1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Fulya Codal - Nüans..

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 14 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL







    mutsuzluk aşeriyordu kadın, şiire gebeydi...

    Sevgili Sevgilim;
    canımın en can alıcı yerinde yaşayan
    usul usul sızlayan, hınzırca kanayan
    çektiğim acılardan bihaber
    gülümser yaram...

    Sevgilim;
    okumak ve yazmak kadar biraz da ölmek içindir şiir
    elinde bir el bombası; en iyi ihtimalle can çekişirsin
    bilsen ne çok kez öldüm!
    teşhissiz, biraz tesirsiz ve az da temkinsiz
    ne çok öldük, ne güzel öldük
    daha keç kez ölmek gerek kayıtlara geçmek için
    yaşarsak fark edilir miyiz?

    bugüne kadar yaşadığım acıların
    yaşayacaklarımın teminatı olduğunu bilseydim
    belki hiç dahil olmazdım bu cezbedici belkilere
    ve zehirli güzelliğine keşkelerin
    seven insan sevdiğinin yaşattığı acıları da bağrına basabilendir
    bazen söz öbekleri sarmaş dolaş olur ya ruhta
    öyleyse başımız gözümüz üzerine kelebek esintisidir erdemlerimiz
    erinçlerimizle ihya olurken 'sadakadır gülüşlerimiz'

    oluruna bırakmak gibi hatalarımız da oldu
    kolu bacağı kırık ve dişleri dökük
    sakat yalanlarımız vardı bizim
    şimdi olmayışımıza içleniyorum... ne garip...

    Sevgilim;
    insan yeri geldiğinde öfkelenmesini de bilmeli, acı çekmesini de...
    her şeyin hakkını vererek yaşamalıyız biraz da, ki yaşıyoruz da aslında
    az evvel böğürtlenli reçel yedim mesela
    kahvemi sütsüz içtim bu kez
    ve sayamadığım kadar çok kere dinlediğim bir şarkı başlattım sessizce
    şarkılar bile yoruluyor, ritmi bozulunca anlıyorum
    boğuk boğuk yankılanıyor odanın köşelerine çarparak
    içimden ona kadar sayıyıyorum sakinleşsin diye
    nedenini ben de bilmiyorum
    beklersem geçer ve her şey düzelir sanıyorum
    her şarkıda olduğu gibi bu şarkıyı da bizi düşünerek dinliyorum

    'adio kerida... adio kerida... adio kerida...'

    Sevgilim;
    bir şeyler çürüyor içimde
    saksıda fesleğen nasıl çürürse öyle
    bak diyorum! çok geçmeden fark edilmeliyim
    korkarım biraz daha sürerse böyle
    korkularım akrebin kendini zehirlemesi gibi beni yiyip bitirecek
    korkularım benden asude
    korkularım süratle yaklaşan bir yangın
    parmak uçlarımdan başlayıp bileklerime yayılan
    tüm vücudumda palazlanan bir ateş

    Sevgilim;
    ben şimdi burada aşkımızın mavi göğünden inmeliyim hayata
    incinmiş paraşütümle süzüle süzüle
    ve bıraktığım yerden devam edebilmem için
    geri dönmeliyim kutsal bildiğim topraklara
    belki diğer adı göçtür bunun
    belki sonsuz bir müsaade arzusu
    aslında işin doğrusu nedamet ağırlığı bu
    inandıkların uğruna mesafelerimiz çoğalmış olabilir
    bunun için öç alacak değilim insanlığından
    -inançlarımız,
    kendi yolumuzu en doğru biçimde çizmek için
    asfalt yolda beyaz şeritlerin bize eşlik etmesine benziyor-

    bu yüzden içimde sana karşı saf tutmuş zerre hınç yok
    bunu bilmeni isterim
    biz dağıtmakta usta, montajda sefildik
    yolunu şaşırmış iki ünlemin hüznü kaçmıştı gözümüze
    kendine zarar zehir ve ruhundan boşalmış zemberek
    aşk bir sfenks heybetinde, sükut yutmuş gibiydi içine
    nü_ans değilse neydi sen söyle
    sana çalmış çırıl çıplak bu -flu- renk
    yüksek tiraj ve kapalı oynayan bir trajedi
    minnet? senlik? hasret?
    neyse ne!
    sevgiden de dökülür, kederden de alındaki ter
    bilirim emeğin hazin uğultusunu
    işçi çocuğuyum ben!
    söylenip ortaya bırakılan yüksek oktavlı dedikoduları boşver, gel

    Sevgilim;
    ben biraz kaygı
    bir tutam tereddüt edinmeliyim
    birkaç güne dönerim
    bir yerlerden öfke bulup, bir şeylere hiddetlenmeliyim
    biliyorum çünkü; öfkelenirsem geçer
    ben ne zaman öfkelensem çiçekler gibi parıldar çehrem
    en çok hırslandığımda güzelim örneğin
    sen sevecen yanlarımı sevsen de, değişemem
    ama bekle, bekle n'olursun
    bak yeni yeni huylar ediniyorum
    insan büyüdükçe tuhaflaşıyor
    mesela küpeştede pörtlek gözlü bir çim adam yetiştiriyorum
    inan bu halime ben bile gülüyorum

    Sevgilim benim;
    hala sevgilim diyorsam aldırma, geçer
    hangi güzellik ömür billah kalıyor dimağımızda?
    adın bir marshmallow gibi eriyorken damağımda
    sen hala hangi kayıtsızlığının hesabını yapıyorsun?
    bırak Allah aşkına, bir yol göster
    günlerdir susa susa kanamaya başladı dilim
    cerahatli yaramsın ya aklımın ucunda
    migren gibi sızlıyorsun şakaklarımda
    sözlerinin morfin etkisine ihtiyaç duyduğum da oluyor
    böyle ağrılı ve sancılı zamanların koynunda

    Sevgilim;
    aşkımızın zarif celladı
    artık dönüş yok aramızda
    ne benden sana, ne senden yana
    ne senden geri, ne benden ileri
    ne ikimizin ortasında bir girdap
    galiba aşkımızın miadı doldu

    ben göğünde yurdunu arayan mor kafes
    sen yurdumda göğünü bulan siyah güvercin
    artık kadim varlığın; mükafatımdır ancak

    -nur topu gibi acı doğurmak için...





    Fulya Codal
     

Sayfayı Paylaş