1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gecmisten Günümüze Tuvalet

Konusu 'İcatlar ve Keşifler' forumundadır ve wien06 tarafından 18 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    "Tuvalet yaşamın merkezidir. Annesinin oturakta otururken dünyaya getirdiği, geleceğin Almanya ve İspanya Kutsal Roma İmparatoru V. Charles için yaşam, bin beş yüzlerde bunlardan birinde başlamıştı. Ve bunlardan birinde ölen Elvis, tuvaletin bazıları için de ölümün merkezi olduğunu kanıtlamıştır" diyor Julie H. Horan, "Tuvaletin Sosyal Tarihi" adlı kitabında. Peki biz insanların; yaşamımızın neredeyse en önemli noktalarından birini oluşturan tuvalete dair bilgi ve birikimleri ne kadar?

    İlk tuvalete dair bilgiler, İ.Ö 3300 gibi erken bir tarihe ait. İlk tuvalet oturağı, kişinin arkasının rahatça uyacağı şekilde yapılmış büyük bir at nalını andırıyordu. O zamanlarda bile, şehirdeki kirli suyu uzaklaştıran kanallar kullanılıyordu. İsa'nın doğumundan altı yüzyıl önce, Etürya'yı yöneten Tarquinius Sperbus ise ilk çağın en büyük kanalını inşa etmişti. Cloaca Maxima adını taşıyan bu kanal; inşasından yirmi beş yüzyıl sonra, bugünkü Roma'da hala kullanılmaktadır. Eski Yunanlılar süslü lazımlıklarını gittikleri her yere beraberlerinde götürürlerken, Germenler ise, içi kireçtaşıyla örülmüş kuyuları bu iş için kullanıyorlardı.

    Ortaçağ'da parfüm kullanımının had safhaya ulaşmasının, dönemin tuvalet adabıyla yakından alakası vardı. Keşişlerin sıklıkla yanlarında taşıdıkları tütsü buhurdanlığı ve pompadurları da imdada koşan nesnelerdi. Ortaçağ şatolarını çevreleyen su dolu hendeklerin içindeki sular da çoğu zaman lağım sularını ihtiva ediyor, böylece şatolar herhangi bir dış saldırıya karşı bu yöntemle korunuyordu. Ortaçağ İngiltere'sinde, en çok para kazanılan mesleklerden biri, gongfermor ya da düzleyicilikti. Bu kelime, Saskonca'da kokuşmak anl¤¤¤¤¤ gelen; gang ve temizlemek anl¤¤¤¤¤ gelen; fey'den türetilen, fermor'dan geliyordu. Belediye Meclisleri, kuyulardan gelen kokular, halkı rahatsız etmeye başladığında, gongfermorları çağırıyor ve kuyuları temizlettiriyorlardı. Temizleyicilik işlerinin yanı sıra, bu kişiler çıkardıkları malzemeyi de çiftçilere gübre olarak satıyorlar ve bundan ek bir gelir elde ediyorlardı.

    Ortaçağın sonlarına doğru yapımına başlanan oturaklar, önceleri toprak veya madenden yapılırken, on altıncı yüzyılda Çin porseleninin keşfiyle, süslendi ve değeri arttı. Önceleri açıkta bırakılan bu çanaklar, sonraları mobilya içine saklanmaya başlandı.

    Yeniçağın gelmesiyle beraber, ilk tuvaletler ortaya çıktı. Bunlar; tahta ile örülmüş oturaklardan ya da tabureli oturaklardan oluşuyorlardı. Sir John Harinton(1561-1612) "mis kokulu" bir tuvaleti yani; Ajax'ı icat etti. Hatta, bununla da yetinmeyip; Metamorphosis of Ajax, yani Ajax'ın Başkaları isimli bir kitap yazdı. Kitabın basılmasına izin verilmedi fakat bu eser; resmi basım izni olmaksızın büyük bir başarı kazandı. Yalnızca Elizabeth dönemi mensuplarının çözebileceği öykü ve fıkralarla dolu olan kitap, mizahi ve zarif bir yaklaşımla tuvaletin özüne hücum ediyordu. Harington, şiirlerden yararlanarak, okuyucularını tuvalet kullanımı hakkında eğitiyordu. Kazandığı ün sonrasında, Sir Harington, Kraliçe Elizabeth'i, Richmond'daki sarayına kendi tuvaletlerinden birini koydurtmaya ikna etti.

    On sekizinci yüzyıl ortalarında; bir zamanlar uniseks olan oturak, cinsleri ayıran yeni bir araca dönüştü. 1739'da Paris'teki bir partide kutulu oturaklar, üzerinde "Hanımlar" ve "Beyler" yazan küçük kabinlere yerleştirilmişlerdi. Doğal olarak, hanımlara ait kabinin önündeki kuyruk, beylerin kabininin önündeki kalabalığın iki katı uzunluğundaydı. On sekizinci yüzyılda ve on dokuzuncu yüzyılın da uzunca bir bölümünde, Avrupa ve Amerika'da tuvaletlerin çoğu dışarıda, genellikle bahçenin yanında yapılmaya devam etti. Bazıları öylesine süslüydü ki, küçük bir evle karıştırmak bile mümkündü. Görünüşleri, salaş kulübelerden mermer saraylara kadar farklılık gösteren tuvaletler; sahiplerinin maddi gücünü yansıtıyordu. Bu dönemde tuvaletler, aynı anda birkaç kişinin kullanabileceği şekilde yapılmıştı. Bazılarında ise çocuklara uygun bir delik bile bulunuyordu.

    1700'lerin sonları; gerçek çağdaş temizlik olanaklarının başlangıcını simgeler. Basit klozetteki gelişmeler, bir sonraki yüzyılın çağdaş tuvaletine giden yolu açtı. Bu yeni icat ise, Alexander Cummings'in ilk sifonlu tuvalet için patent almasıyla başlayıp, Joseph Bramah'ın son düzenlemeleriyle doruğa ulaştı.

    On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde; Avrupa'daki doktorların çoğu, lağım çukurlarının yerini çağdaş bir kanalizasyon sisteminin almasından yanaydı. Çağdaş kanalizasyon sisteminin yerleştirilmesi, sudaki kirlenmeyi azaltarak, kentlerdeki yüksek ölüm oranını etkili bir biçimde düşürdü. Temizlik reformundan en son yararlananlar, her zamanki gibi yoksullar oldu. Zengin ve orta sınıf mahallelerinde kanalizasyonlar ve tuvaletler gittikçe yaygınlaşırken, yoksullar kentin varoşlarında, yaşadıkları kalabalık sefil apartmanlarda ya da bunların arka bahçelerinde bulunan helaları kullanıyorlardı. Paris'teki bu apartmanların lağım kuyuları, 2300 araba dışkı taşınarak boşaltılabilmişti. Bu yüzyılda yapılan kutulu oturaklar ve gece masalları, dikkati dışkılama eyleminden uzaklaştırıp müzik zevkine yöneltmeye çalıştı. Kutulu oturakların bir tipi, kapağı kaldırıldığı zaman oda müziği çalıyordu. Bir gece masası da oturağa ulaşmak için kapağı açıldığında müzik çalmaya başlıyordu. Viktorya çağı insanlarının bedensel işlevleri utanç verici olarak görmeleri sonucu, müzikal örtü kişinin hacetini giderirken çıkardığı gürültülerin işitilmesi kaygısını ortadan kaldırıyordu.

    Mayıs 1995'te, Hong Kong Uluslararası Tuvalet Sempozyumu'nda bir konuşma yapan Ching Vah-nan; şöyle demişti: "Samimiyetle şunu söylememe izin verin ki, yükselen şeyin çökmesi gerekir. Girenin de çıkması." Tuvaletin doğal gelişme sürecini göz önüne aldığımızda; banyonun günümüz evlerinde önem kazanması kaçınılmazdı. Yeni ev tasarımları, banyoyu eski boyutlarının üç katına çıkarmakla onun önemini yansıtmaktadırlar. Ezelden beri sadık dostumuz olan tuvaletlerin yanı sıra, jakuziler ve banyo küvetleri, lüks evlerde ise bidetler yan yana konulmaktadır.

    Yirminci yüzyılda çağdaş tuvaletin evrimi, bazı yaratıcı fikirleri sunmaktaydı. İlk WC'nin İngiltere'de icadından ve mükemmelleştirilmesinden sonra; dünyadaki bütün mucitler, yüzyılın buluşunu yaptıkları iddiasıyla yeni kalıplar yaratmaya başladılar. Bu yeni varyasyonların çoğu tuhaflıktan öteye gitmiyordu. Bu yeni buluşların çoğu üretim aşamasına gelmeden unutulsa bile, yaratıcılarının zekalarını yansıtmaktadırlar. Yine de insan; iki yüzyılın ardından, tuvaletin neden hala ilk biçimini koruduğunu merak etmekten kendini alamıyor.
     

Sayfayı Paylaş