1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Fırsatçılık-Iskatçılık

Konusu 'Ne Mutlu Türküm Diyene' forumundadır ve wien06 tarafından 24 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Kürt Sorunu-Ermeni Sorunu konusunda “aman bu fırsatı kaçırmayalım” edebiyatı devam ediyor... Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve malûm yazarlar, her platformda bu nakaratı tekrar ediyorlar.

    Bu, adıyla sanıyla “fırsatçılıktır”, yani Frenkçesi “Oportünizmdir” ... Benim bildiğim “fırsatçılık” hele devlet, hükümet yönetiminde ülkenin yüksek çıkarları söz konusu olduğunda, övünülecek bir şey değildir. Sonunda da, kalıcı bir sonuç vermez...

    “Oportünizmin-Fırsatçılığın” başka bir adı da “İdareimaslahattır”... Mustafa Kemal “İdareimaslahatçılar, asla devlet adamı olamaz” demişti. Zira idareimaslahatla-oportünizmle, sonunda idare elden gider “maslahat” kalır!

    Alman Şansölyesi Prens Otto Von Bismarck: “Politikacılık, mümkün olanı yapmak sanatıdır” demişti. “İdareimaslahat-fırsatlardan yararlanmak” iç ve dış politikada hükümetler için, kısa vadede geçerli hatta yararlı olabilir. Ya Devlet katında, Devletin, Milletin, yüksek ve “derin” (evet “derin” ) çıkarları söz konusu olduğunda? Zaten, Devlet adamlarını politikacılardan ayıran da budur!

    Ve her zaman Mustafa Kemal

    Her konuda, ister istemez Mustafa Kemal’i örnek alıyoruz. Bu boş bir amentü -ezber- değil!

    Devlet adamlığıyla her olasılığa, ileride olabileceklere göre büyüklüğünü, dehasını göstermiş.

    Bütün hayatında “fırsatçı” olmamış; komutan olarak devlet adamı olarak, kolayına kaçmamış, “mümkün olmayanları” başarmış.

    Atatürk şimdi yaşasaydı, Kürt konusunda, Ermenistan konusunda - her konuda-Abdullah Gül, R.T. Erdoğan’ın şimdi yaptıkları gibi “fırsatçılık” yapar mıydı? Hasan Cemal’in eşkıyabaşı Murat Karayılan’dan getirdiği çözüm formülüne yapışır mıydı? Eşkıyabaşını muhatap, müzakereci kabul eder miydi?

    Bu, bir “ego” meselesi, “büyüklük” taslamak değil; akılcılıktı, geniş görüşlülük, ileri görüşlülüktü.

    Sadece o günün şartlarında değil, bütün zamanlarda ve şartlarda. O bilirdi ki “barışçı çözüm” dedikleri, aslında ve sonunda “çözülmek”tir ve üniter ulus devletin sonu olacaktır.

    Ve bilirdi ki bu konuda sözde yardımcı olmak isteyen yabancılar, aslında bizi sevdikleri ve kurtarmak istedikleri için değil, kendi öz çıkarları için Türkiye’yi, Türk Hükümetini, bu yollara sürüklemek isterler.

    Mustafa Kemal Atatürk, “savaşı, savaş için seven” bir kişi değildi. Her zaman dökülen kanlara, verilen şehitlere, içtenlikle içi yanmıştı. Asla acımasız -gaddar-hunhar değildi. Savaşın, vatan ve millet savunması söz konusu olmadıkça cinayet olduğunu, sapanın kılıca üstün çıkacağını söyleyen o idi. Şimdi de vatanın hatta Türk milletinin var oluşu söz konusu!


    Şimdi iktidarda olanlar, yalakaları ve sözde aydınlar bunun farkındalar mı? Bu “fırsatın” sonunda Türkiye’nin “iç barışına” son verecek bir “barış” olduğunun, ancak yabancılar için bir “fırsat” olduğunun farkındalar mı? Daha önemlisi, uzun yıllardır Türkiye üzerinde oynanmakta olan “Büyük Oyunun” farkındalar mı?

    Atatürk, asla “çözümsüzlük, çözümdür” demedi. Her konuda çözümü “mümkün olamayacaklarda” aradı ve buldu. Kürt konusunda da “çözümü”, Kürt vatandaşlarımızı Türklük kazanında, diğer etnik gruplarla birlikte kaynaştırmakta bulmuştu...

    Ne yazık ki bu gerçek “çözüm”, son zamanlarda “fırsatçılar” tarafından, uyum uyum heba edildi ve edilmekte!

    Atatürk’ün, bu husustaki çözümüne dönmek için vakit artık çok geç mi?

    Başka hangi alternatif var? Düşmanlara, bölücülere, Türkiye’yi parçalamak için “fırsat” vermekten başka!

    Yeni “açılımın” baş aktörü-misyoneri Hasan Cemal, Türkiye’yi parçalamak, bölmek, istikrarsızlaştırmak olan dış güçlerin varlığını, her nasılsa kabul etmiş, ama soruyor;
    “Biz ne yapmak istediğimizi biliyor muyuz, oyun planımız var mı?”

    Bir bakıma çok haklı - hele şu bağlamda iktidardakilerin “fırsatçılıktan”, Büyük Oyunda “şikâr” -av- olmaktan başka bir oyun planları yok. Bugünkü iktidar böyle diye T.C. Devleti, fırsat bu fırsat diye, teslim mi olmalı?


    Politikacılık - “fırsatçılık” - kolay, Devlet adamı olmak çok zor!

    Altemur KILIÇ
    Kore Gazisi
    Yeniçağ
     

Sayfayı Paylaş