1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Filistin Meselesi ve Filistin’in Siyasi Tarihi

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    Filistin’e Emevîler, Abbâsîler, Fâtımîler ve Selçuklular hakim oldular. 1099’da Haçlı Seferleri neticesi Kudüs’te, Hıristiyan Krallığı kuruldu. 1187’de Selâhaddin Eyyubî, Kudüs’ü yeniden fethederek Hıristiyan zulmünden kurtardı. 1281’de Akka’nın fethiyle Memlûklar‘a bağlanan bölge, 1516 senesinde Yavuz Sultan Selim Hanın Mercidabık Zaferi‘yle Osmanlı topraklarına katıldı. Tam 400 sene Filistin, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde kalmıştır. 8,5 sene içinde, Osmanlı Devletini iki misli büyülten Yavuz Sultan Selim Han, çok kuvvetli tarih, strateji, siyaset ve taktik bilgisine sahipti. İslâm ülkelerinin zayıf ve parçalanmış olmasının tehlikesini gören, nadir bir devlet adamıydı. Bir gün İslâm ülkelerinin Hıristiyan veya Yahudilerin sömürgesi olmaması için, o devirde en güçlü İslâm devleti olan Osmanlı Devleti etrafında topladı. Nitekim Osmanlı Devleti yıkılınca, bütün İslâm ülkeleri, Hıristiyan ülkelerin sömürgesi oldular. Osmanlı Devletinin en büyük hizmeti, Filistin’de Yahudi Devleti (İsrail’in) kurulmasını 430 sene geciktirmiş olmasıdır. İsrâil yarım asır önce kurulmuş olsaydı, bugün bütün Arap ülkeleri İsrâil işgalinde olacaktı. Bir asır önce kurulsaydı, bütün Müslümanlar imha edilmiş ve sapık yollarla İslâmiyet’ten uzaklaştırılmış olacaktı. Osmanlı Devleti, Yahudi’nin, Müslümanları ve İslâmiyet’i imha planını engellemiştir.

    Osmanlı Devleti, Filistin’i, Kudüs, Gazze ve Nablus olmak üzere Şam Eyaletine bağlı üç sancağa ayırdı. Osmanlı Devleti zayıflamadan önce, Filistin halkı bolluk, refah ve huzur içinde yaşadılar. Osmanlı Devleti zayıflayınca, Filistin’deki sancaklar, eyalet sonra da bağımsız emirlikler hâline geldiler. 1799 yılında Napolyon Bonapart, Mısır Seferinde, Filistin’in Yafa’ya kadar olan bir bölümünü ele geçirdi. Ancak Cezzâr Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Akka önlerinde Napolyon’u geri püskürttü. Napolyon’un ilk hezimeti, Türkler karşısında oldu ve bu topraklardan geri çekildi. Bölge bundan sonra 1840 yılına kadar, Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın idaresi altında kaldı.

    İngiltere, 19. asrın başlarında, Ortadoğu’nun zenginliklerinden faydalanmak, dünya hâkimiyetini devam ettirebilmek ve İslâm ülkelerini bölmek için, Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması ve bunun için dünya Yahudilerini bir bayrak altında toplama fikrini otaya attı. Bu fikir, Avrupa, Amerika ve Rusya’da hızla yayıldı. İngiltere’de İngiliz Hükümeti ve Yahudiler, Sir Herry Finch isimli bir avukata Calling of the Jews isimli bir kitap yazdırdılar. Bu kitapta, Filistin’de bir Yahudi Devleti kurulması fikri savunularak kamuoyu meydana getirildi.

    Musos Haim Montefiore isimli bir İtalyan Yahudisi, Londra’da büyük bir servet edinmişti. Filistin’de Yahudi Devleti kurma fikrine uyarak, 1824’te Filistin’e göç etti ve 1837 senesine kadar Filistin’de kaldı. Bu tarihte Filistin’de 8000 Yahudi bulunuyordu. Bu kadar az kişi ile devlet kurulamayacağını anlayınca, Londra’ya döndü. 1837 tarihinde bastırdığı bir kitapla, Filistin’in ziraata elverişli olduğunu ve Yahudilerin Filistin’e göçünü teşvik etti. İngiltere hükümeti, bir tamimle Filistin’deki İngiliz konsolosluklarını, Yahudileri himayeye memur etti. 1862’de Hess isimli bir Alman Yahudisi, Roma ve Kudüs isimli kitabında; Yahudi davasının ortaya atılacağı ve emellerinin tahakkuk edeceği günün yaklaştığını, her ne bahasına olursa olsun Filistin’de bir Yahudi devleti kurulacağını, Fransa’nın bu işte yardımcı olacağını, Fransız ihtilâlinin bu maksatla yapıldığını yazdı.

    Hess’in eserine cevap veren Fransız muharriri Ernest Laharn, kurulacak Yahudi devletinin sınırlarının dar olmayacağını söyledi. 1878’de Rusya’da Yahudi talebeler, muhtelif cemiyetler kurdular. Hayfa yakınlarında iki bin dönüm arazi alınarak, Mikfeh İsrael adıyla bir ziraat okulu kuruldu. Rusya’da Siyonizm’i sevenler cemiyeti kuruldu. Filistin’e Yahudilerin göçünü teşvik ettiler. Yine bu gayeyle kurulan “Bilu” ve “Hovevei Ziyon” gibi faal cemiyetler, 1881’de Çar İkinci Aleksandr öldürüldükten sonra, faaliyetlerini daha da arttırdılar. Filistin’de birçok koloni kurdular.

    1884 yılında Silezya’nın Kattowitz şehrinde ilk “Yahudi Millî Kongresi” toplandı. Kongre başkanlığını Rus Yahudisi Leon Pinsker yaptı. 1891 de Rusya’dan Kudüs’e gelen El-Leze Ben Yehuda, Yahudi lisanının kaybolmaması için, İbranice lügat neşretti. Alman Yahudisi Hırsch, Yahudi devletinin Arjantin’de kurulması fikrini ileri sürdü. Yahudi muharrir Shmaryahu Levin Youth in Revolt eseri ile Yahudi devletinin Arjantin’de kurulması fikrinin, Yahudi davasına ihanet olduğunu söyledi. 1896’da Avusturyalı gazeteci Yahudi Theodor Herzl, The Jewish State (Yahudi Devleti) isimli bir kitap yazdı. Bu kitap, Siyonizm’in kuruluşunu temin etti. 1897’de Dünya Siyonist Teşkilâtı kuruldu. 1897’ye kadar Yahudilerin, Filistin’de toplanması ve Yahudi devleti kurulması bir fikir iken, 1897’de hedef oldu.

    Siyonizm’in hedefini gerçekleştirmek için, ticarî bir şirket kuruldu. Çok uluslu şirketler, böylece ortaya çıktı. 1897’de İsviçre’de Basel şehrinde ilk Siyonist kongresi, Dr. Theodor Herzl başkanlığında 200 delege ile toplandı ve bu kongrede mühim kararlar alındı. İkinci Siyonist kongre 1898’de yine Basel’de toplandı. İki milyon sterlin sermayeli “Karen Kaymet” adlı bir vezne vasıtasıyla Filistin’de, Yahudi kolonileri teşkiline karar verildi. Norman Bertwich isimli bir Yahudi, İsrâil Resurgent isimli kitabında, Filistin’de Yahudi devletinin, İngilizlerin siyasî ve malî yardımı ile inşa edildiğini itiraf etmektedir.

    Sultan İkinci Abdülhamid Han, Siyonizm tehlikesini çok iyi gören bir devlet adamıdır. Osmanlı tahtına çıkınca, ilk icraatı, Filistin’in bütün topraklarını, sarayın (Osmanlı Hanedanının) mülkü hâline getirmek olmuştur. Böylece, Filistin’de toprak satışı, kesin olarak önlendi. Ayrıca, Filistin’e, 33 senelik saltanatı esnasında tek bir Yahudi’nin girmesine izin vermedi. Siyonizm teşkilâtının lideri Dr. Theodor Herzl birçok defa, saraya ve Bâbıâli’ye mektup yazdı. İngiltere’nin aracılığı ile Theodor Herzl ve Haham Moşe Levi, Sultan Abdülhamid Han ile görüştüler. Dr. Theodor Herzl, Sultan İkinci Abdülhamid Hana şu teklifleri sundu. Filistin’de altın para karşılığı toprak sattığı takdirde:

    1. Yahudiler, Osmanlı Devletinin bütün borçlarını ödeyecekler.

    2. Osmanlı Devletine büyük malî yardımda bulunacaklar.

    3. Sultan Abdülhamid Hanın siyasetini Avrupa’da destekleyecekler.

    4. Yahudiler, Osmanlı Devletinde inşa edilecek savaş üslerinin parasını ödeyecekler.

    5. Sultan Abdülhamid Han’a şahsı için büyük servet verecekler.

    6. Filistin’de kurulacak büyük üniversitede aynı zamanda Türk talebeleri de okuyacak. Tahsil için Avrupa’ya gitmeye lüzum kalmayacak.

    Tahsin Paşa’nın hatıralarına göre, Sultan Abdülhamid Han, bu teklifler karşısında çok hiddetlendi ve yüksek sesle bağırarak: “Dünyanın bütün devletleri ayağıma gelse ve bütün hazinelerini kucağıma dökseler, size Siyonistlik adına bir karış yer vermem. Ecdadımızın ve milletimizin kanıyla elde edilen bir vatan, para ile satılamaz. Derhal burayı terk edin. Defolun!” demiştir. Bu teşebbüsün arkasında, İngiltere ve meşhur banker Yahudi asıllı Roçide bulunuyordu. 1909’da İkinci Meşrutiyet döneminde teşkil olunan Osmanlı hükümetinde, üç Yahudi veya dönme bakan (maliye, ticaret ve ziraat ile nafia bakanlıkları) bulunuyordu. İttihat ve Terakki, azınlıkların da toprak satın alabileceğine dair kanun çıkarttı. İttihat ve Terakki’nin ihanetlerinden biri de bu idi. Yahudiler, geniş topraklar alarak üzerlerine tapuladılar. Sultan Abdülhamid Hanın şahsî (Hanedan) arazisi, kasten ve yok pahasına Yahudilere satıldı. Birinci Dünya Harbi‘nden önce İngiltere ve Fransa, Yahudilere teminat verdi. Osmanlı Devleti yıkılacak ve Filistin’de Yahudi Devleti kurulacaktı. İngiliz ve Fransızlar arasında, Mayıs 1916’da imzalanan “Sykes Picot” gizli anlaşmasına göre:

    1. Irak ve Şark’ül-Ürdün İngiltere’ye bırakılacak.

    2. Suriye ve Lübnan Fransa’ya bırakılacak.

    3. Filistin’de önce beynelmilel bir idare, bilâhare Yahudi devleti kurulacak.

    4. Hayfa, İngiltere’ye; İskenderun Fransa’ya ait birer serbest liman olarak kalacak.

    2 Kasım 1917’de İngiliz bakanlarından Lord Belfour, bir beyanname neşretti. Bu beyannameyle Yahudi devleti kurulması vaad edildi. Vaad şöyledir: “Kral hazretlerinin hükümeti, Filistin’de Yahudilere millî bir vatan tesisine muhakkak nazariyle bakıyor. Bu gayenin tahakkuku için, büyük bir potansiyel harcayacaktır.” Belfour vaadi, kanunî dayanaktan mahrum olup, devletler hukuku kaidelerine aykırıydı. Tarih boyunca buna benzer bir vaka olmamıştır. İttihat ve Terakki liderlerinin bir emrivakisi ile Osmanlı Devleti, 1914’te Birinci Dünya Harbi’ne katıldı. Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Harbi’ne katılması ile, bu bölgede “Sina Cephesi” açıldı. Osmanlı toprakları ve Ortadoğu’da emelleri bulunan İngilizler, Mısır’ı işgal edip, üs olarak kullandılar. Osmanlı ordusunun 160 000 kişilik bir kısmı Alman General Liman Von Sanders komutasında, Kanal Harekâtı ile 1915 Şubatında taarruz etti. Fakat başarılı olunamadı. El-Ariş’e çekildiler. 1916 Ağustosundaki ikinci taarruz da sonuç vermeyince İngilizler, Filistin ve Suriye’yi işgal için harekâtı hızlandırdılar. İngilizler, 6 Ekim 1917’de Gazze’yi, 10 Aralık 1917’de Kudüs’ü işgal ettiler. 30 Eylül 1918’de İngilizler Şam’a, Fransızlar Beyrut’a girdiler. 29 Ekim 1918’de ateşkes anlaşması imzalandı ve Mezopotamya’daki Türk cephesi düştü. Yahudiler, Belfour vaadi ile sanki müstakil bir devletmişler gibi, hemen Siyon ordusu kurdular. 11 Aralık 1917’de Kudüs’e giren İngiliz kuvvetleri komutanı Allenby, beraberinde Yahudi (Siyon) kuvvetlerini de Kudüs’e soktu. 1920 San Remo toplantısında İngiltere, Fransa ve İtalya delegeleri; Filistin, Suriye, Irak ve Lübnan’ın İngiltere ve Fransa arasında paylaşılmasına ve buralarda manda idaresi kurulmasına karar verdiler.

    Tarih kitaplarında Birinci Dünya Harbi’nin hakiki ve zahiri sebepleri olarak çok şeyler söylenmiştir. Fakat gerçek sebep, Osmanlı Devleti’ni yıkmak ve Yahudi devleti kurmaktır. Filistin’i işgal eden İngilizler, derhal askerî idare ilan ettiler. Belfour vaadini ve planını tatbike koyuldular:


    1. Filistin’e Yahudi muhacereti (göçü) teşvik edildi.

    2. Yahudilerin toprak sahibi olmaları sağlandı.

    3. Yahudilerin silah taşımalarına müsaade edildi.

    4. Yahudilerin kültür teşkilatları adı altında topluluklar kurulması sağlandı.

    5. Sivil idare için, 30 Haziran 1920’de Herbert Samuel isminde aşırı bir Siyonist’i komiser tayin ettiler.

    6. 6 Temmuz 1921’de İngiltere’nin Filistin’deki hâkimiyetinin devamlı olacağı ilan edildi.

    7. 24 Temmuz 1922’de Cemiyeti Akvam, bu kararı tasdik etti.

    8. 24 Temmuz 1922’de Londra’da; İngiltere, Fransa ve İtalya, Filistin’deki manda şartları ile Yahudi devletinin kurulma hazırlıklarını tespit ettiler. Yahudi devleti (İsrâil’in) temeli bu anlaşmayla atıldı.

    9. Filistin, Suriye’den ayrıldı.

    10. Yahudilerin sayısı artmaya başladı.

    1919’da Filistin’de, Arapların sayısı, Yahudilerin 16 misliydi. 1922’de 600 000 Araba karşılık 80 000 Yahudi bulunuyordu. 1947’de ise Yahudi sayısı ile Arap sayısı eşit duruma geldi. Filistinli Müslümanlar tehlikeyi geç de olsa anladılar. Filistin’de Yahudi devleti kurulmakta olduğunu görebildiler. 1929’da Kudüs’te, Araplar ile Yahudiler arasında 15 gün süren kanlı çarpışmalar oldu. Yahudilerden 135 kişi öldü. İngilizler, Filistin’e Yahudi göçünü hızlandırırken, bu arada Yahudileri silahlandırdılar. Yahudi göçü, 1932’den sonra hızlandı ve Hitler’in Almanya’da iktidara gelişi ve Yahudi aleyhtarı politika takibiyle, Yahudilerin Filistin’e göçleri aşırı derecede arttı.
     

Sayfayı Paylaş