1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Garip kamp hikayeleri

Konusu 'Hikayeler / Efsaneler' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 4 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Ahmet, elinde valizi şosede otobüsten inmişti,

    bundan sonra köyüne yayan gidecekti...Gökte

    yıldızlar, sanki gülüyordu delikanlıya, ne çok yıldız

    vardı, "askerlik bitti Dudu, çok şükür az sonra

    sana kavuşacağım !"diye geçirdi içinden. Yürüyordu

    yolu... Ekim ayının serin bir gecesiydi, bozkır ucu

    bucağı belli olmayan boz kır,önünde uzayıp gidi-

    yordu. Çocukluğu aklına geldi birden, yaz geceleri

    anası ile babası odalarında yatarken, o kız

    kardeşleri ile damda yatardı. Yer yataklarında

    gece yarılarına kadar kikir kikir gülerek, kendi ara-

    larında şakalaşırlardı...En ilginci de gökteki, yıldızı

    aralarında paylaşırlardı...Ahmet, sabaha karşı

    görünen en parlak yıldız olan demir kazık

    "çoban yıldızını severdi" ...

    Yolun kenarında, biçilen ekin tarlaları görünü

    yordu...Harman sonu, düğün gününü kararlaştırmış-

    lardı, Dudu'nun babası ile kendi babası.

    Babası, "Sağılacakla teskereni al gel, düğününü

    yapalım oğlum!"diye mektup yazmıştı. Trene biner-

    ken, kuracağı yuvanın düşünü kuruyordu..Konpart

    manda, yaşlı bir adamla, genç bir kadın vardı..

    "Oğul, pek dalgınsın, dikkat ettim, yüzün hiç

    gülmüyor, bir sıkıntın mı var ?"diye sormuştu yaşlı

    adam. Gülümsemişti, " teskeremi aldım, vatan bor-

    cunu yapıp köyüme sevdiklerime dönüyorum

    amca !" diye cevap vermişti..Adam, "nerelisin ?"

    diye sormuştu. Köyünün adını söylemişti...

    Tren birkaç istasyonda durmuş, inenler, binenler

    olmuştu...Yol yorgunluğunun üstüne uyku da

    bastırmıştı. Trenin sarsıntılı sesi, arada bir çalan

    düdüğü, askere giderken, kendisi gibi son tertip

    olan asker adaylarının, kiminin neşeli kiminin yakın

    larının gelmemesi nedeniyle buruk olmasını anım-

    sadı, gülümsedi, "Ahmet efendi ! askerlik bitti

    köyündesin işte..!"diye söylendi kendi kendine...

    Annesi ile babası, bacıları kim bilir nasıl şaşıracak-

    lardı...Tezkere gününü , yazmamıştı babasına

    Süpriz yapacaktı ! Dudu, yeşil gözlü, yay kaşlı

    yavuklusu karşısında görünce kimbilir nasıl sevi-

    necekti...Yanıklar köyünde, şimdiye kadar böyle

    düğün ne gördük ne de yaşadık !Aşkolsun

    Ahmet'lere diyeceklerdi...

    Köyün mezarlığına gelmişti. Taşlarla çevrili

    mezarlığın yanından geçerken içi ürpermişti

    nedense...Oysa, askerlikte, nöbet tutarken, karşıda

    mezarlık vardı, her gün, bu mezarlığa cenaze

    arabasıyla, erkek ,kadın, çocuk, yaşllı her dinden

    her mezhepten cenaze geliyordu. Müslüman mezarı

    hemen belli oluyordu.. Mezar taşının üstünde ay

    ve yıldız, ölenin adı soyadı, cinsiyeti , doğum

    ve ölüm tarihi, baba adı, memleketi yazılıydı...

    Mezarlığı geçmişti ki, arkadan sinsice yaklaşan

    bir tilki bacağını ıssırdı. " Vay namussuz hayvan !"

    diye tilkiye yerden bir taş alıp attı, tilki çoktan

    karşıya geçip mezarlığa girmişti...

    Köye, girdiğinde, gecenin bi yarısı olmuştu.

    Köy derin uykudaydı...Işıklar sönmüş, gök yüzünde

    testekerlek bir ay vardı, hava açıktı. Ayak sesine

    köyden birkaç köpek havladı...

    * * * *

    Avlu kapısından girdi, dut ağacına zincirle

    bağlı, kara kıllı, kulakları kesik bir köpek, sahibini

    tanımadığından , zinciri koparmak için yırtınırken

    Osman efendi, ayak yoluna çıkmak için, taş merdi

    venden iniyordı ki karşısında valizli, uzun boylu

    sırtında goçuk, Ahmet'i birden karşısında görünce

    tanıyamadı, "hayırdır inşallah ! Bu eli valizli kim

    bu gece vakti gelen !" diye söylendi...Ahmet,

    gülümseyerek, ay ışığında, balmumu gibi sarı yüzlü

    babasına baktı." Baba!beni tanımadın mı ?"dedi.

    " Ben Ahmet !" Adam, " Amet, oğlum !" diye sesi

    titredi.."Hayır mı oğlum ? Gece vakti insan gelir mi?

    Gündüz gelir insan, haydi yukarı çık, ben de

    su döküyüm geliyom "

    Ahmet , babasının açık bıraktığı kapıdan girdi..

    Osman efendi, etrafı taşla çevrili yüz numaraya

    oturarak büyük aptestini yaptı, sonra, naylon

    ıbrıktan su dökerek k.... yıkadı, sonra yerden

    sabunluktan el sabununu alarak, ellerini yıkadı

    şalvarını yukarı çekerek, merdivenden eve çıktı.

    Ahmet, elindeki valizi, kapı girişine koydu.

    Sonra babasının eline geldi, yaşı adam, oğlunun

    yüzünü öptü. Delikanlı, "Anamla,bacılarımı uyandır

    ma baba !"dedi.."Sabah olsun, görüşürüm..."

    Yaşlı adam, "yol yorgunusun oğul, yatağını

    yapsınlar da yat !" dedi..

    "Baba sen rahatına bak ! Ben şu sedire

    uzanırım...!" dedi..

    Osman Efendi, bir battaniye getirdi.

    "Uyuyanın üstüne kar yağarmış, şunu üstüne ört

    Ahmet, yastığa başını koyar koymaz uyudu

    * * * *

    O sabah, erkenden uyanan Ahmet, ocakta

    süt kaynatan annesinin elini öptü..Yaşlı kadın,

    sevinçten gözleri doldu geldi..Sarıldı oğluna.

    "Ana...Anacığım nasılsın ? Hastalığın nasıl oldu ?"

    dedi . Yaşlı kadın, "yaşlandık gayri oğul...! Baban

    şeere götürdü, doktura gösterdi, şu kırmızı hapları

    verdi, kullanalı dizimin ağrısı azaldı !"dedi..

    Sabah namazını kılan Osman efendi, karısına

    " süt piştiyse, Amet'e koy da içisin !" dedi..

    Delikanlı, "Eee...siz de ne var ne yok ?"dedi..

    Yaşlı adam, " Biz iyiyiz oğul, maşallah eskerlik

    sana yaramış...! Ne o ? Çorabı niye çıkardın ?"

    "Evde kolanya var mı ? Namussuz tiki ıssırdı.."

    dedi..Yaşlı adam, "durup dururken tilki ıssırmaz

    oğul...Doktora gitsen iyi olur...!"

    Ahmet, güldü, "tilkinin ısırığından ne olacak

    baba! Alt tarafı bir sıyrık ..."

    Keziban, ağabeyisine sarıldı, öptü. Ahmet

    gülerek, "kız büyümüşsün , hem de güzelleşmişsin

    dedi..Kızın yüzü kızarmıştı. Sonra, "Dudunun haberi

    yok ! Git geldiğimi haber ver, ben de yarın

    giderim !"dedi..

    * * * *


    Dudu, Ahmet'in askerden teskeresini alıp gel-

    mesine çok sevinmişti. Çeyizini düzmüş, kaynanası

    kayınbabası ve Ahmet!le şehire giderek, gelinliğini

    almışlar, sonra , kız eviyle anlaşarak, gelin için

    gerekli ev eşyalarını almışlar, düğün gününü karar

    laştırmışlardı. Ekimin, ikinci haftası, Cumartesi günü

    başlayacak düğün, Pazar günü gelinin baba evinden

    alınıp oğlan evine götürülmesi ile son bulacaktı.


    Osman Efendi, düğün sofrasını üst kata

    kurdurmuştu...Kadınlar da alt kattaydı..Üst

    kat yetmediği için, bahçenin içine de masalar

    atılmıştı. Evin çatısına bir bayrak, bayrak direğine

    de elma takılmıştı. Komşu Köylerden, şehirden

    gelen misafirler üst kata alınıyordu. Davul ile

    zurna, oğlan evinin kapısında, okuntuya gelenleri

    selamlarken, okuntucular davulcu ile zurnacıya

    gönlünden ne koparsa veriyordu. Osman Efendi,

    silah atılmasını istemediği halde, delikanlılar, erkek

    ler halay çekerken, tabancanın namlusuna kurşun

    sürüp tetiğe basıyorlardı...

    Ahmet rakının verdiği mahmurlukla başı

    dönüyordu...Ama, hareketleri, bir garipti, onu

    tanıyan delikanlılar, "Ahmet'i rakı çarptı galiba

    diye gülüyorlardı..

    Dudu, eline kına yakılırken, kızın biri "Yüksek

    Yüksek tepelere ev kurmasınlar , aşırı aşırı memle

    kete kız vermesinler !" diye türkü söylüyor, adet

    olduğu üzere, gelin ağlatılıordu...Dudu ağla sa da

    "hem ağlarım hem giderim misali içi heyecandan

    titriyordu...

    * * *

    Ahmet, Duduyu kuaföre götürerek saçlarını

    yaptırmış, kendisi, lacivert bir elbise, ve beyaz bir

    gömlek, ayaklarına da siyah bir makosen ayakkabı

    almıştı.


    * * *
    Gerdek odasına girdiklerinde ikisi de heyacanlıy-

    dı...Ahmet'ın bakışları bir garipti, kızı öperken ca-

    nını acıtıyordu...Ama Dudu, heyecandan sanarak

    katlanıyordu buna...Giderek, delikanlının hareket-

    leri daha da dengesizleşmişti...Kızın neresi gelirse

    ısırıyor, göz bebekleri büyüyor, ağzından beyaz

    köpükler geliyordu. "İmdaaaat!" diye bağıdı.

    Çığlığı, kapının dışında, kanlı çarşaf bekleyen

    yengelerden biri duydu. Kızın çığlığına, utanmayı

    neyi bir tarafa bırakarak, odaya girdi..Manzara

    korkunçtu, kızın her tarafı diş izi ve kandı..

    " Aman Allah 'ım ! Ahmet kudurmuş !" diye

    avazı çıktığı kadar bağırdı. Sesi duyan sağdıç

    Hüseyin, içeri daldı, belinden tabancasını çıkarıp

    kızın üstüne abanan, Ahmet'in tam kafasına nişan

    alıp tatiğe bastı, odanın içini önce şiddetli bir

    patlama aldı, sonra Ahmet arka üstü devrildi...

    Osman efendinin nutku tutulmuştu sanki. Ahmet'in

    annesi,kalb krizi geçirirken, iki kız kardeşi ,yerde

    cansız yatan, ağzının kenarında köpükler olan

    ve damat elbisesi ve beyaz gömleği kan içindeki

    talihsiz ağabeylerine ve murada eremeyen geline

    ağlayarak bakıyorlardı...

    Zavallı Dudu, eli yüzü kan ve diş izleri içinde

    korkudan tütriyordu. Yaşadığı korkunç olayın

    etkisinden hala kurtulamadığından şoka girmişti

    Sağdıç Hüseyin, karakolda alınan ifadesinden

    sonra serbest bırakılmıştı

    *******

    Dudu, nun ailesi, o olaydan sonra köyden

    göç etmişti...Dudu, kurtuldu mu yoksa kudurup

    feci şekilde öldü mü ? Aile nereye gitti, başlarına

    ne geldi bilen yok...

    Ama, her ekim ayında, Dudu kızın düğününün

    olduğu gün uğursuzluk sayıldığından, evlenen

    gençler, gerdek gecesini o güne denk getirmezler.

    Ve gelinlik kızlar, her ekim ayında, oturup ağlar

    Ahmet, in mezarı, köyün girişindeki, mezar

    lıkta, etrafı taş duvarla çevrili mezarlarlığın içinde

    en yeni mezar, Ahmet'in mezarı, mezarının başına

    konan mermerde, Ahmet'in adı soyadı, baba adı

    doğum tarihi ,doğum yeri, ve ölüm tarihi yazılı
    *******************************
     
  2. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Mezarliktaki Yangin
    Su an 17 yasindayim ve olay bundan 3-4 sene evvel YASANMISTIR. O yaz en büyük zevkimiz arkadaslarla gece asagi inmek idi ve hemen hemen indigimiz her gece birbirimize korku hikayeleri anlatirdik. Anlattigimiz hikayeler genelde kendi hayal ürünümüz olurdu fakat anlatirken sanki yasamis gibi anlatirdik ve kendi uydurdugumuz hikayeye o ortamin verdigi gerilimle kendimiz de inanir ve korkardik. Içimizde en çok hikaye anlatan Nedim diye bir arkadasimiz idi. Nedim yasça bizden büyüktü ve bizi korkutmayi iyi basariyordu açikçasi. Yine böyle bir gecede Nedim bize çok ilginç bir hikaye anlatti. Hikayeye göre bazi insanlar sebepsiz yere içlerinden gelen bir atesle küle dönüsecek kadar yaniyorlarmis. Bu yanma o kadar çabuk gerçeklesiyomuski, kendisini kurtarmaya zamani olmuyormus kurbanin. Ayrica bu olay kurban yalnizken gerçeklesiyormus, yani görgü tanigi olmuyormus hiçbir zaman. Bu anlattigi hikaye ilginç oldugu kadar inandirici gelmemisti çogumuza. Fakat Nedim evinden getirdigi ansiklopedi de yazilanlari bize gösterince tüylerimiz diken diken olmustu hepimizin. Bu olaylar gerçek yasanmis olaylar olarak anlatiliyordu ansiklopedide kanitlari ile. O gece eve kosar adimlarla çiktim ve bütün gece gözlerime uyku girmedi. Ertesi gün ise belki hepimiz için hayatimizin en korkunç günü olmustu. Gelen habere göre Nedim bir sokak arasinda ölü bulunmustu ve isin ilginç yani Nedim'in gömüldügü mezarlikta 1 hafta sonra yangin çikmisti ve bütün mezarlar yok olmustur.Inanmayan arkadaslar eski gazeteleri karistirabilirler. Tarih: 3 Eylül 1997, Mersin mezarligi orman tarafinda onlarca mezar yanmistir.


    Tepedeki Ev
    Yillardan 1994'dü.Ben annem ve abim Tunceli'deki köyümüze gitmistik.O zamanlar 12 yasinda falandim.Oraya gittik ve amcamlarin evine yerlestik.Benim orada tanidigim hiç kimse olmadigi için ben amcaogluyla(Yusuf)la oynuyordum.O bana biraz macera yasamak istediginden falan bahsederdi hep ve bir gece onla uyumadik ve biraz macera yasabilmek için neler yapabilecegimizi düsündük ve en sonunda köyü çevreleyen daglardan birindeki bir eve gitmeyi önerdi Yusuf fakat bunun çok tehlikeli olabilecegini köyün ileri gelenlerinin sik sik onlari oraya çikmamalari konusunda uyardigini söyledi.Bizde bunu büyük bir gizlilikle yapacaktik.Yusuf'un en yakin arkadasi Ismete anlattik düsündügümüzü ilk basta biraz tirsti fakat daha sonra oda bunu kabul etti.Ertesi gün çantalarimizi,yiyeceklerimizi hazirladik ve erkenden yola çiktik.O gün hava biraz pusluydu ve içimden bir ses bunun tehlikeli olabilecegini söylüyordu.Fakat bunu onlara söylemedim ve yolumuza devam ettik ve yolda giderken etrafta bol bol koyu,inek,keçi,tavuk gibi hayvanlarin kemikleriyle karsilasiyorduk ben biraz daha korkmustum ve nerdeyse aglamak üzereydim.en sonunda oradaki eve vardik ve içeri girdik içerde anlamadigimiz diller yazilar falan vardi ve penceresi oldugu halde içerisi karanlikti içeride anlayamadigimiz çok degisik cisimler vardi etrafta taslarin içerisinde sular falan vardi.Ve döner biçagi gibi kocaman ama paslanacak kadar eski birkaç biçak vardi birden Ismet degisiverdi sanki biz kormaya baslamisken o gülüyordu.Kendi kendine oynasirken taslardaki suyu üstüne döktü ve bir biçagi eline alip oynamaya basladi bir anda biçakla oynarken biçakla parmagini kesti ben çok korkmustum aglamaya basladim çünkü bir anda Yusuf da degismis sanki çildirmis gibi oldu bu arada Ismetin parmagi çok feçi bir sekilde kaniyordu.Daha sonra kostum kostum sanki bir sey beni kovaliyor gibiydi ve annemin dürtmesiyle uyandim bana gece boyunca döndügümü,agladigimi tepindigimi söyledi.Kahvaltida Yusufla konusmaya basladim rüya mi anlattim ve belki inanmayacaksiniz ama bana tepedeki evi nerden bildigimi sordu.Daha sonra disari çiktik ve Ismeti gördük parmagi sariliydi...


    Yalniz Degiliz
    Öncelikle 34 yasinda ve çok iyi bir sirkette, iyi bir görevde oldugumu belirtmek isterim. Hayatimi, yasayabildigim derecede modern sartlarda yasayip, gece kluplerinden, partilerden çok zevk alan, sosyal yasantisi çok renkli bir hanim oldugumu da. , Sizlere sadece 1 olay degil, birbirini takip eden bir kaç olayi anlatmaya çalisacagim. Aslinda yillardir bunlari unutmaya çalismis ve en yakinlarimla bile paylasmaya cesaret edememistim. Ama sizlerin hikayelerini okuduktan sonra, benim, yasadiklarimin ne kadar gerçek ve de aslinda ne kadar ürkütücü olduklarini bir kez daha kavradim.
    Bizler, asla...Yalniz degiliz...

    5 yaslarindayken geceleri korkuyla uyanir hale geldim. Sebebi belirsizdi..Hatirladigim tek sey gece yataga yatip, gözlerimi kapatmaya korktugum.. Bir an da kapinin arasindan yattigim odayi kara kara agir, bulutumsu seyler kapliyordu ve ben nefes alamiyordum. Bu olaylar her gece olmaya basladi. Kimseyi bunlara inandiramadim. Çocukça kapris sandilar. Ve her ne sandilar ise..Bilemiyorum. En sonunda odama gitmeye korkar hale geldim. Çünkü beni oarada, bekleyen, görünmeyen, agir bir sey vardi... Gecelerim aglamakla ve korkuyla geçmeye baslamisti ki...Ailem..(Annem Yugoslav Arnavut, babam Yunan asillidir ) batil inançlara sahip degildir..Öyle olduklari halde , eve yasli birini getirip, kursun döktürdüler, okuttular, bir süre boynumda küçük bir kuran tasidim. Sonra yavas yavas bitti bu olay.. Bu bir karabasan miydi? Bilmiyorum. Halen bilemiyorum


    Ruh
    Öncelikle merhaba demem gerekiyor sanirim. Size yazacagim olay teyzamin basindan geçmistir. Benim bütün teyzelerimin basindan böyle seyler geçmistir hepsini yazmak isterdim ama sadece bir kaç tanesini yazacagim. Bir gün Ankara'ya gittigimde teyzemlerde kalmistim ben teyzem ve 2 kuzenim. Teyzem böyle seyleri konusmamizi istemiyordu ama biz yinede konusuyorduk. Kuzenim teyzemin (onun annesi oluyor) basindan geçen bir olayi anlatiyordu. Vede sunu belirtmem gerek bu teyzem böyle seylerden hiç korkmaz yine sorarsin hiç ürkmedin mi diye hayir der. Yani gecenin 3 ünde yatirlariyla ünlü bi köyde disari çikma cesareti bile gösteriyor. Açikca söylemek gerekirse ben asla çikamazdim. Herneyse benim ölen bi kuzenim daha vardi. Ben hiç görmedim onu çünkü ya dogmamistim yada 1 yasinda bile degildim. Bir gün teyzem onun ölümünden sonra gece yataginda onu düsünmeye baslamis öbür tarafta nasil acaba? Diye kendi kendine soruyor ve agliyrmus her gece oluyormus bu her gece istemeden agliyormus. Bir gece yine onu düsünürken (normal olarak gözleri kapali) bir kararti fark etmis ve gözlerini açmis karsisinda ölen kuzenim duruyormus. Bir süre teyzeme gülerek bakmis ve el sallayip gitmis. Sonra teyzem anlamiski öbür tarafta mutlu. O günden sonra hiç düsünmemis onu. Vede sadece kuzenim annesine yani benim diger teyzeme anlatmis bunu vede o 2 kuzenimde gizli gizli dinlemisler. Vede bana anlattilar. Haa aklima gelmisken bu teyzemin basindan bir olay daha geçmis. Yine gece tuvalete gitmis sonra odasina geldiginde bi dedenin teyzemin sandiktaki geceligini giydigini görmüs sonra teyzem 'kisa gelmis dur çikarda uzatayim'demis ve egilmis geceligin ucuna sonra dede kaybolmus elbisede yere düsmüs. Aslinda bu anlatiklari bana biraz saçma geldi ama teyzem dogru oldugunu söylüyor (bizim israrimiz üzerine anlatmisti bunu). Zaten teyzemin yalan söyleyecegini sanmam. O gece 2 kuzenimle beraber hiç uyuyamadik çünkü hepside dogruydu bu anlatilanlarindan sonra uyurken hep tikirtilar duyduk vede sesler. Ama sabah kalktigimizda komik geldi çünkü hepimiz korktugmuzda psikolojik olarak böyle seyler uydurabiliriz yada bazi esyalari ruha cine cadiya falan benzetebiliriz. Yazacagim o kadar çok sey varki artik onlari da baska yazilarimda sizlere aktaririm.


    Seytan
    Yil 1994 temmuz ayi cumartesi aksami.. Ben ve kardesim o aksam yemek yiyorduk ve aniden zil çaldi, kapiyi annem açti.Kapida olan kisiler arkadaslarimdi ve bizi asagiya çagiriyorlardi saat 10.00'na geliyordu sofradan kalkar kalkmaz asagiya indik arkadaslarimizla her gece korkunç hikayeler anlatirdik, (Gece dedim çünkü sabahlara kadar oturur hikayeler anlatir oyun oynardik) her kafadan bir hikaye çikardi ortaya ama birbirimizi korkutmak için yaris yapardik.O aksam herkez hikayesini anlattiktan sonra oyun oynamaya karar verdik, o zamanlar 11 yasindaydim ve saklanbaç oynamayi çok seviyordum. Ebe saymaya basladiginda herkes yerini almisti ve bende, tabiki ben o anki olacak olaylardan haberdar degildim, kim bilirdiki seytani karsimda görecegimi neyse konuya geçelim ben yerimde ebenin saymayi bitirmesini bekliyordum ebenin saydigi binanin yan tarafindaydim ebebin saymasi bitmedigi için sikintiya girmistim o, an arkami dönmemle dona kalmam bir olmustu simdi seytanla karsikarsiyaydim o herkesin bildigi gördügü bir tipten degildi (tabiki görenler için..) 2 metre boyu,yumrugum kadar iri ve kipkirmizi gözleri çatal biçiminde uzun asasi 2 adet iri buynuzlari ve üstünde siyah birseyi vardi ama ayaklari yoktu evet yanlis okumadiniz ayaklari yoktu adeta uçuyordu o, anda vücudum çözülü vermisti hemen bahçenin ortasindaki kuyunun arkasina saklanmistim ebe agladigimi duyunca hemen arkadaslara haber verdi bu seytani yakin arkadasimda görmüs ve oda çok korkmustu. (ismini vermeyecegim.) Ve bu olaylardan sonra her pisligin yaninda cinlerin olduguna saitlik ettim. Ertesi sabah seytani gördügüm yere geldik orada bulunan ev bombostu evin içinde bir el vardi ve sanki el bizi seyrdiyordu önce inanmadik sonrada banyoda gördük ev zemin kattaydi banyonun penceresinden içeri yumurta kartonu attik ve karton geri geldi ve bu olay bi kaç defa gerçeklesti ne zaman oraya gitsek üst kattakilerin kizini yerde baygin buluyorduk ve bu olaydan sonra bisey farkettimki ne zaman korkunç hikayeler anlatsak ozaman kötü seyler oluyordu ama anlatmayida seviyorduk. Bu yüzden siz siz olun sakin korkunç seylerden bahsetmeyin eger cinlerden bahsedecekseniz kötü varliklar diye konusun, bunu sakin unutmayin...


    Karabasan
    Ramazan ayinin ortalarindaydik. Ertesi gün oruç tutmak için sahura kalktim ve uykulu bir halde yemek yedikten sonra, henüz daha sogumayan sicak yatagima uzandim. Uykuya dalar gibi olmamla birlikte üzerimde bir agirlik hissettim. Gözümü açtim ve hareket etme çabalarim sonuçsuz kaldigini gördüm. Yatagimin bulundugu yerden yemek masasinda yemek yiyen annemi görmeme ragmen bir türlü hareket edememem, beni çok sasirtmisti. Vücudumun hiç bir noktasini hareket ettiremememin yani sira parmagimi bile kipirdatamamam beni iyice telaslandirdi. Çünkü daha önceden böyle bir olayla hayatim boyunca karsilasmamistim. Müthis bir güç harcamama ragmen hareket edemiyordum ve avazim çiktigi kadar bagirmaya basladim. Aman Allah'im sesim de çikmiyordu. Yaklasik 3-4 metre uzakta olan anneme lütfen beni kurtar dercesine çirpinmalarima karsi bir türlü kendimi farkettiremiyordum. Artik dayanamayarak gözlerimi kapadim ve "Yeter artik ne zaman bitecek bu iskence? Yoksa ölecek miyim?" gibi düsüncelere dalarken, birden birinin elini omzumda hisettigim anda üzerimdeki agirlik bir anda yok oldu. Bagirarak gözlerimi korkuyla açtigimda omuzundaki elin anneme ait oldugunu görmenin rahatligiyla, yataktan siçrayisimin sesi tüm ev halkini ayaga kaldirmisti. Peki neydi o üstümdeki cisim? Bir insan uykuda olabilir ama gözleri açik asla...


    Rüya
    Alti yasimda sokaga çikmaya baslamistim (abim yanimda olmadan annem disari çikmama izin vermiyordu). Yine böyle birgünde abim beni yalniz birakmis, arkadaslariyla konusmaya dalmisti. Bende topumla bir saga sola kosuyordum. Zevkten dört köseydim, özgürdüm kocaman sokakta, topu istedigim kadar havaya atabiliyordum, evimizin dar koridorundaki kisa ve yorucu kovalamalar artik, uçsuz sokakta terden sirilsiklam olmaya birakmisti yerini... Sonra yine topun pesinden kosuyordum, kosarken arkamda birseyin nefes alip verdigini hissettim. Bu sefer beni kovalayan birsey vardi, o kocaman sokakta. Arkama bakmaya kalmadan kulagimin dibinde havlama sesleri yankilanmaya basladi. Hiç tereddüt etmeden aglamaya ve kosmaya basladim. Dün gibi hatirlarim agzimdan "anne geliyor, tut annecim, anne geliyor....." sözcükleri dökülüyordu. Sonra abim farketti ve kurtardi ama olan olmustu birkere...Olayin konusuda burda basliyor. Köpeklerin kovalamacasiyla baslayan korku, yerini geceleri gödügüm rüyalara birakti. Artik rüyalarimda sürekli kovalaniyordum, bazen seklini hiçbirseye benzetemedigim konusan insani varliklar, bazen yalvartan köpekler ve en garibi de üzerime örttügüm yorgandi. Bazi geceler rüyalarimda, uyumak üzereyken bogulmaya baslardim, beni bogan sey ise yorganimdi. Aniden heryanimi sararak üstüme bastirmaya baslardi. O an " nefesim kesilirdi, sanki bir caninin kucagina düsmüs gibi olurdum. Uyandigimda kendi sürekli kucaklarda bulurdum. Annem, abim ve babam bu üçlünün arasinda nöbetlese dolanirdim. Uykudan uyanirken kendini birinin kucaginda bulmak korkunun baska bir yüzü olsa gerek. Nedeni, sabaha kadar neler oldugunu hatirlmaya çalisip aklina geldikçe ayni korkulari tekrar tekrar yasamak. Hayatimdaki garipliklerden biride, annem beni yikarken banyoda benimle beraber yikanan çocuklar görürdüm, bazen sessizce aglamaya baslardim bazende bitene kadar sabirla izlerdim. Bunun yüzünden bir keresinde evin ortasinda legenin içinde bile yikandigimi hatirlarim. Korkular bizleri yipratir, sizlere tavsiyem yokmus gibi davranmayin, çünkü heran bir sürprizle karsilasip kötü sonuçlar dogurabilir. Halen rüyalarimla beraber yasiyorum, korkuyorum ve apansizca uyaniyorum ve düsünüyorum ki bende birilerinin korkulu rüyalari oluyorum. Bazen gözümü açtigimda evimden uzaklasmis ve sevmedigim insanlarin çok yakininda buluyorum. Size yazmaya devam edecegim. Eger benimle korkularini paylasmak paylasmak isteyen arkadaslar olursa mail adresimi verebilirim...


    Musalla Tasi
    Köyümüz, Tipi Köy Iç Anadolunun en eski köylerindendir.Köyümüzün mezarligi evimizin tam karsisindaydi.Komsumuzun bize orada garip seyler gördüm, demesi bizi ne kadar ürkütsede inandirmiyordu.Ta ki Burak arkadasimin sünnet gecesine kadar.Birden arkadasimin hediyesini evde unuttugumu farkettim.Gece garip olaylarin oldugunu bildigim için eve gitmeye korkuyordum.Eve yaklastigimda bazi çigliklar duymaya basladim.Musalla tasinin üzerinde garip isik büzmelerinin daire biçiminde döndügünü gördüm ve birden at sesleri gelmeye basladi.Ileriye dogru baktigimda atin üzerine binmis bir gelinin hizla musalla tasina dogru geldigini gördüm.Gelin bir süre musalla tasinin etrafinda dolastiktan sonra mezarliga girerek agit yakmaya basladi.Ben bu arada korkudan ne yapacagimi sasirdim.Daha sonra bir dügün alayinin gelip gelini alarak oradan hizla uzaklastigini gördüm.Bende dügün yerine kosup olanlari dedeme anlatmaya basladim.Dedem bana inanmadi.Ertesi sabah mezarliga bakmaya gittigimde bir gelin duvaginin bir mezara bagli olarak buldum.Bu duvagi dedeme gösterdigimde dedemin agladigini ve bu duvagin savasta gelinken sehit olan ablasina ait oldugunu ve mezarinsa sevdigine ait oldugunu söyledi.Bir kaç yil sonra Aksehir gölünün tasmasiyla köyümüz sel altinda kaldi, bir daha böyle bir olay görülmedi.


    Kan Kokusu
    Uzun süre oldu kuruyali, bayat kokusu ortaya çikali. Çok sicak bir yaz günü veya berbat bir kis günüydü belki. Sabah kalktigimda ellerimin oldugundan daha çok titremesinden anlamistim bugün kan kokusu alacagimi. Sigarama uzandim her zamanki gibi. Bir nefes, bir nefes daha. Sigara bile sakinlestirememisti titreyen, intikam isteyen ellerimi. Daha günes dogmamisti, belki o gün hiç dogmayacakti... Dogsa bile bakmayacakti sadece kurbanlarini gören uykulu gözlerim. Aynaya baktigimda soguk bir ten, kipkirmizi gözler ve titreyen eller görmek hiç sasirtmamisti bu sefer. Sanki uzun zamandir bekledigim gün buydu, evet evet o gün bugündü. Ne giydigimi hatirlamiyorum o gün. Muhtemelen soguktan koruyan bir bere veya günes gözlügü. Renklerin önemi yoktu.. kirmizinin, kanin rengi disinda. Herzaman yaptigim gibi ayni otobüse binecektim. Fakat bu sefer onlar beni degil, ben onlari öldürecektim. Hayatimda hiç olmadigim kadar sogukkanli. Her sabah gördügüm o soluk, nefret dolu, igrenç yüzler. Hepsi oradaydi yine. Farkina bile varamayacaklardi otobüsün camlarina fiskiracak kanlarin rengini, tadini. Ansizin çekiliverecekti o igrenç, ise yaramaz ruhlari bedenlerinden. Bir süre en nefret ettigimi seçmek için düsündüm. Sanirim bulmustum. Su hergün, maasini son kurusuna kadar yatirdigi o igrenç, muhtemelen "mezbaha" markali parfümünü sikan, igrenç bacaklarini otobüsteki her gözün içine sokan kaltakti galiba. Önce kurbani tanimak gerekiyordu. onu can çekisirken mi izlemeliydim, yoksa tek bir çiglik ve kan mi olmaliydi. Bir durak, bir durak daha. Inmesine 2 durak kala, artik zamanin geldigine inanmistim. Hala kararsizdim neyle öldürecegime ama ellerim o kadar siddetli titriyordu ki bu karari çabuk vermem gerekiyordu. Bu biçagi alirken ne için kullanacagimi bilmiyordum bile.. Fakat sonunda bir ise yarayacakti. Artik emin adimlar atma vaktiydi. Her zaman nasil oluyorsa oturdugu ayni koltuga dogru ilerlemeye basladim. Etrafimdakiler gözümdeki nefreti ve kararliligi görmüs olmalilar ki onlara çarpmama hiçbirsey söyleyemediler. Nabzim daha da hizlanmis, elimin titremesi çok daha normal gelmeye baslamisti. Bir metre daha ve ordaydim.. 2 veya 3 saniye sürmedi, büyüklügünü ancak o zaman anladigim biçagimi çikarip kaltagin gögsüne saplamam. Ummamistim bu kadar kan fiskiracagini, ummamistim parfümünün o an bu kadar güzel kokacagini. Bir daha ve bir daha sapladim.. Agzindan kan gelmesi daha da alevlendirmisti içimdeki vahseti. Suratimdaki sicaklik, hep bekledigim huzurdu sanki. Yorulmustum. Bir an olsun etrafa baktim.. Donup kalmislardi. Herzaman o gür sesiyle yüksek sesle konusan o.... çocugu. O da susuyordu. Bu korku ona yeterdi belki, belki yarinki otobüste anlatacagi birçok sey görmüstü. Peki ya ertesi gün? acaba onun kani da kirmizimiydi, en az bunun kadar igrenç miydi kokusu. Çok geçti artik ögrenmek için. Kapiya yaklastigimda, soförün ben söylemeden açtigi kapidan o otobüsün en sessiz yolcusu olarak indim herzamanki gibi. Son kalan sigarami içmek için en iyi zamandi


    Kara Büyü
    Bir gün ev arkadasimla can sikintisindan
    kendimize bir büyü bulmayi ve bunu insanlar üzerinde denemeyi düsündük öyle saçmasapan bazi kelimeleri bir araya getirdik ve bunlari ezberledik. Bu sadece ikimizin bilcegi bir büyü olmaliydi. Ama ne için yapilmasi gerektigine karar veremedik ve yattik.

    Ertesi gece yilbasi partisi için aldigim cadi sapkasini basima taktim ve üzerime siyah biseyler giydim bir mum yakip isiklari söndürdük. Bu büyüyü diger ev arkadaslarimdan birine yapacaktim. Olayi önemsemesi için onu inandirdik ve konsantre olmasini sagladiktan sonra büyüye basladim ve bir gece önce uydurdugumuz sözcükleri söylemeye basladim. Büyü bittikten sonra isiklari yakip gülmeye basladik. Büyüyü uydurdugum arkadasimla Sule'ye (büyüyü yaptigim arkadasim) gülüyorduk o ise hiç tepkisiz oturuyordu. Iste tam o sirada birden gök gürlemeye ve simsk çakmaya basladi. Elektrikler kesildi. Yazin ortasinda havanin böyle birden patlamasi bizi hem sasitmis hem de korkutmustu. Bi müddet öylece jeneratörün devreye girmesini bekledik .On saniyede devreye girmesi gerekirken girmedi Biz de mum yaktik ve bütün gece korkudan uyuyamadik.Yagmur sabaha kadar yagdi. Sule ise ateslendi ve ailesini çagirmamizi istedi. O gün ögrendik ki jeneratör bozulmus. Aksama dogru Sulenin ailesi geldi ve onu kayseri deki evlerine ***ürdüler.Bir ay sonra da gelip esyalarini aldilar ve Sule bir daha ne geldi ne aradi.

    Aradan 4 sene geçmesine ragmen bu büyü sözcüklerini ne kadar unutmaya çalissam da bi türlü unutamadim. Bazen aklima gelince bisey olcak diye korkarim.


    Cin ile Dalga Geçme
    17 yasindaydim ve annemin memleketi olan Giresun'daydik. Döndü abla o siralarda 22 yasinda falandi (annemin amcasinin kizi). O'nu her gece cinler döverdi ve üzerinde tasidigi kuran'i çikartmasi için baski yaparlardi. Birlikte yatiyorduk onlarda kaldigim zamanlarda ama sabahlari vücudunun her yerinde morluklar oluyordu bende ise hicbirsey olmuyordu ve hicbirsey hissetmiyordum... Bir gece Döndü, ablasi, ablasinin akrabasi Emine ve onun nisanlisi epey geç saate kadar oturduk. Döndü'nün annesi ise saat 11 gibi yatti uyudu baska odada. Biz hala sohbet ediyorduk. Saat gece 02.00 olmustu.. Ben cin cagirmayi önerdim. Bu onlarada cazip gelmis olacak ki kabul ettiler. KIKI adinda kibrit cinini hepiniz duymussunuzdur. Bir kutudan 4 tane kibrit çöpü aldik ve cin cagirdik dualarla. Bu islerden çok iyi anliyordu Döndü. Sorular soruyorduk kibritlerde saga sola hareketle bize cevap veriyordu. Ben yasiminda küçük olmasindan dolayi bayagi zirvalamaya baslamistim. Cin ile dalga geçiyordum. Yanimdakiler ise iyice korkmuslardi benim cine ileri geri konusmamdan! Beni sürekli sus diye uyariyorlardi. Neyse bir müddet sonra isik kendiliginden kapandi kalktim dügmesine bastim actim, arkami döndüm ki tekrar çat!! diye dügmeden kapandi isik.. Bulundugumuz oda köy evi oldugundan mutfak ve oturma odasi bir kullanilan bir oda.. Mutfak dolabi zangir zangir titremeye ve tabaklar birer birer yere dökülmeye basladi.. Hepimiz korkudan sapsari olmustuk TV açik degildi birden TV acildi. O zamanlar sadece TRT 1 gösteriyordu köy yerinde. Bilmedigimiz yabanci kanallar fisek gibi acilip kapaniyordu.. Biz binbir dua okuyarak cini göndermeye calisiyorduk. Artik yorulduk ve kibrit çöplerini masanin üzerine biraktik. Aman Allah'im cin gitmemisti, ve masanin üzerindeki kibrit çöpleri kendiliginden hareket ediyordu. Döndü'nün akrabasi olan kadin bayildi bayilacak. Saat 04.00 olmustu artik ve Döndü'nün akrabasi olan Eminenin nisanlisi eve gidecekti. Köy yerlerini bilirsiniz acayip sessiz ve ürkütücü olurlar. Evine gidecegi yol da ormanin içinden gecen ve derenin oldugu bir yer. Neyse bu çikti gitti ve biz cini göndermek icin ugrasmaya devam ettik.. Tabi ki basaramadik öyle kizdirmisim ki onu her yeri darmadagin etti diyebilirim... Ve isin ilginç yani yan odada yatan yengemin çit bile duymamis olmasiydi.. Sabah ezani okunurken hepimiz korkudan ve uykusuzluktan uyuyakalmisiz.. Yengemin sesiyle uyandik, ORTALIGIN HALI NE BÖYLE diye soruyordu. Ona anlattik o da ürperdi ve kizdi bize.. Emine'nin nisanlisi da ertesi günü geldi ve gece eve gittigi yolda onu taslamisti cinler, bu taslar pek bir yerine isabet etmemissede omuzuna ve alnina carpmis ve oldukca morarmisti.. Ayni gece ben ananemin evine gittim yatmaya ve o gece Döndü ablami da çok sikistirmislar ve acaip dövmüs cinler. Kiz günlerce vücudu ve yüzü morluklar içerisinde gezmek zorunda kaldi... Komsumuz olan bir hocaya olanlari anlattik! Hoca bile dehsete kapildi ve cinin beni yasim küçük oldugu için affettigini yoksa yetiskin bir insanin cinle o sekilde dalga geçse çarpilacagini, agzinin burnunun ters dönecegini söyledi...


    Ermis
    Daha henüz 9 yasimdaydim fal, ruh, cin, seytan vb. gibi seylere inanmazdim yeni insaa edilmis bir eve tasinmistik ama nedense bir türlü gece banyodan ve sokak kapisindan garip sesler geliyordu. Tasindiktan bir hafta sonra seslerin nereden kaynaklandigini anlamak için ben banyo, abim ise sokak kapisinin önünde bekliyordu. Fakat hiç bir sey gözükmüyordu ama ses vardi. Evimize hoca çagirdik dua okudu ve bize banyoya 1 kova su takunya ve havlu birakmamizi söyledi,neden diye sordugumuzda ise hiç bir sey söylemedi. Hocanin dediklerini aynen uyguladik o gece rüyama garip seyler girmisti beyazlar içinde elinde bir asa yasli biri el hareketiyle kizginligini anlatiyordu. Sabah kalktigimizda su bitmis takunyalar ve havlu islakti en ilginç olani ise kapinin kilidi açikti. Hocayi tekrar çagirdigimizda bize evin yapildigi konumda çok ama çok eskiden bir mezar oldugunu söyledi ve rüyama giren kisinin bir ermis oldugunu söyledi banyoda ise abdest almisertesi hafta evden tasindik ve su an orada hiçkimse oturmuyor. Ve tam 17 yasindayim.



    alıntı
     
  3. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    bundan yıllar önce 2 türk kızı üniversite okumak içn ingiltere'ye giderler.. İkisi de çok yakın arkadaşdırlar ve aynı yurtta kalırlar. Derken birgün kızlardan biri akşam ders çalışmak için ingiliz arkadaşlarından birinin evine gitmesi gerekir .akşama doğru okuldan çıkıştı yurda gelir ve diğer arkadaşına o gece ingiliz arkadaşına gideceğini söyler. Dğeri de kabul eder ve hava iyice kararınca kız yurttan çıkar. Yurttan bayağı bi uzaklaştıktan sonra kız çok önmli kitabını almadığını anlar. Ve yurda geri döner. Yurda geldiğinde diğer arkadaşının ışıkları kapatmış olduğunu görür ve onu rahatsız etmemek için kapının kenarındaki kitabını alır ve çıkar. Sabah olduğunda yurda geri döner ve bir bakar ki yurt arkadaşının cesetleri odasının her yanına dağılmış!.. duvara bakar ve beynine kaynar sular iner çünkü duvarda ingilizce "Işığı açmadığın için memnun musun ?" yazar.....
     
  4. jeriko

    jeriko Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    4 Kasım 2008
    Mesajlar:
    5.268
    Beğenileri:
    49
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    657
    Yer:
    Anadolu (bu kadar ayrıntı iyi)
    Banka:
    314 ÇTL
    Yok ya oraya hele hiç olmamış.Ben komik sanmıştım.
    Bu bölüm daha uygun.
     
  5. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL

    :D dimi
     

Sayfayı Paylaş