1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Eski bir İstanbul hatırası..

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve zemheri tarafından 24 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. zemheri

    zemheri Usta

    Katılım:
    23 Ekim 2008
    Mesajlar:
    742
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    öğrenci
    Banka:
    6 ÇTL
    İstanbul'da bir zamanlar Abdullah ve Aslıhan adında, birbirini seven iki genç yaşıyordu.

    Kader fırsat verir de gizlice buluşabilirlerse birbirlerinin yüzüne bakarak aşk kadehinden şarap yudumluyor, nefesleri birbirine karışarak şad oluyorlardı. Daha birbirlerini bir kez olsun öpmemişlerdi. Aşklarını daima gizli tutuyorlar, kimseye sır vermiyorlardı. Fakat üç yüz perdenin arkasında bile gizlenemeyen aşk sonunda ortaya çıktı. Kızın babası o genci kendi asaletine denk bulmadı ve kızını zorla bir paşa ile evlendirdi. Paşa da onu sevdiği gençten uzak olsun diye Boğaz'ın öte yakasında, Üsküdar'dan Çamlıca'ya giden tozlu yolların kenarındaki bağların arasında bir eve yerleştirdi. Aslıhan kocasını henüz odasına almıyor, ondan kaçıyordu. Abdullah ise sabrın sonuna gelmiş, Aslıhan'ın yerini öğrenmeye çalışıyordu. Nihayet bir gün Tophane'de, Salı pazarında onun hizmetkârlarından bir halayığa rastladı. Kadın, Abdullah'ın aşkını biliyordu. Acıdı ve oturdukları evi tarif etti. Abdullah arkadaşlarından birini buldu ve ona, "Benimle gelebilir ve Aslıhan'ı ziyaretimde bana yardımcı olur musun? Zira onun aşkıyla can boğazıma geldi, gündüzüm gece oldu!" dedi. Henüz on yedi yaşında olan arkadaşı "Seni dinledim ve teklifini kabul ettim; her ne ki benden istesen yapacak, her ne ki emredersen uyacağım!" şeklinde onu rahatlattı. Bir kayıkla Üsküdar'a geçtiler. İki at kiralayıp bağlar arasında Aslıhan'ın kaldığı evi buldular. Mevsimlerden sonbahardı ve bağlar bozulmuş, sahiplerinin çoğu şehre dönmüştü. Beklediler, beklediler. Aslıhan'ın paşa kocası evden çıkınca Abdullah arkadaşına "Şimdi git!" dedi, "Kapıyı çal. Ona burada beklediğimi söyle!" Genç gitti. Kapıyı seyis açmıştı. Ona Paşa'dan küçük hanımefendiye bir mesaj getirdiğini söyledi. Sonra da sevilene sevenden vuslat müjdesi verdi.

    Az sonra Aslıhan buluşma yerine geldi. Abdullah telaş içinde ne yapacağını bilemedi. Haberci arkadaşı onları yalnız bırakmak isteyince itiraz etti, "Hayır, yanımızda kal. Çünkü ortada uygunsuz bir şey yok." O genç de ancak seslerin duyulacağı kadar uzakta oturdu. İki âşık birbirlerine ayrılık sırasında hasrete nasıl dayandıklarını gözyaşlarıyla anlattılar. Sonra birbirlerini nasıl, ne derece sevdiklerinden, eski hatıralardan, çocukluktan uzun uzun bahsettiler. Mutlu geçen birkaç saatin sonunda Aslıhan müsaade istedi. Birileri durumun farkına varmadan eve dönmesi gerektiğini söyledi. Abdullah azıcık daha kalmasını istedi. O vakit Aslıhan uzakta oturan genci işaretle sordu:

    - Senin bu arkadaşından bir şey istesem yapar mı?

    - Ne istersen!..

    - Tehlikeli olsa da mı?

    Cevap gençten geldi:

    - Tehlikeli olsa da!.. Canımı Abdullah için feda etmem gerekse de!..

    - O halde, yakına gel. Seninle giysilerimizi değişelim. Benim yerime eve gir. Sağdan üçüncü oda benim özel odamdır. Akşama kadar sessizce otur. Akşam kocam eve gelip sana bir tas çorba getirir, kapıdan içeri uzatır. Yüzünü sıkıca ört ve tası kabul etmekte nazlı davran. Sonra kapını kapat. Sabaha doğru ben gelirim, sen çıkarsın.

    Delikanlı denileni yaptı. Eve girip kapandı. Ta ki kapıda ses duydu, heyecanlandı. Çorba tasını almakta gecikince tas yere kapaklandı. Bu sefer paşa öfkelenip "Sen hâlâ bana inat mı ediyorsun?" diye içeri girip eline bir kırbaç aldı. Akşam karanlığında Aslıhan diye delikanlının sırtını sıyırdı ve başladı şaklatmaya. Delikanlı devamlı yüzünü örtüyor ve sesi tanınmasın diye hiç bağırmadan sabrediyordu. Nice kırbaçtan sonra evdeki halayıklar, hizmetkârlar dayanamayıp onu durdurmak istediler. Paşa da zaten yorulmuştu. Dadısı herkesi dışarı çıkarıp ona nasihatler etti. "Sultan hanımım, kendine hiç acımaz mısın? Kocana biraz daha fırsat tanısan, belki iyi..." Nasihatleri ses çıkarmadan dinleyen delikanlı bir yandan yaralarının sızlamasına dayandı, diğer yandan Aslıhan'a acıdı. Sabah Aslıhan gelince evden çıkmak üzere bütün gücünü topladı, ona hiç belli etmedi. Abdullah ölesiye kadar da bunu ne ona, ne başka birine söyledi.

    İnsana dost zor günde lazımdır; rahat günde herkes dosttur. Kederli günde seninle üzülecek bir dostun varsa üzüntüye yer yoktur vesselam...

    Âşık meczup

    Bir dağ başında bir meczup yaşarmış. Adamakıllı aklını kaptırmışın biri. Gökyüzüne bakıp dertli bir gönülle diyormuş ki:

    - Rabb'im!.. Sen sevgiden anlamıyorsun. Ama ben seni daima sevmekteyim. Senin benim gibi sayısız sevgilin var ama benim senden başka bir sevgilim yok!.. O halde ey kâinatı yaratan, aydınlatan, döndüren sevgili; nasıl diyeyim sana, n'olursun, azıcık olsun şu sevgiyi benden öğrensen!..

    BERCESTE

    Pençeleşmek isteyen yârâna zâl-ı aşk ile

    Pençeler temür ü bâzûlar gerek pûlâddan

    Sâbit

    Aşk denilen pehlivan ile güreşmek isteyen dostlara demirden pençeler ile çelikten pazular gerekir.


    İskender Pala
     

Sayfayı Paylaş