1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Edgar Allan Poe

Konusu 'Yazar / Şair' forumundadır ve corelia tarafından 25 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. corelia

    corelia Katılımcı

    Katılım:
    22 Ekim 2008
    Mesajlar:
    219
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    6 ÇTL
    Edgar Allan Poe 1809'da Amerika'nın Boston kentinde doğdu. Annesiyle babası tiyatro oyuncusuydu. Her ikisi de daha Poe iki yaşındayken öldüğünde, John Allan adında bir tütün ihracatçısı çocuğu yanına aldı. Bu tüccar tarafından hiçbir zaman evlat edinilmemesine rağmen Poe babalığının adını ikinci ad olarak kullandı. Uzun yıllar Richmond Akademisi'nde öğrenimini yapan Poe, daha sonra Virginia Üniversitesi'ne gönderildi. Aradan bir yıl geçince Allan genç Poe'ya para yollamaktan vazgeçti. Çünkü Edgar, kumar oynuyor ve çok zaman kaybediyordu. Bunun üzerine Poe üniversiteden ayrıldı.

    Babalığı ile kavga eden Poe evi terk etti ve 1827 yılında şiirlerini Timurlenk ve Öteki Şiirler adı altında Boston'da yayımladı. Kendi parası ile bastırdığı bu kitaba Poe adını koymadı. Kitap da fazla satılmadı. Daha sonra orduya yazan Poe iki yıl süreyle askerlik yaptı. Bu süre sonunda babalığı onu harp okuluna yazdırdı ama altı ay sonra Poe, itaatsizlik ve görevini ihmal yüzünden okuldan atıldı.

    Bunun üzerine Poe dergilere hikayeler yazmaya başladı. 1831'de Şiirler'i (Poems) yayımlayarak bu kitabı harp okulu öğrencilerine ithaf etti. 1835'te Richmond'da yayımlanan bir derginin yazarları arasına katıldı. En güzel hikayelerinden bazıları bu dergide çıktı. Poe'nun hikayeleri sayesinde derginin satışı bir yıl içinde yedi katına çıktı.

    Bu arada Poe'nun ölen babalığı ona vasiyetnamesinde hiçbir şey bırakmadı. Kısa süre sonra Poe, dergiyle ilişkisini kesmek zorunda kaldı, çünkü kendini içkiye vermişti. 1836'da teyzesinin 13 yaşındaki güzel kızı Virginia Clemm ile evlendi. Yeniden dergiye döndü ama gene işinden çıkarıldı. Ertesi yıl New York'a gitti. Daha ertesi yıl da Philadelphia'ya geçti. Burton's Gentleman's Magazine adlı dergide çalışmaya başladı. Poe'nun eleştirmenlerinin ve şiirlerinin çoğu, ünlü hikayelerinden de bazıları bu dergide yayımlandı.

    Virgina Poe kocasını büyük bir aşkla seviyordu. Virginia uzun süren bir hastalığa yakalandı ve 1847'de öldü. Bu olay Poe'yu adamakıllı sarstı. O kadar ki kendini öldürmeye kalkıştı. Yazarın akıl dengesi iyice bozulmuştu. Bununla beraber zaman zaman bilinçli durumlara döndüğü de oluyor, o zamanlar yeniden yazı yazmaya koyuluyordu. Bir gün Poe'yu Baltimore'da baygın bir halde buldular. Büyük yazar kısa süre sonra 1849'da aynı kentte hayata gözlerini yumdu.
    Derleme: Fuat Semen
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    Edgar Allan Poe
    (19 Ocak 1809 - 7 Ekim 1849)
    ABD'li şair, kısa öykü yazarı, editör ve edebiyat eleştirmeni. ​

    Amerikan Romantik Akımı'nın öncülerinden biridir. ABD'nin ilk kısa hikâye yazarlarından olan Poe modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin de öncüsüdür. Bugün birçok kimse tarafından ABD'nin ilk büyük yazarı kabul edilse de Poe hayattayken sık sık küçük düşürülmüş ve yanlış anlaşılmıştır.

    Yaşamı

    Her ikisi de profesyonel oyuncu olan,üç çocuklu David ve Elizabeth (Arnold) Poe'nun ikinci çocuğu olarak Boston'da dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti.Ertesi yıl annesi veremden öldü ve Richmond, Virjinya'dan (ozan) İskoç tütün tüccarı John Allan kendisini yanına aldı. Ortanca adı Allan buradan gelir.
    1815'te Allan'ın ailesiyle İngiltere'ye gitti ve Londra va Richmond'daki özel okullarda okudu. Öğrenciliği sırasında tanıştığı alkol ve kumar, yaşamını altüst etti. Kendisinden daha ünlü olan eşinin gölgesinde kaldı. 1820'de Virjinya'ya geri döndü. Virjinya Üniversitesi'ne kaydoldu ama burada sadece bir yıl kaldı. Bu dönemde kumar borçları yüzünden manevi babasıyla arası açıldı.

    Önceleri başarısız fanzin denemeleriyle başladığı edebiyat yaşamı, 1832'de Saturday Courrier'da basılan beş öyküyle ve 1833'te Baltimore Saturday Visiter tarafından düzenlenen yarışmada "MS. Found in a Bottle" (Şişede Bulunan Elyazması) adlı öyküsüyle birinciliği kazanmasıyla devam etti. 1843'te, Godey's Lady's Book'ta yayımlanan "The Visionary" adlı öyküsüyle adı ülke genelinde duyulmaya başlandı.
    Düzyazılarından başka kurgu ve yazım teknikleriyle dikkat çeken "The Raven" (Kuzgun) başta olmak üzere, "Annabel Lee" ve "To Helen" (Helen'e) adlı şiirleriyle de tanınan Poe 7 Ekim 1849'da öldü.

    Charles Baudelaire'in "Çağımızın en güçlü yazarı..." dediği Poe, yazdığı özgün metinlerle birçok yazarı derinden etkiledi.

    Ayrıca Edgar Allan Poe babasıyla da hiç anlaşamayan bir yazardı ve eserlerinde babasıyla olan çatışmalarına rastlanır.

    Başlıca yapıtları: Dedektif Auguste Dupin Öyküleri, Oval Portre, Morgue Sokağı Cinayeti, Usher Evinin Çöküşü, Altın Böcek, Kızıl Ölümün Maskesi'dir.

    Ayrıca birçok şiiri bulunmaktadır.

    Ölümü


    Ryan's Inn adlı bir meyhanede kötü bir halde bulunduktan 4 gün sonra, 7 Ekim 1849 günü Baltimore'daki hastanede öldü, öldüğünde 40 yaşındaydı. 8 Ekim günü Westminster Presbiteryen Mezarlığı'nda kendisi için düzenlenen cenaze törenini Rahip William T.D. Clemm yönetti. Törene yalnızca 4 kişi katılmıştı. Bu 4 kişi kuzeni Neilson Poe, karısı tarafından akrabası olan Henry Herring, okuldan arkadaşı Z.Collins Lee, meslektaşı Dr. Joseph Snodgrass' dır. Ölüm olayı ve nedenleri ile ilgili çok çelişkili ve anlaşılmaz raporlar hazırlanmıştır. Yıllar geçtikçe kendisini tanıyan ve tanımayanlar tarafından ortaya atılan kuramlar ve söylentiler arttı. Hala ölümünün arkasındaki gerçekler bilinmemektedir...

    Hikayeleri


    "The Angel of the Odd" - Çok alkol almış olan bir adamın başına gelenleri anlatan bir kara komedi.
    "The Balloon Hoax"- Bir balon seyahatini anlatan bir gazete haberini anlatan hikaye
    "The Black Cat" - Alkollü bir adamın kedisini öldürüp sonra kedinin ruhunu gördüğünü sanmasını anlatan hikaye, hikaye katilin ağzından anlatılmış.
    "The Cask of Amontillado" - Bir intikam öyküsü.
    "Eleonora" - Bir aşk hikayesi
    "The Tell-Tale Heart" - Metaforik bir cinayet öyküsü




    ANABELLİ


    Senelerce senelerce evveldi;
    bir deniz ülkesinde
    yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz
    ismi Annabel lee;
    hiç bir şey düşünmezdi sevilmekten
    sevmekten başka beni.

    O çocuk ben çocuk memleketimiz
    o deniz ülkesiydi,
    sevdalı değil kara sevdalıydık
    ben ve Annabel lee;
    göklerde uçan melekler bile
    kıskanırlardı bizi.

    Bir gün işte bu yüzden göze geldi
    o deniz ülkesinde,
    üşüdü rüzgarından bir bulutun
    güzelim Annabel lee;
    götürdüler el üstünde
    koyup gittiler beni,
    mezarı ordadır şimdi,
    o deniz ülkesinde.

    Biz daha bahtiyardık meleklerden
    onlar kıskandı bizi-
    evet!-bu yüzden
    (şahidimdir herkes ve o deniz ülkesi)
    bir gece bulutunun rüzgarından
    üşüdü gitti Annabel lee.

    Sevdadan yana, kim olursa olsun,
    yaşça başça ileri,
    geçemezlerdi bizi;
    ne yedi kat göklerdeki melekler,
    ne deniz dibi cinleri,
    hiçbiri ayıramaz beni senden
    güzelim Annabel lee:

    Ay gelir ışır, hayalin irişir
    güzelim Annabel lee;
    bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
    güzelim annabel lee:
    orda gecelerim, uzanır beklerim
    sevgilim, sevgilim, hayatım, gelinim
    o azgın sahildeki,
    yattığın yerde seni.



    BİR DÜŞÜN İÇİNDE BİR DÜŞ



    Alnına konsun bu öpüş!
    Ve, şimdi senden ayrılırken,
    İtiraf edeyim ki-
    Günlerimi bir düş
    Sayarken yanılmıyorsun;
    Ama, umut gitmişse uzaklara
    Bir gece ya da bir gün
    Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
    Fark eder mi bu yüzden?
    Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
    Yalnızca bir düş içinde bir düş.

    Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
    Haykırışları içinde duruyorum:
    Ve altın kum taneleri
    Tutuyorum avucumda-
    Ne kadar az! Ama nasıl da
    Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlerine
    Ben ağlarken - ben ağlarken!
    Ah Tanrım! Daha sıkı
    Tutamaz mıyım onları?
    Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız
    dalgadan?
    Bir düşün içinde bir düş mü
    bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?


    BİR DÜŞ


    Görüntüleri arasında karanlık gecenin
    Yitirilmiş sevincin düşünü kurdum.
    Ama kalbimi kırarak beni uyandırdı
    Görüntüsü yaşamın ve ışığın.

    Ah! Düş olmayan bir şey var mıdır gündüzleyin
    Gözlerinde geçmişten gelen bir ışıkla
    Çevresine bakan kişi için?

    O kutlu düş-o kutlu düş,
    Bütün dünya kınarken
    Tarlı bir ışık gibi neşelendirdi beni
    Yalnız bir ruha yol gösteren.

    Ne olmuş geceleyin ve fırtınada
    Titriyorsa yükseklerdeki ışık?
    Daha berrak bir sey var mıdır
    Gündüz parlayan yıldızından, gerçeğin!


    EN MUTLU GÜN


    En mutlu gün en mutlu saat
    Kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği,
    en büyük umutları gücün ve gururun
    Hissettiğim, geçip gitti.

    Güç mü dedim? Evet öyle düşünmüştüm
    Ama yazık! Çoktan yitip gitti hepsi
    Gençliğimin hayalleri-
    Ama boşver şimdi.

    Ya gurur, ne yapacağım senle şimdi
    sakin ol ruhum!
    Belki bir diğer baş devralır
    Üzerime döktüğün zehri.

    En mutlu gün-en mutlu saat
    gözlerimin gördüğü göreceği,
    En paralk ışıltısı gücün ve gururun
    Hissettiğim:
    Ama o zaman çektiğim acıyla
    Gücün ve gururun umudunu verselerdi,
    Yaşamazdım o parlak saati tekrar

    Çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım
    Ve çırptıkça-bir öz dökülüyordu
    Öldürmeye yeterli
    Onu bilen bir ruhu.


    İSİMSİZ..


    Sevilmek mi?-öyleyse bırakma yüreğini
    Şimdiki yolundan ayrılmaya.
    Olduğun herşeyken şimdi,
    Olmadığın şey olma.
    Böylece kibarlığın, lütfun,
    Aşkın güzelliğin,
    sonsuz bir övgü konusu olacak yeryüzünde,
    ve aşk-basit bir görev.


    AKŞAM YILDIZI


    Yaz ortasındaydı
    Ve geceyarısı,
    Ve yıldızlar yörüngelerinde
    Ölgün ölgün pırıldarken,
    Daha parlak ışığında
    Kendisi göklerde
    Köle gezegenlerin arasında,
    Işığı dalgalarda olan soğuk ayın.
    Soğuk tebessümüne dikmiştim gözlerimi
    Fazlasıyla - fazlasıyla soğuktu benim için
    Derken kaçak bir bulut,
    Geçti örtü niyetine,
    Ve ben sana döndüm,
    Mağrur akşam yıldızı.
    Senin ışığın daha değerlidir benim için.
    Çünkü yüreğime mutluluk verir
    Göklerdeki gururun geceleri,
    Ve daha çok beğenirim
    O alçaktaki daha soğuk ışıktan
    Senin uzaktaki ateşini.


    LİMAN KIRINTILARI


    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    Yalan söyledim
    yırtık blucinli tayfalara
    Seni sevmediğimi söyledim.
    Oysa rıhtımlar
    en şarkılı dalgalarla yıkanıyordu
    Midye kabuklarında sakladım gözyaşlarımı;
    Hastaydım
    kırık kötümser bir öksürük yapışmıştı boğazıma
    Seni unutmak gerekiyordu...

    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    İskele fenerlerinin altında oturup
    seni bekledim sevgilim
    Ellerim ıslaktı, gözlerim ıslaktı.
    Gelip caydırabilirdin beni gitmekten
    Oturup sigara içer, anlaşabilirdik...
    Sana tapacağım yalan değildi
    benim olursan
    Seni seviyordum, seni istiyordum...
    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    Filler gibi içtim liman meyhanelerinde;
    seni unutmak için içtim...
    Senin sokağında geceler yıldızsızdı
    senin sokağında gece yağmur yağıyordu
    Ben zayıftım, çabuk ıslanıyordum
    Bana sevmek yaramıyordu,
    ben sevilemiyordum...
    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    Sana bırakacağım bu kentin
    üç semtinde üç damla gözyaşı döktüm
    Birincisi seni ilk gördüğüm yerdi
    ikincisi seni ilk öptüğüm yerdi
    Üçüncüsü... söylemeye dilim varmıyor,
    üçüncüsü bana git dediğin yerdi
    İşte bu mısraları orda karalıyorum;
    işte demir aldı şilebimiz
    Gidiyor, gidiyor, gidiyorum...



    HELEN İÇİN


    Helen, senin adın
    Eskinin Nicean yelkenlileri gibidir, benim için
    Usulca, kokulu denizin üzerinden
    O yol yorgunu gezgini taşır
    Kıyısına kendi memleketinin

    Gezmeyi özler yapayalnız denizlerin üstünde
    Yunanlı yüzün, sümbül saçların
    Senin havaların getirmişti beni eve
    Yunanistanın görkemine ve
    Roma yüceliğine.

    İşte, oradaki pırıltılı pencere nişinde
    Nasıl da bir heykel gibi, görürüm dineldiği
    Ah, Pysche, kutlu topraklar olan bölgelerden
    Akik lamba elinde.


    .............E İÇİN


    aldırmıyorum, bu dünyada payımın
    -DÜNYADAN AZ BİR HİSSEYLE-
    aşk yılları olmasına unutulan
    bir dakikanın nefretinde.
    ağlamıyorum terkedilmişler güzelim

    BENDEN mutludur diye
    ama sen üzülüyorsun diye...
    kaderime bir yolcu olan benim!.


    ÇANLAR


    Zamanı say,tempo tut,
    Runik bir tempo olsun,
    Tintintin sesleri müzik gibi yükselsin
    Çanlardan,çanlardan,çanlardan,
    Çan...çan...çan...
    Çanların çınlayan sesini dinle...
    O cesur çanlar!
    Titreşimleri ne müşiş bir korku masalı anlatıyor!
    Ah, çanlar,çanlar!
    Korkuları nasıl bir masal anlatıyor...



    F...S. O.......D İÇİN


    Sevilmek mi?-öyleyse bırakma yüreğini
    Şimdiki yolundan ayrılmaya.
    Olduğun herşeyken şimdi,
    Olmadığın şey olma.

    Böylece kibarlığın, lütfun,
    Aşkın güzelliğin, sonsuz bir
    Övgü konusu olacak yeryüzünde,
    ve aşk-basit bir görev.


    ŞARKI..


    Gelin olduğun gün gördüm seni-
    Alevli bir pembelik yüzüne indiğinde
    Mutlulukla sarılmıştın, öyleyken
    Tümden aşka kesilmişti dünya önünde.

    Ve senin gözlerinde tutuşan ışık
    (artık her ne idiyse)
    Güzellik diye gördüğüydü
    Sızlayan gözlerimin yeryüzünde.

    O pembelik, kızlık utancı belki-
    Geçip gider öyleyse-
    Ama hala harlı bir ateş, öyleyken
    Tutuşturdu, yazık, o adamın göğsünde.

    O, gelin olduğun gün seni gören
    Hani şu derin pembelik yüzüne çöktüğünde
    Mutlulukla sarılmıştın, öyleyken
    Tümden aşka kesilmişti dünya önünde.

    İLAHİ


    Sabahleyin-öğlenleyin-akşam karanlığında-
    Benim ilahimi duyarsın, Maria.
    Kederde ve sevinçte, iyide ve kötüde,
    Tanrının anası benimle ol.
    Saatler pırıltıyla uçtuğunda,
    Ve tek bir bulur karartmadığında göğü,
    Aylak olmasın diye ruhum,
    Lütfun götürürdü onu sana ve seninkine;
    Şimdi, fırtınaları kaderin
    Geçmişimi ve günümü karartınca,
    Bırak ışısın geleceğim
    Senin ve senin olanın tatlı ümidiyle


    M.L.S. İÇİN


    Varlığını sabah diye selamlıyanlardan-
    Yokluğunu gece sayanlardan-
    Yüksek göklerde kutsal ateşi gölgeleyen-
    Ağlayarak ümit için her saat seni kutsayanlardan-
    Yaşam için-ah. Hepsinin üstünde,
    Derinlere gömülü inancın Gerçeklik
    Erdem ve İnsanlıkta canlanması için-
    Ümitsizliğin menfur yatağında ölmeye yatanlardan,
    Birden yükselir, senin mırıldandığın sözler üzre,
    "Işık olsun"
    Mırıldandığın sözlerin, gözlerinin-
    Seraphlara özgü bakışıyla gerçekleşen-
    Sana en çok borçlu olanlardan-şükranı
    Tapınmaya benzeyen-ah, anımsa
    En doğrusunu-adanmış olanı en çok tutkuyla,
    Ve düşün ki bu güçsüz dizeleri o yazdı-
    O yazdı, yazarken ürperip düşünerek
    Bir olduğunu ruhunun bir meleğinkiyle.


    KUZGUN..


    Bir zamanlar kasvetli bir geceyarısı, unutulmuş eski bilgilerin
    Tuhaf ve antika ciltleri üzerine düşünüyordum,
    Yorgun ve sıkıntılı-
    Uyumak üzereydim, neredeyse başım düşüyordu ki,
    Bir tıkırtı geldi birden, sanki kibarca
    Oda kapımı çalan-çalan birisi gibi.
    'Odamın kapısını tıklatan' diye söylendim 'bir konuk-
    Başka bir şey değil, yalnızca bu.'
    Ah, iyice anımsıyorum ki o hazin Aralıktı;
    Ve zemine vuruyordu sönen her bir közün yansısı.
    Sabahı istiyordum şevkle; -Boş yere
    Aramıştım
    Ödünç bir avuntuyu kederden-
    Yitik Lenore'un kederinden-
    O eşsiz ve pırıl pırıl kızın, meleklerin Lenore
    Diye andığı-
    Buralarda, anılmayacak artık adı.

    Ve mor perdelerin belirsiz, hüzünlü, ipeksi
    Hışırtısı
    Önceden hiç duyulmamış tuhaf kokularla dolduruyor-
    Tir tir titretiyordu beni:
    Öyle ki: çarpıntımı bastırmak için tekrarladım.
    'Oda kapımdan girme izni isteyen bir konuk
    bu-
    Oda kapımdan girme izni isteyen
    Geç bir konuk:
    Başka bir şey değil, budur bu.'
    O sıra cesaretimi toplayıp: daha fazla
    Oyalanmadan,
    'Sir' dedim, 'ya da Madam, affınızı dilerim
    Ama
    Gerçek şu ki dalıyordum ve siz öylesine yumuşak
    Bir tıkırtıyla geldiniz,
    Ve öylesine hafifçe tıklattınız-tıklattınız
    Oda kapımı ki,
    Duyduğumdan pek emin değilim sizi'-diyerek kapıyı
    Açtım burda; -
    Karanlıktan başka bir şey yoktu orda.

    Orda durdum, korku ve merakla karanlığın içine
    Baktım uzun süre,
    Kuşkuyla, kurarak hiçbir ölümlünün cüret edemediği
    Hayalleri;
    Ama sükunet bozulmadı ve sessizlik bir ipucu
    Vermedi,
    Ve fısıltıyla söylenen tek sözdü orda
    'Lenore? '
    Buydu fısıldadığım, mırıltılı bir yankıyla geri gelen
    O söz 'lenore'
    Başka bir şey değil, yalnızca bu.

    Odama dönerken alev alev yanarak
    Ruhum
    Aynı tıkırtıyı işittim yine ilkinden biraz daha
    Kuvvetlice.
    'Kesinlikle' dedim, 'kesinlikle bir şey var penceremin
    Kafesinde;
    Öyleyse neymiş bakalım ve bu esrarı
    Çözelim; -
    Rüzgardır, başka bir şey değil bu.'

    Açıverince kepengi, eski devirden kalma
    Azametli bir kuzgun
    Kanat çırpıp sallanarak adım attı
    İçeriye;
    Ne bir selam verdi ne bir an durdu ya da
    Oturdu;
    Ama bir Lady'nin ya da Lord'un edasıyla
    Tünedi kapımın üstüne-
    Oda kapımın üstünde bir Pallas büstüne kondu-
    Konup oturdu hepsi bu.

    Derken ciddi ve haşin suratıyla bu abanoz kuş,
    Kaderimi gülümsemeye dönüştürdü,
    'Sorgucun kırkılmışsa da hiç kuşkusuz' dedim
    Korkak değilsin sen,
    Gecenin kıyısından gelen
    Suratsız ve yaşlı kuzgun-
    Gecenin Plutonian kıyısındaki saygı değer adın nedir,
    Söyle bana.'
    Kuzgun dedi ki 'birdahaasla.'

    Çok şaşırmıştım bu çirkin kuşun konuştuğunu duyup
    Böylesine açıkça,
    Pek alakalı olmasa-yanıtı pek anlamlı olmasa da;
    Çünkü kabul etmeliyiz ki yaşayan kimse henüz
    Mazhar olmadı oda kapısının üstünde bir
    Kuş-
    Kuş ya da hayvan görmeye oda kapısının üstündeki
    Büstte,
    Bir isimle 'birdahaasla' diye.

    Ama kuzgun, sessiz büstün üstünde tek başına
    Yalnızca bu sözü söyledi, sanki bu bir tek sözle
    İçini dökmüş gibi.
    Sonra başka birşey söylemedi- ne de bir tüyünü
    Oynattı-
    Ben mırıldanana dek, 'önceden uçtu diğer
    Dostları-
    Sabahleyin beni terk edecek, umutlarımın
    Önceden uçup gittiği gibi.'
    O zaman
     
  3. ÇağanCan

    ÇağanCan Aktif

    Katılım:
    2 Kasım 2012
    Mesajlar:
    334
    Beğenileri:
    88
    Ödül Puanları:
    830
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Turizm
    Yer:
    Ankara-Antalya
    Banka:
    33 ÇTL
    19 Ocak 1809’da Boston’da dünyaya geldi. Küçük yaşlarda annesini kaybetmesi üzerine John Allan tarafından evlat edinilen Edgar, 1815 yılında Allan’lar ile birlikte İngiltere’ye taşındı. İlk ve orta okul hayatını burada geçiren Poe, 1820 yılında tekrar Amerika’ya taşındı. 1826 yılında Virginia Üniversitesi’ne giren Poe, burada ancak 10 ay okuyabildi. 1827 yılında da Edgar A Perry adıyla Amerikan ordusuna yazıldı ve öncük birliklere katıldı. Bu sırada “Tamerlane ve Öteki Şiirler” i yayınlandı.

    1829’da ordudan ayrılarak Washington’a taşında ve yine o yıl “Al Araf”ı yayımladı. Gezgin hayatı Clemm’lerle tanışana kadar süren Poe, 1831 yılında Baltimor’a yerleşti. 1833 yılında "The Baltimore Saturday Visitor"ın açmış olduğu yarışmada ilk ödülünü "Şişedeki Mesaj"la kazandı. "Southern Literary Massenger"da editör yardımcılığına başlayan Poe, 1836 yılında Bayan Clemm’in 13 yaşındaki kızı Virginia ile evlendi. Bu evlilikten bir yıl sonra tekrar yollara düşen Poe Newyork’a taşında ve burada Arthur Gordon Pym’in Öyküsü”nün yayımladı.

    1840’ta Gülünç ve Arabesk Öyküler’i yayımlayan Poe, 1841 yılında da Graham’s dergisinin editörü oldu. Poe burada da ancak bir yıl çalıştı ve tekrar Newyork’a taşınarak “New York Evening Mirror’da asistan olarak çalışmaya başladı. 1845’te “Kuzgun”u yayımladı. 1847’de karısı ölen Poe, özellikle onun hayatında önemli bir yere sahip olacak olan Sarah Helen Whitman ile tanıştı. Bayan Witham’ın çok etkisinde kalan Poe, Kasım 1848’de intihara kalkıştı. Artık hayatındaki insicam bozulmaya başlamıştı. Temmuz 1848’de delilik nöbetleri geçirti. Bu aralar Şiir Sanatı Kuralı yapıtının yayımladı. Ve bu kitabın yayımlanmasından iki ay sonra da bilinmeyen nedenlerden kendinden geçmiş bir biçimde bulundu ve Washington Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Bilincini kazansa da nöbetleri geçmide ve gitgide daha büyük acılar içinde kaldı. 7 Ekim 1848’de de öldü, Baltimore'da gömüldü.

    ***

    Şiirlerinden Örnekler

    Annabel Lee

    Senelerce senelerce evveldi
    Bir deniz ülkesinde
    Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
    İsmi; Annabel Lee
    Hiç birşey düşünmezdi sevilmekten
    Sevmekten başka beni
    O çocuk ben çocuk, memleketimiz
    O deniz ülkesiydi
    Sevdalı değil karasevdalıydık
    Ben ve Annabel Lee
    Göklerde uçan melekler
    Kıskanırlardı bizi
    Bir gün işte bu yüzden göze geldi
    O deniz ülkesinde
    Üşüdü bir rüzgarından bulutun
    Güzelim Annabel Lee
    Götürdüler el üstünde
    Koyup gittiler beni
    Mezarı oradadır şimdi
    O deniz ülkesinde
    Biz daha bahtiyardık meleklerden
    Onlar kıskanırdı bizi
    Evet !Bu yüzden 'Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi'
    Bir gece rüzgarından bulutun
    Üşüdü gitti Annabel Lee
    Sevdadan yana kim olursa olsun
    Yaşca başca ileri
    Geçemezlerdi bizi
    Ne yedi kat göklerdeki melekler
    Ne deniz dibi cinleri
    Hiç biri ayıramaz beni senden
    Güzelim Annabel Lee
    Ay gelir ışır, hayalin erişir
    Güzelim Annabel Lee
    Orda gecelerim uzanır beklerim
    Sevgilim sevgilim hayatım gelinim
    O azgın sahildeki
    Yattığın yerde seni...

    Edgar Allan Poe

    ***

    Uyuyan Güzel

    Haziran bir gece yarısı
    Tenimde serin, gizemli ayışığı
    Altın kıyıları
    Nemli, baygın tütsüler yayan
    Dingin zirvelere
    Ezgiler eşliğinde akışan damlacıkları
    Usulca evrensel vadiye kanatlanan
    Ulaşılmaz, gizemli ayışığı...

    Eğiliyor biberiyeler mezarına,
    Zambaklar dalgalara
    Çürüyor suskun yıkıntılar
    Göğsüne sarıp gecenin sisini
    Çekiliyor sonsuz uykuya
    Lethe gibi, bak! Nehir, bile bile
    Uyukluyor yatağında
    Hiç uyanmayacakmış gibi
    Irene'in yazgılarıyla yattığı yerde
    Uyuyor tüm güzellikler!

    Ah, görkemli prenses! Gerçek olabilir mi-
    Bu pencere, kara geceye açılan?
    Ürkünç kımıltılar perdelerde
    Eğleniyor alaycı ruhlar ağaç tepesinde
    Sesleniyor her aralıktan
    Arsızca odanda dolaşan
    Bedensiz ruhlar, büyücüler
    Süslü kapağı altında gömütünün
    Gizlenmiş uyuyan ruhun,
    Uzayıp kısalıyor duvarlarda gölgeler
    Beyaz hayaletler gibi uçuşan...

    Ah, sevgili prensesim! Hiç mi korkmuyorsun?
    Ne rüyalar görüyorsun?
    Belli ki uzak denizlerden gelmişsin
    Küçük bahçemizin sadık ağaçlarına
    Ne tuhaf rengin... Giysilerin...
    Saçlarının uzunluğu
    Ve bu dayanılmaz sessizlik!

    Prenses uyuyor! Ah, bırakın uyusun
    Kutsal sığınağında Tanrı'nın, derin derin
    Bir kez daha kutsal kılınsın bu oda
    Bu yatak, melankolik, bir kez daha!
    Yalvarırım Tanrım, gözleri açılmadan
    Gömütüne hayaletler uğramadan
    Uyusun prensesim!

    Aşkım uyuyor! Ah, bırakın uyusun
    İncitmesin solucanlar bedenini
    Uyusun sonsuza dek
    Yaşlı ormanın loş kuytularında
    Açılsın yüksek kemerleri gömütünün
    Dağıtarak karanlığı ansızın
    Üzerinde işlemeli tabut örtüleri
    Anımsatır atalarının cenazesini
    Utkulu, sevinçli, huzur verici...

    Küçük bir kızken
    Taş atardı prenses
    Ayrıksı bir gömüt kapısına
    Bir yankı daha, her taşla
    Ürkerdi düşüncesinden bile,
    Günahkar çocuk, biçare!
    Ölünün iniltisiydi, yükselen gömütten...

    Çeviren: Serpil Durak.

    Lethe: Yunan mitolojisinde ölüm suyu taşıyan göl. Her kim ki bir yudum içerse,
    onu ölüme götürür.

    Irene: Mitolojide barış tanrıçası.

    ***

    Alıntıdır
     

Sayfayı Paylaş