1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Fantastik Edebiyat nedir?

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 1 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Fantastik edebiyat nedir?
    ---1) Jrr tolkien baslattigi edibiyat tarzi.turune en guzel ornek ise yuzuklerin efendisi uclemesi.

    ---2) David eddings'in karakter yaratma konusunda ödül aldığı edebiyat dalı.

    ---3) Homeros'a kadar dayanan bir edebiyattır. tek başına ele alınmaya 20. yy'da tolkien ile başlanmıştır öncesinde tragedya, korku gibi dallarla anılmıştır. keşke öle kalsaymış dedirtir zira kendi başıyla anılmasıyla (kısaca kitapevlerinde fantastik kurgu rafı olmasıyla birlikte) iğrenç bir kalite kaybına uğramıştır. binlerce gereksiz kitabı vardır. genelde bu kitapların çoğu birbirinin aynısıdır zaten.

    ---4) Kaçış edebiyatı olmakla suçlanır pek çok kişi tarafından. kaçış edebiyatı olmak niye suç ise...

    ---5) esasen fantastik kurgu edebiyatıdır bu.nitekim uzaktan bakıp "bikac elf koyalım bunnar ok atsın 2 de cüce baltalarla takılsınlar bi de dragon koyduk mu söyle atesli atesli oh miss oldumu sana fantastik edebiyat" demek olayın kurgu kısmını sıfırlamaktır kanımca.nasıl ki her romanda belli bir kurgu,karakterler vs. var ise fantastik kurgu da da vardır.
    efendim insana özgü duygular(ask,nefret,kardeslik,ihtiras vs.) fantastik kurgu da bir elfle bir cüce arasında geciyor diye o duyguları yok saymak,fantastik kurguyu ortamda malak malak dolasan gubik yaratıkların cirit attıgı,arada savasıp arada sevistikleri bir edebiyat dalı saymak ve hatta bilgisayar oyunu sanmak son derece yanlıstır.
    tabii her edebiyat dalının oldugu gibi bu edebiyat dalının da iyi ve kötü örnekleri vardır ama okumadan yorum yapmamak gerekir.

    ---6) fantastik edebiyat, hayal gücü ile edebi yeteneğin birleşmesidir.
    fantezi kelimesi, bu tür kitaplardaki gerçek olmayan olay ve karakterlerden gelir.

    1954'de j.r.r. tolkien'in lord of the rings'inden öncesine dayanır aslında; dante'nin la divina commedia'sı cennet ve cehennemde geçer ve goethe de faust'ta karakterleri arasına şeytanı sokar.

    insanlar fantastik edebiyat kitaplarını, kendilerini var oldukları dünyadan alıp olmayan başka dünyalara götürmek için okurlar. bu insana farklı duyguların tadını verir.

    fantastik edebiyat sadece orta dünya öğeleri ile süslenmiş, bir çok kültürdeki kahramanlardan bozma karakterlerle yaratılmış dünyaları anlatan kitaplardan oluşmaz. şehir fantazisi , teknofantastik gibi alt kolları da vardır. çok eski zamanlarda geçebildiği gibi daha ulaşılmamış zamanları da anlatabilir.

    son yarım asırda fantastik edebiyat çoğu avrupa ve amerika ülkelerinde önemli bir yere kavuşmuş, bu edebiyat için büyük bütçeler ayrılmış ve büyük paralar kazanılmıştır. türkiye'de ise bunun tek örneği barış müstecaplıoğlu'nun perg efsaneleri adı altında yazdığı ve korkak ve canavar, merderan’ın sırrı ve bataklık ülke kitapları ile görülebilir. bir çok yapımcının bu edebi türü çocuk edebiyatı olarak görmesi, önemsememesi ve basmak istememesi fantastik edebiyatın gelişimini yavaşlatmaktadır.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    Fantastik Edebiyat Akımı


    Tarih boyunca hayal ettik. Bu, yazılı tarihin ötesine taşan bir süredir. İlk insandan beri hayal kurduk, çünkü başka çaremiz yoktu. On binlerce yıl önce insanlar, gök gürlediğinde tanrıların nara attığını, yıldırım düştüğünde ise onların gazabına uğradıklarını sanmışlardır muhtemelen. O zamanın ilmiyle ancak bunu hayal edebiliyorlardır. Eski bir inanışa göre, deprem olduğunda, yeraltında yaşayan iki koca öküz, boynuzlarını tokuştururmuş.

    İnsanların bitmek tükenmek bilmeyen hayal merakı binlerce inanışı oluşturmuştur. Binlerce yıl boyunca ateşin, kayaların, ağaçların, güneşin, ayın, dağların, hayvanların ve daha nice varlıkların ruhları olduğuna inanılmış. Onlar sadece bir arayış içindeydiler. Cevapsız kalan sorularına cevap bulamadılar, tahmin etmeye çalıştılar, hayal kurdular.

    Hala böyle inanışlar mevcuttur. Hintliler maymunların ve ineklerin kutsallığına inanır ve Afrika’da, Amazonlarda hayvanlara ve kayalara kutsallık değeri veren kabileler mevcuttur.

    Olmayan şeyleri, olmayacaklarını bilip de hayal etmek zevklidir. Gerçek hayatın gerçekliğinden, sıkıcılığından kurtulmaya çalışmaktır hayal kurmak. Belki de olmayacak şeyleri hayal etmek hiç olmayacaklarını düşünmekten dolayı insana zevkli gelir.

    Çocukluğumuzda hayal dünyasında yaşarız. Dinlediğimiz masalların gerçek olduğunu sanırız. Çocukken hayal gücümüz daha faaldir, çünkü daha büyümemişizdir ve henüz düş kurma huyumuza ket vurmamışızdır. Gerçek hayat, o zamanlar bizim için henüz başlamamıştır. Çocukken en sevdiğim çizgi film “Şirinler” idi ki, hala öyledir. Filmin başlangıcındaki fon sesi, “Eğer siz de uslu bir çocuk olur ve ormana gittiğinizde dikkatle dinlerseniz belki Şirinler'i bile duyabilirsiniz.” derdi. Ben buna inanırdım.

    Düş kurmak, katı bir gerçekliğin içinde yaşarken büyük bir ihtiyaçtır. İnsanı rahatlatır ve stres atmasını sağlar. Hayal kurarken fizik kurallarına bağlı kalmak zorunda kalmayız. Bu yüzden en özgür olduğumuz zaman düş kurduğumuz zamandır. Hiçbir şey bizi sınırlayamaz-zaman bile. O bile el altında bir oyuncak gibidir. Rip Van Vinkle’ın öyküsünde zaman ile alay edildiğini görürüz. Zamanda yolculuk planlarının yapıldığı bu devirde o hayallerin hiç de boş olmadığını görüyoruz. Rip Van Vinkle’ın başına gelen, uykusunda geleceğe yolculuk etmesine sebep olan olayın, o zamanlar gerçekleşmesi olanaksız bir hayal olarak görülse de, günümüzde mümkün olduğu kanıtlanmıştır. Bilim, gerçek sandığımız her şeyin beynimizde oluşan görüntülerden, seslerden ve hislerden ibaret olduğunu kanıtlamıştır. Yani gerçeklik beynimizin çizdiği sınırların oluşturduğu bir alandır.


    Düş kurmak müzik dinlemek gibidir. İnsanı rahatlatır, ona keyif verir.

    Newton derin bir hayal âleminde iken yer çekimi kanununu buldu. Arşimet de suyun kaldırma kuvvetini bulduğunda hayaller âlemindeydi. Einstein hayal etmeseydi zamanın göreceli olduğunu bulamazdı. Bu insanlar daha önce hiç bilinmeyen şeyleri hayal ettiler.

    Hayal etmek güzel bir tabloya bakmak gibidir. Aklımızda bin bir çeşit görüntü canlanır hayal ederken.

    Jules Verne’in yaratıcı hayal gücünün ürünleri olan kitapları, ilk zamanlar alay konusu olmuştu. Aya ve dünyanın merkezine yolculuğu hayal etmişti. Deniz altını, uçağı, otomobilleri ve balonu düşünmüştü. Herkes bunlara gülüp geçmişti. Bu aslında iyi bir şeydi. Bu, o zamanlarda öyle şeyleri hayal etmenin ne kadar zor olduğunun bir işaretiydi. Bu adamın günümüzde yaşasaydı neler hayal edebileceğini düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor.

    Hayal kurmak kunduzların yaptığı barajı aşmaya çalışan su olmak gibidir. O baraj yıkılırsa görün o zaman hengâmeyi. Fakat çoğu yetişkin o barajın oluşturduğu gölete hapsolmayı tercih eder. Yerinde kalır ve yosun tutan bir su olur. Oysa akan bir suyun berraklığı ne hoştur. Hep yeni yerleri gezer ve gezdiği yerler bitince en büyük hayaline ulaşır; engin bir denize.

    Fantastik edebiyat o barajı aşmış insanların edebiyatıdır. O kişiler sonunda denizde birbirlerine kavuşurlar. Hepsinin birbirine anlatacağı çok şey vardır. Gezdikleri gördükleri yerler vardır. Ve sonunda engin bir denize akmışlardır. Göletin içinde hapsolmuş yosunlu ve çamurlu suya ne yazıktır. Kendini orada güvende sayar, içten içe sevinir.

    Fantastik edebiyat, hayal kuran, kurduğu hayallerinin zaman, mekân ve gerçekliğin ötesine geçebildiği insanların edebiyatıdır. Onlar denize doğru akarlar.

    Yüzyıllar içinde oluşan efsaneler, mitler ve masallar günümüzdeki modern fantastik edebiyatın temellerini atmışlardır. Fantastik edebiyatın babası sayılan J.R.R. Tolkien bu efsane ve masallardan bolca yararlanmış, onları kafasında işleyerek ortaya daha değişik masallar çıkarmıştır. Mavi ile sarıyı kullanıp yeşili çıkartmak gibi.

    Tolkien’in temelini attığı fantastik edebiyat, Jules Verne’in kitapları gibi, gerçekleşmesi mümkün olayları anlatmaz. Bu evrendeki fizik kurallarının evrenimiz için tasarlandığı fikrini kabul edersek, Tolkien’in yarattığı dünyadaki fizik kurallarının da o dünya, o evren için tasarlandığı fikrini neden kabul etmeyelim?

    Bizim gerçekliğimizde ejderhaların, elflerin ve entlerin olması imkansızdır. Ama o evrendeki gerçeklik neden bu varlıkların var olmasına izin vermesin? İşin özüne inelim. Biz varsak neden onlar olmasın?

    İşin felsefi boyutunu bırakırsak edebi açıdan da bakabiliriz. Edebiyat, okuyunca insanda estetik duygular uyandırır. Çoğu insan kitap okurken bir şey öğrenmek, genel kültür sahibi olmak ve aynı zamanda eğlenmek ve sanatın tadına varmak ister. Bir kitap salt bilgi aktarmak için yazılırsa içinde sanat yoktur. Bir kitap içinde oluşturulmuş sanatın bünyesinde bilgi taşımaya gayret ediyorsa sanat adına yazılmış bir edebiyat eseridir. Bir kitap hiç bir bilgi aktarma amacı gütmeden sadece sanat için yazılmışsa işte gerçek ve doyumsuz sanat eseri odur.

    Çoğu yazar kitaplarıyla halkın bilinçlenmesini, bazı kesimlerin çektiği zorlukları anlatmayı görev bilir. Bunları yoğurarak ortaya bir sanat eseri çıkarmaya çalışır. Fakat yine de bu hedefleriyle çepeçevre sarmalanmıştır. Bu insanlar insanlığın hizmetkarlarıdır. Elleri öpülesi insanlardır. İnsanların daha uygar olması için çabalarlar. Takdire şayan ve saygıyı sonuna kadar hak eden insanlardır. Klasiklerin neredeyse hepsi bu amaçlar doğrultusunda yazılmıştır.

    Fantastik edebiyat asla bilgi aktarma amacı gütmez. Sadece sanatla ilgilenir. “Yüzüklerin Efendisi”ni okurken asla bir ülkenin başkentini, tarihle ilgili bir bilgiyi, bazı kesimlerin dertlerini, teknolojiyi, bilimi ve daha birçok şeyi öğrenemezsiniz. O kitabın gerçek dünyayla hiçbir alakası yoktur. Orada elflerin ölümsüz olduğunu, cücelerin 250 yıl yaşadığını, hobbitlerin ayaklarının kıllı olduğunu ve günde altı öğün yemek yediklerini, orkların elflerden türediklerini ve Gandalf’ın sakalının beyaz olduğunu öğrenebilirsiniz.

    Eğer sanatın sıcak kollarına teslim olmak istiyorsanız fantastik edebiyat tam size göre bir edebiyat dalıdır. Eğer seçici olur, moda olma ve para kazanma amaçlarıyla yazılmış kitaplardan sıyrılırsanız bir sanat deryasında boğulabilirsiniz. Bu deryanın en derin yeri “Yüzüklerin Efendisi”dir.

    Hayaller fantastik edebiyatın kapılarını araladı. Fantastik edebiyat edebiyatta son noktadır. Kapıları aralanalı yarım yüzyıl oldu. Henüz gelişim aşamasında ve şimdiden meydana gelen eserler “Yüzüklerin Efendisi” ile yuvarlanmaya başlayan kartopunun ne kadar büyüdüğünü ortaya koyar.

    Tolkien topu topu bin üç yüz sayfa olan Yüzüklerin Efendisi’ni on iki yılda yazdı ve kırk küsur yıl boyunca üzerinde çalıştığı Orta Dünya tarihini bitiremeden hayata gözlerini yumdu. Bu anlattıklarım onun bu kitapları sanat adına yazdığının su götürmez kanıtlarıdır. Onun yazdıkları sonsuzlukta yankılanacaktır. Bu emeklerinin bir hiç uğruna olduğunu düşünenler de var elbette. Onlar barajda yosun tutmaya mahkum, akıllarının çizdiği gerçeklik sınırlarına hapsolmuş insanlardır. Sanatın ne demek olduğunu derinden kavrayabilselerdi Tolkien’in önünde saygıyla eğilirlerdi.

    [​IMG]

    [​IMG]
    Robert Jordan 12000 küsur sayfalık bir fantastik destan olan “Zaman Çarkı”nı yazdı. Eserinin mükemmel olması için ömrünü adadı. Ölüm döşeğinde olmasına rağmen 12 ana kitaptan oluşan serinin son kitabının taslağını tamamladı. “Zaten öleceğim, yazsam ne olur, yazmasam ne olur?” demedi. Ölmeden önce yakınlarına son kitabının tüm ayrıntılarını ve taslağını aktardı. O, kitaplarında insanlara bilgi kazandırmaya, felsefi bir düşünceyi aşılamaya, toplumu aydınlatmaya çalışmadı. Sanatıyla uğraştı. Bilgi her zaman orada bir yerdedir. Kitaptan aktarılmaya çalışılmasa da vardır. Yazarın o bilgiyi yazıp yazmaması o bilginin varlığına etkide bulunmaz. Ama sanat öyle değildir; insanın uğraşıyla vardır. İnsan uğraşmazsa sanat yoktur. Tolkien "Yüzüklerin Efendisi"ni yazmasaydı bu kitabı başka kimse yazamayacaktı. Burada anlatmaya çalıştığım yanlış anlaşılmaya çok müsait, bu yüzden küçük bir açıklama yapayım. Ork, ent, hobbit, Gollum, Mordor, Moria ve Tek yüzük olmayacaktı. Kıyamete kadar büyük bir kayıptılar. Asla akla gelmeyeceklerdi. Çünkü onlar sadece Tolkien düşündüğü için varlar. Dostoyevski “Suç ve Ceza”yı yazmasaydı kaçıracağımız şeyler yazarın üslubu, Raskolnikov’un ruh halleri ve kitaptaki gerçeğe uygun olaylar olacaktı ama Tolkien “Yüzüklerin Efendisi”ni yazmasaydı kaçıracağımız şeyler binlerce yıllık hayali bir tarih, hayali bir evren, hayali ırklar, isimler, şehirler, yaratıklar ve daha saymakla bitirilemeyecek varlıklar olacaktı. Bilindik sebzelerden bir yemek ortaya çıkarmak bir şeydir, başka bir evrenden gelmiş, hiç bilmediğimiz sebzelerden yeni bir yemek ortaya çıkarmak başka bir şeydir.

    [​IMG]
     

Sayfayı Paylaş