1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Galata Kulesi ve Kızkulesinin Aşkı

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve yaren* tarafından 6 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. yaren*
    Neşeli

    yaren* Herşey olması gerektiği gibi ;) Özel üye

    Katılım:
    24 Haziran 2011
    Mesajlar:
    8.204
    Beğenileri:
    108
    Ödül Puanları:
    4.480
    Yer:
    Kimseye ihtiyacım yok ben kendime bile fazlayım...
    Banka:
    416 ÇTL
    İstanbul , masallardaki kaf dağı...
    İstanbul , aşkların , aşıkların kenti...

    İstanbul , sarhoşların meyhanesi..

    Ve İstanbul’u onun varlığıyla İstanbul yapan , gizemini taşıyan , alımlı , sevdalı , denizin ortasında , bir başına , yalnız , kendi kendine yeten , İstanbul’un uyurgezer kızı... Ulaşılmaz Kız Kulesi...

    Ve rüyalar aleminden gerçeğe kanatlarıyla akmış , Haliç’ten Boğaz’a doğru usul usul süzülen , var olduğundan bu yana dimdik ayakta İstanbul’u seyreden Galata Kulesi...

    Galata Kulesi’nin Kız Kulesi’ne aşkını bilir misiniz?

    İstanbul’un topraklarından fışkıran , gökyüzünden akan , denizinden çıkan hep sevdayken vurulmuş Galata Kulesi Kız Kulesi’ne... Zerafetine , ihtişamına hayran kalmış...

    Bakmayın Kız Kulesi nin aldırmaz tavırlarına, her ne kadar ilgilenmiyormuş gibi gözükse de o da vurulmuş Galata Kulesi ne. Lakin Kız Kulesi’nin ünü fazla olduğundan , endamlı olduğundan , alımlı olduğundan herkesin gönlü varmış onda... Ve Kız Kulesi de bundandır gözü yükseklerdeymiş...

    Galata Kulesi bunu bildiği halde asırlardır gözlerinin içine bakmış sevdiğinin ve sevmiş hep sevmiş... Bu büyük sevda uğruna kaç kez ıslanmış İstanbul’un delicesine yağan yağmurunda...

    Sonunda Kız Kulesi de sevdiğini söylemiş Galata Kulesi’ne... İstanbul’un uykuda olduğu zamanlar fısıldaşır dururlarmış. Öyle gizli konuşurlarmış ki dalgaların sesi örtermiş seslerini... Çünkü martıların konuştuklarını duymalarını istemezlermiş. Galata Kulesi sevdiceğine şiirler yazar , yürek çalkalayan şarkılar söylermiş. Kız Kulesi de yunuslarla gönderirmiş selamını...

    Ama gel gör ki koskoca bir Boğaz varmış hep aralarında... Ve bu Boğaz Galata Kulesi ile Kız Kulesi’nin birleşmelerine hiç izin vermezmiş...

    Onlar da asırlar boyunca yaptıkları gibi bakışmalarla , geceleri konuşmalarla , yunuslar aracılığıyla selam göndermelerle yetinirlermiş...

    Hikayesini bilir misiniz dedim ya Galata Kulesi ile Kız Kulesi’nin...

    İşte ben bir Kız Kulesi...
    İstanbul’un uyuyan prensesi...
    Ve sen Galata Kulesi...
    Bu dünyada bir deli aşık yani...

    ve şimdiye gelelim..
    Vapurdayız. Ahmet omuzumu dürterek,


    - Altan, Kız Kulesi?ni görüyormusun?


    - Evet... Çok güzel. Aslında İstanbul çok güzel bir şehir.


    - İstanbul?dan etkilendiğine göre, anlatacağım öyküden de çok etkileneceksin. Dinle bak şimdi, dedi ve

    öyküyü anlatmaya başladı.


    -İstanbul?da gökyüzü daha masmaviyken, Halicinde yakamoz eksik olmuyorken, boğazın soluğu insanı

    sarhoş ediyorken daha; yani aşk varken henüz, topraktan fışkıran, gökyüzünden akan, denizden çıkan hep

    sevdaymış.


    -Ya şimdi, şimdi böylemi peki?


    -Dur acele etme de dinle... Her şey çok güzelmiş, ama bir gün mavisi terk etmiş gökyüzünü, Haliç?te

    yakmozlar öldürmüş kendini, motor dumanı boğazı boğmuş, aşk da Gülhane?de meşeden bir sandığa

    kitlemiş kendini, küskün.


    -Yani şimdilerde adına aşk denilen şey, ?aşk? değil, öyle mi?


    -Evet, öyle ne yazık ki. Ama yine de birbirlerine bağlı bir çift kalmış İstanbul?da.


    -Kimlermiş onlar?


    -Galata Kulesi ile Kız Kulesi. Seviyorlarmış birbirlerini hâlâ. Her şey yarım kalsa da, aşk meşe sandığa

    kitlese de kendini. İstanbul?un derin uykuda olduğu gecelerde fısıldaşır dururlarmış birbirlerine.

    Fısıltılar öyle sessiz, öyle derindenmiş ki, dalgaların sesi örtermiş seslerini. Çünkü martıların,

    konuştuklarını duymalarını istemezlermiş. Galata Kulesi boyuna şiirler dizer, yürek çalkalayan şarkılar

    söylermiş Kız Kulesi?ne. Kız Kulesi yunuslarla gönderirmiş selamını. Galata Kulesi sormuş:


    - Ey Kız Kulesi, neden bu kadar güzelsin?


    Kız Kulesi yanıt vermiş:


    - Senin beni sevmen için.


    Galata Kulesi sormuş:


    - Ey Kız Kulesi, peki sen beni seviyormusun?


    Kız Kulesi?nden ses yok. Bir kez daha sormuş kederli bir sesle:


    - Ey Kız Kulesi beni seviyormusun?


    Kız Kulesi üzgün:


    - Evet... Evet, çok ama...


    - Ama?..


    - Aşk meşe sandıkta, bıraktı giti bizi. Deniz kirlendi. Gökyüzü karardı. O olmadan nasıl?.. demiş.


    Galata Kulesi çok kederlenmiş bu işe. Artık şiirlerinden, şarkılarından keder akıyormuş. Kız Kulesi

    ağlıyor, yüreğini dalgalara dövdürüyormuş. Yunusları bile görmez olmuş gözü.


    - Bir başkası mı varmış yoksa?


    - Hayır, bu keder ikisinde de varmış. Çünkü aşkın meşe sandığa kendisini hapsetmesiyle, birbirlerine

    karşı duydukları sonsuz sevginin anlamını yitireceğinden korkuyorlarmış. İkisi de üzgün, ama umutlu,

    anlaşmışlar birlikte. Sevgimiz temiz kalmalı, denizin pisliği, gökyüzünün dumanı kirletmemeli

    sevdamızı, diye. İşte o gün bu gündür bekler durur Galata Kulesi ile Kız Kulesi. Heyecanla bekler ikisi de

    aşkın meşe sandıktan çıkarak doğayı yeniden kucaklamasını.
     
    YoRuMSuZ bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş