1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ey Oruç, Tut Beni!..

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Safir tarafından 2 Eylül 2008 başlatılmıştır.

  1. Safir
    No Mood

    Safir Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.205
    Beğenileri:
    264
    Ödül Puanları:
    3.730
    Banka:
    151 ÇTL
    “Bir kez gönül yıktın ise / o kıldığın namaz değil” der ya Yunus Emre; Ramazan ayının ve Oruç ibadetinin bize önerdiği şey de tam olarak budur bana kalırsa: Gönül yıkmamak. Böylelikle tuttuğumuz “şey”in oruç olmasını sağlamak.
    Orucun¸ kişiye öğretmesi gereken en önemli unsurlar “tahammül”¸ “sabır” ve “yoksunluğa alışma” kavramlarıdır. Biz¸ sahurdan iftara yemekten¸ içmekten ve cinsellikten uzak durarak tahammül etmeyi¸ sabretmeyi ve yokluğa-yoksunluğa alışmayı öğreniriz/öğrenmeliyiz.
    Kurban ibadetini tanımlayan ayetlerden birinde “kestiğiniz kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacak değildir. Allah’a ancak takvanız ulaşır” denilmektedir.
    Yukarıdaki ayetin evrensel mesajı¸ sadece kurban için değil¸ tüm ibadetler için geçerlidir. Verdiğimiz sadakanın banknotları değil¸ sadaka verdiğimiz için ortaya çıkacak iyilik ilgilendirmektedir Alemlerin Rabbini. Oruçta da öyledir. Aslolan aç kalmak değil¸ aç kalarak öğrenilecek kavramlardır.
    Meseleyi şuradan devam ettirmek istiyorum. Her Ramazan’da¸ özellikle büyük şehirlerde yaşanan bir sosyolojik durum var. Bu sosyolojik durumu¸ aslında Ramazanla pek ilgisi olmayacağını düşündüğümüz (bu da Türkiye’deki bir algı sorunundan kaynaklanıyor elbette; ama bambaşka bir yazı konusu olduğundan geçiyorum) bir mizah dergisindeki küçücük bir köşe¸ harika özetliyor. Leman dergisinde Mehmet Çağça𸠓11 Ayın Sultanı¸ Hoşgeldin Ramazan” diyerek Ramazan’ı selamladıktan sonra “İyi İnsan Kimdir” diye soruyor ve şöyle cevaplandırıyor: “Ramazan geldiğinde içki içmeyen¸ kavga etmeyen¸ oruçluyum diye kibirlenip sinirlenmeyen¸ iftar çadırlarında beleş diye tabaklardan kule yapmayan¸ trafikte iftara yetişeceğim diye kendini Kimi Raikonen sanmayan¸ taksici esnafına bol bahşiş veren.”
    Etrafınıza bakın. Oruç tuttuğu halde orucun gerektirdiği üst düzey sabrı göstermeyen pek çok insanla karşılaşacaksınız. Tahammülsüzlükleri ve sabırsızlıkları için sığınacak mazeretleri ise zaten hazır: “Oruçluyum.” Yani¸ tahammülü ve sabrı öğreneceğimiz ibadet için bizatihi o ibadeti mazeret gösteriyoruz. Olmuyor.
    Halbuki¸ Resulullah (s.a.v)¸ “biri Ramazan’da size bulaşırsa siz ‘oruçluyum¸ oruçluyum’ deyiniz” buyuruyor. Yani¸ bırakın birine bulaşmayı¸ oruçluyken biri bize bulaşsa bile tahammül göstermek durumundayız.
    Evet¸ özellikle büyük şehirlerde iftara eve ulaşmak için çabalarken felaket bir trafikle karşı karşıya kalıyoruz. Doğru. Hem çalışıp hem oruç tutarken zorlanıyoruz. Bu da doğru. Oruçsuzken gayet normal tepkiler verdiğimiz durumlara oruçlu iken aşırı tepki verebiliyoruz. Burası da doğru. Ancak¸ orucun insana sağlaması gereken “sabır” duygusunu asla gözden çıkarmamamız gerekiyor bu durumlarda.
    Trafikte¸ önümüzdeki araba birdenbire durabilir. Olsun. Oruçluyuz. Sabır edeceğiz.
    Ofiste¸ amiriniz sizi haşlayabilir. Olsun¸ tahammül göstereceğiz.
    Sokakta biri¸ sizin gözünüzde tüten; akşam olsa da bir tane yaksam diye içinizden geçirdiğiniz sigarayı yüzünüze üfleyebilir bilmeden. Olsun¸ yokluğa alışacağız.
    Yeri gelmişken bir çıkma daha yapalım. Elbette oruç¸ bir “katlanma” biçimidir ve iftar da orucun mükafatıdır. Ve elbette iftar sofralarımıza¸ her zamanki sofralarımızdan daha çok özen göstermemiz normaldir. Ancak burada çok önemli iki kavram girer devreye: “İsraf etmemek” ve “başkalarıyla paylaşmak.”
    Biz¸ evimizde en güzel yemekleri yerken; hatta yemekten artanları çöpe dökerken hemen yanı başımızda bir Ramazan pidesi alamayan insanların olduğunu/olabileceğini bir an olsun aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.
    Bu mübarek ay¸ bize ve bütün inananlara hayır getirsin. Sabrı¸ tahammülü¸ yokluğa alışmayı¸ israf etmemeyi ve başkalarıyla paylaşma duygusunu öğretsin


    Alıntı​
     

Sayfayı Paylaş