1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Fotoğrafta Geometrik Şekiller

Konusu 'Fotoğraf - Ünlü / Amatör' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 27 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Fotoğrafta Kompozisyon

    Üç boyutluymuş gibi görünmekle beraber fotoğraf, üzerinde farklı tonlar ve renkler olan iki boyutlu bir yüzeydir. Bu bakımdan topluca grafik sanatlar olarak adlandırılan resim, afiş, kağıt baskı / baskı ya da iki boyutlu sair iletişim araçlarıyla fotoğraf arasında birçok ortak nokta mevcuttur. Fotoğraf diğer iki boyutlu konuların birçok özelliğini paylaştığı için, yetenekli bir fotoğrafçı ancak görsel sanatların temel kavramlarını iyi bildiği takdirde bu aracı etkin bir şekilde kullanabilecektir.
    Sadece çok az sayıda fotoğrafçının ciddi bir sanat eğitimi almış olması olgusu, bir çok fotoğrafçının fotoğrafı diğer görsel sanatlardan farklı görme tavrını açıklamaya yardımcı olur. Elbette ki, fotoğraf onu farklı kılan kendine özgü özelliklere sahiptir. Fakat grafik unsurlardan haberdar olmayan ya da grafik öğelerin fotoğrafta oynadığı rolü bilmeyen fotoğrafçılar iletişim kurma yeteneklerini de ciddi biçimde sınırlandırmış olurlar.
    Bu durum fotoğrafçının zorunlu olarak bir sanatçı olması anlamına gelmiyor. Mesela resim gibi bir alanda geçmişte belli bir eğitim görmek son derece yararlı olmakla beraber, akademik olmayan bir eğitim de bu yeteneğin artırılmasını sağlayabilmektedir. Bir fotoğrafçı tüm grafik sanatların özelliği olan temel prensipleri kavradığı sürece bunları üretimine olumlu bir biçimde yansıtabilir. Buna karşılık bu prensipleri bilmeyen bir fotoğrafçının ürettikleriyse, iyiden anlayan gözlere eksik bir şeyler kaldığını hissettirecektir.
    Uygulamaya baktığımızda grafik unsurlar (noktaların, çizgilerin,şekillerin ve fotoğraf çerçevesinin birbirleriyle karşılıklı ilişkisi) fotoğrafın adeta kalbine kadar işler. Grafik öğeler doğrudan izleyicinin tepkisini kontrol ettiği için fotoğrafçının mesajını ilettiği yegane araçlardır. Grafiğe dayalı ilişkiler doğruysa ve fotoğrafçının istediği mesajı desteklemek ve güçlendirmek için itinayla seçilip tasarlanmışlarsa, o takdirde hassas bir izleyici fotoğrafçının söylemeye çalıştığını kolaylıkla anlayacaktır. Eğer grafikler uygun değilse mesaj karmaşıklaşacak ve belki de anlamsızlaşacaktır.


    Zihin Belli Şekilleri Arar
    Grafiğin temel kavramlarından biri insan zihninin belli şekilleri algılamak ve tanımak istemesi olgusudur. Tanımlanabilir şekillerin mevcut olmadığı bir durumda yorumlama imkansızlaşır.Zihin görsel alandan ham verileri emer; çevresel hatlara,şekillere, renklere ve diğer tanıdık biçim ve ipuçlarına bakar ve algıladığı kişisel görüntüleri görülen sahnenin genel yorumlamasıyla harmanlar. Bu süreç istem dışında ve neredeyse anlık bir zaman diliminde gerçekleşir.
    Görüntüde rasgele serpiştirilmiş unsurlar olsa bile, zihin belli bir düzen arar. Bulutların oluşturduğu insana benzer biçimler ya da mürekkep lekelerinde rastlanan tanıdık şekiller bir an için bilincimizde uyanıverir. Sanki zihin hiçbir şeyin rasgele olamayacağını varsaymaktadır. Belli bir şekil kalıbı varsa bu mutlaka bulunacaktır ve bu şekil mevcut değilse zihin tatmin olmayacaktır.
    Bu şekil kalıpları farklı düzeylerde mevcuttur. En basit düzeyde zihin kendiliğinden nesneleri tanımaya çalışır. "Bu benim daha önceden gördüğüm bir şey mi? Evet. Bu bir ağaç". Daha az belirgin ve kendiliğinden oluşuveren bir düzeydeyse, zihin karşısındaki nesnelerin arasındaki ilişkilerde belli kalıplar arar. Eğer fotoğrafçı fotoğraftaki nesneleri belli bir şekil kalıbına uyacak biçimde düzenlemişse zihin bir düzen duygusu algılayacaktır. Düzenli görüntünün ardındaki şekil izleyici için her zaman açık olmayabilir ve şeklin tam olarak ne olduğunu tanımlayamayan izleyici sadece bu şeklin varlığını sezebilir. Eğer görüntüde tanımlanamayan bir düzen varsa, zihin ya kendi düzenini oluşturacak ya da bir şeyleri eksikliğini hissedecektir.
    Bu durumda fotoğrafçının sorumluluğu fotoğrafının içinde,çerçeveyle sınırlandırılmış nesneler üzerinde oluşturulmuş belli bir düzeni sağlamaktır. Bu düzen bazı öngörülmüş kurallara uygun olabileceği gibi, tamamen fotoğrafçının kendi yaratıcılığından da kaynaklanabilir.
    Grafik sanatlarda öngörülmüş belli kurallar yıllardan beri mevcuttur.Bu kurallardan basit bir tanesi görüntü çerçevesinde çizgiler yardımıyla bir kafes gibi hayali kare şekilleri oluşturmak ve nesneleri çerçeve içerisinde bu çizgilerle onların kesişim noktaları üzerlerine yerleştirmektir.
    Herhangi bir geometri formülü üzerine bir grafik kural oluşturulabilir ve özellikle de Altın Oran diye adlandırılan bir formülden türetilen kural yıllardan beri önemini korumaktadır.Altın Kesit kısa kenar boyunun uzun kenara oranının, uzun kenar boyunun uzun ve kısa kenar boylarının toplamına oranıyla aynı olduğu boyutlara sahip bir dikdörtgene verilen addır.Bu formül sadece matematiksel olarak çok iyi bir biçimde ifade edilmekle kalmayıp, doğada da kendine geniş bir yansıma bulmaktadır. Çiçekler, sümüklü böcekler, bir dalın etrafında biten yapraklar ve daha binlerce doğal olgu Altın Kesit'le tanımlanan matematiksel ilişkiyle aynı özellikleri gösterir. Altın Kesit'i keşfeden eski Yunanlılar onun doğadaki yaygın varlığını bilmiyorlardı.
    Bu kuralı sadece oranlarının göze hoş gelmesinden ötürü sanat ve mimari yapılarında kullandılar. Binlerce yıl sonra aynı şekil çok yaygın olarak kullanılmakta ve beğenilmektedir.Gerçekten de 35 mm'lik film çerçevesi Altın Kesit oranlarına çok yakın boyutlardadır.
    Görüntünün üzerine çizgilerden meydana gelen bir kafes yerleştirmek ve sonra da kafesin kalıbıyla uyumlu olarak nesneleri konuşlandırmak fotoğrafta bir düzen oluşturmak için son derece geçerli bir yöntemdir. İçinde bulunulan durumun ihtiyaçlarına uymak açısından kafesin şekli ve kalıbı önemlidir. "Doğru" ya da "yanlış" kalıplar yoktur. Sadece belli bir duruma uyan ya da uymayan kalıplar vardır. Fotoğraf kompozisyonuna fazla aşina olmayan bir fotoğrafçı fotoğrafladığı görüntü üzerine zihninde hayali bir çizgi kafesini yerleştirme ve nesneleri buna göre konuşlandırma alışkanlığı edinmenin çok faydasını görecektir. Sürekli uygulama yaptıkça bu süreç kendiliğinden bir hale gelecektir.
     

Sayfayı Paylaş