1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gazeteci

Konusu 'Fıkra' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 11 Kasım 2010 başlatılmıştır.

  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Eskiden buralarda biryerlerde fıkralar vardı bende naçizane günde bir tane eklerdim (sanıyorum emin değilim beyin travmasından sonra hiç bir şeyden emin değilim. Kim olduğumu bile bilmiyorum ben kimim burası neresi ? Ben niye habire Fırat abi diyorum ? Benim abim mi ? O kim ? Ödüle layık yönetici nedemek ? Diğerleri neden ödüle layık değiller ? Ödül nedir ? bunlarıda bilmiyorum )
    Ben buraya fıkrada yazmak lazım gerektiğini düşünüyorum Fıkra dediğin genel konularda olur değil mi ?

    Ülkede kriz gerçekleşmiş, iki genç Türk gazeteci atmışlar
    kendilerini yurtdışına... Bir iki hafta barlarda zaman geçirip,
    hayatın tadını cıkartmışlar. Sonra iş aramak için kapıları çalmaya
    başlamışlar. Bir gün, iki gün, bir hafta, iki derken, ümitleri
    iyice kırılmaya başlamış.
    O sırada bir ilanı görünce gözleri parlamış. Çiftlikte çalışacak
    işçi aranıyor' Koşarak gitmişler. Çiftlik sahibi, tepeden tırnağa
    süzmüş bizimkileri, sonra ellerine birer kürek tutuşturmuş, büyükçe
    bir ahırın kapısına götürmüş. Günde üç öğün yemek, saati 5 Euro
    karşılığında, ahırdaki gübreyi, 50 metre
    ilerideki kuyuya
    taşımalarını istemiş. Yatacak yer de vermiş. Umutsuzluktan umuda
    ulaşan bizim Genç Türkler bir haftalık işi iki günde
    bitirivermişler. Ahır pırıl pırıl olmuş. Çiftlik sahibi ağzı
    kulaklarında, bizimkilerin çalışmalarından son derece memnun,
    çiftlikte sürekli iş önermiş. Bizimkiler, bir daha sokaklara
    düşmemek için kabul etmişler.
    Adam, bu sefer onları tavuk çiftliğine götürmüş. Makinenin başına
    gelmişler, anlatmış olayı. Düğmeye basın, yürüyen bant çalışmaya
    başlar. Önünüzde iki kutu var, irileri sağ taraftakine, küçükleri
    sol taraftakine oyup, kutuları bantlayıp, ait oldukları kolilere
    yerleştireceksiniz."
    İş bu kadar basit, anlatmış ve gitmiş. Geçmişler bizimkiler birer
    tarafa basmışlar
    düğmeye, bant hareket etmiş, önlerine bir yumurta
    gelmiş, almışlar ellerine, bakmışlar, bakmışlar, "iyi mi, kötü mü,
    büyük ü, küçük mü" tartışmaya başlamışlar.
    Bu arada bant akmaya devam etmiş ve yumurtalar, bantın ucundan çöp
    tenekesine düşmeye başlamış.
    Çiftlik sahibi tesadüfen gelmiş yanlarına bakmış,
    onlarca yumurta boşa
    gidiyor, bizimkiler hala ellerinde bir yumurta tartışıyor.
    Durdurmuş bantı, "Ne yapıyorsunuz?" demiş kızgınlıkla... Gençler
    şaşkın bakınca,
    " Siz Türkiye'de ne iş yapıyordunuz?" diye sormuş.
    "Gazeteciydik!"
    "Belli" demiş adam, "Bok atmayı çok iyi beceriyorsunuz ama, iyiyle
    kötüyü ayırt etmeyi bir türlü
    beceremiyorsunuz!"
     

Sayfayı Paylaş