1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Gıda Kültürümüz

Konusu 'Genel Sağlık Bilgileri' forumundadır ve Suskun tarafından 22 Kasım 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    Gıda Kültürümüz
    Sıhhatimizi koruyacak en önemli etkenlerden biri bilinçli ve doğru beslenmedir. Günümüz insanı günümüz çıkar kaynaklı dünya görüşünün beslenmeye el atması ve bu yüzden de gitgide patlayan hastalıklar gözününde bulundurulduğunda beslenme alışkanlıklarını tıbbi ve bilimsel anlamda tekrar analiz etmek ve davranışlannı ona göre düzenlemekle sorumlu hale gelmiştir.Bilimsel anaIizlerin dorukta olduğu günümüzde insanların gıda ve beslenmeye bakış açısı da olması gereken yere gelmeye başlamıştır. Yani artık her gıdada hangi besleyici unsurlar olduğu ve insanların yaşam tarzlarına göre bunları nasıl kullanması gerektiği tüm ayrıntılanyla açıklanmaktadır. Günümüze kadar gelen birtakım beslenme alışkanlıkları, çizelgeler, Türk, Fransız, Çin vb. mutfakları demode olarak yerini insan yaşamını en uygun şekilde ne idame ettirir sorusuna bırakmıştır. İnsanlara yaşaması için gerekli olan maddeler proteinler, vitaminler, mineraller, yağlar, karbonhidratlar ve sudur. Bu ana maddeleri bize direk olarak veren gıdalar ise meyveler, sebzeler, tahıllar, bakliyatlardır. Bu konudaki detaylı bilgileri tıp ve besIenme kitaplannı inceleyerek araştırmalıyız. Çağımızda şeker hastalığı, kanser, yüksek kolestrole bağlı felçler, enfarktüs vb. birçok hastalık şuurlu bir müminin gıda alışkanlıklarını tekrar gözden geçirmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Yazımızdan günümüz bilinçIi insanının bedenine en iyi şekilde nasıl bakacağını öncelikle neleri, nasıl yemesi gerektiğini ve piyasa şartlarına göre tutumunun ne olması gerektiğini ele alarak inceleyeceğiz.

    [​IMG]
    RAFİNE VE DOĞAL GIDALAR
    Dünyayı saran çağdaş yaşam tarzı, ürettiği sanayileşmiş besinlerle insan fıtratına ve doğaya da karışarak, gizli bir soykırım halinde, hastalanmadan ve uzun ömür yaşayan insanlann ömrünü kısaltıp, onlara hastalıklarla dolu muzdarip bir yaşamı, olağan bir mukadderat haline dönüştürmüştür. Çok uzun yaşayan ve hastalık bilmeyen Hunzalar (Afganistan'da yaşayan bir kavim) gibi doğal ve iklimine uyan besinler yerine, rafine gıdalar tüketen ve ileri diye nitelendirilen toplumlardaki insanlar kronik hastalıklara muzdarip olarak sıhhatsiz ve kısa bir yaşam sürmektedirler, Bu bağlamda öncelikle rafine gıdaların neler olduklarını ve yerini neyin alacağını bilmek zorundayız.
    Beyaz undan yapılan her gıda (börek, simit, makarna, beyaz ekmek, kek, pide, galeta, lahmacun, poğaça vs.):
    Çözüm: Buğday insan vücuduna en uygun ve en zengin gıdadır, Fakat önce kepek ve tohumundan ayrılarak önemli miktardaki vitamin ve minerallerini yitiren buğday, sindirim sistemini yoran ve tıbben peklik, kalın bağırsakta divertikül oluşumu, apandisit, bağırsak, kalın bağırsak kanseri, safrataşı, yüksek kolesterol vb. birçok hastalığa direkman veya dolaylı olarak neden olan bir madde halini almıştır. Bilimsel araştırmaların son asırda ortaya çıkardığı bu gerçeği bizler Sağlık Bakanlığı ,fırıncı odaları gibi yetkili mercilere, ekmek ve makarna fabrikalarına bildirmeliyiz. Onlar da buğdayı kepek ve tohumundan ayırmadan (böylelikle E vitamini, fosfor, manganez, sodyum vb. birçok değerli maddeyi hayvan yemi olarak israf etmeyerek) elektrikIi taş değirmenlerde öğütmeli ve ekmeği bu undan yapmalı, böylelikle en temel gıda maddemizi doğamıza en uygun şekliyle, bilimsel gerçeklerin doğrultusunda tüketmeliyiz. Şu andaki şartlarda ise buğdayı en iyi tüketim yolu, köylülülerin yaptığı pazarlarda satılan kepekli ekmeği almak, evde hazır satılan kepekIi unla saç ekmeği yapmak, bulgur pilavı yemek ya da yemlik kepekli buğdayı haşlayıp veya iki gün ıslatıp yumuşatarak (günde 2-3 tabak ekmek yerine yemektir. (Fırınlarda kepekli diye satılan kabarmış ekmekler makbül değildir, çünkü tam kepekli ekmek fazla kabarmaz.)


    Beyaz Pirinç: Son derece faydalı bir gıda olan pirincin şimdi bu çağdaş yaşam tarzı ile ne hale geldiğine bakalım. Kepeğinden ayrılan ve talkla cilalanıp parlatılan beyaz pirinç ağız tadına hitap eder. Fakat vitaminlerinin tümünü, madensel tuzlarının % 60'ını ve lipitlerinin % 80'ini kaybederek vücudu yoran peklik ve birçok diğer hastalığa sebep olan bir madde haline dönüşür. Pirinçten başka birşey yiyemeyen uzakdoğu ülkelerinde kepeğin alınması "beriberi" denen ciddi bir hastalığa yol açmıştır. Ülkemiz gıda bakımından zengin olduğu için insanlar bu hastalığa neden olan B-1 vitamini eksikliğini diğer gıdalardan gidermektedir. Fakat yine de bir besinden doğal ve tam vitaminleriyle faydalanmak varken. niye yanlış kullanarak emanet olarask veıilen vücudumuzu yoralım?
    Çözüm: Birtakım doğal gıda üreten şirketler, eczahaneler ve aktarlarda artık doğal kepekli pirinç satışına başlanmıştır· Bunları sorarak bulmalı ve satın almalıyız. Yapılacak bir diğer iş, çeltik (pirinci dış kabuğundan ayırma) fabrikalarından toptan satın almaktır. Fakat en iyisi yine yetkilileri, sağlık ile ilgili kuruluşlan, medyayı uvararak kepekli doğal pirincin yaygın kullanılmasını sağlamaya çalışmalıyız.


    Konserveler, Turşular: Besleyici nitelikleri çok düşüktür ve vücudu yorar. Yapılacak en iyi iş her meyve. ve sebzeyi taze bir şekilde mevsiminde tüketmektir. İlmi araştırmaların ortaya çıkardığı gerçek; her mevsimde değişik meyve ve sebzelerin insanların mevsimdeki bünyesel ihtiyaçlarına göre sunulduğudur. Bunlara ilaveten bir gayret de seracılık ya da dondurma yöntemiyle dört mevsim meyvesini dört mevsimde de pazara getirmeyi hedeflemektir. Unutmamalıyız ki iyi beslenmek para ile değil ancak bilinçle olur. Her mevsimin en faydalı meyve ve sebzesi hem çok hem de ucuz olanıdır. Yani yazın kanımızı sulandırarak vücudun su kaybını telafi eden karpuzu kışın yemek ne kadar mantıksızsa kışında yüksek C vitamini ve karbonhidratı ile bizi soğuğa karşı koruyan portakal ve muzu yazın yemek vücudumuzu şaşırtmaktan başka birşey olmaz.


    Her türlü gazoz, renkli, kolalı içecek, çay, kahve, sigara, meyve suyu:
    Ağız tadına (nefse) hitap ederek para kazanılmanın hedeflendiği tuzaklardan biri de gazoz, kolalı ve renkli meşrubatlar gibi, hiçbir vitamin, mineral vb. besleyici değeri olmayan, mideyi boşuna yoran, asitlendiren, kimyasal maddeler ve boyalar içererek çeşitli hastalıklara yolaçan içeceklerdir. Su. maden suyu, şifalı bitki içecekleri, meyveler. vücudun su ihtiyacını gideren en doğal kaynaklardır. Doğal bile olsa meyveleri suyunu sıkarak değil posasıyla yemek sindirim sistemimiz acısından en fıtri ve uygun yoldur. Bunlara ilaveten çay, kahve, kakao, sigara gibi uyarıcı, vücutta toksin birikimine yolaçan, öncelikle vücudu geçici olarak canlandırıp sonra çökerten ve bağımlılığa yolaçan bu maddelerin dopingvari tahribatlarından sakınmamız gerekir. Suudi Arabistan müftülüğünce bu yıl, ABD kanunlarınca geçen yıl; sigara, içki vb. muameleye tabi tutularak uyuşturucular kategorisine dahil edilmiştir. Hem bilimsel yönüyle çok büyük ve sayısız hastalıklara yolaçan bir illet olarak, hem birey ve toplum bütçesini zarara sokan bir israf aracı olarak hem de diğer insanları rahatsız edici bir unsur olarak sigara, bilinçli bir insanın elini süreceği bir nesne değildir.


    Sirke, salça, kavrulmuş yemişler, hazır çorba ve pudingler: Piyasada satılan, kar amacıyla suni şekillerde ve kimyasal maddeler eklenerek yapılanlar yerine evde yapılan .ve içinde ne olduğunu gördüğümüz salça ve sirkeyi tercih etmeliyiz. Maalesef gerek kanunlar, gerekse denetim ve cezaların yetersizliği ülkemizi kapitalizmin dünya üzerindeki en fırsatçı ve vahşice uygulandığı yerlerinden biri haline getirmiştir. Bu yüzden hazır çorba, puding vb. gıdaları alırken ambalajına veya reklamlara kanmamalı evde domates, mercimek, tarhana gibi doğal çorbaları, hazır tatlılar yerine meyveleri tercih etmeliyiz. Burada bahsedilen bir diğer husus da kavrulmuş yemişlerdir. Fındık. fıstık, ayçekirdeği gibi gıdaları mevsiminde ve taze iken yemeliyiz. Bu gıdalar uzun süre dayanması için kavrulurken tüm besin değerini yitirirler ve özellikle proteinler yüksek ısıda yağa dönüşerek özellikle karaciğeri yorucu bir hale gelirler. Zaten bunlardan biraz fazla yedikmi vücudun kaşınmaya başlamasının sebebi de budur. Yapılan deneylerde konserve, salça, sirke gibi maddeler vücuda girdiğinde vücut adeta bir saldırıya uğrayacakmış gibi akyuvarların artışına sebep olduğu gözlemlenmiş; sebze, meyve ve su alırken böyle bir olaya rastlanmamıştır.


    Beyaz şeker ve türevleri:
    Pancardan elde edilen ham şekeri toz,küp gibi şekillere getirmek ve rengini açıp tadını artırmak çeşitIi kimyasal işlemlerle olur. Dolayısıyla beyaz şeker ve bundan yapılan dondurma, lokum, reçel, kek, pasta, marmelat, çikolota vb. gıdalar şekerin çabuk ekşiyen maddeler olup sindirimle ilgili tüm organları olumsuz etkilemesi. kalsiyum hırsızlığı dolayısıyla dişleri çürütmesi ve kemiklerin kirecini kemirmesi, bedendeki B-1 vitaminini yok etmesi, bilinen ve bilinmeyen birçok kronik hastalığa yolaçması nedeniyle vitamin ve minerali olmayan sadece kalori ihtiva eden "ölü besinlerdir" ve terketmek gereklidir. Piyasada satılan ve taş kömür katranından elde edilen yapay tatlandırıcılar ise böbrekleri zehirleyen kimyasal maddelerdir. İnsan fıtratına en uygun şekerler ise tahıllar, bakliyatlar. yağlı bitkiler, sebze ve meyvelerde bulunan karbonhidrat, glikoz, früktoz, süt ürünlerindeki laktoz gibi şekere dönüşebilen ve vücudun enerji ihtiyacını karşılayan doğal şekerlerdir.


    Beyaz Tuz:
    Tuz beyazlaşıp toz hale gelene kadar birtakım kimyasal işlemler görür. Aşırı miktarda alınan tuz ise hücrelerin suyu atmasına engel olarak toksik artıkların çıkarılmamasına, migren, basur gibi hastalık ve arızalara zemin hazırlar. Tamamen tuzsuz beslenme ise bedendeki sıvı dengesizliğine ve genel bir cansızlığa neden olacağı için en iyisi; doğal ve insan kanındaki tuzun kimyasal bileşimine çok benzeyen deniz ya da kaya tuzu diye satılan tuzu kullanmaktır. Bu tuzu doğal gıda satan dükkanlarda arayarak buImak mümkündür.


    Tereyağ, margarin ve rafine sıvı yağlar:
    Bilimsel araştırmalarca az miktarda alınan yağ, vücudun günlük ihtiyacını karşılamaktadır. Bakliyatlar, tahıllar, zeytin, fındık, fıstık gibi yağlı gıdalar yağı doğal bünyelerinde barındırırlar. O halde çeşitli kimyasal işlemlerle preslenen, rengi ve kokusu giderilen ve piyasaya sürülen rafine yağlar, margarinler ve özellikle kolestrol ihtiva eden tereyağ gibi hayvani yağları ağzımıza sürmekten kaçınmalıyız. Bunun yerine doğal, üzerinde "sızma" yazılı yağları almak daha yerindedir. Doğal zeytinyağı için"zeytinyağı içiniz ve yağlanınız zira o mübarek ağaçtandır “hadisini hepimiz biliriz.



    Bakliyatlar (Kuru sebzeler):
    Genel sağlık açısından, sebze yemeklerini tercih
    ederek bakliyatları haftada 3-4 öğünden fazla yememek yerinde olur. Birçok ulusun içgüdüsel olarak uyguladıkları kuru fasülye-bulgur pilavı, barbunya-pirinç, soya-pirinç gibi ikili besin alımları hem vücuda giren protein oranındaki artışa sebep olduğu, hem de birbirlerindeki eksik amino asitleri tamamladıkları için bu şekilde yenmesi tavsiye edilir.




    PROTEİNLER
    İnsanlar için geçerli yapıtaşlarından biri proteinlerdir. Proteinler amino asitlerden oluşur. Bilimsel verilere göre insan vücudu için 22 adet amino asit gereklidir ve bunun 14'ünü kendi yapan vücut 8'ini dışardan almak zorundadır. Son bilimsel araştırmalar bu 8 gerekli amino asidi hem zengin bir şekilde içeren hem de vücudun yararlanmasının yüksek olduğu hayvani ürünler ve soya gibi gıdalara 1. sınıf veya iyi kaliteli, bakliyat ve tahıllar gibi düşük oranda protein içeren ve vücudun yararlanmasının düşük olduğu protein1eri 2. sınıf ya da düşük kaliteli proteinler diye tasnif etmiştir. Son W.H.O. (Dünya SağIık Teşkilatı) verilerince bir insanın günlük 1. sınıf protein ihtiyacının kilosu kadar gram (KG/G) olduğu saptanmıştır. Yani 50 kg.'lik bir insanın günde 50 gr. 1. sınıf protein alması gerekmektedir. Bir örnek olarak sığır etinde % 17 I. sınıf protein vardır o zaman 50 kg'lik bir insanın günde 300 gr. sığır eti tüketmesi gerekmektedir. Bu noktada ise hızla çoğalan dünya nüfusunun protein açığının gitgide artmakta olduğu görünüyor. Kapitalist tarzı et üretimini artırıcı kimyasal yemler ve hormonların kullanımı ise eti kanserojen bir madde haline dönüştürerek acaba ete alternatif ne olabilir sorusunu akla getirmektedir. Keza bu sene dünyadaki kasaplık hayvan sıkıntısıyla kendisi de darboğaza düşen Türkiye et ithal ederken yaşlı, hastalıklı hayvanlann, bozuk kansorejen ve kalitesiz etlerin alımı ile yüzyüze gelmiştir.
    Şimdi ise çok özel bir alternatifle karşı karşıyayız.Nüfusun çok yoğun olduğu Asya ülkelerinde 5.000 yıldır et yerine "Soya fasülyesi" kutsal bir bitki olarak kullanılmakta ve yabancılardan bir sır olarak saklanmaktaydı. Fakat özellikle 2. Dünya Savaşından sonra ekonomisi zayıf düşen ABD bir anda soyanın farkına vardı ve korkunç bir üretim patlamasıyla dünya birinciliğini ele geçirdi. İşte bilimsel analizler sonucu etin iki misli protein yapısına sahip ve ete kıyasla 20 misli ucuza gelen ve Asya ülkeleri gibi kalabalık kavimlerin şimdiyue kadar kullandığı bu "bitkisel altın" artık artan dünya nüfusunun protein ihtiyacını, içinde bulunduğumuz zamanda, etin yerini alarak karşılamaya aday gözükmektedir. Yeri gelmişken bu bitkinin hiç ya da çok az gübre istediğini, böcek ve zararlılara karşı çok dirençli olduğunu, ekiminin, hasatının çok kolay yapılabildiğini bu bitkiden batıda et, süt ürünleri taklitleri yapıldığını, kolesterol içermediği için çok sağlıklı olduğunu. sanayide 300 değişik yerde kullanıldığını ve ülkemizi şu zor ekonomik şartlardan kurtaracak belki de en önemli ekonomik ilaç olduğunu söylemek gerekmektedir. Dünyada soya üretimi patlaması yaşanırken (1981'de dünya üretimi 50 milyon ton iken 1994'te 136 milyon tona nerdeyse 3 misline çıktı) Türkiye'de ise 1980'lerde 110.000 ton olan soya üretimi 3 misli gerileyerek 1995'te 32.000 tona düşmüştür. Devletin biran önce bu duruma el koyması gerekmektedir. Bu konuda ülkemizi senelik en az 100 milyar dolar kâra taşıyacak projeler mümkündür.
    Günümüzde ise tıbbi kaynaklar hayvani gıdalardaki kolesterol, üre, asitürik gibi toksik maddeler ve kepek ve lif içermeyişleri açısından protein ihtiyacımızı özellikle az yağlı süt ürünleri ya da bitkisel kaynaklardan almamız gerektiğini söylemektedirler. "Ümmetimin en hayırlısı ömrü uzun, ameli salih olanıdır" hadisi uyarınca, 60 yıl yaşayan Zaro Ağa’nın (1774-1934) ömrü boyunca en çok bulgur ve yoğurt yediğini unutmayalım.





    BİLİNÇLİ BESLENME VE HASTALIKLAR
    Çağımız tıp anlayışının önde gelen prensiplerinden biri koruyucu hekimliktir. Yani insanlar hasta olup da deva arayana kadar tedbirlerini önceden alarak hasta olmamaya bakmalıdırlar. Bu ise dosyamızda e1e alınan kurallar doğrultusunda insan fıtratına uygun doğal gıdalar, ölçülü yeme, spor, oruç gibi dince ve ilimce belirtilmiş yöntemlerle sindirim sistemini yormamak ve vücutta toksin biriktirmemek ile olur. Bilinçli bir beslenme biçimi bizi şeker hastalığı, kanser, damar sertliği, felç gibi günümüzde sorun olan birçok kronik hastalıktan koruyucu rolüyle uzak tutacaktır. Televizyon karşısında oturup abur cubur atıştırma ya da fast-food dükkanlarındaki bilinçsiz beslenmeyi insanlara empoze eden ve bunu dünyadaki tüm ülkelerle birlikte bizim ülkemizde de alışkanlık haline getiren kapitalist Amerikan yaşam tarzını herhalde her konuda olduğu gibi sağlıkta da bizi koruyan bilimsel prensiplerle kıyaslamaya imkan yoktur. Ölçülü beslenerek sinir sisteminin zayıflamasını engelleme, bağırsakların aşırı yüklenmesi, gastrik mukozanın sinir uçlarını uyararak tüm sindirim aygıtının çökmesini engelleme ise bilimin sıkca vurguladığı bir gerçektir.
    Ülkemizde ise bazı zümrelerin övünerek söylediği Türk mutfağı ya da yeni yeni bir moda halinde ortaya çıkan Çin, Fransız vb. mutfaklarını da yeri gelmişken ele alaIım ve doğa mutfağı karşısındaki durumuna göz atalım .Çeşitli çeşitli gıdaları birbirine karıştıran türlü şekillerde pişirip ısıtan ve estetik kazandırmaya çalışılan Çin, Fransız vb. mutfakları en başta tıbben sakınılacak beslenme biçimleridir. Diyetisyenlerce önerilen besinlerin kullanımındaki en sağlıklı tarz; doğallık, tazelik, sadelik ve mümkün olduğunca az işlemdir.
    Ayrıyeten ilim peşinde koşmak her çağdaş insanın vazifesi olduğu için tıbbi kitapları da araştırmak zorunluluğumuz vardır. Özetle şöyle bir menünün ideal bir menü olduğunu bilimsel olarak ortaya koyabiliriz:

    SABAH: 2-3 dilim kepek ekmek + 100-150 gr. az yağlı peynir + 5-6 zeytin + bir meyve ya da salata.

    ÖGLE/AKŞAM: 2-3 dilim kepek ekmek (veya bir tabak bulgur, pirinç pilavı) + tabak az yağlı yoğurt+ sebze yemekleri (sebzenin yerini haftada 3-4 öğün bakliyat alabilir.)
    Bu beslenmeyi insanlar kilolarına, cinsiyetlerine, günlük enerji harcamalarına göre çizelgelerden faydalanarak az ya da çok olmak üzere ayarlayabilirler. Böyle bir beslenme bizi ayrıca birçok hastalıktan da koruyacaktır. Tıbbın ünlü ismi Hipokrat; "aldığın besin ilacın olsun, aldığın ilaç da besinin olsun" demiştir. Bünyemize uygun doğal gıdalar, sağlıklı ve uzun bir ömür sürmemizi sağlayacaktır. Muayyen zamanlarda oruç tutarak) sindirim sistemini dinlendirmek, arada bir vücuttaki artık maddeleri dışarı atıcı şerbet içme (sinameke), şişmanlıktan kaçınma, tok olarak yatma, yediğini eritme, yemekleri iyi çiğneme ise bilimsel olarak bildirilen diğer beslenme ve sağlık kurallarıdır.
    [​IMG]
     

Sayfayı Paylaş