1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ekmek Üstadesinden Fundaya Mektup.

Konusu 'Gerekli Bilgiler' forumundadır ve jeriko tarafından 3 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. jeriko

    jeriko Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    4 Kasım 2008
    Mesajlar:
    5.268
    Beğenileri:
    49
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    657
    Yer:
    Anadolu (bu kadar ayrıntı iyi)
    Banka:
    314 ÇTL
    Nette dolaşırken gördüğüm çok neşeli aynı zamanda bilgilendirici bir mektubu alıntı yaparak paylaşıyorum.Üstade ve Funda bana umarım bu konuda kızmazlar.Ama çok hoş bir mektup yapabileceğim birşey yoktu paylaşmaktan başka.:)

    Fundacığım,

    Bendeniz ekmek üstadesinden "yardım" isteyen mektubun geldikten sonra, bugünkü blog yazını gördüm.
    Yazını gülümseyerek okudum, çünkü bana ilk ekmek yapmaya başladığım zamanlardaki aceleciliğimi, telaşımı hatırlattı. Kaç defa, taş gibi çökmüş ekmekler yapmıştım, bilsen!
    "Hah, oldu artık! Bundan sonra şahane ekmek yapıyorum ben" dediğim, her defasında yaptığım yeni ekmek, bir şekilde kontrolümün dışına çıkmıştı.


    Şimdi sana önerim, önce her gün yediğiniz temel ekmeği yapmakta ustalaşman. İki günde bir veya ekmeğiniz bittikçe mayala ve yeni ekmeği yap. Bir süre sonra, bu rutin sana hangi malzeme ile nasıl sonuç alacağını, hamurun iyi kabarması için ne kadar sabretmen gerektiğini öğretecek.
    Ekmeğin içine başka malzeme ve çeşni katmakta acele etme. Her yenilik, hamurun kıvamı, kabarma süresi, pişme şekliyle ilgili bir farklılığa neden oluyor, bunları sindire sindire dene.

    Bunu böyle yazıyorum diye, sanma ki her yaptığım ekmek mükemmel oluyor. Ekmek yapmaya başlayalı nerede ise üç sene olmasına ve artık hamurun kıvamını ölçüsüz ayarlayabilmeme rağmen, şimdi bile falso verdiğim oluyor.
    Neden mi?
    Maya canlı. Yani, maya su ve un ile birleşince bir yaşam başlıyor.
    Bu yaşam havadan, nemden, ısısıdan etkileniyor, bir gün hamuru yoğurup mayalanmaya bıraktığın koşulla ertesi günkü aynı olmuyor.
    Üstelik, rahatça şunu söyleyeyim ki, ekmek pişirmek, o gün bulunduğun ruh durumundan bile etkileniyor. Kaldı ki, zaman geçip senin elin de alıştıkça, ölçüleri ve mayalanma sürelerini kendin ayarlayabileceksin.

    Gelelim şu sert kabuk/yumuşak kabuk sorunsalına!

    Evde, elektrikli fırınlar kullanmamız kabukla ilgili sertlik ayarlamalarını yapmak bakımından esnek olmayı engelliyor. Bu iş için yapılmış fırın taşlarının işe yaradığını okudum, ama burada onlardan yok, bildiğim. Ya da, ekmek pişerken fırının içine bir tas içinde su koyup, buhar oluşmasını sağlamak kabuğun yumuşak olmasını sağlıyormuş. Baştan denemiştim bu buharlama işini, sonra çok faydasını görmediğimi düşündüm ve vazgeçtim.

    Şimdilerde, tava emeği yaptığımda kabuğu kalın oluyor, ama sert olmuyor. Bunun sırrı, ekmeğin uzunca bir süre tavanın kapağı kapalı olarak pişiyor olmasında, sanırım. Üzerinde hiç plastik malzeme olmayan bir tenceren varsa, mutlaka denemeni öneririm.
    Bir de, ekmeği kek kalıbına benzeyen ekmek kalıplarında pişirmeni öneririm; en azından şekli garantili oluyor.

    Kırk Fırın Ekmek Kitabını tarif ve ölçüleri bakımından beğeniyorum. Oradan çok faydalanacağını söyleyebilirim.

    Ekmek yapmak sana iyi gelecek, Fundacığım. Hem de çok. Vazgeçme!

    Sevgilerimle.
     

Sayfayı Paylaş