1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gardrobun içinden çıkalım artık

Konusu 'Serbest Kürsü' forumundadır ve yaren* tarafından 4 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. yaren*
    Neşeli

    yaren* Herşey olması gerektiği gibi ;) Özel üye

    Katılım:
    24 Haziran 2011
    Mesajlar:
    8.204
    Beğenileri:
    108
    Ödül Puanları:
    4.480
    Yer:
    Kimseye ihtiyacım yok ben kendime bile fazlayım...
    Banka:
    416 ÇTL
    Beni dinleyin kazağı pantolonuna uymadı diye tüm gününü bedbaht geçiren, fiyatı ...kabarık bir entariye aşk ile bağlanan, ya da bilmem ne marka ayakkabıyı alıncaya kadar gözüne uyku girmeyen gardırop sakinleri!!!

    Hiç düşündünüz mü tarih büyük işler yapan adamların kıyafetlerinden bahsetmez. Bir ressam çizmemiş olsaydı nereden bilecektik Napolyon’un kırmızı ceketini, Shakespeare’in fırfırlı gömleğini, Kanuni’nin cübbesini. Ve yine tarih; bir ressam kâğıda aktarmadıkça ya da bir deklanşör patlamadıkça imajlardan da bahsetmez; Karl Marx’ın fırça gibi sakalına inat, Hitler’in badem bıyığından, Lenin in göbeğinden ya da Mao’nun hiç yıkanmamış olmasından…

    Beni dinleyin ey yürüyen kumaş topları;
    İnsanlar “Suç ve Ceza”yı okurken “Dostoyevski bu kitabı yazarken acaba üstünde ne vardı” diye düşünürler mi sizce? ya da Balzac’ın Vadideki Zambağı yazarken kıyafetlerini nasıl kombine ettiğini? Fatih’in atı Akşemseddin’in cübbesine çamur sıçrattığı zaman Fatih’in mahcubiyetini bırakıp da kimse cübbenin rengiyle, keten mi ipek mi olduğuyla ilgilenmez. Ya da Hz. İbrahim İsmailinin boğazına bıçağı dayadığında kimse Hz. İbrahim’in teslimiyetini bırakıp da gökten inen koyunun yününden mi yoksa derisinden mi yararlanıldığını sorgulamaz.

    Hiroşima da ölen insanlar hangi modayı takip ediyordu sizce, kimono boyları o yıl kısamıydı uzun muydu? Titanikte batanlar az sonra öleceklerini bilseler ne giyerlerdi sizce? İsrail tanklarına taş atan çocuklar; ağızlarına bağladıkları poşuya uygun bir aksesuar olsun diye mi aldılar o taşları ellerine? Srebzeniska da çukurlara doldurulan cesetlerin üstünde ne vardı biliyor musunuz sadece soykırım urbası! Beyrutun semalarında yanıp sönen ışık şehir sakinlerinin kıyafetlerini aydınlatan bir spot lambası değildi…

    Beni dinleyin ey gardırop sakinleri! Aslında sizin ne giydiğiniz kaç çeşit giydiğiniz sadece sizi ve tekstil sanayini ilgilendiriyor. Entegre bir israf dokuyor tüm tezgâhlar. İhtiyacından fazlasını alan, her gördüğü kıyafete hırs ile bağlanan bir nesil, kıyafet kalitesinden ziyade karakter kalitesine dalmış olsaydı sokaklar böyle podyuma dönmezdi.


    Çık içinden gardırobun ve efendimizin tabiri ile kendin için değerli olandan infak et.

    Ya da bana ne! Ne yaparsan yap!
     

Sayfayı Paylaş