi kat göklerdeki melekler,
    ne deniz dibi cinleri,
    hiçbiri ayıramaz beni senden
    güzelim annabel lee:

    ay gelir ışır, hayalin irişir
    güzelim annabel lee;
    bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
    güzelim annabel lee:
    orda gecelerim, uzanır beklerim
    sevgilim, sevgilim, hayatım, gelinim
    o azgın sahildeki,
    yattığın yerde seni.
     
  4. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.783
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.063 ÇTL
    Uyuyan Güzel

    Haziran bir gece yarısı
    Tenimde serin gizemli ayışığı
    Altın kıyıları
    Nemli baygın tütsüler yayan
    Dingin zirvelere
    Ezgiler eşliğinde akışan damlacıkları
    Usulca evrensel vadiye kanatlanan
    Ulaşılmaz gizemli ayışığı...

    Eğiliyor biberiyeler mezarına
    Zambaklar dalgalara
    Çürüyor suskun yıkıntılar
    Göğsüne sarıp gecenin sisini
    Çekiliyor sonsuz uykuya
    Lethe gibi bak! Nehir bile bile
    Uyukluyor yatağında
    Hiç uyanmayacakmış gibi
    Irene'in yazgılarıyla yattığı yerde
    Uyuyor tüm güzellikler!

    Ah görkemli prenses! Gerçek olabilir mi-
    Bu pencere kara geceye açılan?
    Ürkünç kımıltılar perdelerde
    Eğleniyor alaycı ruhlar ağaç tepesinde
    Sesleniyor her aralıktan
    Arsızca odanda dolaşan
    Bedensiz ruhlar büyücüler
    Süslü kapağı altında gömütünün
    Gizlenmiş uyuyan ruhun
    Uzayıp kısalıyor duvarlarda gölgeler
    Beyaz hayaletler gibi uçuşan...

    Ah sevgili prensesim! Hiç mi korkmuyorsun?
    Ne rüyalar görüyorsun?
    Belli ki uzak denizlerden gelmişsin
    Küçük bahçemizin sadık ağaçlarına
    Ne tuhaf rengin... Giysilerin...
    Saçlarının uzunluğu
    Ve bu dayanılmaz sessizlik!

    Prenses uyuyor! Ah bırakın uyusun
    Kutsal sığınağında Tanrı'nın derin derin
    Bir kez daha kutsal kılınsın bu oda
    Bu yatak melankolik bir kez daha!
    Yalvarırım Tanrım gözleri açılmadan
    Gömütüne hayaletler uğramadan
    Uyusun prensesim!

    Aşkım uyuyor! Ah bırakın uyusun
    İncitmesin solucanlar bedenini
    Uyusun sonsuza dek
    Yaşlı ormanın loş kuytularında
    Açılsın yüksek kemerleri gömütünün
    Dağıtarak karanlığı ansızın
    Üzerinde işlemeli tabut örtüleri
    Anımsatır atalarının cenazesini
    Utkulu sevinçli huzur verici...

    Küçük bir kızken
    Taş atardı prenses
    Ayrıksı bir gömüt kapısına
    Bir yankı daha her taşla
    Ürkerdi düşüncesinden bile
    Günahkar çocuk biçare!
    Ölünün iniltisiydi yükselen gömütten...
     
  5. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.783
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.063 ÇTL
    ŞARKI

    Gelin olduğun gün gördüm seni-
    Alevli bir pembelik yüzüne indiğinde
    Mutlulukla sarılmıştın öyleyken
    Tümden aşka kesilmişti dünya önünde.

    Ve senin gözlerinde tutuşan ışık
    (artık her ne idiyse)
    Güzellik diye gördüğüydü
    Sızlayan gözlerimin yeryüzünde.

    O pembelik kızlık utancı belki-
    Geçip gider öyleyse-
    Ama hala harlı bir ateş öyleyken
    Tutuşturdu yazık o adamın göğsünde.

    O gelin olduğun gün seni gören
    Hani şu derin pembelik yüzüne çöktüğünde
    Mutlulukla sarılmıştın öyleyken
    Tümden aşka kesilmişti dünya önünde.
     
  6. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.783
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.063 ÇTL
    Liman Kırıntıları

    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    Yalan söyledim
    yırtık blucinli tayfalara
    Seni sevmediğimi söyledim.
    Oysa rıhtımlar
    en şarkılı dalgalarla yıkanıyordu
    Midye kabuklarında sakladım gözyaşlarımı;
    Hastaydım
    kırık kötümser bir öksürük yapışmıştı boğazıma
    Seni unutmak gerekiyordu...

    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    İskele fenerlerinin altında oturup
    seni bekledim sevgilim
    Ellerim ıslaktı gözlerim ıslaktı.
    Gelip caydırabilirdin beni gitmekten
    Oturup sigara içer anlaşabilirdik...
    Sana tapacağım yalan değildi
    benim olursan
    Seni seviyordum seni istiyordum...
    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    Filler gibi içtim liman meyhanelerinde;
    seni unutmak için içtim...
    Senin sokağında geceler yıldızsızdı
    senin sokağında gece yağmur yağıyordu
    Ben zayıftım çabuk ıslanıyordum
    Bana sevmek yaramıyordu
    ben sevilemiyordum...
    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    Sana bırakacağım bu kentin
    üç semtinde üç damla gözyaşı döktüm
    Birincisi seni ilk gördüğüm yerdi
    ikincisi seni ilk öptüğüm yerdi
    Üçüncüsü... söylemeye dilim varmıyor
    üçüncüsü bana git dediğin yerdi
    İşte bu mısraları orda karalıyorum;
    işte demir aldı şilebimiz
    Gidiyor gidiyor gidiyorum...
     
  7. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.783
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.063 ÇTL
    İlahi

    Sabahleyin-öğlenleyin-akşam karanlığında-
    Benim ilahimi duyarsın Maria.
    Kederde ve sevinçte iyide ve kötüde
    Tanrının anası benimle ol.
    Saatler pırıltıyla uçtuğunda
    Ve tek bir bulur karartmadığında göğü
    Aylak olmasın diye ruhum
    Lütfun götürürdü onu sana ve seninkine;
    Şimdi fırtınaları kaderin
    Geçmişimi ve günümü karartınca
    Bırak ışısın geleceğim
    Senin ve senin olanın tatlı ümidiyle.
     
  8. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.783
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.063 ÇTL
    HELEN

    Helen senin adın
    Eskinin Nicean yelkenlileri gibidir benim için
    Usulca kokulu denizin üzerinden
    O yol yorgunu gezgini taşır
    Kıyısına kendi memleketinin

    Gezmeyi özler yapayalnız denizlerin üstünde
    Yunanlı yüzün sümbül saçların
    Senin havaların getirmişti beni eve
    Yunanistanın görkemine ve
    Roma yüceliğine.

    İşte oradaki pırıltılı pencere nişinde
    Nasıl da bir heykel gibi görürüm dineldiği
    Ah Pysche kutlu topraklar olan bölgelerden
    Akik lamba elinde.
     

Sayfayı Paylaş