1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

faydalı bilgiler ...

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve sorumsuz tarafından 23 Mart 2009 başlatılmıştır.

  1. sorumsuz

    sorumsuz Forum Onuru

    Katılım:
    11 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    3.211
    Beğenileri:
    22
    Ödül Puanları:
    2.880
    Meslek:
    ...
    Yer:
    bileyim?
    Banka:
    164 ÇTL
    Kitâbımızın birinci kısmı, AhmedCevdet Pâşa tarafından yazılmışdır. Hepsi yirmibir sahîfedir. Ahkâm-ı Kur’âniyyeyi, kanûn şekline sokarak (Mecelle) ismindeki çok kıymetli kitâbı hâzırlamakla, islâma büyük hizmet eden ve en doğru, oniki cild Osmânlı târîhini yazmış olan, meşhûr (Kısas-ı Enbiyâ) kitâbının sâhibi Ahmed Cevdet Pâşa“rahmetullahi teâlâ aleyh”, hicretin 1238 [m. 1823] senesinde Lofcada tevellüd etmiş, 1312 [m. 1894] de vefât etmişdir. Fâtih Câmi’i bağçesindedir. Kitâbımızın ikinci kısmı, şirketimizin ilm hey’eti tarafından hâzırlanmışdır.

    Cevdet Pâşa diyor ki, bu âlem, ya’nî herşey yok idi. Allahü teâlâ, bunları yokdan var etdi. Bu âlemin, kıyâmete kadar insanlarla ma’mûr olmasını istedi. Âdem aleyhisselâmı toprakdan yaratıp, Onun çocukları ile âlemi süsledi. İnsanlara dünyâda ve âhıretde râhat yaşamak, se’âdete kavuşmak için lâzım olan şeyleri bildirmek için, içlerinden ba’zılarını Peygamber yaparak şereflendirdi. Bunlara yüksek mertebe vererek, başka insanlardan ayırdı. Bu Peygamberlere “aleyhimüsselâm”, Cebrâîl aleyhisselâm ismindeki bir melek ile emrlerini ve yasaklarını bildirdi. Bunlar da, bu emrleri, Cebrâîl aleyhisselâmın getirdiği gibi ümmetlerine bildirdi. Peygamberlerin birincisi, Âdem aleyhisselâm, son geleni, Muhammed Mustafâ “aleyhissalâtü vesselâm” efendimizdir. Bu ikisinin arasında, çok Peygamber gelip geçmişdir. Bunların adedini, ancak Allahü teâlâ bilir. İsmleri ma’lûm olan yirmiyedisi şunlardır:

    Âdem, Şis [Şît], İdrîs, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhîm, İsmâ’îl, İshak, Ya’kûb, Yûsüf, Eyyûb, Lût, Şu’ayb, Mûsâ, Yûşa’, Hârûn, Dâvüd, Süleymân, Yûnüs, İlyâs, Elyesa’, Zülkifl, Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ ve MuhammedMustafâ “aleyhimüssalâtü vesselâm”dır. Bunlardan Şît ve Yûşa’dan başka, yirmibeşi Kur’ân-ı kerîmde bildirilmişdir. Kur’ân-ı kerîmde, Uzeyr ve Lokman ve Zülkarneyn de yazılıdır. Fekat, âlimlerimiz arasında, bu üçü için ve Tübba’ ile Hıdır için, Peygamber diyen olduğu gibi, Velî diyen de vardır.

    Muhammed aleyhisselâm Habîbullahdır. İbrâhîm aleyhisselâm Halîlullahdır. Mûsâ aleyhisselâm Kelîmullahdır. Îsâ aleyhisselâm Rûhullahdır. Âdem aleyhisselâm Safiyyullahdır. Nûh aleyhisselâm Neciyullahdır. Bu altısı, diğer Peygamberlerden dahâ üstündür. Bunlara (Ülül’azm) denir. Hepsinin üstünü, Muhammed aleyhisselâmdır.

    Allahü teâlâ, yeryüzüne, yüz sahîfe ve dört büyük kitâb indirmişdir. Bunların hepsini, Cebrâîl aleyhisselâm getirmişdir. On sahîfe, Âdem aleyhisselâma; elli sahîfe, Şît aleyhisselâma; otuz sahîfe, İdrîs aleyhisselâma; on sahîfe, İbrâhîm aleyhisselâma gönderildiği hadîs-i şerîfde bildirilmişdir. [Sahîfe, küçük kitâb, risâle demekdir. Bizim bildiğimiz bir yaprak kâğıdın bir yüzü demek değildir.] Dört kitâbdan, Tevrât-ı şerîf, Mûsâ aleyhisselâma; Zebûr-i şerîf, Dâvüd aleyhisselâma; İncîl-i şerîf, Îsâ aleyhisselâma; Kur’ân-ı kerîm, âhır zemân Peygamberi, [ya’nî son Peygamber] Muhammed aleyhisselâma inmişdir.

    Nûh aleyhisselâm zemânında tûfan olup, bütün dünyâyı su kapladı. Yeryüzünde bulunan insanların ve hayvanların hepsi boğuldu. Fekat, Nûh aleyhisselâm ile gemide bulunan mü’minler kurtuldu. Nûh aleyhisselâm gemiye binerken, her hayvandan birer çift almış olduğundan, hayvanlar da, bunlardan üredi.

    Nûh aleyhisselâmın gemide üç oğlu vardı: Sâm, Yâfes ve Hâm. Şimdi yer yüzünde bulunan insanlar, bu üçünün soyundandır. Bunun için, Nûh aleyhisselâma ikinci baba denir.

    İsmâ’îl ve İshak “aleyhimesselâm”, İbrâhîm aleyhisselâmın oğullarıdır. İshak aleyhisselâmın oğlu, Ya’kûbdur. Ya’kûb aleyhisselâmın oğlu, Yûsüf aleyhisselâmdır. Ya’kûb aleyhisselâma İsrâîl denir. Bunun için çocuklarına ve torunlarına (Benî İsrâîl), ya’nî İsrâîl oğulları denmişdir. Benî İsrâîl çoğalarak, içlerinden çok Peygamber gelmişdir. Hattâ Mûsâ, Hârûn, Dâvüd, Süleymân, Zekeriyyâ, Yahyâ ve Îsâ “aleyhimüsselâm” ve Îsâ aleyhisselâmın annesi hazret-i Meryem onlardandır. Süleymân aleyhisselâm, Dâvüd aleyhisselâmın oğludur. Yahyâ aleyhisselâm da, Zekeriyyâ aleyhisselâmın oğludur. Hazret-i Meryem, İmrânın ve Zekeriyyâ aleyhisselâmın baldızının kızıdır. Hârûn aleyhisselâm, Mûsâ aleyhisselâmın kardeşidir. Yûşa’ aleyhisselâm da, Mûsâ aleyhisselâmın hemşiresinin oğludur. İsmâ’îl aleyhisselâmın soyu, arab olup, arabdan, Muhammed aleyhisselâm meydâna gelmişdir.

    Hûd aleyhisselâm, Âd kavmine; Sâlih aleyhisselâm, Semûd kavmine gönderildiği gibi, Mûsâ aleyhisselâm Benî İsrâîle gönderilmişdir. Yûşa’, Hârûn, Dâvüd, Süleymân, Zekeriyyâ ve Yahyâ “aleyhimüsselâm” da, yine Benî İsrâîle gönderilmişdir. Fekat, bunların ayrı dinleri olmayıp, Benî İsrâîli, Mûsâ aleyhisselâmın dînine da’vet etmişlerdi. Dâvüd aleyhisselâma Zebûr kitâbı indi ise de, Zebûrda şerî’at [ya’nî ahkâm, emr, ibâdet] yokdu. Va’z ve nasîhatlarla dolu idi. Bunun için, Tevrâtı nesh etmedi. Ya’nî, yürürlükden kaldırmadı. Hattâ, onu kuvvetlendirdi. Bunun için, Mûsâ aleyhisselâmın dîni, Îsâ aleyhisselâm zemânına kadar devâm etdi. Îsâ aleyhisselâm gelince, bunun dîni, Mûsâ aleyhisselâmın dînini nesh etdi. Ya’nî Tevrâtın hükmü kalmadı ve bundan sonra, Mûsâ aleyhisselâmın dînine uymak câiz olmayıp, tâ Muhammed aleyhisselâmın dîni gelinceye kadar, Îsâ aleyhisselâmın dînine uymak lâzım oldu. Fekat, Benî İsrâîlin çoğu, Îsâ aleyhisselâma îmân etmeyip, Tevrâta uymak için inâd etdi. İşteYehûdîlik [Mûsevîlik] ileNasârâlık ya’nî [Îsevîlik] böylece ayrıldı. Îsâ aleyhisselâma îmân edenlere (Nasârâ) denildi. Bugün, hıristiyan deniliyor. Îsâ aleyhisselâma îmân etmeyip de, küfrde, dalâletde kalanlara (Yehûdî) denildi. Yehûdîler, hâlâ Mûsâ aleyhisselâmın dînine uyup, Tevrât ve Zebûr okuyoruz diyor. Nasârâ da, Îsâ aleyhisselâmın dînine uyup, İncîl okuyoruz diyor. Hâlbuki, iki cihânın seyyidi, insanların ve cinnin hepsinin Peygamberi Muhammed “aleyhissalâtü vesselâm” efendimiz, bütün âlemlere Peygamber olarak gönderildi ve dîni ki, (Dîn-i islâm)dır, bütün dinleri nesh etdi. Bu dînin hükmü kıyâmete kadar süreceğinden, dünyânın hiçbir yerinde, Onun dîninden başka bir dinde bulunmak câiz olmadı. Ondan sonra, hiç Peygamber gelmiyecekdir. Biz çok şükr, Onun ümmetiyiz. Dînimiz, dîn-i İslâmdır.

    Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, mîlâdın 571. ci senesi, Nisan ayının yirmisine rastlıyan, Rebî’ul-evvel ayının onikinci pazartesi sabâhı, Mekke şehrinde tevellüd etdi. Hicretin 11. ci ve mîlâdın 632.ci senesinde Medînede vefât etdi. Kırk yaşında iken, (Cebrâîl) ismindeki melek gelerek, Peygamber olduğunu kendisine bildirdi. Mîlâdın 622 senesinde Mekkeden Medîne şehrine hicret eyledi. Eylül ayının yirminci pazartesi günü, Medînenin Kubâ köyüne geldi. Bugün, müslimânların (Şemsî) senebaşı oldu. Acemlerin şemsî senelerinin başlangıcı, bundan altı ay evveldir. Ya’nî, ateşe tapan mecûsîlerin bayramı olan martın yirminci (Nevruz) günüdür. O senenin Muharrem ayının birinci günü de, (Kamerî) sene başı oldu.

    Peygamberlerin hepsine inanırız. Hepsi Allahü teâlâ tarafından gönderilmiş Peygamberlerdir. Fekat, Kur’ân-ı kerîm nâzil olunca, başka dinler nesh edildi. Onun için, şimdi hiçbirine uymak câiz değildir. Nasârâ da, geçmiş Peygamberlerin hepsine inanıyor. Fekat, Muhammed aleyhisselâmın, bütün insanların Peygamberi olduğuna inanmadıkları için kâfir oluyor, doğru yoldan çıkıyor. Yehûdîler ise, Îsâ aleyhisselâma da inanmadıkları için, dîn-i islâmdan, dahâ uzakdır.

    Yehûdîlerle Nasârâ, ellerindeki bozuk kitâblarının gökden böyle gelmiş olduğuna inandıkları için, bunlara (Ehl-i kitâb) [ya’nî kitâblı kâfir] denir. Nikâh ile bunların kızlarını almak ve [Allahü teâlânın ismini söyliyerek] kesdiklerini yimek câizdir. [Fekat, mekrûhdur. Müslimân kızlarının, bunların erkekleri ile evlenmesi câiz değildir. Bir kız, bunlarla veyâ bir mürted ile, evlenmeğe niyyet edince, Muhammed aleyhisselâmın dînine ehemmiyyet vermemiş olur. İslâmiyyete kıymet vermiyen bir müslimân, dinden çıkar (mürted) olur ve iki kâfir birbiri ile evlenmiş olur.]

    Hiçbir Peygambere inanmıyan, inansa da, Peygamberde veyâ ba’zı mahlûklarda (Ülûhiyyet sıfatı) bulunduğuna inanarak, bunlara tapınanlara ve mürtedlere (Müşrik) ya’nî kitâbsız kâfir denir. (Mülhid)lerin de, kitâbsız kâfir olduğu bildirildi. Bunların kızlarını almak ve kesdiklerini yimek, câiz değildir
     

Sayfayı Paylaş