1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ermeni Terörü ve Taşnaksutyun

Konusu 'Dünya Soykırım Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 18 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    İlk Ermeni terör örgütlenmesi Hınçak (Çan Sesi) Komitesi olarak ortaya çıkmıştır. Hınçak Komitesi'nin programında, sosyalist, Marksist ve merkeziyetçi olan Kari Marks'm ilkeleri, esas olarak benimsenmiştir. Kafkasya Ermenileri'nden Rus uyruklu Avedis Nazarbekyan ile karısı Mariam Vardanyan ve Kafkasyalı bir grup öğrenci tarafından 1886 yılında İsviçre'nin Cenevre kentinde kurulmuş ve komitenin düşüncelerini yaymak için de, yine Hmçak isminde bir gazete çıkarılmıştır. Bu komitenin başında ve üyeleri arasında çoğunluğu yine Rus uyruklu olan Ermeniler bulunmaktadır. Komite, kendisine çalışma bölgesi olarak Doğu Anadolu'yu seçmişti. Ancak bir müddet sonra da örgüt merkezi, İsviçre'den Londra'ya taşınmıştır.

    Hinçaklar'ı yetersiz ve pasif gören başta Christopher Mikaelyan olmak üzere bazı Ermeniler, Troşak (Bayrak) adı altında ve sonra da 1890 yılında Tiflis'te "Hai Heghapokhakan Dashnaktsutiun" (Taşnak Devrimci Federasyonu) adıyla bir komite kurdular. Kafkas Ermenileri tarafından kurulan örgüt, uzun bir süre gerilla taktiği uygulayan Balkan milletlerini örnek alarak tedhiş, eylem ve terör uygulayarak sesini duyurmayı ve akabinde esas amaçları olan "Büyük Ermenistan'a ulaşmayı hedefliyordu.

    Taşnaksutyun'un ilk hedefi, içeride isyanlar çıkartmak ve katliamlar yapmaktı. 1892 sonbaharında Tiflis'te yapılan ilk toplantıda, genel isyanlar çıkarılması, hükümet üyeleri ve başkanlarına, Ermeni düşmanlarına karşı suikastlar yapılması kabul edilerek karar altına alındı. Ayrıca Türkiye'ye silah sevkiyatı ile bunların Ermeni kiliselerinde depo edilmesi, Türkiye Ermenileri'nin silahlandırılması ve suikast, tahrip gibi terör konusunda eğitilmeleri de bu kapsamda kabul edilerek, derhal çalışmalara başlandı.

    Komitenin ilk emri "Türk'ü her yerde, her türlü durumda vur. Evlerini yak, ocağını söndür... Gericileri, sözünden dönenleri, Ermeni hafiyelerini, hainleri öldür. İntikam al" şeklinde örgüt mensuplarına iletildi. Bu esaslar doğrultusunda yapılanan ve aldıkları teorik kararları pratiğe döken Taşnaklar, Anadolu içlerinde tedhiş ve teröre başladılar. Erciş, Zor, Musun, Oltu, Pasin ve Velibaba yörelerinde bölge halkına ve askeri birliklere karşı saldırı başlatan Taşnak mensupları, üçbin kişiyi asker veya sivil ayırt etmeden katlettiler. Taşnak çeteciler, aralarında da kan döküyordu. Bu bağlamda, kendilerine para vermeyen Ermeni zenginlerine karşı suikast ve saldırılar düzenlediler.

    Kumkapı Kilisesi rahibi Mampre Vartabet ile kardeşi Dacat Vartabet, Avukat Haçik Efendi, Mıgırdıç Tutunciyev, Polis amiri Markar, Dikran efendi, Kandilci Onik, Apik Uncuyan ve Kirkor Karagözyan, örgüte itibar etmediği için Taşnak tetikçileri tarafından sokak ortasmda yerlere serilen tanınmış Ermeni vatandaşlarımızdı. Yirminci asrın ilk yılları geldiğinde Kafkasya'da ve doğu illerinde, 1890'da Tiflis'de kurulan Taşnak Devrimci Federasyonu, platformu en güçlü ve kapsamlı Ermeni siyasî örgütü hâline gelmişti.

    1892'de kabul edilen ilk programın devamında doğu illerimizde ölüm kol gezmeye başladı. Taşnaklarm benimsediği yol, Rusya'nın Narodnaya Volya (Halkın İradesi) ve halefi Sosyal Devrimci Partisi'nin metodlarınm benzeri idi ki; Taşnak Komitesi'nin kurucusu Christopher Mikaelyan da bu teşkilâtın yetiştirerek ortalığa saldığı azılı bir katildi.

    Terörizm, başından itibaren Kafkas Taşnak Komitesi tarafından gerek bir siyaset gerekse amaçlarını gerçekleştirmek için bir metod olarak benimsenmiştir. 1892'de kabul edilen Taşnak programında "Vasıtalar" başlıklı bölüm; "Ermeni Devrimci Federasyonu amacına isyan ve kan yolu ile ulaşmak için devrimci gruplar örgütler" ifadesiyle başlar...Bu iki terör örgütü ve daha sonra gelenler tek bir gaye için çalıştılar: Her fırsattan istifade ederek Türkiye'yi istikrarsızlığa, kaosa ve kargaşaya sürüklemek ve büyük devletlerin de müdahalesiyle "Büyük Ermenistan ProjesV'ni hayata geçirmek.

    Türk Devleti üzerinde her zaman kirli emeller besleyen "Vahşî Batı"nm karanlık yüzü olan İngiltere ve Rusya'nın kurdurduğu Hınçak ve Taşnak örgütlerinin ülke içerisindeki tahrikleri sonucunda meydana gelen birçok isyan ve sayısız katliamların yanı sıra Ermeniler, 1905!de Padişah Sultan Abdülhamid'e yönelik gerçekleştirdikleri Yıldız Suikasti'yle de planlı nokta terörünü en üst seviyeye çıkarmışlardır.

    21 Temmuz 1905 Cuma günü Ermeniler, arzu ve isteklerinin önünde önemli bir engel olarak gördükleri ve kendisine "Kızıl Sultan" lakabını taktıkları Sultan Abdülhamid Han'ı ortadan kaldırmak için harekete geçtiler. Taşnak terör örgütünden olan ve Avusturya tebaasına mensup Edouard Joris, Kristophor Mikaelyan ile kızı Robina ve bir Rus Ermenisi, özel olarak yaptırılmış bir arabanın içine 20 kiloya yakın zaman ayarlı bomba yerleştirerek Yıldız'daki Hamidiye Camisi'nin kapısına yakın bir yerde pusu kurdular.

    Arabayı Zare Haçikyan adında, 45 yaşında eski bir katil olan Ermeni komitacının idare etmesi kararlaştırılmış ve bomba, Abdülhamid Han'ın Cuma namazından çıkış saatine göre ayarlanmıştı. Sultan, namaz sonrası Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ile ayaküstü kısa bir sohbet yapınca, zaman ayarlı 120 kilo patlayıcı ve 500 kapsülle zenginleştirilen bomba ıskaladı ve erken infilak etti.

    Ortalık savaş alanına dönmüştü. 26 kişinin can verdiği bu saldırıda 58 kişi de ağır yaralar aldı. Patlama anında Padişahın Şeyhülislamla birkaç dakika sohbet ediyor olması ise Ermenilerin kirli planını altüst etmişti. Güvenlik kuvvetlerinin yaptığı kısa bir çalışma, onları doğru adrese götürdü. Yapılan tahkikat neticesinde, işin arkasında Ermeni Taşnak Partisi'nin bulunduğu ortaya çıkarken, suikast teşebbüsünün taşeronu olan Edouard Joris adındaki anarşist yakalandı ve mahkeme edilip idam cezasına çarptırıldı.

    Abdülhamid Han derin bir hoşgörü göstererek, Joris'in cezasını müebbed hapse çevirdi. Bu ikramdan etkilendiği anlaşılan Joris, bir müddet sonra Yıldız Sarayı'na Padişah'ın huzuruna getirildi. O artık saf değiştirmişti... Eğer kendisine fırsat verilirse, Ermeni çetelerinin çirkin yüzünü ortaya çıkaracağını ve bu hususta mücadele edeceğini söyleyen Edouard Joris, 500 Lira harçlık verilerek Avrupa'ya doğru yola salındı. Tarihlere 'bomba olayı' diye geçen bu çirkin suikast girişimi bütün dünyada geniş bir yankı uyandırırken, tek çatlak ses içimizdeki bir hainden gelecekti. Tarihin en ibretli ifadelerini ortaya döken bu ihanet borazanı, Robert Kolej öğretmenler odasından üfleniyordu. Avrupa, sonradan teröristlere sahip çıkmasına rağmen bu suikast teşebbüsünü kınarken, bombacılara alkışlı bir destek İstanbul'dan, Robert Kolej Türkçe hocası Tevfik Fikret'ten gelecekti.

    'Milletim nev'i- beşerdir, vatanım ruy-i zemin' yani, milletim bütün insanlık, vatanım yeryüzüdür, diyerek çelişkiler içinde kıvranan bu müsvedde şair, 1896'dan başlayarak Robert Kolej'de öğretmenlik yapıyordu. Ruh yapısı karışık; din, devlet ve millet gibi mukaddes kavramlardan kopmuş, avare bir hâlde yazıp çiziyordu. Millî ve manevî değerleri hiçe sayan duygu ve düşüncelerle beslediği biricik evladı, adını kitaplarına dahi verdiği tek çocuğu olan Haluk daha sonra Amerika'ya yerleşecek, babasından aldığı fikir iklimine doğru dört nala koşarak din değiştirip Hıristiyan olacaktı. Hatta uzun zaman papazlık bile yapan Haluk, Florida'daki bir kilisenin başrahibi olarak ölürken, ihanet vitaminiyle beslenen bir ruh dünyasının çok acı ve ibretli bir öyküsü olarak da yıllarca anılacaktı.

    İşte böylece kafası karışık bir durumda olan Fikret, Ermeni'yi alkışlıyordu. Şiirinde teröristleri 'şanlı bir avcıya' benzeten Tevfik Fikret, bombanın erken patlamasına üzülürken, 'Bir lahza-i teehhür' (Bir gecikme anı) isimli bir manzume yazıyordu. "Ey şanlı avcı damını bihude kurmadın, Attın fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!" (Ey şanlı avcı, tuzağını boş yere kurmadın, attın ama yazıklar olsun ki; vuramadın!).

    Ermenilerin yaptığı suikast teşebbüsüne destek, alkışlama gibi alçaklık yarışında Tevfik Fikret yalnız kalmamış ve tarihçi Ahmed Refik de daha sonra, 'Osmanlı milletini Abdülhamid zulmünden kurtarmak için bu kahraman hareketin Ermeni vatandaşlarımız tarafından icra olunduğu anlaşıldı' diyerek, zilletin kahredici derinliklerinden bir kirli ses de, o vermiştir. Avrupa korumalı Ermeni terörü hız alarak devam ediyordu. Talat Paşa ve Cemal Paşa'yı da yine bu yöntemle vuran Ermeniler, uzun bir aradan sonra 1965'te tekrar terör uygulamasına dönmüşler ve 1970'li yıllarda Asala sahne alarak, 1984 yılına kadar Türkiye Dışişleri görevlisi olan 42 kişiyi katletmişlerdir.

    Hınçak ve Taşnak örgütleri, oluşturdukları bu yeni anarşi döneminde; aldıkları etkin destekle terörü biçimlendirmiş ve geliştirmiş olmakla beraber daha geniş sahalara yayılmasını sağlamış, terör ekip ve grupları oluşturmuş ve yeni örgütlenme çabalarına da moral desteği vermişlerdir. Bunların yanında, gerek masum insanlara karşı uyguladıkları eylemler gerekse dışardan aldıkları yoğun destekle isminden en çok söz ettiren ve açılımı "Ermenistan'ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu" olan "Asala Terör Örgütü" olmuştur. Batı ülkeleri, özellikle de Kıbrıs Rumları ve Yunanistan tarafından destek alan bu kanlı örgüt, "Zulüm asla payidar olmaz" ilkesinin asil savaşçılarının müdahalesine kadar masum insanların kanını dökmeye devam etmiştir.

    Ben de o kanlı tarihlerde, kısa bir süre de olsa Rus işgali altında bulunan Erzurum'da yaşamış ve Ermeni terörüne yakından tanık olan bir babanın oğluyum. Bu olayların canlı anlatımlarını babamdan dinlediğimden dolayı Ermeniler hakkında oldukça sahih ve gerçekçi bilgilere sahip olmuştum. ''Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu" adıyla 20 Ocak 1975 yılında Beyrut'ta Agop Agopyan takma isimli Bedros Havanassian tarafından kurulan terör örgütü Asala, aynı gün Beyrut'taki Dünya Kiliseler Birliği Bürosu'na yaptığı bombalı saldırı ile adını duyurdu. Ses bombasıyla yapılan bu saldırı, şüphesiz bir perdeleme hareketiydi.

    Asala terör örgütü, Sovyet yanlısı Hınçak Partisi ile ilişki kurmuş ve Filistin örgütleri ile de işbirliği yapmıştır. Örgüt elemanları özellikle de Habbaş Fedayin Grubu tarafından eğitilmiştir. Asala mensupları, uluslararası terör örgütü olan Japon Kızıl Ordusu, İtalyan Kızıl Tugayları, EOKB-C, Kürdistan İşçi Partisi (PKK-Kadek-Kongra-Gel), İrlanda Cumhuriyet Ordusu ve o dönem Türkiye'de bulunan Marksist-Leninist örgütlerle de işbirliği içerisinde olmuşlardır. Ermeni terör örgütleri, inlerinde aldıkları ağır darbe üzerine 1980'li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir. Nitekim, bölücü terör örgütü PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini "Kızıl Hafta" olarak ilan etmiş ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak, toplantılar düzenlemeye başlamıştır.

    Lübnan'ın Sidon kentinde 8 Nisan 1980 Salı günü PKK ve Asala terör örgütleri ortak basın toplantısı düzenlemişler ve bu toplantı sonucu bir ortaklık deklarasyonu yayınlamışlardır. Ancak bu olayın tepki çekmesi üzerine, ilişkilerin örtülü olarak sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. 2 Mayıs 1988 Pazartesi günü, Asala terör örgütünün perde önündeki kurucusu ve lideri Agop Agopyan kod adını kullanan kirli katil Bedros Havanassian'ın Atina'nın banliyölerinden Faliron semtinde maskeli iki şahıs tarafından silahla vurularak öldürüldü.


    Yusuf Ziya ARPACIK
    (Kan Fırtınası) sayfa: 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197
     

Sayfayı Paylaş