1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Eyvallah ömrümün ölümle mükafatlandırılan son teşekkürü!

Konusu 'Aşk' forumundadır ve rosil tarafından 30 Temmuz 2012 başlatılmıştır.

  1. rosil

    rosil Üye

    Katılım:
    30 Temmuz 2012
    Mesajlar:
    30
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    180
    Banka:
    0 ÇTL
    “En sevdiği oyuncağı elinden alınmış küçük bir çocuğum ben, bütün yalnızlığım ondan. Boğacak beni bu sağanak, hala korkuyorum gök gürültüsü ve karanlıktan. Küçük bir çocuğum hemen inanırım “şimdi gideyim sonra gelirim” yalanlarına. Çocuğum işte anlamam vardan yoktan. Ne olur sen anla beni.
    Hemen gitme…
    Hem ne kadar oldu ki geleli daha? Çayına bıraktığım dudak payı bile bardağın ağzıyla öpüşüyor hala. Otur, kal birazcık. Hem görüşmeyeli onca zaman geçti, anlatacaklarımız birikmedi mi omuzlarımıza? Kal işte, dök içini içime. Hiç olmazsa beni dinleyebilirsin mesela. Güçsüzüm çünkü, savunmasız ve bıraktığından daha az kaldım bende. Eriyorum görmüyor musun, saatimde saniyeler yaşlandı sen yokken. Asırlar geçti üzerinden bir yalnızlık geçeli üzerimden. Kal işte, çok değil yalnızca bir ömür kal. Sonra ben zaten seninle bırakacağım seni…”

    diye yalvarmıştım arkandan, duymadın. Duymak istemeyecek kadar unutmuştun aslında ya da kendini bile duymayacak kadar sağırdın bana. Son bir kez elini salladın soluduğum havayı tokatlarcasına. Avuçlarında çırpındı yüreğim. Öylesine çocuk, öylesine masum, öylesine aciz ve takatsizdim ki yine de dönüp gittin ya sırtını; ölümüne değil öylesine olduğumu anladım. Aldandım aslında biraz, kandım o yirmili yaş aşklarının fırtınasına. Aşk savruldukça hırpalanmasıymış meğer yüreğin. Eskidikçe başka kalplerin gölgesinde, inan bir başka hissettim.

    Hani sorgulamadığım da olmadı değil kendimi. Çok sorguladım Rose, hatta kaç kere yargısız infaz bile ettim sana dair tüm düşüncelerimi. Bir gece vakti dolunayın alnına çaktım senli bütün hayalleri. Olur ya seninle aynı gecenin karanlığına açarız belki gözlerimizi ve uyandığın düşten sonra düştüğünü gör istedim gözümden. Söyleyemedim hiç, ama duy istedim. Bak ve gör nasıl bir boşluğa saldığını bizi. Bi izi bile kalmadan bir aşk nasıl silinebiliyormuş bil istedim…

    Şimdi yoksun diye krallıktan alıp soytarı yapacak değilim seni.
    Soytarılar gülümserken en çok kralına küfrederler. Seni hala gülümseyerek anıyorum sevgili…
    Kralsın…

    Merak etme Rose, düşündüğüm kadar yıpratmadı beni bu veda. Zamansızdı belki, beki de bir kaç ömür zaman sızdı aramıza. Ama olsun, yaşayacağım diye karşı koyan gördün mü hiç Allah’a?
    Sen beni öldü farz et yine. Soğuk bir ceset, gereksiz bir anı, suya düşen bir düş say beni.
    Sen yaşa, yaşa.
    Eyvallah ömrümün ölümle mükafatlandırılan son teşekkürü!
    Sağlıcakla…

    Ezgin KILIÇ
     

Sayfayı Paylaş