1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gerekirciliğin Buhranı

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 17 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    GEREKİRCİLİĞİN BUHRANI

    1927 Yılında ortaya çıkan bu fikir devriminin ilk belirtilerini acaba nerede bulabiliriz? Şüphesiz ki, Max Planck'ın kuvantum teorisinde, ölümüne kadar (1947) bu büyük fizikçi, klasik gerekirciliğe sadık kalmıştı; oysa, ileri sürdüğü teori gerekirciliğin buhranına yolaçacaktı.

    Planck, gerekirciliğin, ancak kuvantum düzeyinde tehlikeye düştüğünü herkesten iyi bildiği halde, felsefi bir gerekirciliği, bilim açısından ısrarla savunmaya devam etti. Planck'ın hatası, birbirleriyle kısmen örtüşen Kausalitat ve Determinusmus sözlerini özdeş gibi ele almasından ileri geliyordu. Max Planck'a göre, nedensel zincirleniş, ancak, önceden söyleme ile ispatlanabilir: «Bir olay, ancak, kesin olarak önceden söylenebildiği zaman nedensel olarak şartlanmış demektir.»

    Planck, bu konutu (postulat) ortaya koyar koymaz, bir başka durumu da görmek zorunda kalmış ve bu durumu şu sözlerle dile getirmişti: «Bir fizik fenomenin ortaya çıkışını önceden kesin olarak söylemek mümkün değildir.» Oysa, bu cümle, yukarıdaki konut ile açıkça çelişiyordu ve Max Planck yanılmış değildi. Ama gerekirciliğe karşı olan fizikçilere bir teminat vermek ve onlarla, fizik kanunlarının istatistik özellik taşıdığını kabullenmek istiyordu. Çünkü bunlar, olasılık kanunlarıydı. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir: bu olasıcı fizikçiler (özellikle N. Bohr ve W. Heisenberg), ancak ve yalnız klasik gerekirciliği başarıyla çürütmüşlerdi.

    Bu gerekircilik ise, geleceği önceden keşfedici bir nitelik taşıyordu ve bundan ötürü metafizik bir renge bürünmüştü. Ama bu fizikçiler, A. Lalande'ın tanımladığı gerçek gerekirciliği, yani «önceki zorunlu sebepler»'e bağlı olan ve gerçekle, yani olayların karşılıklı etkisiyle ilintili olan gerekirciliği asla sarsamamışlardı.

    Heisenberg'in ileri sürdüğü bağıntılar, sonsuz küçük bir sistemde, herhangi bir ilk unsurun, hem durumunu hem de hızını aynı zamanda kesin olarak ölçmenin imkânsız olduğunu gösterdikleri için, gerekirciliğin, mikrokozmoz düzeyinde, tartışma konusu olabileceğini ortaya koyuyordu.

    Başka bir deyişle, sistem hakkında statik açıdan elde edilen bilgi, bu sistemin dinamik eğilimleri hakkında sağlam bilgi edinilmesini imkânsız kılıyordu (bunun tersi de doğruydu). Bu tamamlayıcılık bağlantısını ortaya koymayı, A. Niels Bohr başardı. Demek ki, Heisenberg'in bağıntılarından, genellikle «dalga fonksiyonu» diye adlandırılan sistemin oluşuyla ilgili bir yanılma ve kesinsizlik ortaya çıkıyordu. Çünkü, klasik fizikte ve duyusal dünyada, gözlemcinin araya girmesini, önemsiz bir şey olarak ele almak mümkün olduğu halde, kuvantum fiziğinde, olayı tanımlayan şey, gözlenen sistemle gözlem âletlerinin meydana getirdiği bölünmez bütün'dü.

    Heisenberg'in kararsızlık bağlantıları, evrensel bir yankı doğurdu, gerekirciliği ister istemez sarstı. Gerçekten de, totoloji hız, belli bir yer değiştirme olduğunu gösterdiğine göre, hem yeri (konum'u) hem de hız'ı, aynı zamanda kavramak nasıl mümkün olabilirdi?
     

Sayfayı Paylaş