1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Felsefenin disiplinleri

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Eylül 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Felsefenin disiplinleri
    (konu veya kategori felsefede disiplin ismini alır)
    Epistemoloji
    Estetik
    Etik
    Hukuk Felsefesi
    Metafizik
    Ontoloji
    Siyaset Felsefesi
    Teoloji
    Insan
    Zaman


    Epistemoloji
    Epistemoloji, bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır. Bilgi felsefesi olarak da adlandırılmaktadır.

    İlk çağlarda Thales gibi filozoflar metafizik ile ilgileniyorlardı. Evrenin salt maddesinin bulunması temel bir amaç olmuştu. Ama bu konularda herkesin vardığı farklı fikirler, fikirler arasındaki çelişkiler filozofların insana, dolayısıyla akıl ve bilgiye yönelmesine yol açtı. Bu da insanın bilgilerinin doğruluğunun sorgulanmasına neden oldu. Böylece bilgi felsefesi doğmuş oldu.

    Terimler değişiktir: episteme, bilgi ve gnosis, bilim ve logos, öğreti kelimelerinden epistemoloji, bilgibilim ve gnoseoloji, bilginin bilgisi terimleri; bilgikuramı (theory of knowledge) anlamında kullanılır, bazen philosophy of knowledge, bilgi felsefesi olur. Bilginin doğasını, kaynaklarını, kökenlerini, değerini araştırır. Bilgisizliğin ne olduğunu araştıran bilgi dalına agnoioloji denir. Bilgisizlik örtüsü kavramıyla cehaletbilimi ilgilenmektedir. Platon'un bilgi nazariyesinin (kuramının) yetersizliği 1963'de Edmund Gettier tarafından kanıtlanmıştır. Aynı dönemde Michel Foucault, bilginin kazıbilimini, bilgi ve iktidar biçimlerini araştırmıştır.

    Temel Kavramlar

    Doğruluk


    Bilgi, öznenin nesne ile kurduğu bağdan çıkan üründür. Bu bağa ise bilgi aktı denir.
    Bilinç sahibi bir varlık olan insanın nesneye yönelmesi ile bilgi oluşur. Bilginin, bilginin alındığı nesne ile çakışması ve uyumu doğruluktur. Doğruluk; algılar, kavramlar, bilimsel kuramlarla nesnel gerçek arasındaki uygunluktur. Fakat doğru bilginin imkânlılığı felsefe tarihinin en büyük sorularından biridir....Burada bir örnekle konuyu izah etmek gerekirse "altın sarıdır" ve "altın madendir" diye iki önermemiz var burda ilk önermede altının sarı olması doğru veya yanlış olabilir ama altın madendir önermesi doğrudur zira nesnenin uygunluğu söz konusudur. Bir de bir nesnenin doğru olabilmesi için aranan iki şart vardır. anlamlılık ve tutarlılık/geçerlilik. Anlamlılık: Önermenin anlamlı olması bir nesneye işaret etmesidir. Mesela "koyun moyun" ikilemesinde "koyun" anlamlı bir kelimedir ama "moyun" anlamsızdır zira bir nesneye işaret etmez ondan doğruluğundan veya yanlışlığından söz edilemez. Tutarlılık: bir önermenin bir defada doğrulanabilir olması yani yargıya bir defa uygunluğudur. geçerlilik ise; tutarlı olan önermenin her durumda doğrulanabilir olmasıdır. Mesela "madenler metaldir" önermesi tutarlıdır zira metal olan madenler vardır ancak tüm madenler çin geçerli değildir bu önerme. "madenler yer kaplar" önermesi ise hem tutarlı hem de geçerlidir.

    Gerçeklik


    Gerçeklik bilinçten bağımsız olarak nesnel dünyada bulunan varlıklardır.
    Yani nesnenin kendisidir.Genellikle doğruluk kavramı ile aynı anlamda kullanılmaktadır fakat felsefede bu iki kavram farklıdır. Doğruluk bilgiye ait bir özelliktir ve özneye bağımlıdır ama gerçeklik ancak nesnel dünyaya ait bir varlığın özelliği olabilir. Nesnel dünyada var olan ama bir insan tarafından algılanmamış bir şey yine de gerçektir. Bilgi ile gerçeğin uyumu bilginin doğruluğunu sağlar.

    Temellendirme


    Ortaya atılan bilgilerin dayanak noktasıdır.
    Felsefede bir çok bilgi ortaya atılır bu bilgilerde çeşitli yollarla temellendirilir.


    Mantık


    İçinde bulunduğumuz evrenin, doğanın henüz tamamını keşfedemediğimiz ilkeleri ve yasaları vardır. Aynı şekilde bilgiler arasında da bu tür bir ilişki vardır. Düşüncelerin de arasındaki ilişkiyi düzenleyen ilke ve yasalar vardır. Mantık düşünmenin temel yasalarını arar ve saptar. Mantık bilginin içeriğinin doğruluğu ile ilgilenmez, bilgiler arasındaki ilişkilerin doğruluğu ile ilgilenir.

    Epistemolojik Teoriler

    Sofizm


    Sofistler herşeyin merkezine insanı aldıklarından dolayı görecelilikten bahsederler. Bu nedenle İnsanların hepsinin üzerinde birleşeceği bir bilginin olamayacağını savunurlar.
    Sofistlerin en ünlülerinden biri Protagoras’tır. O’na göre 'İnsan her şeyin ölçüsüdür'. Diğer bir sofist de Gorgias’tır. O düşüncesini şu sözleriyle özetler "Gerçek yoktur, olsaydı bilinemezdi, bilinseydi bile başkasına bildirilemezdi."


    Akılcılık


    Akılcılık, bilginin kaynağının akıl olduğunu; doğru bilginin ancak akıl ve düşünce ile elde edilebileceği tezini savunan felsefi yaklaşımdır.
    Bu yaklaşıma göre deney yolu ile elde edilen bilgi kesin bilgi değildir, geçicidir. İnsan duyum ve algıları geçici, doğruluğu kesin olmayan bilgiler verir. Eski Yunan'da rasyonel bilgi ile duyu organlarımızın sağladığı duyusal bilgi arasında fark olduğunu belirten ilk filozoflar Herakleitos, Parmenides, Sokrates, Platon ve Aristoteles'tir. Yeni çağ akılcıları ise Descartes ve Hegel'dir.

    Deneycilik


    Deneycilik, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren yaklaşımdır.
    Deneyci yaklaşıma göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. Bu nedenle akılcılık yaklaşımına karşıdır. Akılcılığın insan aklında doğuştan ilkeler varolduğu varsayımına karşıdır. Doğru bilgi duyular vasıtasıyla deney yolu ile elde edilebilir. Bütün bilgilerin ilk kaynağı duyudur. Deneycilik yaklaşımının önemli filozofları John Locke ve David Hume'dur.Yani sezgilere yer yoktur. Varlığın gözleme dayandığını ifade eder. Gözlemleyemediğimiz hakkında bilgi elde edemeyiz. Ve her şey nedeni içinde sonucunu bulacaktır

    Analitik felsefe


    Felsefeyi düşünsel bir etkinlik olmaktan çıkarıp bir dil analizi olarak algılayan felsefi akımdır.
    Bilimlerin dilini çözümlemeye ve onların kavram yapısını araştırmaya öncelik verilir. Ludwig Wittgenstein akımın önde gelen temsilcilerindendir.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Estetik
    Estetik, değer teorisi ya da aksiyoloji adı verilen felsefenin bir dalıdır. Duygu ve beğeninin yargılanması olarak da geçen duyusal-duygusal değerleri inceler. Sanat felsefesi ile yakından ilişkilidir.

    Güzel olan ve güzellik hakkında ya da güzelllik değeri ve güzellik yargısı felsefe tarihinde her zaman değerlendirmeler söz konusudur. Bu bağlamda hemen her felsefe eğiliminin epistemoloji, mantık ve etik bölümleri olması gibi genelde açık ya da örtük olarak estetik bir bölümü de olduğu söylenebilir.
    Etimoloji
    A. G. Baumgarten'in 1750 basımı Aesthetica kitabının kapağı

    Terimi 1750 yılında ilk ortaya atan Alman düşünür Alexander Gottlieb Baumgarten'in tanımladığı şekliyle estetik, duyusal bilginin bilimidir; konusu da duyusal yetkinliktir. Gerçekleştirmek istediği, güzel üstünde düşünme sanatıdır. Estetik kavramı güzel olanı aramak,duyumsamak şeklinde açıklanır.

    Baumgarten'dan önce, estetiği bir felsefe kolu olarak biçimlendiren önemli düşünürlerin başında Alman filozof Immanuel Kant gelmektedir. Estetik sözcüğü, Grekçe aisthesis ya da aisthanesthai sözünden gelir. Aisthesis sözcüğü; duyum, duygu, algılamak, duyular anlamına gelmektedir
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Etik
    Etik veya en yalın tanımıyla töre bilimi. Etik terimi Yunanca ethos yâni "töre" sözcüğünden türemiştir. Aksiyoloji dalı olan etik, felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlâk kavramının doğasını anlamaya çalışır.
    Etiğin batı geleneği zaman zaman ahlâk felsefesi olarak da anılmıştır. Türkçe ahlâk bilimi olarak da anıldığı olmuştur. Ayrıca Türkçe'de etik sözcüğü ahlâk sözcüğüyle eş anlamlı olarak da kullanılır. Halkın kendi kendine oluşturduğu hiçbir yazılı metine dayanmayan kanunlara Etik Kanunları denir. İnsan davranışının etiksel temelleri her sosyal bilime yansır: antropolojide bir kültürün bir diğeriyle ilişkilendirilmesinde yer alan karmaşıklıklar yüzünden, ekonomide kıt kaynakların paylaştırılmasını içerdiği için, politika biliminde (siyaset bilimi) gücün tahsisindeki rolü nedeniyle, sosyolojide grupların dinamiklerinin köklerindeki yeri itibariyle, hukukta etik yapıların ilke ve kanunsallaştırılması nedeniyle, kriminolojide etik davranışı öven etik olmayan davranışı kötüleyen hali ve psikolojide de etik olmayan davranışı tanımlayış, anlayış ve tedavi edici rolüyle mevcuttur.

    Etik sosyal bilimler dışında kalan çeşitli bilim dallarına da yayılmıştır. Örneğin biyolojide biyoetik adıyla, ekolojide ise çevresel etik adıyla önemli bir yer teşkil eder.

    Analitik felsefede, etik geleneksel olarak üç ana alana ayrılır: Meta-etik, normatif etik ve uygulamalı etik.

    Tarihsel gelişimi ve farklı etik anlayışları

    Her ne kadar etik anlayışının tam olarak ne zaman başladığı bilinmese de, Dünya'nın farklı yerlerinde birçok farklı toplulukta çok eski çağlardan beri etik anlayışının var olduğu bilinmektedir. Dinler târihi, felsefe târihiyle antropolojik ve arkeolojik bulgular bunu kanıtlar nitelikte ilgiye dayalıydı. Sokrates'in etik düşüncesi bilgiye dayalı etik düşüncelerinin ilk örneklerindendir.

    Platon, etik sorunlarını devlet ve toplum kavramlarıyla birlikte ele almıştır; bireysel etikten ziyade toplumsal etik üzerine yoğunlaşmıştır. Platon'un etik anlayışı da çoğu Yunan filozofu gibi soylulara, köle olmayan özgür yurttaşlara yöneliktir. Ona göre toplumun çoğunu oluşturan kitle ahlâklı olma, erdem edinme gibi yeteneklerden yoksundu. Bu nedenle bu toplumsal etikte sınıflar arasında bir ahlâksal bağ olduğu söylenemez.

    Aristoteles'in etik anlayışı da yine yoğun toplumsal unsurlar barındırmış, dönemin târihsel ve toplumsal gelişmelerinden de büyük oranda etkilenmiştir. Aristoteles'in etik anlayışındaki en önemli noktalardan biri onun zoon politikon kavramıdır. Zoon politikan özgür insandır, toplumsal (sosyal) insandır. Bu, "insan" varlığının toplumsal oluşunun kabulü açısından ilk adımdı. Aslında Aristoteles de kölelerin diğer vatandaşlarla bir tutulamayacağı fikrindeydi, köleler birer cansız nesneden farksızdılar ona göre de; yine de teorik zoon politikon tanımı etiğin tarihsel gelişimi açısından önemlidir. Özünde erdem sahibi olabilme yetisine sahip insan, vasat olursa ideal etik seviyeye ulaşır. İki uç kötü davranışın ortası, vasatı, erdemdir. Örneğin kendini çok küçük görmeyle kendini çok büyük görme arasındaki orta nokta, erdemli olan durumdur.

    Etik konusundaki fikirleriyle daha farklı bir anlayış ortaya çıkaran ve adından çok söz ettiren bir başka Antik Çağ filozofu da Epiküros'tur. Epiküros'un ateist etik anlayışında, insanlığın amacı hazza ulaşmaktır. Her ne kadar genelde farklı zannedilse de Epiküros'un haz kavramı bedensel hazdan öte acının yokluğudur. Mutluluk kişinin acı, ıstırap, sefalet ve elemden kurtulmuş olduğu durumdur. Acıdan kurtulmak için önerilen hayat tarzı ise sosyal yaşamdan uzak, münzevi ve sade bir hayat tarzıdır. Epiküros'un düşüncesinde insan sosyal bir varlık değildir, sosyal bağları onun doğasından gelen doğal oluşumlar değildir.

    Antik Çağ'dan sonra Hristiyanlığın Batı'daki yükselişiyle kaynağı ebedi ve ilâhî olan bir etik anlayışı yükselişe geçmiştir. Bu dönemdeki en önemli etik anlayışlarından biri Aquinolu Thomas'ın etik anlayışıdır. Bu anlayışta Skolastik felsefenin etik anlayışıyla Hıristiyan ahlâk ve erdem görüşleri bir araya gelir. Akılcı bir etik anlayışı olan bu anlayışta irade konusu da irdelenir. Akla dayanan özgür bir irade fikri mevcuttur, aklî olumlu davranışlar mümkündür, kişi iyiyi seçerek mutluluğa erişme şansına sahiptir, fakat son noktada gerçek ve nihai mutluluğa ancak Tanrı'nın istemesiyle kavuşulabilir. Bundan sonra uzun bir süre etik sadece Tanrı kaynaklı görüşlere yer vermiştir.

    15. yüzyıldan başlayarak bu Tanrı ve din merkezli etik anlayışından kaymalar görülmeye başlar. Örneğin Campanella'nın ütopik eseri Güneş Ülkesi dinî etikten öte etikle günlük bireysel ve sosyal davranışlar arasındaki bağlar vurgulanır. Giordano Bruno dogmatik din etiğine karşı çıkan isimlerdendir. Daha sonraki dönemlerde birçok yazar ve düşünürün eserlerinde din ve dogmadan soyutlanmış, kaynağı zaman zaman halâ ilâhî olsa da, pratikte ilâhiyattan uzaklaşmış, akla dayanan etik anlayışı tekrar yükselişe geçmiştir. Montaigne ve Charron'un çalışmalarında bunun izleri bulunabilir.

    Bu dönemin sonlarında felsefî açıdan yerini genişleten İngiliz ampirik düşüncesi etik anlayışlarını da etkiler. Thomas Hobbes geleneksel etik görüşlerine aykırı, materyalist felsefesiyle uyumlu bir etik anlayışına sahiptir. Bireyin öncelikli hedefi kendi varlığını korumak ve sürdürmektir, bencillik insanın doğasında vardır, bu bireysel bencilliğin toplumun çıkarlarıyla örtüşmesi olumlu sonuçlar doğurur bu sebeple bireysel bencillikle toplumun çıkarının örtüştüğü noktalar erdemlerdir. Bireyin bencil yönelimiyle toplumun çıkarının örtüşmediği ve hatta toplumun çıkarının zarar gördüğü davranışlarsa kötü davranışlardır.

    Doğu felsefelerindeki erdem ve ahlâk anlayışına benzer unsurlar taşıyan bir etik anlayışı da ünlü filozof Spinoza tarafından ortaya atılmıştır. Bu anlayışta kişi doğal durumunda tutkularının esiridir, aklının yardımıyla bu esaretten kurtulabilir. Bu sebeple aklî davranmakla ahlâkî davranmak aslında aynıdır. Bilgi vurgusu taşıyan bir etik fikrine sahip olmuş bir başka ünlü filozof John Locke'dir. Ampirik felsefesinden hareketle ahlâkî olguların da deneyimlerin ürünü olduğunu ortaya koymuştur.

    Bir diğer ünlü filozof Kant ise etiği davranış, eylem ve tutkuların bulunduğu düzlemde değil fenomenlerin ötesindeki düzlemde tanımlar. Kant'ın etik üzerine tanınmış eserleri bulunur; Pratik Aklın Eleştirisi ve Töreler Metafiziği gibi. Alman filozof Feuerbach ise materyalist bir etik anlayışı ortaya koyar. Hümanist vurgular da taşıyan bu anlayışta birey yaşayışı ve ilerlemesi için diğer birey(ler)le ilişkiye girmek zorundadır ve bu (sosyal) ilişkiyle ahlâk oluşur. Sosyal ilişkilerin olduğu her durumda ahlâk da olur. Feuerbach'ın felsefî bencillik tanımı bu etik düşünceye farklı bir açı da katar; bireyin mutluluğu için çabalamasını bencillik olarak kabul etmez ve bireyle genelin çıkarlarının uyumunu garanti edecek genel bir sevgiyi tanımlar.

    Alman filozof Schopenhauer ise çok daha karamsar bir etik görüşünü benimsemiştir. Varolmanın, yaşamanın acıdan ibaret olduğunu savunur; insan istemlerinin esiridir. Bu etik görüşü çeşitli Doğu felsefelerine ve etik görüşlerine büyük benzerlik taşır. Bu etik anlayışından çok daha farklı ve genel düşünceye karşı devrim niteliği taşıyan etik anlayışı ise ünlü Alman filozof Nietzsche'nin etik anlayışıdır. Felsefesindeki güç kavramı üzerin inşa ettiği etik anlayışında, çoğu etik anlayışında erdem olarak nitelenen birçok davranış güçsüz ve dolayısıyla da olumsuz olarak nitelendirilmiştir. Nietzsche'nin üstün insanı birçok etik anlayışta ahlâkî olarak tanımlanabilecek şekilde değildir. Nietzsche'nin ortaya koyduğu ahlâk ve erdem, geleneksel ahlâkî standartların, iyiyle kötünün ötesindedir. İyi bireyin gücüne güç katan şey, kötü ise onu güçsüz kılan şeydir. Kısacası Nietzsche'nin etik anlayışı ortaya attığı güç kavramı temellidir.

    Uygulamalı etik

    Uygulamalı etiğin bir şekli, normatif etik teorilerinin belirli (spesifik) tartışmalı meselelere uygulanmasıdır.
    Bu durumlarda, etikçi savunulabilir bir teorik yapı benimser ve sonra teoriyi uygulayarak normatif tavsiyeler türetir.

    Fakat, çoğu kişiler ve durumlar, özellikle de geleneksel dindarlar ve hukukçular, bu yaklaşımı ya kabul edilmiş dînî doktrine karşı bulur ya da var olan yasa ve mahkeme kararlarına uymadığı için uygulanamaz ve pratikten yoksun bulurlar. Bunun dışında uygulamalı etikte kullanılan farklı yöntem ve yaklaşımlar da vardır. Bu yöntem ve yaklaşımlara safsatalar (veya safsatacılık) örnek olarak verilebilir.

    Her ne kadar uygulamaları etikte incelenen soruların çoğu kamu politikasını içerse ve doğrudan kamusallaşmış uygulama ve olaylara dâir olsa da, uygulamalı etik başlığı altında farklı sorularda incelenebilir. Örnek vermek gerekirse: "Yalan söylemek her zaman yanlış mıdır? Eğer değilse, hangi zamanlarda izin verilebilirdir (caiz)?" Bu tip etik hükümleri oluşturmak her türlü normdan önceliklidir.

    Uygulamalı etiğin farklı uzmanlıklardaki etik sorunları inceleyen bazı alt dalları (disiplin) mevcuttur, örneğin: iş etiği, tıbbi etik, mühendislik etiği ve yasal etik gibi. Her alt bu uzmanlıkların etik kuralları içerisinde ortaya çıkan yaygın meseleleri karakterize eder ve bunların kamuya olan sorumluluklarını tanımlar.

    Kürtaj, yasal ve ahlâkî meseleler
    Hayvan hakları
    Biyoetik
    İş etiği
    Kriminal adalet
    Çevresel etik
    Feminizm
    Eşcinsel hakları
    İnsan hakları
    Gazetecilik etiği
    Tıbbi etik
    Faydacı etik
    Faydacı biyoetik

    Dinî etik

    Dinî etik, gerek uygulamalı etik gerekse (genel) geleneksel dinî etik başlığı altında incelenebilen bir etik perspektifi ve anlayışıdır.
    Bu tutumda, etiğin temelleri dinîdir. Dinlerdeki ahlâk kavramının çeşitliliği ve dinlerin çeşitliliği yüzünden, dinî etik kavramı da ayrıntılar açısından farklılık ve çeşitlilik gösterir.

    Erdemler etiği

    Erdemler etiği insanın nasıl birisi olması gerektiğini söylemeye çalışır.
    Erdemler etiği ilk olarak Eski Yunan'da ortaya çıkmıştır. Plato'nun Symposium'unda insanların sahip olması gereken dört erdem olarak Basiret, Adalet, Cesaret ve İtidal gösterilmiştir. Aristo erdemleri ahlâkî ve aklî olarak ikiye ayırmıştır. Dokuz aklî erdemin en üstünde sophia yani teorik hikmet ve phronesis yani pratik hikmet gelmektedir. Aristo da ahlâkî erdemler olarak basiret, adalet, cesaret ve itidali verir. Aristo'ya göre her ahlâkî erdem her iki uçtaki kusurun ortalamasıdır. Örneğin cesaret erdemi, korkaklık ve deli cesareti gibi kusurların ortasında yer alır.
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    Hukuk Felsefesi
    Kendi içindeki her bir akımca farklı olarak tanımlanan ve içeriği oluşturulan hukuk felsefesi, felsefenin hukuka ilişkin bir alanıdır. Felsefenin temel dallarından bir olan aksiyoloji içindeki etik başlığına bağlanır.

    Temel problem alanları;
    hukukun kaynağı, amacı, adalet, mevcut hukuk düzenlerinin (pozitif hukuk) meşruiyeti vb. gibi ortaya konabilir. Ancak pozitivist yahut realist hukuk teorileri açısından bakıldığında bu tanımlamalar eksik hatta yanlış kalacaktır. Hukuk felsefesi, hukukun daha çok adaletin gerçekleşmesi olgusuyla bağdaştırılarak başlıyor kabul edilse de Hans Kelsen gibi pozitif hukuk öncüleri tarafından, hukukun adalet gibi soyut, bilimsel olmayan tanımlar ile ilgilenmemesi gerektiği de savunulmuştur.

    Hukuki pozitivizm, formel bir bakışla hukukun bir normlar sistemi olduğunu ve kaynağının da devlet olduğunu ileri sürmektedir. Dolayısıyla hukuku kendi içinde tutarlı ve anlamı belirlenmiş bir bütün olarak ortaya koymanın gerekliliği üzerinde durmaktadır. Yine felsefi pozitivizme koşut olarak adalet, hak, ahlâk gibi kavramların metafizik, spekülatif ve bilinemez (kimine göre yok) olduklarını dolayısıyla hukukun dışında tutulması gerektiğini ileri sürer.

    Hukuki realizm ise, bir yanıyla sosyolojik bir karakterdedir ve uygulamaya, mahkeme içtihatlarına büyük önem verir. Bu teoriye göre hukuk büyük ölçüde fiilen mahkemelerde cereyan eden şeydir ve yasa koyucunun rolü sanıldığı kadar büyük değildir.

    Bunlardan önce ve spekülatif anlamda felsefe içinde değerlendirilebilecek asıl hukuk felsefesi akımı doğal hukuk yaklaşımıdır. Bu düşünce hukukun Tanrısal yahut akıl kökenli olduğunu ve insan düşüncesinden bağımsız a priori değerlere dayandığını ileri sürmektedir. İnsan, hukuku icad eden değil keşfeden konumundadır ve zaten yapması gereken tek şey de budur. Doğal hukuk en temel problem olarak adalet değerini ele alır. 20. yüzyıl'da büyük önem kazanmış insan hakları düşüncesinin kaynağında da bu düşünce yer almaktadır.
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Metafizik
    Metafizik, felsefenin bir dalıdır. İlk felsefeciler tarafından, "fizik bilimlerinin ötesinde kalan" anlamına gelen "metafizik" sözcüğü ile felsefeye kazandırılmıştır.

    İncelemeleri varlık, varoluş, evrensel, özellik, ilişki, sebep, uzay, zaman, tanrı, olay gibi kavramlar üzerinedir.

    Metafiziği tanımlamaktaki zorluk Aristotales'in bu alana ismini verdiği yüzyıldan bu yana bu alanın gösterdiği değişimdir. Metafiziğin konusu olmayan konular metafizik içine dahil edilmişlerdir. Yüzyıllarca metafiziğin içinde olan Din felsefesi, Aklın felsefesi, Algı felsefesi, Dil felsefesi ve Bilim felsefesi gibi konular kendi alt başlıkları altında incelenmeye başlanmıştır. Bir zamanlar metafiziğin konusu içinde yer almış konuların hepsinden söz etmek çok yer tutabilir.

    Temel metafizik sorunları hep metafiziğin konusu olagelmiş konular olarak tanımlamak mümkündür. Bu sorunların ortak niteliği ise hepsinin ontolojik (varlıksal) sorunlar olmasıdır.

    İlkeleri

    Metafizik Mendel'in belirttiğine göre durağanlıktır ve bunun zıddı da diyalektik'tir. Diyalektik de her şeyin değiştiğini savunan bir felsefi akımdır. Hegel'in tanımında metafizik ilkelerini de oluşturmuştur..

    Özdeşlik İlkesi

    Varlıklar var olan boyutundadır degiştirilemezler 3 varlık vardır 3 boyut vardır ama biz insan oğlu sadece kendi boyutumuz ölçüsünde durabiliriz başka boyutlara giremeyizde başka boyutları göremeyizde.
    Aşılmaz Sınıflandırmalar İlkesi [değiştir]

    Bu ilkede de varlıkların birbirinden farklı olduğu vurgulanmaktadır.

    Zıtların Karşıtlığı İlkesi

    Metafizik kelimenin kaynağı



    Eski Yunan filozofu Aristoteles Fizik ismi verilen bir seri kitap yazmıştır. İlk sürümlerinden birinde Aristoteles'in çalışmaları bazı kitap grupları Fizik' 'ten hemen sonra yer almıştır. Bu kitaplar felsefi sorgulamanın temel alanı ile ilgilidir ve o dönemde bir ismi yoktur. Bu sebeple ilk Aristoteles uzmanları bu kitaplara "ta meta ta fizika" yani "fizik ile ilgili kitaplardan sonra gelen kitaplar" ismini vermişlerdir. Bu 'metafizik' kelimenin kaynağıdır.

    Dolayısıyla etimolojik olarak metafizik Aristoteles'in toplu olarak Metafizik adı verilen kitaplarının konusudur. Etimolojik anlamda 'metafizik' sadece Aristo'nun Metafizik kitabının çalışma konusu manasına gelmektedir.

    Aristoteles'in bu kitaplarının konusu neydi? Metafizik üç bölüme ayrılmıştır: (1)ontoloji, (2)teoloji ve (3) evrensel bilim
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Ontoloji
    Ontoloji ya da varlık felsefesi, temel sorunu varlık olan felsefi disiplin. Varlık ya da varoluş ile bunların temel kategorilerinin araştırılmasıdır. "Varlık" ve "varoluş" ayrımını; "Varlık vardır" ve "Varlık yoktur" fikirlerini tartışır.

    Aristoteles'e göre ontoloji varlığın mahiyetinde varlığın bilimidir veya varlıkların incelenmesidir. Ontoloji hangi varlık kategorilerinin daha temel olduğunu belirlemekle uğraşır ve bu kategorilerdekilerden hangilerinin var olduğunun söylenebileceğini sorar.

    Değişik filozoflar temel varlık kategorileri için değişik listeler yapmışlardır. Ontolojinin temel sorunlarından biri "Temel varlık kategorileri nelerdir?" sorusudur.

    Ontolojik Sorular

    Varlık nedir?
    Varoluş nedir?
    Fiziksel nesneler nelerdir?
    Bir fiziksel nesnenin var olduğu söylemini kanıtlamak mümkün müdür?
    Bir nesnenin özellikleri veya ilişkileri nedir ve bunlar nesneyle nasıl ilişkilidir?
    Var oluş bir özellik midir?
    Bir nesne ne zaman yok olur, ne zaman değişir?
     
  7. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Siyaset Felsefesi
    Siyaset Felsefesi, devlet, hükümet, siyaset, özgürlük, mülkiyet, meşrutiyet, haklar, hukuk gibi konular hakkındaki, bu kavramlar nedir, neden ihtiyaç vardır, bir hükümeti ne meşru kılar, devlet hangi özgürlükleri ve hakları neden korumalıdır, hangi biçimde kurumsallaşmalıdır, kanun nedir, vatandaşın devlete karşı yükümlülükleri nelerdir, bir hükümet yasal olarak neden ve nasıl görevden çekilmelidir gibi temel sorulara cevap arayan ve bu konuları felsefeden faydalanarak inceleyen sosyal bilim dalıdır.

    Siyaset Felsefesi

    Siyaset:
    Arapçadan dilimize gelmiştir.At eğitimidir. Politika: Yunanca polis kelimesinden türemiştir.Kelime anlamı idare etmektir.
    Siyaset Bilimi: Siyaset bilimcileri olanı incele,olayların nedenlerini ve nasıllarını ortaya koymaya çalışırlar.
    Siyaset Felsefesi: Siyaset felsefecileri olması gerekeni inceleyen düşünürlerdir.En ideal yönetim biçimini araştırır.İnsanları mutlu edecek eğitiminin ne olduğunu araştıran etkinliktir.Siyaset ancak demokratik rejimlerde mümkündür.

    Siyaset Felsefesinin Temel Kavramları

    Birey:
    Kendi başına bir varlığı ve kimliği olan insandır.
    Devlet: Belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan üstün siyasal otorite tarafından yönetilen siyasal örgütlenmeye devlet denir.
    İktidar: Egemenliği elinde bulunduran,yönetme gücüne sahip siyasal topluluktur. Meşrutiyet: Yapılan iş ve eylemin pozitif hukuka uygun olmasıdır.Pozitif hukuka uygun olmayan iş ve eyleme gayrı meşru eylem denir. Yönetim: Kurumların belirli kural ve program çerçevesinde idare edilmesidir.
    Egemenlik: Bir devletin bağımsız olması ve içten içe en üstün otorite olması anlamıyla beraber devlet otoritesini elinde bulundurma anlamınada gelmektedir.
    Hak: Yasaların bireylere tanımış olduğu yetkilerdir.
    Hukuk: Bireyin bireyle,bireyin toplumla arasındaki ilişkiyi düzenleyen kurallardır.
    Yasa: Toplumda o an için geçerli olan kurallardır.

    Siyaset Felsefesinin Temel Soruları

    1.Sivil Toplumun Anlamı Nedir ? Bürokrasiden Vazgeçilir mi ?

    Bürokrasi memurlar sistemidir.
    Memurlar yaptığı işte uzmanlaşmış olan kişilerdir.Filozoflar devlet işlerinin düzenli ve sorunsuz gerçekleşebilmesi için memurların önemli olduğunu düşünür.

    Bürokrasiye (Memurlara) Yapılan Eleştiriler

    1- Değişime açık olmaları (İktidar açılımlarını kısıtlamaları)
    2- Kırtasiye işlerinin uzun olması işlerin gecikmesine sebep olur.
    3- Bürokratların toplumdan kendini soyutlaması

    Sivil Toplum: Üyelerin haklarını korumak amacıyla örgütlenmiş olan topluluktur.Sivil Toplum otoriteye karşı örgütleniş her bireyin özgür ifadesiyle katıldığı kuruluşlardır.Demokratik rejimin işleyebilmesinde sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir.

    2. İktidar Kaynağı ve Meşrutiyetin ölçütü Nedir ?

    İktidarın kaynağı farklı otoritelere dayalıdır.

    a.) İktidarın kaynağının halkın ortak iradesine dayalı olduğu iktidar yönetimi.
    Bu iktidar biçimine demokratik otorite adı verilir.Tüm yasaların hukuk sisteminin halkın iradesine göre belirlendiği iktidar biçimidir.

    b.) İktidarın kaynağı tanrıdır. Bu otorite biçimine geleneksel otorite adı verilir.Yasalar kanunlar kaynağını kutsal kitaplardan gelenek ve göreneklerden törelerden alır.Birey kul olarak görülür.Devlet ise kutsaldır.

    c.)İktidarın kaynağı karizmatik otoritedir. Kaynağı olağanüstü özelliklere sahip liderlerden alır.Bu otorite biçimi karizmatik otorite adı verilir.Karizmatik lider öngörü sahibi halkını arkasında sürükleyen otorite biçimidir.Bu otorite biçiminde yasaların ve hukuk sisteminin kaynağı karizmatik liderin ilkelerine bağlıdır.

    3. Egemenlik Nedir ? Kaç Tür Egemenlik Vardır ?

    Egemenlik yönetme gücünü kullanmaktır.Temel olarak 6 farklı egemenlik türü vardır.

    a.) Monarşik Egemenlik:
    Yöneticinin tek kişi olduğu yönetim biçimidir.Yönetici gücünü ailesi ve kendisinden alır.Ağzından çıkan her söz kanundur.

    b.) Oligarşik Egemenlik: Yöneticilerin bir gurup zümreden oluşturduğu yönetim biçimidir.Yöneticiler içinde bulundukları zümrenin çıkarlarını ön plana alırlar.Bu nedenle halk tarafından benimsenmez.İşi iyi bilen uzmanlardan oluşması bu yönetim biçiminin artısıdır.

    c.) Teokratik Egemenlik: Yöneticilerin din adamlarından yada dini özellikleri taşıdığına inanılan yöneticilerden oluşan egemenlik türüdür.Yöneticiler gücünü kutsal kitaplardan alır.Yaşam dini kurallara göre biçimlendirilir.

    d.) Demokratik Egemenlik: Halkın temsilcilerinin iktidarda olduğu egemenlik türüdür.Toplumsal yaşam pozitif hukuka göre belirlenir.

    e.) Sosyalist Egemenlik : Yöneticilerin gücünü işçi sınıfından aldığı egemenlik türüdür.

    f.) Kapitalist Egemenlik: Yöneticilerin gücünü orta sınıftan aldığı egemenlik türüdür.Toplumsal yaşamda egemenlik önemlidir.Bırakırız yapsınlar bırakırız geçsinşer mantığı hakimdir.

    Siyaset Felsefesinin İki Ana Problemi

    1.Karmaşa – Düzen – Ütopya


    Karmaşa:
    Otoritenin olmadığı veya zayıfladığı durumlarda görülen herkesin istediğini yaptığı toplumsal yapıdır. ÖRN: Irak savaşı sonrası insanların kenti yağmalaması

    Düzen: Devlet otoritesinin egemen olduğu insanlar arasında ki ilişkilerin belirli kural ve değerlere bağlı oluştuğu toplumsal durumdur.

    Ütopya: Kelime anlamı hayali olan gerçekliği olmayandır.Siyaset felsefesindeki tanım ise şu anda gerçek olmayan gelecekte gerçekleşmesi düşünülen tasarımlardır.

    2.Düzen Gerekliliği ve Devlet


    Devlet toplumsal toplumsal düzenin sağlamasında gerekli bir kurumdur.Herkes eşit mesafede yaklaşmak ancak tek bir otoriteni var olmasıyla mümkündür.İnsan toplumsal bir varlıktır.Toplum içinde yaşamak ise belirli kuralların var olmasıyla mümkündür.Bunu sağlayacak olan devlettir.

    3.İdeal Düzen Arayışları


    İki farklı görüş vardır.Sofistler,anarşistler ve nihilistler .Devlete bağlı bir sistem içinde ideal bir düzen olamaz görüşünü savunuyorlar.Diğer bir gurup düşünürler ise ideal bir oluşabileceğini kabul eder ancak ideal düzenin yöntemi konusunda farklı düşünürler.

    a.) Özgürlüğü Temel Alan Yaklaşım Bu yaklaşıma göre ideal düzenin gerçekleşmesinde ki temel engel insanların önünde ki özgürlük alanlarının kısıtlanmasıdır.Ekonomide teşebbüs özgürlüğü,dinde inanç ve ibadet özgürlüğü,siyasette düşünme ve düşündüklerini söyleme özgürlüğü genişletildiği ölçüde ideal düzen gerçekleşecektir.Çünkü her birey kendisi için iyi olanı seçecek .Kendisi için iyi olan aynı zamanda toplum içinde iyi olacaktır. Temsilcileri: S.Mill , J.Locke,A.Smith

    b.) Eşitliği Temel Alan Yaklaşım


    Bu yaklaşıma göre eşitliğin olmadığı özgürlük eksik kalır.İnsanlar eşitliğin sağlanması için tüm özgürlüklerinden vazgeçebilir.İdeal düzen herkesin eşit bir muamele gördüğü düzenle gerçekleşebilir.Bu düzen ise sosyalist düzendir. Temsilcileri: K.Marx,S.Simon,J.Prodhon,Enpeks

    c.) Adaleti Temel Alan Yaklaşım

    Adalet herkese hak ettiğini vermektir.Adaletin sağlanmasında mutlaka yasama,yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden bağımsız ve ayrı olmaları gerekir.Adaletin uygulanabildiği düzen ideal düzendir.
     
  8. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    Teoloji
    Teoloji (Yunanca: θεος, theos, "Tanrı" + λογος, logos, "bilim") sözcük anlamı olarak tanrı bilimi demektir.

    Günümüzde sıklıkla, dini konular ile ilgilenen bilim anlamında kullanılmaktadır. Teoloji ile ilgilenen kişiye, teolog, ilahiyatçı veya tanrıbilimci denir.


    Modern dönem öncesi kurulan pek çok üniversite, kilise okullarından ve manastır kurumlarından dönüştürülmüştür. Bu sebeple, Orta Çağ'da teoloji, üniversitelerin temel araştırma alanlarının en ön sıralarında gelmekte ve teolojiye "Bilimlerin Kraliçesi" (The Queen of the Sciences) adı verilmekteydi. Bu önceliğinden ötürü bu okulların müfredatlarında, Kilise Kanunları gibi dersler yer almakta ve bu dersler ile kiliseye hizmet edecek genç insanlar yetiştirmeleri amaçlanmakta idi. Hatta bu üniversitelerin dua etme, vaaz verme veya ayinleri de içeren şapelleri de bulunmaktaydı.

    Aydınlanmayla birlikte üniversiteler değişmeye ve ve hümanistik bir perspektifle farklı alanlardaki konuları öğretmeye başladılar. Teoloji artık ana konular arasında yer almıyordu ve üniversiteler, kurulu kiliselere din adamı yetiştirmenin dışında da amaçlar edinmeye başlamışlardı. Sonuç olarak teoloji, inancı ele alış şeklinin inancın içinden olması farkı ile aynı konuyu ele alan diğer akademik disiplinlerden ayrıldı. Çoğu "Kilise Babası", teologu "hakiki olarak dua eden kişi" olarak tanımlamaktadır. Dindar olmayan teologlar bu görüşle uyuşmasa da teoloji aşağıdaki disiplinlerden ayırt edilmelidir;

    Karşılaştırmalı din / Dini araştırmalar - Comparative religion / Religious studies
    Din Felsefesi - Philosophy of Religion
    Din Psikolojisi - Psychology of Religion
    Dinler Tarihi - History of Religions
    Din Sosyolojisi - Sociology of Religion


    Tüm bu disiplinler dine hümanistik varsayımlarla yaklaşır ve teolojiden farklı olarak dini inanç ve deneyimin tek biçimliliğini öne sürerler.

    Teolojinin dalları

    Hıristiyan teolojisinin alt dalları:

    Angelology: Melek bilim.
    Bibliology: Vahyin doğası ve vasıtaları.
    Hermenötik: Kutsal metnin yorumu.
    Christology: İsa Mesih, Mesih'in doğası, Mesih'teki ilahi ve beşerilik arası ilişki.
    Misyoloji: İncil mesajının yayılmasının yolları, metodolojisi.
    Soteryoloji: Kurtuluşun yolları ve araçları.
    Patroloji: İlk dönem Kilise Babalarını inceler.

    İslam teolojisinin alt dalları:

    Tefsir: Kur'an-ı Kerim'in yorumu ve yorumuna ilişkin usûl bilgisi.
    Hadis: Muhammed'in söz ve davranışlarını araştırır.
    Fıkıh: İslam hukuku ile ilgilidir.
    Kelam: İslam inancını akli metodlar kullanarak savunur.
    Tasavvuf: İslamiyetin kişileri manevi yönden geliştirecek unsurları ile ilgilenir.
    İslam Mezhepleri Tarihi: Müslümanlar arasında ortaya çıkmış, özellikle de itikadi ve siyasi mezhepleri inceler.

    İslam Teolojisi


    Allah'ın varlığı ve nitelikleriyle ilgili konuları ele alan bir bilim kolu, tanrı bilimi, İslam dini ilimlerinin bütününe verilen ad, İlahiyat. İlah ve çoğul -at eki Arapça kökenli olmasına karşın İlahiyat şeklindeki bir adlandırma Türkçe dışındaki dillerde bulunmamaktadır. Arapça'da benzer bir manaya gelen Ulum-u Diniyye tabiri kullanılmaktadır.

    İslam tarihinde Muhammed(asm)'den hemen sonra doğup gelişen bir kısmı kutsal metin bir kısmı İslam peygamberinin söz ve davranışları veya İslamiyet'in çeşitli felsefi ekollere ve ana akım din anlayışının dışındaki akımlara karşı genel akımı rasyonel metotlarla savunan kelam gibi dalların tümü İslam ilahiyatı içerisinde yer almaktadır.

    Hıristiyan Teolojisi ve İslam İlahiyatı'nın karşılaştırılması

    Hıristiyan teolojisi içinde toplumsal kurallar ve davranış biçimlerini, peygamberin sözlerini ve tarihi de barındıran İslam ilahiyatından bir yönüyle benzeşmekte bir yönüyle de ayrılmaktadır. Tanrı ve fizikötesi diğer konuları felsefe dilini özellikle Aristocu felsefe metotlarını kullanarak ispatlamaya çalışmasıyla, Hıristiyan teolojisi ve İslam kelamı birbirine çoğunlukla benzemektedir. Ancak İslam ilahiyatı bu apolejetik (dini savunma) ihtiyacını kelamla savunurken bir yandan da fıkıh denilen ve bugünkü hukuk ve siyaset bilimi içine giren alanlarda da hem dogmaya dayalı tasvir hem de dogma ile bağlı akılla (fıkıh Arapça'da anlamaya çalışmak manasına gelmektedir) oluşan yeni durumlara dinden hüküm ortaya koymaya çalışmıştır. Her iki dinin karakteristik yapısı ve teolojileri arasında böyle bir farkın ortaya çıkmasına yol açmıştır. İslam kelamının Islamic Theology, İslam hukukunun da Islamic Law olarak İngilizce'ye çevirilmesinin ardında da bu ayrımları belirtme ihtiyacı bulunmaktadır.
     
  9. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    İnsan

    İnsan, dik duruşa, görece gelişmiş bir beyine, soyut düşünme yeteneğine, konuşma (dil kullanma) kabiliyetine, alet kullanma ve üretme becerisine sahip primat türü. Biominal ismi `Homo sapiens`tir. Homo sapiens Latince "akıllı adam" veya "bilen adam" anlamına gelir. İnsan, hominoidea (insansılar) üst ailesinin hominidae (büyük insansılar) ailesine dahildir.

    İnsanın biyolojik soy ağacı
    ├─ Bitkiler
    ├─ Mantarlar
    ├─ Protistler
    ├─ Bakteriler
    └─ Hayvanlar

    ├─ Omurgasızlar
    └─ Omurgalılar

    ├─ Kuşlar
    ├─ Sürüngenler
    ├─ Balıklar
    ├─ Amfibiler
    └─ Memeliler

    ├─ Etçiller
    ├─ Deniz memelileri
    ├─ Kemirgenler
    ├─ Yarasalar
    ├─ Böcekçiller
    ├─ Keseliler
    └─ Primatlar

    ├─ Önmaymunlar
    ├─ Maymunlar
    └─ İnsansılar

    ├─ Gibon
    ├─ Şempanze
    ├─ Goril
    ├─ Orangutan
    └─ İnsan

    İnsanın organik evrimi

    İlk insansı varlık

    İnsanoğlunun kökeni ile ilgili çalışmalar daha çok homo türü etrafında yoğunlaşsa da sıklıkla Australopithecus vb. gibi diğer hominid ve homininleri de kapsar. Fosil kayıtlarına göre anatomik olarak çağdaş insan tanımına uyan en eski fosiller 130.000 yıl öncesine aittir ve Afrika'da bulunmuşlardır. Çağdaş tipte homo sapiens altürünün ilk ırkı olan Cro-magnon İnsanı ise zamanımızdan 50 bin yıl önce ortaya çıkmıştır. İnsanoğlunun evrimine dair kabul gören başlıca iki hipotez vardır. Bunlardan birincisi çağdaş insanın Afrika'da ortaya çıkıp dünyaya yayıldığını öne süren "tek orijin" hipotezi, diğeri farklı bölgelerde evrim geçirerek çağdaş insana dönüştüğünü öne süren "çoklu bölge" hipotezidir.

    Çağdaş insanın ve diğer insansı maymunların ilk ortak atası kabul edilen iki ayak üzerinde duran ve gözleri ileri bakan canlının bundan yaklaşık 6.5 milyon yıl önce Afrika'da ortaya çıktığı tahmin edilmektedir. Bu canlının ağaçlardan inip ayakta durmaya başlamasının nedeninin iklim değişikliğine bağlı kuraklık, yiyecek kıtlığı ve göç zorunluluğu olabileceği düşünülmektedir. İnsanı oluşturmaya başlayan organik evrim bilimsel adı olan Antopogenesis zamanımızdan yaklaşık 3,5 milyon yıl önce başlamıştır. İnsan adını hak eden başlangıç noktası ise Homo cinsinin ortaya çıkması ile olmuştur.

    Çağdaş insanın soyu tükenmemiş en yakın akrabaları sıradan şempanzeler (Pan troglodytes) ve bonobolardır (cüce şempanze, Pan paniscus). Bu iki şempanze türü ve insanoğlu yaklaşık 6.5 milyon yıldır farklı bir evrim çizgisi izlemelerine rağmen tamamlanmış gen haritalarına göre aralarındaki yakınlık fare ile sıçan arasındaki yakınlıktan on kat daha fazla, akraba olmayan iki insan arasındaki yakınlıktan sadece 10 kat daha azdır. Bu iki şempanze türü ve insanın DNA'sının %98.4'ü tamamen aynıdır.

    Homo erectus


    Bundan yaklaşık 1.8 milyon yıl önce dik duran Homo erectus türü ortaya çıkmıştır. Bir bataklığa yüzüstü düşmüş halde bulunan Turkana boy ismi verilen homo erectus iskeleti, günümüze kadar neredeyse tam olarak ulaştığı için homo erectuslara dair birçok bilgiye ulaşılmasını sağlamıştır. Bulgular homo erectusun oldukça iri olduğunu, avcılıkla veya leş yeyicilikle geçindiğini göstermektedir.

    Homo tricapus

    Homo tricapuslar 1.5 - 1.000.000 yıl arası yaşamışlardır. Homo Sapienslere en yakın türdür. Beyin hacimleri homo erectuslara göre daha genişti ve homo erectuslardan daha iriydiler. Bu canlılar ağaçtan kendi yaptıkları mızraklarla avlanarak ve meyve toplayarak yaşamlarını sürdürüyorlardı. Homo tricapuslar çok sosyal canlılardı. Ateş yakıyor, ölülerini gömüyor, yaşadıkları mağaralarda resimler çiziyorlardı. Avladıkları hayvanların kürklerinden kıyafet yapıyorlardı. Bu canlılara ait kalıntılar kuzey Afrika, Mezopotamya ve Anadolu'da bulunmuştur.

    Homo neanderthalensis


    Homo sapiens ile bundan yaklaşık 250-300 bin yıl önce ortaya çıkan Neandertalin uzunca bir süre dünya üzerinde birlikte bulunduğu ve bu iki türün birbirleriyle karşılaştığına dair arkeolojik kanıtlar mevcuttur. Kimi görüşler de, bu iki türün birbirinin farklı olduğunu fark etmeden birlikte üremiş olabileceğini, dolayısıyla da günümüz insanının kökeninde Neandertaller'in de olduğunu iddia etmektedir. Nitekim Asya'da bulunan bir fosilin Neandertal ve Homo sapiens türlerinin çiftleşmesinden meydana geldiği anlaşılmıştır. Neandertalın kemik-iskelet yapısı günümüz insanından oldukça farklıdır. Neandertal insanının çene kemiğindeki mandibular kemik kanalının tipik yapısı ayırt edici bir temel özelliktir. Neandertalın soyunun nasıl tükendiği kesin olarak bilinmemektedir. Bazı teorilere göre daha zeki ve daha yetenekli olan Homo sapiens tarafından yok edilmişlerdir.

    Günümüze ulaşmış birçok Neandertal fosili bulunmuştur. Bu nedenle hakkında en fazla bilgiye ulaşılmış hominid türüdür. Neandertallerin soyu yaklaşık 30.000 yıl önce tükenmiştir. Ancak küçük bir kısmının çok daha uzun süre yeryüzünde kalmış olabileceği düşünülmektedir. Belki de dünyanın her yerinde binlerce yıldır karşılaşılan koca ayak vb. folklorik öykülerin kökeninde bu hantal ve tüylü hominid vardır.

    Neandertaller fosillerinde yapılan çalışmalar parmaklarının kalın ve hantal olduğunu göstermektedir. Bu çağdaş insan kadar ince el işleri yapamadığının kanıtıdır. Neandertaller toplu halde yaşamış sosyal yaratıklardır. Sakat kalanlara bakmış, ölülerini gömmüşlerdir. Çok fazla fosil bulunmasının nedeni ölülerini gömmüş olmalarıdır.

    İnsan davranışları


    Cinsellik


    Erkek cinselliği ve kadın cinselliği iki alt alan olmak üzere cinsel davranışı konu alan cinsel yönelim, cinsel kimlik, cinsel sapkınlıklar, cinsel suçlar,cinsel organları, cinsel ilişkiyi, ruhsal-cinsel gelişim (psikoseksüel gelişim) evrelerini, cinsel yolla bulaşan hastalıkları içeren bir şemsiye kavramdır.

    Pornografi

    Pornografi cinsel anlamda tahrik etme amacıyla insan vücudunu veya cinselliğin mahremini yansıtmaktır. Pornografik görüntülere düşkünlük, erkeklerde, kadınlardan daha yaygındır. Yapılan araştırmalar, erkeklerin "giyinik" insan resimlerine bakmak için ufak bir miktar para ödemeye razı olduğunu, kadınların ise ancak para karşılığında resimlere bakmaya razı olduklarını ortaya çıkarmıştır.

    Maymun ve insansı maymunların da pornografiye insana benzer tepkiler verdiği ortaya çıkmıştır. Erkek maymunlar, kendilerine gösterilen resimler arasında en çok karşı cinsin poposuna ve gruptaki baskın erkeğin yüzüne ilgi göstermişlerdir.


    Suç

    Genel olarak "yasaklanan" veya "cezalandırılan" davranışlara denir.


    Kültür

    Bir grubun, cemaatin (topluluğun), toplumun oluşturduğu ayırt edici değerleri, normları ve maddi mallarıdır. Kültür, insanın toplumsal birliğinin en ayırıcı özelliklerinden birisidir. Kültür birikimli ilerlemekle birlikte, çok yavaş bir değişim geçirir. Gelenek, örf ve adetler her an görebileceğimiz yapılardır. İnsan davranış kodlarını veya davranış örüntülerini oluşturur.

    İnsanlar, dünyayı anlamak ve denetlemek için bilim ve teknolojiyi geliştirdiler. İnançlar, efsaneler, gelenekler, değerler ve toplumsal kurallar insanın hayatında önemli bir etken olan kültürü oluştururlar.

    İnsan Vücudu

    İnsan, alet kullanabilmesini sağlayan, kolların serbest olduğu dik bir vücuda sahiptir. Beyni soyut düşünme, anlam verme, konuşma ve kendini gözleyebilme yeteneklerine sahiptir. Alet kullanabilmesi ve zihninin özellikleriyle insan diğer canlılardan ayrılır. Doğayı anlayabilir, denetimi altına alabilir ve kendi amaçları doğrultusunda doğanın güçlerini kullanabilir.

    Irklar

    Irk

    Irk türün bir alt grubu olup, aynı türe ait eşitli üyelerinden birine diğerine nazaran fenotipik bakımdan daha fazla benzer olan bireyler topluluğudur.

    Biyolojide tür ise ortak özellikler taşıyan ve kendi aralarında döllenerek üreyebilen akraba bitki ve hayvanlardır.

    İnsan türünü ırk açısından bilimsel savlarla sınıflandırma çabaları 18. yüzyılda başlamıştır. Öne sürülen insan ırklarının sayısı ve kapsamı o zamandan beri çok değişmiş ve ırkların sınıflandırılmasında keyfi davranılmıştır. Değişik ad ve kavramlarla anılsalar da bunların çoğu ortak özellikler taşır ve bunun sonucunda üç büyük ırk bulunduğu görülür :

    1) Beyaz Irk (Beyaz derili veya Caucasoid)

    2) Siyah Irk (Siyah derili veya Negroid)

    3) Sarı Irk (Sarı derili ya da Mongoloid)


    Bunlar Linne'nin türleri sınıflandırma anlayışı çerçevesinde, yani tip denilen örnekler bir araya getirilerek belirlenmiştir. Başlıca ırklar, dünyanın keşfi ve sömürge fetihleri sırasında Batı Afrika ve Uzakdoğu halklarının görülmesi ve bunların sınıflandırmayı yapanların mensup olduğu Avrupa halklarıyla karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkan aykırılıklara dayanarak belirlenmiştir.

    İnsanların ırk olarak sınıflandırılması, açıkça ya da üstü kapalı olarak, genetik bakımdan insanları çeşitlendiren özellikleri sınıflandırmaya dayanır. Oysa genetik bakımdan değişik olan her şeyi ırk özelliği saymak ,kendine özgü genlerin toplamı olan her insanı başlı başına bir ırk saymak sonucunu doğurur.Bu bakımdan doğru sayıabilecek tek yaklaşım, insan topluluklarını, genetik benzerlik derecesine dayalı gruplaşma mantığına göre ve bireylerin birbiriyle evlenme eğilimlerine bakarak sınıflandırmaya çalışmak olabilir. Buna birtakım karakterler açısından, topluluklar arasındaki farklılığın (ya da biyolojik uzaklığın) ölçülüp hesaplanmasına sayısal sınıflandırma yöntemi denir; bu yöntemde ele alınan karakterler tamamen ya da kısmen genetiğe dayanır ve topluluk kümelelerini sınıflandırmada esas alınır. Henüz pek çok eksiklikleri bulunan bu yöntemin insan türüne uygulanması, insan topluluklarının yeryüzüne biyolojik uzaklıklar içinde hemen hemen homojen dağıldığını varsayar ki, böyle bir görünüş her türlü sınıflandırmayı olanaksız kılar. Bu yüzden günümüzde antropobiyolojistlerin pek çoğu her türlü ırk sınıflandırmasını reddetmektedir.

    Sosyolojik anlamda ırk

    1789'dan itibaren Fransız Devrimi ile yayılan milliyetçilik akımı, etnik köken temelli miliyetçilik ile birleştirici ulusalcılığı beraberinde getirmiştir. Etnik köken, biyolojik olarak aynı olmasa da ırk sözcüğüyle eş anlamlı olarak kullanılmış, etnik gruplar ırk olarak kabul edilegelmiştir.


    Maddesel yapısı
    İnsan vücudun bileşenleri
    (60 kg lık örnek üzerinden)

    Madde Ağırlık Atom % oranı
    Oksijen 38.8 kg % 25.5
    Karbon 10.9 kg % 9.5
    Hidrojen 6.0 kg % 63.0
    Nitrojen 1.9 kg % 1.4
    Diğer 2.4 kg % 0.6


    İnsanın gelişim evreleri


    Bebeklik | Çocukluk | Ergenlik | Yetişkinlik | Hamilelik /Yaşlılık


    Bebeklik (0-3 yaş)
    Çocukluk (3-12 yaş)
    Ergenlik (12-21 yaş)
    Yetişkinlik (21-65 yaş)
    Yaşlılık (65 yaş ve üzeri)



    Psikoloji


    İnsan zihninin temel özelliği bilinçtir. Bilinç ile birlikte, kendini gözleyebilme, zamanı algılayabilme ve özgür irade insanda bulunan özel niteliklerdir. Psikoloji bilimsel bakış açısı ile insan zihnini incelerken, dinler değer yargıları ile insanı inceler. Yapılan davranışın iyi veya kötü olması ile ilgilenir.

    Akıl

    İnsan aklının temeli bilinçtir. Bu bilinç insanın kendisi ve çevresi ile ilişkisini düzenlemesini sağlar.İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özellik olarak bilinci kabul edebiliriz. İnsan ayrıca özgür iradeye ve zaman bilincine de sahiptir.

    İnsanın Gelişmiş Özellikleri

    Dil


    Dil veya lisan, insanların düşündüklerini ve hissettiklerini bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşmadır.Dilin bir diğer anlamı; konuşma yazma biçimi olarak adlandırılar

    Din


    Din, genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar bütününe verilen isimdir. Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine kullanıldığı gibi, bazen de inanç sözcüğü din sözcüğünün yerinde kullanılır. Din tarihine bakıldığında, birçok farklı kültür, topluluk ve bireyde din kavramının farklı biçimlere sahip olduğu görülür. Arapça kökenli bir sözcük olan din sözcüğü, köken itibariyle "yol, hüküm, mükafat" gibi anlamlara sahiptir.

    İnsanoğlu çok eski çağlardan beri doğaüstü olana ilgi göstermiş, kendini tüm insan ırkı içerisinde yalnız hissetmiş ve tanrı veya tanrılara sığınma ihtiyacı duymuştur.

    İnsan bir varlık arayışı içerisindedir. Bu arayış geçmişten günümüze değin gelmektedir. Bu arayış neticesinde varlıklarını anlamlandıracak çeşitli somut ve soyut olgulardan yararlanarak kabul ettikleri değerler doğrultusunda birçok inanç sistemi geliştirmişlerdir. Bunlar arasında metaya, canlıya, doğaya veya 5 duyu ile tesbit edilemeyen (akıl ve hissiyat ile buldukları) yaratıcı-yaratıcıların varlığına inanmak en temel olanlarıdır.

    İnsan mutlak yok olmayı kabul etmemektedir. Birçok dinin temasında varlığın bir şekilde biçim, form, boyut değiştirererk devamı inancı vardır. Yaratıcının olmadığnı kabul eden bireylerde bile bir şekilde varlığın enerji olarak devam ettiği düşüncesi vardır. Bu dürtü tüm insanlarda mevcuttur. Bu da insanın varlık arayışının bir başka yönüdür ve dine yönelten bir özelliğidir.

    Yaratılış

    Birçok dinde insanın yüce bir varlık tarafından bugünkü halinde yaratıldığı inanışı mevcuttur. İbrahimi dinlerde insan ırkının, ilk insan olduğuna inanılan Adem ve onun kaburgasından yaratılan eşi Havva'dan türediğine inanılır.

    Toplum


    İnsanlar, gelişmiş sosyal yapılar kurmuşlardır. Bu yapılar duruma göre aynı amaca yönelik birlik veya rakip olabilirler. Aile en temel sosyal yapı sayılabilir. Güvenlik ve adalet için devletler kurmuşlardır. Aynı dili konuşanlar milletleri oluşturmuşlardır.
     
  10. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Zaman
    [​IMG]

    Zaman (Farsça:زمان-zaman, Arapça: زمن, İngilizce: Time), ölçülmüş veya ölçülebilen bir dönem, uzaysal boyutu olmayan bir kontinyumdur. Zaman kavramı, tarih boyunca felsefenin ilgi alanlarından biri olmasının yanı sıra matematik ve bilimsel araştırmaların da önemli malzemelerinden biridir. Tarih boyunca çok tartışılmış bir konudur. Şu an için Albert Einstein'in ifadesi en geçerli teoremdir.

    Zaman içinde olduğumuz 3 mekân ve 1 zaman boyutlu uzay-zamanın soyut olan boyutu olarak da kabul edilir. Zaman olgusu fizikte 't' (Latince zaman anlamına gelen tempus kelimesinin baş harfi) harfiyle tanımlanır.

    Zamanın objektif olarak var olup olmadığı, fiziğin en önemli ve çözülemeyen konularının başında gelir. Planck zamanı denilen saniyenin 10−43'te birinden daha kısa olan süre, fizikçilerce içinde bulunduğumuz 3+1 boyutlu uzayın sınırı ve kara delik ortamının başlangıcı olarak kabul edilir. Tıpkı ışık gibi bükülebileceği varsayılmaktadır. Bu yüzden zaman yolculuğun mümkün olup olmadığı birçok bilim adamı tarafından düşünülmektedir. Zamanın akıp akmadığı veya hangi yönde aktığı da aynı şekilde fiziğin en tartışmalı konulardandır.

    Uzay-zaman'da olan her gelişmenin içindedir. Sebep-sonuç ilişkisi zaman akış oku ile ilgili olup, tersine zaman oku da teorik olarak mümkündür.

    Zaman, ışık hızı ile de dolaysız ilişki içinde olup, maddenin ışık hızına yaklaşması durumunda zamanının yavaş akması, ışık hızında durması ve ışık hızı ötesinde de tersine akması; takyonlar denilen atom altı parçacıkların ışıktan hızlı hareket ettiği ve zamanlarının gelecekten geçmişe doğru aktığı veya içinde bulunduğumuz uzay-zamandan başka sonsuz sayıda da ihtimalin olabileceği hipotezleri de modern fiziğin ve rölativite teorisinin temelini oluşturan konulardandır.

    Zamanın ölçümü

    Zamanın tarifi konusunda tam bir uzlaşmaya varılamasa da ölçülmesi konusunda anlaşmazlık yoktur. Zaman, fizikte en hassas ölçülebilen niceliklerden biridir. Zaman ölçümünde herhangi bir ana ya da aralığa rakamsal bir değer atanır. Bu atamada sürekli değişikliğe uğrayan herhangi bir fenomen kullanılabilir.

    Zamanın ölçümünde kullanılan başlıca iki adet, birbirinden bağımsız ölçek vardır:

    Dinamik -
    Gök cisimlerinin çekimsel hareketlerini kullanır. Bu ölçümler sonucu ay ve güneş takvimleri ortaya çıkmıştır.
    Atomik - Atomların içsel enerji durumları arasındaki kuantum değişimini gerçekleştirmekte kullanılan elektromanyetik radyasyonun karakteristik frekansından yararlanır.
     

Sayfayı Paylaş