1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Evliliklerin yeni moda baş belası: Romantizm

Konusu 'Serbest Kürsü' forumundadır ve yaren* tarafından 4 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. yaren*
    Neşeli

    yaren* Herşey olması gerektiği gibi ;) Özel üye

    Katılım:
    24 Haziran 2011
    Mesajlar:
    8.204
    Beğenileri:
    108
    Ödül Puanları:
    4.480
    Yer:
    Kimseye ihtiyacım yok ben kendime bile fazlayım...
    Banka:
    416 ÇTL
    Anlatmak istediklerimi doğru anlamanın en iyi yolu kavram kargaşası oluşturacak kelimeleri bir güzel açıklamaktan geçiyor.

    Hal böyle olunca Romantizm kelimesi ne demek bir göz atalım dilerseniz.

    Romantizm; “1. XVIII. yüzyıl sonunda başlayan, duygu, coşku ve sembole aşırı yer veren sanat akımı 2. Romantik ortam veya durum. 3. Duygusal eğilim, hayalcilik” şeklinde tanımlanmaktadır. (TDK)

    Psikolojik/terapötik açıdan romantizm ise; kişinin kendi hayallerine, dış dünyadan karşılık bulma çabası şeklinde tanımlanabilir.

    Tanımları didikleyerek, romantizm başımıza niye bela oldu hemen bulalım mı sevgili okurlar?

    İlk tanıma göre, duygu, coşku ve sembole aşırı yer verilmesi ev hayatımızı zora sokmaya başladı. Cidden öyle. İnsanlar içsel/manevi değerlerini yitirdiklerinde, dışarıdan nesnel takviye yapmak zorunda hissederler kendilerini. Geçmişte “bir lokma bir hırka” diyen Müslümanlar ne oldu da AVM/Lüks tutkunu olup çıktılar dersiniz? İnsanı insan yapan değerler alaşağı edilirse, kişiyi kıymetli hale getiren prensipler yok sayılırsa olacağı bu tabii ki.

    Anne/babalarımızın yaptığı evlilik pratikleri günümüzde yok denecek kadar az maalesef. Onlar evlenirken iyi günde/kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta evlilik yapıyorlardı. Benim son zamanlarda çalıştığım ailelerin çoğu, eşin maddi zorlukları nedeniyle bitiyor örneğin. Hani kötü gündü?

    Veya etrafta daha güzel, fiziği yerinde, boyalı süslü kızlar var… veya fit erkekler… kendi doğum yapıp kilo almış kadınına/ yaş ilerledikçe midesi çıkmış adamına bakınca gönlü geçiyor herkesin. Hopp boşanmaya kalkıyor. Hani sağlıktı?

    Duygusal eğilim kısmına gelince…


    Allah(cc) bizi Kur’an-Kerim’de pek çok ayette uyarırken, “…akıl etmez misiniz?”, “…düşünmez misiniz? diyor. Bizleri düşünmeye, akletmeye çağırıyor. Neydi peki akıl etmek? Kalbin tatmin olduğu, aklın ikna olduğu bilgiye ulaşmak değil miydi? Duyguların yanılma ihtimali vardır her zaman.

    Ama akıl ve kalp bir araya geldiğinde, yani Allah(cc)’ın emrettiği gibi aklettiğimizde yanılma ihtimalimiz en aza iner. Bu konuyu uzatmaya gerek yok sanırım, çünkü günlük pratiğinizde defalarca test etmişsinizdir bu durumu. Sadece akılla hareket ettiğinizde, içinizde bir şeyler boşlukta kalmıştır. Tam tersi sadece kalbinizle hareket ettiğinizde, sonradan çok üzülmüşsünüzdür. Fakat ikisini bir arada tutabildiğinizde, alınan kararlar sizi zora sokmamıştır.

    Her evlilik, fıtratı gereği, belirli bir ihtiyaçtan yola çıkarak yapılır sevgili okurlar. Kimi zaman fiziksel ihtiyaçlar, kimi zaman duygusal ihtiyaçlar, kimi zaman evden kaçıp gitme isteği, kimi zaman sevdiğini sandığı hayali. Öyle ya da böyle evlilik öncesinde beyninizin bir yerlerinde gizli bir kontratınız vardır.

    O kontrat sizi ilişkiye bağlar. Ancak zamanla kontrat unutulur. Akleden insan, geçmişte o kişiyle niçin evlendiğini hatırlamaya devam eder. Ben zamanında falanca nedenlerle evlenmiştim. Şimdi şartlar değişti diye eşimi değiştiremem, der. Eşini değiştireceğine, zamanın değişen şartlarına göre eşinin pozisyonunu değiştirmeye çalışır.

    Vaktinde parası yoktu, kimse kendisiyle evlenmiyordu, para pula meraklı olmayan iyi bir kız alan adam, üç gün sonra cebi para görünce piyasadan banknot meraklısı yeni çıtır bulmaz örneğin! Veya zamanında sırf Allah’tan korkuyor diye evlendiği kocası, kendisine yeterince coşku yaşatıp, beş yıldızlı tatillerde sürprizler yapmıyor diye internetten yeni aday avına çıkmaz.

    Ve psikolojik tanım didiklemesine geldi sıra: Kişinin hayallerine, dışarıdan karşılık bulma çabası. Bu tanım aslına bakarsanız çok tatlı ve masum bir süreç. Her insanın bir hayali vardır. Hayaller insanları diri tutar. Hayal, yapısı gereği motive edicidir. Geliştirici, tetikleyicidir. Örneğin hayali olmayan bir çocukla çalışıyorsam çok endişelenirim. Kendisiyle ilgili gelecek planları olmasını isterim, hayallerinden yola çıkarak çabalamasını beklerim.

    Her insanın hayali vardır… olmalıdır da. Hayallerin en tatlı tarafı, günün birinde gerçekleşme ihtimalinin olmasıdır. Umut aşılamasıdır.

    İyi de evliliklerle ilgili sorun nerede?

    İnsanların evlilikle ilgili hayalleri işgal altında! İşte sorun burada! Ülkenin en doğusundan en batısına kadar evlerde oturan kadınların tamamının hayali aynı olmaya başlamışsa…? Kadınların tamamı akşam kocasından çiçek beklemeye başlamışsa…? Erkeklerin hepsi kendisini özel hayatında çıldırtacak(!) vamp kadın isteyip duruyorsa…?

    Kadınlar eşlerini cam silerken, halı süpürürken görmek isteyip duruyorsa…? Adamlar, eşlerinin hayatlarını sürekli canlı/hareketli tutmasını söyleyip duruyorsa…? Herkes birbirine şiir okuyup, birlikte mum ışığında yemek yeyip, dans etmek istiyorsa…?...vs…vs…vs. HAYAL BUNUN NERESİNDE…?

    Hayalin özelliği, kişiye özgü olmasıdır. İnsanlar kes/yapıştır mantığı içinde birbirinden gördüğü şeyleri kopyalayıp, kendi hayatına kaynatmaya çalıştığında işler karışıyor. “Karşı komşunun kocası şunu şunu yapıyormuş, bizimkinde tık yok” endişesiyle, aynı şeyler kendi eşinden bekleniyorsa…

    “Bizim iş yerindeki bayanlar böyle böyle yapıyorlar…” gibi kıyaslamalarla kendi hanımından benzer şeyler isteniyorsa… hayal bunun neresinde? Kişiye özel oluşu neresinde?

    Bazen diyorum ki ülkedeki insanların tamamı kola/hamburger gibi oldular maalesef. İlerde Ahmet’le evlenmekle, Mustafa’yla evlenmek arasında bir fark kalmayacak işin kötüsü. Çünkü erkeklerin hepsi aynılaşıyor… kadınların hepsi de aynılaşıyor. İzmir’deki kızımız çiçek istiyor kocasından, evi temizletiyor adamcağıza yorgun yorgun işten gelmişken, Anadolu’daki kızlar da. Ayşe’yle evlenmekle, Firdevs’le evlenmek arasında ne fark olacak birisi bana anlatabilir mi?

    Bunların tamamı duygusal karmaşalardan kaynaklanan, romantizm meraklısı insanların yaşadıkları evlilik sorunları sevgili okurlar.

    Hayal sizin hayalinizse, kendi iç ilişkilerinizden yola çıkarak yaptığınız tatlı/hoş davranışlar ve beklentilerse, zarar vermek ne kelime, evlilik ilişkinizi inanılmaz eğlenceli noktalara taşır. Ama başkalarının yaptıklarının aynısı kendisine dayatılmaya çalışılan eş, kadın olsun erkek olsun, rahatsız olur. Hırçınlaşır. İlişkiniz zarar görür.

    Filmlerden gördüğünüz, her gördüğünüzü istediğiniz romantizm saçmalıkları, evliliklerinizin başına bela oluyor benden söylemesi.

    Peygamber efendimizin Hz. Hatice’yi Hira dağının tepesine mum ışığında yemeğe davet ettiğini duyan var mı? Eşiyle el ele tutuşup, Mekke sokaklarında kordon boyunda yürür gibi yürüyüş yaptıklarını? Ama mutluydular değil mi? Çünkü eminim kendi iç ilişkilerinde, birbirlerini duygusal anlamda besleyecek çok kaliteli bir ilişkileri vardı. Aksi halde Peygamberimiz eşini kaybettiği o yılları “Hüzün yılı” olarak ilan etmezdi.

    Sevgiler hepinize…

    Psikolojik Danışman - Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu

     

Sayfayı Paylaş