1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Foton ve DNA arasındaki ilişki nedir?

Konusu 'Fen ve Teknoloji' forumundadır ve -araz- tarafından 5 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. -araz-
    Ayyaş

    -araz- EYVALLAH... V.I.P

    Katılım:
    24 Aralık 2011
    Mesajlar:
    4.727
    Beğenileri:
    368
    Ödül Puanları:
    3.980
    Banka:
    439 ÇTL
    Foton ve DNA arasındaki ilişki nedir? Böyle bir ilişki olabilir mi?

    Kuantum Biyoloğu olan Viladimir Poponin ve Peter Gariev, fotonlarla, DNA'lar arasındaki ilişkiyi hazırladıkları özel bir deneyle göstermişlerdir. Bu deneyde öncelikle bir tüp Boşluk (Vakum) elde edilinceye kadar havası tamamen boşaltılır. Ancak Kuantum Fiziğinin Belirsizlik İlkesine göre boşluk, her an var olup yok olan foton çiftleriyle doluydu (elbette diğer parçacık çiftleri de mevcuttur). Bu fotonların tüpün içinde yerleri özel dedektörlerce tespit edilebilmektedir. Bu tespitlere göre de, fotonlar tüpün her yerinde, ancak düzensiz olarak mevcut oldukları görülmüştür

    [​IMG]

    Daha sonra foton parçacıklarının bulunduğu bu Vakum ortamına DNA molekülleri koyarlar. Sonuç oldukça ilginçtir. Çünkü düzensiz halde bulunan (davranan) fotonların, DNA molekülleri çevresinde belli bir düzen halinde şekillendikleri görülmüştür.

    Yani, DNA'larla, fotonlar arasında görülmeyen ve bilinenlere hiç benzemeyen bir etkileşme bulunmaktadır. Bir sonraki aşama daha da ilginçtir. DNA molekülleri tüpten çıkarılmış olsa dahi, fotonlardaki düzenli şekillenme, varlığını devam ettirmekteydi ki, araştırmacılar buna DNA Fantom Etkisi adını verdiler.

    [​IMG]

    Başta Dr. Steve Backster olmak üzere bazı bilim adamları da 1990’lı yılların başında Amerikan Ordusu adına yaptıkları deneylerle DNA 'ların bedenimizde olmadıkları zaman da, daha açık bir ifadeyle, vücudumuzdan parçalar (yani, doku, kan, deri, organ, …vs) alındıktan sonra da bunların düşüncelerimiz ve duygularımız tarafından etkilenebiliyor muydu? sorusuna cevap aradılar.

    Bunun için de öncelikle deneklerin ağızlarından doku ve DNA örnekleri alarak bunları laboratuardan tamamen izole edilmiş binanın diğer bir odasına, denekleri ise bu odanın 100 metre ötesindeki ayrı bir odaya götürdüler. Daha sonra da odadaki bu deneklere bir dizi video görüntüleri izleterek kendilerine ait olan DNA’larındaki elektriksel tepkileri belirlemeye çalıştılar.

    Bilim adamları deneklere, savaşta parçalanmış cesetlerden tutunda güzel, hoş manzaralara kadar birkaç saniyelik bir dizi filmler seyrettirilince, deneklerde oluşan duygusal hareketlilik, aynı anda DNA'larında güçlü elektriksel sinyaller şeklinde açığa çıktığını tespit ettiler.

    Hatta bu durum, aralarındaki mesafeler yüzlerce kilometreye çıkartıldığında bile devam etmekteydi. Bu iletişimin, ışık hızına göre aralarındaki mesafenin çok kısa olması dolayısıyla, bizlerce algılanamayan belli bir zaman aralığındaki bir süreçte mi, yoksa mesafeye bağlı kalmaksızın aynı anda mı gerçekleşmekte olduğunu öğrenmek için de, bu deneyler de atom saatleri bile kullandılar. Bunun sonucuna göreyse, tıpkı Kuantum Parçacıklarında olduğu gibi "Etkileşme", zaman ve mekana bağlı olmaksızın aynı "an’da" gerçekleştiği görülmüştür.

    Bunun anlamı aralarındaki mesafe eğer yüz milyonlarca ışık yılına çıkartılmış olsa bile aralarındaki etkileşimin yine aynı "an’da" gerçekleşmiş olacağıdır.

    [​IMG],

    Yine farklı araştırmacıların yaptığı bir başka deneyde de, laboratuarda hücreleri bulunan bir insanın, ölümü ile hücrelerinin de hemen öldüğü görülmüştür. Dr. Jeffery Thompson ise tüm bunları, “insan bedeninin nerede başlayıp nerede bittiğine dair hiç bir sınır yoktur” şeklinde çok net olarak özetlemiştir.

    Bu deneylerden bazı sonuçlar çıkmaktadır. Mesela bir kişi düşünce ve duygularıyla kendi genetiğini değiştirebilir. Dolayısıyla birçok kalıtsal hastalıkları bile DNA’larından yok edebilir (çok güçlü bir beyin bir başka kişi üzerinde de bunları yapabilir). Zaten en azıyla, insan moralinin başta bağışıklık sistemi olmak üzere içinde ölümcül hastalıklar da dahil çeşitli hastalıklara sebep olduğu veya ölümcül hastalıklardan bile kurtulmayı sağladığı bugün tıbben de onaylanmış durumdadır.

    Ortaya çıkan bir diğer gerçek de, bizlerin her gün tokalaşmakla, dokunmakla da üstümüze yapışan dokulardaki DNA’lar (ki bunlar üzerimizde canlı kaldıkları müddetçe) vasıtasıyla farkında olmaksızın duygusal olarak iletişim halinde olduğumuzdur. Böylece beynimiz bu durumdan da olumlu veya olumsuz olarak etkilenmektedir. Açığa çıkan bu gerçekler içinde, organ naklinde, organı veren ile organı alan insanlar (taşıyıcılar) arasındaki iletişimin kurulmuş olması da vardır
     

Sayfayı Paylaş