1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Emine Tansu - Bergüzar..

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 9 Eylül 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL







    Nefesi öksürüyor, el yordamıyla bulduğum kayıp düş atımlarının.

    Hüzün kokuşlu bir kaktüsün iliklerime batan susuzluğu, gövdeme yaslıyor başını.
    Siren sesleri tuzak gibi patlıyor,
    Endamını soyunan zavallı çınarların üşüyen dallarına.
    Aslında hakettiğim bir trajedinin,
    Hariçten gazelini okuyorum sil baştan.
    Birazdan basılırım zabıtalarca…
    Baykuşlar az sonra devralır üşengeç nöbetini gecenin, kurşun askerlerden;
    Adımları iki göz odadan duyulur zıpkın yemiş gölgelerinin.
    Ağız dolusu kahkaha boşalır sokaklara,
    Salyaları ayağa bulaşmış adamcıl şakayıklardan.
    Bir türkü yanıma oturur şimdi,
    Çıkar yalım yalım kahrına, hasret komedyası yolların.
    İlahi!
    Durup dururken nereden çıktı bu kasvetli nesir şimdi…

    İki kuruş ziftli elyazım vardı, bütün kapıları ağlattı sen giderken.
    Köstekli destekleri olmasa hani,
    Peçesini çıkaran güz vurgunu sardunyaların,
    Oturup bende ağlayacaktım.
    Çınlayan kulaklarıma parmağını bassın biri!
    Yoksa bütün pervaneliği imzasız kalacak ökçeli yazıtlarımın…
    Yolcu!
    Soluğuna bulaşan bu pelesenk firarı biliyorum.
    Afişlere basmışlardı bir gece gözlerindeki kıskançlığı.
    Fışkıran bir sessizlik var asude tavanlarda.
    Bu çılgın dünyanın boylamlarında gezinen riyaya dayanamıyorum.
    Ne olur, beni de götür cennetin ölümcül saklambaçlarına…

    İki dirhem katran oluyor ağıtlarda sızım,
    Ilıman bir ıssızlığın kollarını sıvıyor gece.
    Ne kadar da senliymişim ben olmadan…
    ‘Bergüzar yollamış ellerin yari,
    Yüzden seven çok olur, candan sevenin hani…’
    Lamekân!
    Sen nereden başlamıştın sevmeye beni…?

    Kaybolduğumu biliyorum bu felsefe bozuntusu anlatılarda.
    Kötü bir nişancıyım ben.
    O halde kendimden başlıyorum mitolojik acıları vurmaya…
    Kamyonlar şehirleri taşıyor durmadan,
    Arabesk bakışlı camlara uyku kusarak.
    ‘Pencereden kar geliyor…’
    Yalınayak bir karabasan, damarlarından yakalıyor kabuslarımı.
    Üzgünüm…
    Cebimde düşleri korkutacak kadar ‘aşk’ kalmadı…

    İki yüz yirmi iki gündür bileklerine kan oturuyor harflerin.
    Yazdığın ne varsa kangren olup kesiliyor.
    Ben,
    Kendimden başlıyorum bundan sonra paragraflara…
    Dikiş tutmuyor adsız bıraktığın soluksuz yolculuklar,
    Akıl sır ermiyor gülüşündeki tonsuz moral bozukluklarına.
    Korkusuz korkakların titremeleri geçiyor yavan lakırdılarının ardına.
    Biliyorum…
    Cezirelerden yankılanan benim adım değil!
    Bu bas bas kanırtılan gece,
    Senin pencere diplerinde gidermedi yalnızlığını.
    Katliamlara namzet bir suskunluğun bütün muştusu,
    Kelimelerinin ayak sesinden çıkmadı.
    Telaşsız imgeleşen ağzından tükürülmedi hayat hiçbir kere.
    Bu başı kesilen kalabalık, irdelemedi senli- sevgili saatlerimi.
    B e r g ü z a r… Nefesinden gelmedi…

    Ahrar bir geleceğin yortusunu karşılarken yabancılar,
    Dilime revan ‘ır’lar çek gözlerine.
    Ben sana ‘at’ desem de,
    Sen kovma koleksiyonundan milatlık pulları.
    Sadece suya ihtiyacım vardı bir bardak.
    Nemli bir kutsallıkta, yanımda yatan yabancı!
    Ayrıntıları düşleyicilerinde bile kalmayan bir coğrafyadan,
    Zeytin gözlü oğlan çocukları biriktirerek salıncaklara,
    Daima ezberinde tut sıcaklığımı.

    İçime sahip çık, dışıma türküler çal…
    Düşümün sisli adamı!

    Bana şiirle bak…
     

Sayfayı Paylaş