1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Felsefenin Tarihsel Dönemleri

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 12 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Felsefenin Tarihsel Dönemleri


    Antikçağ : İnsan kendisini herşeyi kapsayan bir bütünün, “kosmos” un bir parçası olarak kavrar. Kosmos’a sonsuz bir yasa(“nomos physikos”,, ‘lex naturalis”, “doğa yasası”) egemendir. Bu yasaya, insanlar gibi tanrılar da, cansız nesneler gibi canlı varlıklar da ayni şekilde tabidirler. İnsan, “makrokosmos” karşısında bir “mikrokosmos” dur. İnsan tini (insan zihni, insan aklı),nesnelerin, varoluşunu düzenleyen temel düzen ilkesine (“nous”, “logos”) göre çalışır ve onunla eştürdendir

    Böyle olunca, felsefede en yüksek amaç, nesnelerin tanrısallıkla bir olan özünü seyretmektir (“theoria”)

    Ortaçağ : “Mutlak anlam” evrende değil, onu yapandadır ve bu anlama ancak onu yapana duyulan kişisel bir imanla varılabilir. Tanrı evrenin yaratıcısıdır; o evrenin ilk yapıcısı ve aynı zamanda ereğidir. Aristotelesçi terminolojiye göre, tanrı hem etkin-neden (causa effıciens), hem de erek-nedendir (causa finalis). Bu bakımdan evrenin kendi başına bir değeri yoktur, onun değeri ikincildir. O, erişeceği erek bakımından kendi içinde bir hiyerarşi bir basamaklı düzen de gösterir. Bu düzen, en aşağı öğelerden başlayıp insan üzerinden geçerek tanrıya kadar uzanır.

    İnsan, “tanrının yeryüzündeki temsilcisidir”. İnsan ruhu, en sonunda tanrıya yöneliktir. Felsefe, “bu evrendeki bilgelik olarak, imana dayalı bilgelik yanında ikincildir. O, iman ve teoloji yanında ancak “teolojinin uşağı” olarak bir işleve ve “imanın ön odası”, “imana geçiş koridoru” olmak gibi bir yere sahiptir. Ama çağın sonlarına doğru felsefe, teoloji ile giderek artan bir karşıtlığa bürünür ve bunun sonucu olarak, felsefenin “akıl doğrusu” na, teolojinin ise “iman doğrusu” na yöneldiği belirtilerek bir “çifte doğruluk” anlayışı gelişir.

    Yeni çağ : Yeni düşünce, giderek artan’bir şekilde insanı merkeze alır. Descartes’ın temel önermesi şudur “cogito ergo sum” (kendimin bilincindeyim, o halde varım). Bu önerme, ortak, felsefe yapmak için dayanılması gereken temel ilke olur ve sonunda Kant’ın “Kopernikusvari devrimi” nde en yüksek noktaya yerleştirilir. Buna göre, insan tini (akıl, zihin, benlik) nesnelere doğruca yönelmez; nesneler insan anlığı için önce işlenmesi gereken malzemeler durumundadırlar. Bilgi, nesnelerin zihnimizdeki doğrudan yansıtan değil, tersine, anlığımızın nesnelere ilişkin duyumlamalarımızı işlemesinin ürünüdür.

    Böylece felsefi evreni aydınlatan “yeni güneş”, ne Greklerin “kosmos” u, ne de Ortaçağın “tanrı”sı olur; bu yeni güneş insan aklından başka bir şey değildir. Rasyonalizm de, empirizm de, bu gelişim içinde aslında her ikisi de süje’den yola çıkan iki ana akım. olurlar.

    Birincisi, insanı öncelikle bir akıl varlığı olarak görür ve akıl’ı son başvuru yeri (lnstanz) sayar.

    İkincisi için insan bir duyu varlığıdır ve duyusal deney, her türlü felsefenin de dayanması gereken zemindir (bu yüzden bu akım sensüalizm olarak da anılır).

    Ne var ki, Alman idealizmi, Yeniçağın sonlarında tekrar Greklerin makrokosmos mikrokosmos öğretisine döner ve tüm gerçekliği bir mutlak “megethantropos” un , yani bir “büyük insan” ın, antropomorfize edilmiş, insana türdeş kılınmış bir tanrının (dünya tini, akıl) kendini açınlaması ve bir tarihsel gelişim süreci olarak anlar.

    Çağdaş Felsefe :
    Çağdaş felsefenin, idealist spekülasyonun parçalanıp dağılmasıyla başladığı kabul edilir. Bu felsefe, somut insana, onun tarihsel yaşamına ve bu yaşamın her türlü fenomenine derinliğine yönelmek ister. Ortaçağ “tanrı” yı, Yeniçağ idealizmi ise “tin” ve “düşünce” yi tahta çıkarmışlardı. Çağdaş felsefe “tin” ve “düşünce” yi de tahtından indirir. Çünkü, artık “tin” ve “düşünce” bile, ancak insani yaşamda ortaya çıkan fenomenler olarak görülebilirler.

    Onlar, olsa olsa, her kültürde değişik biçimlerde ortaya çıkan üstyapılar, insani yaşamın yansımaları olarak alınabilirler. Tüm insanlığa egemen bir “ bir “ide” yoktur. Bir “evrensel akıl” yerine, kültürlere göre özelleşmiş göreli “dünya görüşleri” ya da daha teknik bir deyimle “metafiziksel sistemler’ vardır ve tüm insanlığa maledilebilecek bir “tin” den sözetmek gerekirse, bu, ancak bu dünyagörüşlerinin niceliksel bir toplamından ibaret olabilir. Çağımız felsefesinin bir temel karakteristiği olarak şu belirtilebilir: Her türlü kültür fenomeni gibi felsefe de, “insani anlam vermeler” in ürünüdür ve onun yeşereceği en iyi toprak, bu yüzden “çoğulcu toplum” modelidir.
     
  2. k@LpSiz_K@fKéF

    k@LpSiz_K@fKéF Forum Onuru

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    3.721
    Beğenileri:
    35
    Ödül Puanları:
    2.880
    Yer:
    B!L€C€G!M
    Banka:
    44 ÇTL
    Teşekkürler kısa özet olmuş
    ama ilkçağda o ilk ilke arkhe diye biliyorum.
     

Sayfayı Paylaş