1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Farkın Farkında Olmak

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 21 Nisan 2007 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    "İnce ve derin" tabiri üstat Necip Fazıl'ın sıkça kullandığı bir tabirdir. İşte biz de bu meseleyi kalın ve sığ değil aynı üstadın tabiri gibi ince ve derin bilmeliyiz. Zira vicdan, insanın çok bilip hiç konuşmadığıdır. Lafa gelince herkesin söyleyeceği birkaç sözü vardır; fakat bu sözler, n_marmara'nın da belirttiği gibi psikolojik metodlardan ve yalnızca durumu tahlil edip benliği üste çıkarma çabasından öte gitmez. Öyleyse bu meseleyi tahlil etmeye azmettiysek öncelikle psikolojiyi bir kenara koymak gerekir. Yalnız dikkat etmek gerek, çünkü muhtemelen kenara koyacaklarımız konuşacaklarımızdan fazla olacak...

    "Gerçek" ve "Doğru" kavramlarının içerikleri hakkında hemfikiriz ve burada hemfikirsek sanıyorum yine bu kavramların modern söylemlerle kabuk değiştirdikleri ve yine bu kavramlarla gönlümüze ekilen his ve fikirlerin mutasyona uğradıkları hususunda da hemfikir olmalıyız. Bu meselenin bir iki kişiyi değil toplumu/muzu etkileyen bir mesele olduğunu da düşünerek söyleşmeye devam edecek olursak esas hakkında içtihad oluşturmamız gerekir.

    Mesele “kişinin” olacak kadar küçük değil. Gördüklerimiz, duyduklarımız ve anladıklarımız bize sürekli aynı sözleri tekrar ettiriyor. Demek ki biz “Gerçek” ve “Doğru”nun esasını unutmuş bir halkın (belki bir dünyanın) içinde yaşıyoruz. Böyle bir halkın his ve fikirlerinin gelişim çizgisini takip etmeye yeltenmek yalnızca ince, derin ve tehlikelidir. Her adımı dikkatli atmalı, bin söylenecekse bir söylenmeli, aç, uykusuz ve sefil olunmalıdır ki arınmaya kavuşulsun. İşte ancak bu zaman bahsedebiliriz “Gerçek” ve “Doğru” kavramlarından. Bahsedebiliriz; ama bu ne bir ses olur, ne de nefes. Çünkü modern oyuncakları olanların diline pelesenk olan kimi metodlar bizleri çiğnemek için ellerinden geleni yapacaktır.

    Öyleyse ne yapmak gerekir? Kanımca, bulunduğumuz adımın her ayrıntısına vakıf olmak gerekir. Bu da elbette ki yaşamı durdurarak olur. Hayatımızda mevcut olanları fevkalâde tetkik ile tahlil etmek ve sonraki adımı hesaplayarak başımızı kaldırıp bulunduğumuz hali etrafımızdakilere anlatmak gereklidir. Zira ancak bu şekilde anlayabiliriz “gerçek” ve “doğru”nun kişiye göre değişmediğini, bu kavramların içini dolduranların şahsına münhasır olduklarını... Şayet kendimizi bu noktada görebilirsek o vakit bahse konu “hesaplaşma”nın, bu hesabın sorgusu olduğunu da görürüz kanaatindeyim.

    Mefistofeles:
    Sonuçta, neysen o'sun.
    Başına,
    Kıvırcık saçlı bir peruk da taksan,
    Ayağını,
    Kaidelerle arşın arşın yükseltsen de,
    Her kimsen hep o olursun.
    Faust:
    Fark ediyorum, boşuna,
    İnsan tininin bütün hazinelerini,
    Sürükleyerek kendimde topladım,
    Ve sonunda baktığımda,
    Bir milim bile yükselmemişim,
    Sonsuza yaklaşamamışım hiç.

    Mefistofeles’in dediği gibi, biz neysek o’yuz. Neye varacağımız da oraya nasıl varacağımız da malum; ama varacağımız yere doğru bildiğimiz gerçekle ya da gerçek bildiğimiz doğruyla gitmek arasındaki ince ve derin farkın farkında olmak gerek. Bunun için de hesaplaşmak gerek...
     

Sayfayı Paylaş