1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

En Tesirli Kelime Su…Su...

Konusu 'Ne Mutlu Türküm Diyene' forumundadır ve wien06 tarafından 7 Mart 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Savaş, tüm acımasızlığıyla sürüyordu. Askerler sürekli harp ediyor, geceler gündüz; gündüzler gece olmuştu. Mehmetçik sadece düşmanla mı savaşıyordu? Yetmeyen mermiyle, patlamayan toplarla, gelmeyen ihtiyat birliklerin umuduyla, geri dönme ümidiyle, acaba memleketime, eşime aileme ve biricik yavruma kavuşabilir miyim hasretiyle; sineklerle sıcaklarla uykusuzlukla ve de en önemlisi açlık ve susuzlukla savaştılar… Savaşta askerin dudağını çatlatan yürekleri burkan iki şey vardı: Biri açlık diğeri susuzluk!

    Damla damla içilen suyla özlemle beklenen saka neferi onların gözdeleriydi. Gözleri hep yoldaydı…

    Cephede her iki tarafın en büyük sıkıntılarından biri de suydu. İki tarafta bu büyük sıkıntılarını çözme yollarına çalışmışlardır. Müttefikler su arıtma gemileriyle, tesislerini kurarak, tuzlu deniz suyunu arıtarak askerlere dağıtarak çözmeye çalışmışlar.

    Türk tarafında ise su ihtiyacını su taşıyan “Saka Neferleri” tarafından gerideki köylerdeki çeşmelerden derelerdeki kuyulardan getiriliyordu. Saka neferlerinin görevi siperde sıcaktan dudakları çatlayan ve kavrulan askerlere su taşımaktı. Suları at, merkep vasıtasıyla fıçılara bidon veya tenekelere doldurarak siperlere taşıyorlardı.

    Nice yiğitler saka neferinin gelmesini dört gözle bekliyordu. Yazın gelmesiyle dereler kurumuş siperde belirgin şekilde su sıkıntısı çekilmeye başlanmıştır. İlkbaharda yemyeşil olan yerler yazın adeta bir çöle dönmüştü. Toz ve kum bulutları her iki tarafa da tedirgin ediyordu. Asker sürekli susuzluk çekiyor var olan suyunu idareli kullanmasını biliyordu.

    Bu kötü şartlarda susuzluğun üzerine sinekler de kum bulutları eklenince askerin sıkıntısı daha da artıyordu. Sinekler ölülerden ve çöplüklerden besleniyorlar, çabuk ürüyorlardı. Asker su içmeye çalıştığında içtiği tas vb. kapların üstü sineklerden geçilmiyordu. Bazen bu kapın üzerine bez kapayıp su içilmeye çalışılıyordu. Sineklerin yanı sıra yakıcı güneş olumsuz etkiliyordu. Pınarlar kurumuştu, dereler susuz kalmıştı.


    Zira susuzluğa dayanmak mümkün değildi, vücutların su eksikliğiyle günlerce böyle devam etmesi sonucu birçok hastalık tabi olarak baş göstermektedir. Askerlerde dizanteri ve benzeri hastalıklar da baş göstermişti. Çanakkale Savaşlarında Reşit paşa hastane gemisinde hastabakıcılık yapan Safiye Hüseyin hatıralarında şöyle diyordu: “ Bir İngiliz yaralısının ağzına damla damla su akıttık. Yaralıların sayıkladıkları, söyledikleri en tesirli kelimelerden biri de budur: Su… Hiçbir yaralının susuz ölmesine son derece dikkat ederdik”

    Bir Anzak askeri ise “susuzluktan çılgına döndük” diyerek şikâyetini belirtmiştir. İki tarafında son ana kadar istedikleri suydu.

    Hücumların yoğun olduğu dönemde siperle arası binlerce ölü ve şehitlerle dolmuştu sinekler adeta her tarafı sarmıştı. Yağmurun yağmasıyla akan kanlar dere yataklarına akmaya başlamış ve su kuyuları ile su yataklarını kirletmiştir.

    Müttefik tarafında ise “kısıtlı cephane ve suyu karada nakletme sorunu Hindistan katır birliği ile orta doğu’da yaşayan sürgün Rus Yahudilerinden oluşturulan Zion Katır Birliği tarafından çözümlenecekti. Ancak Bu Birlikler karaya en son çıkacakları için o zamana kadar askerler tüm malzemeyi kendileri taşımak zorunda kalacaklardı.

    Bazen suyun renginin değiştiğini göre göre su içiliyordu. Suların pis olması nedeniyle birçok hastalığa davetiye çıkarıyordu.

    Ölülerin artması ve sıcakların yükselmesiyle her yeri sinekler istila etmişlerdi. Zira sinekler askerlerin sularına hemen saldırıveriyorlardı. Askerler ise mataranın ağzını tülbentle kapatarak sineklerin içmesine mani olmaya çalışıyorlardı.

    Her iki taraf susuzluktan çok çekmişlerdi. Askerlerin sıkıntısı yaralanıp veya hasta olmak değildi. Susuz kalarak ölmekti. Önce dudakların çatlaması sonra damağın kuruyup dilin kuruması ve takatten kesiliyordu.

    Hadi şimdi için doyasıya kadar su için. Yüreği burkulan susuzluktan yanan ecdadı düşünerek için. Cephede askerlerimiz canını hiçe sayarak 1 avuç toprak ve 1 damla su için kanlarını canlarını feday-i can eylemişlerdir. Gelmiş ve gelecek nesil olarak bizler yiyip içerken onlar çok şey borçlu olduğumuzu UNUTMAYALIM

    Nice özlemle hasretle beklemek bir damla... bir damla su...

    Acaba sizler o yiğit ecdatlarımıza bir damla su olmak ister misiniz? O halde onları ziyarete gelerek, onların yüreklerini susuzluktan kurtarın ve çatlayan dudaklarına bir damla da siz olun...



    Ahmet YURTTAKAL / Çanakkale Savaşları Araştırmacısı
     

Sayfayı Paylaş