1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Emrullah Emin - Göğün Sarsıntısı..

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 21 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL
















    beni bırakma bu sarsıntıların ve şölenlerin içinde
    ben yarattığın ihtişama bakıyorum
    gözlerimi yakıp
    beni yakma ey ateşin ve suyun sahibi
    ben bütün bildiklerimi bildiren Sensin diye haykırıp
    gösterdiğin ırmaktan
    vadettiğin denize akıyorum...
    ...
    hayata bir şeyi katıp hiçbir şeyi kül ediyordun
    herşeyi kendinle susturup gül oluyordun
    birgün göğüm sallandı söyledim seni
    sen zamanı durdurup acıyı örten
    eşsiz incilerle işlenmiş tül oluyordun....

    -aşk-

    gökte ilk sarsıntıyı duyunca mecnun
    gökten hasretin çölüne düşen bir göktaşına
    leyladır diye ruhunu açtı

    1...

    gökyüzünde deprem oldu
    yer aletleri ölçemedi büyüklüğünü
    sonra bu hengamede bir deli soruyla
    şenlendirdi bu sarsıntılı -göksel düğünü-
    ' hiç ölçebilir mi cüce bir terzi
    bir devin gölgesinin boyunu...'

    2...

    insan deprem olana dek göğe bakmıyordu
    bakmıyordu ve ibret almıyordu
    gökten alevli taşlarla değişti feleği bakışların
    insanlar korkuyla yere uzanıp göğe baktılar
    göğe
    bu boşluğun en intizamlısı
    yaratılmış güzelliğe
    insanlar o gün
    toprağı ve göğü yeniden farkettiler
    toprağın kokusunu
    ekmekliğini ve hayat dolu olduğunu
    sonra göğü
    bu kainatın dipsizliğini
    sonsuzluğunu
    sonra aynı deli elinde bir ayna
    bağırdı depremle şaşırmış algılara
    ' hiç göğe şaşkın bakmayan
    yeryüzünün o eşsiz öyküsünü
    kendi yazgısında
    bulabilir mi...'

    3...

    göğün sarsıntısı
    yıldızların dünyayla izdivaç düşü
    şaire imge sağnak sağnak
    düşüdür yere çarpıp kalbine giren yıldız parçaları
    ve deliyle aynı şarkıyı söyleme vakti
    delinin şairleşip şairin delirme vakti
    bütün yaftaları bir idrak askısına germe vakti
    bütün küçük hesaplı iyilikleri bu dev sarsılmışlıkla yerme vakti
    göğün sarsıntısını
    yaşamın bir depremden payımıza düşen kalıntısını
    yeniden başlamak ve inanmak için
    yerlebir edip yerlere serme vakti
    çünki aynı deli
    haykırmasın diye göğün depremiyle esneyen damlarda
    ' ne az pay çıkarıyorsunuz acılardan kendi yanılgılarınıza...'

    4...

    bazen herşeyin sonudur sarsılmak
    yani gökte olmak ve gökyüzü gibi sarsılmak
    oysa anlamları inşa eden bizim gücümüz değildir
    biz değilizdir göğü haşmetli ama mütevekkil bir padişah gibi
    nizamda tutan
    o yüzden aslında sarsılmak
    hep kaçtığımız gerçeğin yüzümüze
    yüzümüzün aynasından ruhumuza
    gökten gelen kutsal bir mektuptur
    göksel bir umuttur şaşırmışlığımıza...
    yine de biz anlamadan ne olduğunu
    bütün aymazlığıyla bir deli
    haykırır durur ruhların yıkıntılarının arasından;
    ' unutulmuş gibi gezinmeyin dünyanın o mahrem bahçelerinde...'
    bazen delinin sözü sarsılmaktan beterdir...

    5...

    gecenin içindeydim
    şairdim ve duvar örüyordum ruhumun saydam çiçekli bahçesine
    sarsıldım gökten duvarıma bir ışık düştü
    duvarım, aynama
    aynam saydamlığıma
    sarmaşık olup düştü
    sarsılıp sarıldım kendi sessizliğime
    bahçem duvarsız
    şiirim uzaksız kaldı
    oturdum saydam bir ağıttı bakışım
    kendi sessizliğine bir yankıydım o gece
    o gece bende göğün sarsıntısındaydım
    çünki duyuyordum sesini uzaklardan
    o sarsılmış delinin
    ' sözün bile senin değildir ey şair boşa sarılma kelimelere...'

    6...

    yüreğimde bir kıpırtı
    belliki gaybdan bir sarsıntı gelecek
    ruhumun penceresinden kum dolacak gözlerime
    mermerlere su dökecek parıltılar ülkesinin
    tevekkül yüzlü hizmetkarları
    mermerler güneş ışığıyla ayna olacak
    ruhunu buhran koridorlarında kaybedenlere
    bu ışık oyunu incitecek yarasaları
    bir kıpırtı
    bir bekleyiş tedirginliği
    bulutlardan fal bakar gibi sarsıntı vakti tahmini
    telaşlı koşmalar yer üstünde
    benliği ikiye bölen bir illizyonist kurnazlığı
    ikiye bölemiyor bu gökten gelen buyruğu
    buyruklarla yol bulan deli
    haykırıyor aklımın uzanan yerlerinden
    ' hayatın anlamı göğün sarsıntılı derinliğindedir...'

    7...

    insan göğü sarsılınca farketti
    tıpkı yüreği gibi
    bir amansız korku ürpertmeden bakışları
    ve asılmadan acıyla korkunun darağacına
    kimse hayattır diye koşmadı
    ebediyete uzanan dağın yamacına
    kalbin sahibi göğünde sahibidir
    kalbine dönene dağlar sunan
    göğe çevrili nazarlara
    ışıktan nurdan kanatlar da verebilir
    uçmak istedi göğün sarsıntısını duyuran deli
    baktıki kanatlarının yerinde saydamlaşmış elleri var
    bir şarkı gibi haykırdı acısını;
    ' kanatlarınızı verin bana
    göğü korkusundan görüpte uçurum zannedenler...
    delinin aklını sorgulayana artık
    zannı zindandır....

    8...

    uzmanı yoktur gökte olmuş bir depremin
    akıl göğün keskisiyle kesildi
    ay ikiye bölündü
    işaretlerin en anlamlısıyla
    hiçbir bilgi erişemedi bu hale
    ve hiçbir matematik işlemi çözemez
    bu bölme-yi
    deli elinde bir tuhaf bir çarpım tablosu
    bilgisizlikle bilgesizliği çarptı
    bu bir cevaptı....

    9...

    hiçbir gök sarsıntısında anneler ölmez
    dualar önce göğü selamladığı için...
    delinin gözyaşı bu yüzdendir
    ağıt gibi donmuştur gözlerinde acı
    annesinin nefesi
    bu sarsıntıya kadar kalmadığı için
    delinin haykırışı inletti sarsıntıyla
    yufkalaşan kalpleri;
    ' annemdir ömrümün en büyük yitikliği...'

    10...

    deprem sonrası tanımlar oturur yerine
    renkler şekiller ve eşyaya boyut katan bütün anlamlar
    yerini arayıp yerlebir olan
    kendi yüreğine kendisi pusu kuran
    şairlerin aklı karışıktır hep
    bir de sızılarla yola çıkan
    yol türküsüyle dağlara bakan
    bakışlar
    bakışlar
    öylesi donuktur
    sarsıntı kalbin ezgisine yolculuktur
    vasatın özüne bir uyanıştır sarsılmak
    ve bütün deliler kadar
    dünyadan uzak olmak...

    11...

    gök yarıldı nazarı boşluğa düştü insanın
    ruhuna gal-u bela sezgileri doldu bir anda
    sözünün prangası bağladı iradesini
    insan sanki yeniden duydu derunundan
    hayat verenin o ebedi nefesini
    boyun eğdirdi bu gökten gelen kement
    boyunlar zaten eğilmek içindi bir ve tek olana
    yıldızlar göğün, dağlar yerin süsü değildi
    hiçbir varedilmiş alışılmışlığın örtüsü değildi
    nesneler anlamlar ve sözler eksenini sorguladı
    gökte düğün yerde cenaze havası
    gökte visal yerde ayrılık sadası
    gök ehlinde tevekkül yer ehlinde şaşkınlık
    herşeyin ortası var da kim bilir nedir bunun ortası
    biten ne başlayan ne herşey sorular siciminde kaldı...

    12...

    hani bir asır sonra sevgilisine kavuşan
    bin yıllık aşk hikayelerinin
    binbir gece yanılgılarının
    acısı vardır ya visalde ayrılık ve trajedi
    insanın göğü keşfedip göğün sarsıntısıyla irkilmesi
    boş bulunup ruhunu boşluğa yitirmesi
    işte böyle bir şeydi
    böyle bir gökte savrulma ve akisti
    uyarılmış gibi şaşkın bir bilinçti
    az sonra hüzünle bölünecek bir sevinçti

    kimse bilmedi
    bilmek delilikleri meçhul öykülerden menkul
    meczupların karı değildi
    o yüzden tutuştu bilenler
    alev dokunmadı bilgisizliği seçenlere
    işte bu ölçüyle aynı deli
    selamladı yerin ve göğün ilminin sahibiyle
    bütün bilgileri bilmek denen nimeti kullanarak
    isyana ve tutsaklığa götürenleri
    ve sonra boşluğa doğru ıslık çaldı
    gülüp geçti..

    -gökte yanıyordu yerçekiminin saltanatı-

    13...

    tek ve hür olmayı seçmiştik
    oysa böyle bir seçim hakkımız yoktu
    önce hakkımız olmayanı seçmeyi öğrenmiştik
    hepimiz kalbini depresif çarpıntılarında anlamaya çalışan
    biyo-sismolojik trajedilerdik
    büyük ve kalabalık yollardan
    küçük ve sessiz evlere girmiştik

    evlerde bizi gökyüzünü aritmetik muntazamlıklarda çizilmiş
    renklerle çizgilerin
    çizgilerle son darbelerin çarpıştığı
    resimler karşılardı
    zaman geçerdi
    bizim ıssızlığımızla bu sürrealist yalnızlıklar
    birbirlerine alışırlardı

    ah birde inlemeseydi şu kalbimizde duran mavi derinlik

    ama bir kere tek ve hür olmayı seçmiştik
    büyük ve karmaşık yollardan
    küçük ve gölgesiz evlere girmiştik
    birgün haberlerde duyduk gökyüzü depremlerini
    ah çok şükür kalbimizde duran mavi derinlik
    sonunda tek ve hür olmayı seçmişti
    dar evlerden haz etmeyen bir aklı gölgeli haykırdı;
    'artık çokluk içinde tek ve hür olma vakti gelmişti...'

    14...

    yalnızlığım tedirginliğim
    yerden göğe bezgin bakışlarım
    taşı ve yıldızı aynı özgün cümlelerde kullanışlarım
    hep bir deprem öncesi takıntılardır
    gök ellerime düşecek bir öngörü gibi subjektifçe
    ayaklarımın sağlamlığı başımı bu yüzden bir başka ürkütecek
    çok değil birazdan çok değil birazdan
    göğün sarsıntısı insanlığın gündemine düşecek

    nuhun ruhu şad olsun
    nuhun ruhu şad olsun
    bu gökten gelen soru
    aklına korunaklar arayanlara bir irşad olsun



    Emrullah Emin
     

Sayfayı Paylaş