1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Erisin de Dağların Karı Erisin Türküsü ve Hikayesi

Konusu 'Türkü/Hikayeleri' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 9 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Erisin ya! Erisin de sular düz ovayı bürüsün. Cümle alem de baharı geçip yaza ulaşsın... Yaylaya yürüsün. Eee n'olacak cümle alem yaylaya yürürse? Hüseyin de Emine'yi alıp kaçacak. Yani eskilerin deyişiyle ölme eşeğim yaz gelsin!...

    Emine bir köy kızı... Ama köyün varsıllarından. Hüseyin de aynı köyden... Ama yoksul. Aynı havayı soluyorlar. Aynı pınardan su içiyorlar. Ama biri varsıl. Öteki yoksul. Ne ki Hüseyin'le Emine birbirine vurgun. Emine için ya Hüseyin olur; ya da hiç kimse. Hüseyin için de varsa yoksa Emine. Neden derseniz diyelim! Bir gün sığır sürerken köy meydanında göz göze gelmişler. Bakışmış gülüşmüşler. Sonra da ıpılık bir dostluk başlamış. Arada bir buluşup kavilleşmişler. Hüseyin yüzünü kızartıp Emine'yi babasından istetecek. Olursa olur; olmazsa Emine'nin bohçası hazır olacak. Yani ki kaçacaklar. Köyden hatırlı üçbeş emmi dayı. Köyün imamı öğretmeni muhtarı... Herkes Hüseyin'i seviyor. Emine'yle evliliğine yardımcı olmak istiyor. Ama ne mümkün? Emine'nin babası: "Yahu gerçekten Hüseyin efendi çocuktur çalışkandırdürüsttür. Verdim gitti!" der mi ki!. Demez. İlkin hoşgeldiniz beşgittiniz. Sonra da: "Ey imam efendi ey öğretmen ey benim güzel muhtarım bu işin oluru var mı? Ne zahmet edip geldiniz. Hüseyin kim ben kim? Sizin bu iş için gelmeniz bile benim kredimi düşürür. Davul dengi dengine vurur... herkes yoluna gitsin" der.

    Emine derseniz telaşlı... Babası yok derse bohçası hazır. Anasına demiş zaten. "Ölürüm de Hüseyin'den başkasına varmam. Ya Hüseyin; ya hiç kimse!" Gözü kulağı da babasının vereceği yanıtta. Bir yandan kahve cezvesini sürmüş ateşe; öte yandan gözü kulağı içerde konuşulanlarda... Kahve tepsisi titriyor elinde. Ya babası yok derse. Vermem derse. Giriyor içeri... Sırayla kahve sunuyor konuklara. Ama durum iyi değil. Babasında surat bir karış. Emine içeri girince konuşmalar kesiliyor. Bir şey duymuyor. Ama durumun iyi olmadığı da açık.

    Çok geçmeden konuklar ayaklanmış. El sıkışıp gitmişler. Babası cin atında. Açıyor ağzını yumuyor gözünü. "Köyde örf kalmadı. Düşünce sıfır! Ulan Hüseyin kim oluyor da benim kızımı istiyor. Hüseyin kendi karnını doyursun ilkin. Tövbe tövbe!" deyip dolanıyor evin içinde.

    Hüseyin sonucu duyunca deli koyunlara dönmüş. N'apsa ki! Emine'yi kaçırsa nereye gider ki! Kışın ortası. Yol-bel kar altında. Hele bir yaz olsun. Karlar erisin. Akan sular düz ovayı bürüsün. Cümle alem yaylasına yürüsün. Koyunlar koça karışsın. Ak kuzular melesin de ondan sonra gidelim. Nedeni de sığınak meselesi... Hiç değilse birkaç ay sığınacak yer gerek. Bu kışın ayazında kime sığınırlar ki... Yaz olsa bir tarlaya ırgat olurlar. Bir sürüye çoban. Kafalarını sokacak bir yer bulurlar. Sabır gerekli. Şunun şurasında ne kaldı ki kışın bitmesine karların erimesine.

    İyi hoş ama Emine'nin babasının kulağına da kar suyu kaçmış bir kez. "Kızın vakti geldi. Hayırlı bir kısmet çıksa da başını bağlasak... Al duvağıyla gelin etsek" diyor Emine'nin anasına... Ne desin anası... "Aman ha herif... Kızın kanlısı olma. O Hüseyin'den başkasına varmam diyor" diyemez ki. Derse dayak hazır. "Demek öyle hal. Deyip değneği almaz mı eline". Hem de nasıl... Ana suspus! Sanki o kızı o doğurmamış. Hiç söz hakkı yok... Onun için bir yabancı sanki. Susup dilini yutuyor. Emine telaşlı. Durmadan haber salıyor Hüseyin'e. "Karı kışı bıraksın götürsün beni. Yoksa geç kalacak" diyor. Korkusu da gelip gidenlerin çokluğu. Ya bunlardan birisi kendisini istemeye geldiyse. Ya babası "Verdim gitti" derse. Sanki içine doğmuş Emine'nin. Iraklardan bir atlı gelmiş. Atın terkisindeki heybe armağan dolu. Anasına ayrıbabasına kendisine ayrı armağanlar. Belli ki varsıl. Atı da bakımlı. İlkin atın sırtındaki heybeyi omuzlamış konuk sonra da atı ahıra çekmişler.. Selam verip selam almışlar. Bir yorgunluk kahvesi içilmiş. Tabakalar açılıp tütünler sarılmış. Laf lafı açmış gelip Emine'ye dayanmış. "Bak değerli ağam... Bunca yolu bu karda kışta tepip neden buralara geldin diyeceksin. Elini öper bir oğlum var bilirsin. Gözümün nuru tek oğlum.

    İyi çocuktur. Hatırlıdır. Yol yolak bilir. Yakışığı yerinde gücü kuvveti iyidir. Ehh mal mülk dersen şükür Allaha kimseye muhtaçlığımız yok. Tarla takım koyun sığır... Çok şükür! Ne var ki zamane bozuk... Şöyle temiz süt emmiş biriyle başgöz edelim de gözümüz arkada kalmasın dedik. Varıp kapına geldik. "Hee" dersen gerisini düşünme... Başlıkmış takıymış düğün dernekmiş... Ne derseniz o olur"

    Emine'nin babası içten içe seviniyor. Gönlüne göre bir dünür çıktı diye... Hatırlı insan. Mal mülk de yerinde. Ee... üç köy uzaktaymış ne çıkar. Kız dediğin nasıl olsa yabana gidecek.. Ha bu köy ha o köy! Bunları geçirmiş içinden. Ama renk vermemiş.. "Ağam sağolasın var olasın. Bizi belleyip kapımıza gelmişsin. İyi. Hoş. Ama bi yol düşünelim de haber salalım sana.." demiş. Yenmiş içilmiş.. Baş köşeye serilen yatakta geceyi geçiren konuk ertesi gün geldiği gibi atına atlayıp yola düşmüş. Emine'de yürek selanik. Alıyor veriyor; veriyor alıyor. Varıp anasına: "Ana bak ben sana demiştim. Hüseyin'den başkasına varmam. Sakın ola bu işe he demiyesin" diyor. Diyor da anasını dinleyen kim. Babadan söz düşer mi. "Tam da bize layık bir aile. Malı mülkü yerinde. Başlığı da ne istersen veririm dedi. Gerisi can sağlığı.. İşi uzatmaya gerek yok... Haftaya haber salalım.. İstemeye gelsinler."

    Saat o saat! Söz o söz! Emine komada. "Ben mal mıyım istediğinize satıyorsunuz. Malı da mülkü da başını yesin. Ben varmam o adamın oğluna" diyor. Bir yandan da Hüseyin'e haber salıyor. "Yetti gayri. Al götür beni. Yoksa avcunu yalarsın. İş işten geçer" diyor.

    Hüseyin'dir doluya koyuyor almıyor; boşa koyuyor dolmuyor. Başını iki elinin arasına alıyor düşünüyor düşünüyor. Ne yapsa ki? Alıp karşı köye götürse kim evine alır. Emine'nin babasının zulmünü kim göze alır. Uzaklara nasıl gitsin. İş yok güç yok. Bir yaz gelseydi. Karlar eriseydi. Ak kuzular meleseydi... Olsaydı. Kalsaydı. Yatakta döne döne sabahı ediyor. Derken alacakaranlık ağarırken çat kapı! Emine... Elinde bohçası "Geldim Hüseyin" diyor. "Fırsat eldeyken ne yapacaksan yap! Durma köyden çıkalım. Yoksa babam bizi bize komaz." Hüseyin şaşkın. Çaresiz. Ama "geldiğin yere geri git" diyemez. Sonra ne der köylü. "Kapısına gelen kızı koruyamadı. Bu ne biçim erkeklik" demezler mi? Derler. Alıyor Emine'yi terkisine atlıyor ata... Ama nereye? Dağların karı erimemiş ki. Akan sular düz ovayı bürümemiş ki... Ak kuzular melemiyor ki... Öyle olsa vur yolun uzağına; kısmette ne varsa.. Ama şimdi? Ağa uyanıp da duyarsa... Adamlarını bindirip salarsa... Candarmalar yola düşerse... Akacak kan damarda durmaz... Dediği gibi de olmuş. Çok geçmeden bir yandan Emine'nin babasının adamları; öte yandan "Kızımı zorla kaçırdı" şikayeti üstüne candarmalar! Çok uzaklaşmadan yakalanmışlar. Hüseyin nezarete; Emine babasına teslim. "Ben ayrılmam. Ölsem de ayrılmam Hüseyin'den" diye yakarmış Emine. Ama boş! Hüseyin kodese; Emine baba evine! Gel zaman git zaman duruşma günü yaklaşmış. Emine'den koparılan Hüseyin öte yandan da yıllarca hapis yatacak. Tek umudu Emine. Eğer doğruyu söylerse ben kendi ayağımla gittim. O beni kaçırmadı. Eğer suç varsa benimdir" derse Hüseyin kurtulur. Yoksa işi zor. Ya babası? Babası bırakır mı Emine doğruyu söylesin. Karakolda bu böyle! Ya mahkemede? "Mahkemede bildiğimi söylerim" diyor Emine. Hüseyin derseniz telaşlı. Ya babasına uyarsa. Ya beni zorla kaçırdı derse. Umudu Emine'nin ifadesinde. Yoksa yıllarca çürüyecek hapiste. Alıyor veriyor... Derken mırıltı halinde dile getiriyor duygularını. Bir dilek bir istek oluyor düşünceleri dilinden dökülüyor bu türkü.

    Emine karakolda babasının dediği gibi ifade veriyor. Ama mahkemede iş değişiyor. Doğruyu olduğu gibi söylüyor. "Ben kendim gittim. O beni kaçırmadı" diyor. Hüseyin hapis yatmaktan kurtuluyor. Ama Emine'yi alıyorlar elinden. Olay bir türkü olup yılların ötesinden günümüze taşınıyor.



    Erisin de daglarin kari erisin
    Akan sular düz ovayi bürüsün
    Cümle alem yaylasina yürüsün
    Ak kuzular melesin de gidelim

    Aman da Eminem nasil ettin bu isi
    Bitmedi ki dag yollarin kisi

    Pazarcilar gelir pazardan düzden
    Sirtindaki gömlek ketenden bezden
    Nasil ayrilirim sen gibi kizdan

    Aman da Eminem nasil ettin bu isi
    Bitmedi ki dag yollarin kisi

    Yazi yazdim ottan pinar basina
    Neler geldi su gençlikte basima
    Felek zehir katti tatli asima

    Ifaden de dogru söyle Emine
    Mahkemede kurtar beni Emine​
     
  2. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.094
    Beğenileri:
    4.419
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    813 ÇTL
    teşekkürler Zeynom türküler özümüz ve olmazsa olmazımdır diyorum emegine saglık.
     

Sayfayı Paylaş